Tekil Mesaj gösterimi
Alt 15. August 2009, 02:15 PM   #3
ÖmerFurkan
Site Yöneticisi
 
Üyelik tarihi: Sep 2008
Mesajlar: 455
Tesekkür: 34
85 Mesajina 163 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 100000
ÖmerFurkan will become famous soon enoughÖmerFurkan will become famous soon enough
Standart

ŞÜKÜR
Kur’an’da üzerinde çok durulmuş olan “şükür”, imanın gereği ve müminlerin temel görevidir. Nitekim birçok ayette inananlar, aynı zamanda “şükredenler” olarak nitelenmiştir.
“Şükür” ile zıt anlamdaki “küfran” sözcüğü ise bir müminin asla yapmayacağı bir davranış olan “nankörlük” demektir.
“Şükür” sözcüğünün anlamı zaman içerisinde değişime uğramış ve başta içerdiği anlam örgüsünü kısmen kaybetmiştir.
الشّكرŞükür”, “hayvanın yediği besini, verdiği süt ve semizliği ile belli etmesi” demektir. (Lisanü’l-Arab; c:5, s:163–165 ve Tacü’l-Arus; c:7, s:48–51)
Sözcüğün lügat anlamını şu örneklerle açıklamak mümkündür: Şükür, beslenen bir hayvanın yediklerinin karşılığını maddi olarak göstermesi demek olduğuna göre, bir tavuğun yumurta vermesi, bir ineğin süt vermesi, bir koyunun yün vermesi veya her üçünün de et verecek şekilde semirmesi bu anlamda hayvanın şükrü olmuş olur. Görüldüğü gibi, beslenen bu hayvanların dilleriyle veya beden tavırlarıyla sahiplerine gösterdikleri yaranma, yaltaklanma hareketleri “şükür” kapsamında değildir. Ancak seslerini dinletmeleri için beslenen papağan, bülbül, kanarya gibi hayvanların ötüşlerini de bir “şükür” olarak değerlendirmek gerekir. Çünkü bu işlevlerini yerine getirmeleri için beslenmektedirler.
Aynı kökten türemiş olan “teşekkür”, “müteşekkir” ve “şükran” sözcükleriyle birlikte Türkçede de kullanılan “şükür” sözcüğü, türevleriyle birlikte Kur’an’da toplam 74 kez yer almıştır. Aşağıda verilen ayetler dikkate alınarak “şükr”ün din terminolojisindeki anlamı şöyle ifade edilebilir:
Şükür, Allah’ın insanlara verdiği nimetlere karşı insanların da bu nimetlerin karşılığını Allah’a vermeleridir.
Sözcüğün gerçek anlamı, alınan şeye bir karşılık olarak verilenin de o şeyin cinsinden olmasını gerektirmektedir. Yani “şükür”ün lâf ile olmayacağı, gerek sözcüğün vaz’ [ilk] anlamından gerekse Kur’an’daki kullanımlarından anlaşılmaktadır. Şükrün ayetlerdeki kullanımı, onun insana verilen nimetin cinsinden verilerek yapılabilecek bir karşılık verme olduğunu göstermektedir. Ancak gerçek böyle olmasına rağmen sözcük gerçek anlamından uzaklaştırılmış ve “dilin şükrü”, “kalbin şükrü” ve “bedenin şükrü” gibi tasniflere tâbi tutulmuştur.
Şükür nimet karşılığıdır. Rabbimiz verdiği nimetleri hatırlatıp ondan sonra şükür talebinde bulunmaktadır:
Öyleyse Allah’ın size rızk olarak verdiği şeylerden helâl ve temiz olarak yiyin. Allah'ın nimetine şükredin, eğer gerçekten sadece O'na kulluk ediyorsanız. (Nahl/114)
Öyleyse Beni anın ki, Ben de sizi anayım. Ve Bana şükredin, Bana nankörlük etmeyin. (Bakara/152)
Sonra da o [Süleyman] onun kararından / sözünden gülerek tebessüm etti. Ve “Ey Rabbim! Bana ve ana babama verdiğin nimete şükretmemi ve hoşnut olacağın salihi işlememi gönlüme getir ve Rahmetinle, beni salih kullarının içine kat!” dedi. (Neml/19)
Ve Biz insana ana ve babasına ihsanı [iyilik yapmayı / güzel davranmayı] tavsiye ettik. Anası onu zahmetle taşıdı ve zahmetle bıraktı [doğurdu]. Ve onun taşınması ve ayrılması otuz aydır. Nihayet insan olgunluk çağına ulaşıp, kırk seneye geldiğinde der ki: “Rabbim! Bana ve ana babama ihsan ettiğin nimetlerine şükretmemi ve senin hoşnut olacağın salihi işlememi sağla. Benim için soyumdan salih kimseler kıl. Şüphesiz ben Sana yöneldim. Ve ben şüphesiz teslim olanlardanım.” (Ahkaf/15)
Şüphesiz ki, Rabbimiz insana sayamayacağı kadar nimet vermiştir. Başta aldığı nefes olmak üzere, sahip olduğu aile, mal, mülk ve diğer her şey, bütün bu nimetlerin de üstünde olarak Kur’an ve onun sayesinde nail olunan iman, hep O’nun verdiği nimetlerdendir. Dolayısıyla bütün bu nimetlerin karşılığının Rabbimize bire bir ödenebilmesi imkânsızdır. Bu durumda insanın yapacağı şey çok şükretmek, yani mümkün olduğu kadar, imkânlarının elverdiği kadar salih işlemektir.
Şükür nimetin artmasına, şükrün karşıtı olan küfür [nankörlük] ise nimetin elden gitmesine sebep olur. İnsan şükrettikçe, yani nimeti veren Allah’a karşılığını ödedikçe Allah da ona nimetini kat kat artırır; ayrıca ona huzur ve mutluluk verir.
Ve hani Rabbiniz size şöyle ilân etmişti: “Ant olsun ki şükrederseniz elbette size arttırırım ve eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok çetindir. (İbrahim/7)
Nankörlük edenler ise hem biriktireceğim diye hem de biriktirdiğimi koruyacağım ve daha da artıracağım diye maddî ve manevî sıkıntılara, azaplara duçar olur. Ayrıca Allah, verdiği nimeti elinden almak suretiyle onu cezalandırır.
Yüce Allah, “şükür” görevini yerine getirmek üzere kullarından her “hasene” getirene, getirdiğinin on katını vaat etmektedir [En’âm/160]. “İnfak, salihat” cinsinden davranışlarda bulunanların durumunu da bire yedi yüz veren daneye benzetmekte ve onlardan dilediği kişiler için daha da arttıracağını bildirmektedir [Bakara/261].
Yüce Rabbimizin Esma-i Hüsna’sından ikisi de “eş-Şakir [yapılanın karşılığını veren] ve “eş-Şekûr [yapılanın karşılığını çok çok veren]”dir.
Konu hakkındaki detaylı açıklamamız Ya Sin suresinin sonundadır. (Tebyinü’l-Kur’an; c.3, s: 322-328)
Firavun’un İsrailoğulları’na yaptığı işkenceleri şu ayetler ile hatırlamalıyız:
Ve hani bir zaman sizi, sizi azabın en kötüsüne çarpıtan, oğullarınızı boğazlayan, kadınlarınızı sağ bırakan Firavun ailesinden kurtardık. Ve bunda size Rabbiniz tarafından büyük bir bela vardır. (Bakara/49)
Şüphesiz ki Firavun, yeryüzünde yüceldi ve ehlini grup grup kıldı; onlardan bir taifeyi güçsüzleştirmek istiyor; bunların oğullarını boğazlıyor, kızlarını da sağ bırakıyordu. Şüphesiz ki o, bozgunculardan idi. (Kasas/4)
Konumuz olan ayetlerde Musa’nın (as) İsrailoğulları’na verdiği nakledilen öğütler, Musa’nın (as) ölmezden evvel İsrailoğulları’na Tevrat’tan özetlediği, tekrarladığı emirlerdir. Bunlar Kitab-ı Mukaddes’in Tesniye bölümünü oluşturmaktadır. Tesniye’nin konumuz olan ayetlerle örtüşen cümlelerini aşağıda naklediyoruz:
4 "Kulak ver, ey İsrail! Yahve Tanrımız'dır, O tektir.
5 Tanrınız Yahve'yi bütün yüreğinizle, bütün canınızla, bütün gücünüzle seveceksiniz.
6 Bugün size verdiğim bu buyrukları aklınızda tutun.
7 Onları çocuklarınıza benimsetin. Evinizde otururken, yolda yürürken, yatarken, kalkarken onlardan söz edin.
8 Bir belirti olarak onları ellerinize bağlayın, alnınıza takın.
9 Evlerinizin kapı sövelerine, kentlerinizin kapılarına yazın." (Tesniye, 6: 4-9)
12 "Şimdi, ey İsrail halkı, Tanrınız RABB sizden ne istiyor? Yalnız şunu istiyor: Tanrınız RABB'den korkun, O'nun yollarında yürüyün, O'nu sevin; bütün yüreğinizle, bütün canınızla O'na kulluk edin;
13 üzerinize iyilik gelsin diye bugün size bildirdiğim buyruklarına, kurallarına uyun.
14 Gökler de, en yüce katı da, yeryüzü ve içindeki her şey Tanrınız RABB'indir.
15 Öyleyken RABB atalarınızı sevdi, onlara bağlandı. Bugün olduğu gibi, onların soyu olan sizleri bütün halkların arasından seçti.
16 Yüreklerinizi RABB'e adayın bundan böyle dik başlı olmayın.
17 Çünkü Tanrınız Yahve, tanrıların Tanrısı, rablerin Rabbi'dir. O kimseyi kayırmayan, rüşvet almayan, ulu, güçlü, heybetli Tanrı'dır.
18 Öksüzlerin, dul kadınların hakkını gözetir. Yabancıları sever, onlara yiyecek, giyecek sağlar.
19 Siz de yabancıları seveceksiniz. Çünkü Mısır'da siz de yabancıydınız.
20 Tanrınız RABB'den korkun, O'na kulluk edin. O'na bağlı kalın ve O'nun adıyla ant için.
21 O övgünüzdür. Gözlerinizle gördüğünüz o büyük, heybetli belirtileri sizin için yapan Tanrınız'dır.
22 Mısır'a giden atalarınız yetmiş kişiydi. Şimdiyse Tanrınız RABB sizi göklerdeki yıldızlar kadar çoğalttı." (Tesniye 10: 12-22)
28 Eğer Tanrınız RABB'in sözünü iyice dinler ve bugün size ilettiğim bütün buyruklarına uyarsanız, Tanrınız RABB sizi yeryüzündeki bütün uluslardan üstün kılacaktır.
2 Tanrınız RABB'in sözünü dinlerseniz, şu bereketler üzerinize gelecek ve sizinle olacak:
3 "Kentte de, tarlada da kutsanacaksınız.
4 "Rahminizin meyvesi kutsanacak. Toprağınızın ürünü, hayvanlarınızın dölü -sığırlarınızın buzağıları, sürülerinizin kuzuları- bereketli olacak.
5 "Sepetiniz ve hamur tekneniz bereketli olacak.
6 "İçeri girdiğinizde de, dışarı çıktığınızda da kutsanacaksınız.
7 "RABB size saldıran düşmanlarınızı önünüzde bozguna uğratacak. Onlar size bir yoldan saldıracak, ama önünüzden yedi yoldan kaçacaklar.
8 "RABB'in buyruğuyla ambarlarınız dolu olacak. El attığınız her işte RABB sizi kutsayacak. Tanrınız RABB size vereceği ülkede sizi kutsayacak.
9 "Tanrınız RABB'in buyruklarına uyar, O'nun yollarında yürürseniz, RABB size içtiği ant uyarınca sizi kendisi için kutsal bir halk olarak koruyacaktır.
10 Yeryüzündeki bütün uluslar RABB'e ait olduğunuzu görecek, sizden korkacaklar.
11 RABB atalarınıza ant içerek size söz verdiği ülkede bolluk içinde yaşamanızı sağlayacak: Rahminizin meyvesi kutsanacak; hayvanlarınızın yavruları, toprağınızın ürünü verimli olacak.
12 RABB ülkenize yağmuru zamanında yağdırmak ve bütün emeğinizi verimli kılmak için göklerdeki zengin hazinesini açacak. Birçok ulusa ödünç vereceksiniz; siz ödünç almayacaksınız.
13 RABB sizi kuyruk değil baş yapacak. Eğer bugün size ilettiğim Tanrınız RABB'in buyruklarını dinler, onlara iyice uyarsanız, altta değil, her zaman üstte olacaksınız.
14 Bugün size ilettiğim buyrukların dışına çıkmayacak, başka ilahların ardınca gitmeyecek, onlara tapmayacaksınız."
Lanetler
15 "Ama Tanrınız RABB'in sözünü dinlemez, bugün size ilettiğim buyrukların, kuralların hepsine uymazsanız, şu lanetler üzerinize gelecek ve size ulaşacak:
16 "Kentte de, tarlada da lanetli olacaksınız.
17 "Sepetiniz ve hamur tekneniz lanetli olacak.
18 "Rahminizin meyvesi, toprağınızın ürünü, sığırlarınızın buzağıları, sürülerinizin kuzuları lanetli olacak.
19 "İçeri girdiğinizde lanetli olacaksınız; dışarı çıktığınızda da lanetli olacaksınız.
20 "RABB'e sırt çevirmekle yaptığınız kötülükler yüzünden el attığınız her işte O sizi lanete uğratacak, şaşkına çevirecek, paylayacak. Sonunda üzerinize yıkım gelecek ve çabucak yok olacaksınız.
21 RABB, mülk edinmek için gideceğiniz ülkede sizi yok edinceye dek, salgın hastalıkla cezalandıracak.
22 Veremle, sıtmayla, iltihapla, yakıcı sıcaklıkla, kuraklıkla, samyeliyle, küfle cezalandıracak. Siz yok oluncaya dek bunlar sizi kovalayacak.
23 Başınızın üstündeki gök tunç, ayağınızın altındaki yer demir olacak.
24 RABB siz yok oluncaya dek gökten yağmur yerine ülkenize toz ve kum yağdıracak.
25 "RABB sizi düşmanlarınızın önünde bozguna uğratacak. Onlara bir yoldan saldıracak, ama önlerinden yedi yoldan kaçacaksınız. Yeryüzündeki bütün uluslar için dehşet verici bir örnek olacaksınız.
26 Ölüleriniz gökteki bütün kuşlara ve yabanıl hayvanlara yem olacak; onları korkutup kaçıran kimse olmayacak.
27 RABB sizi iyileşemeyeceğiniz Mısır çıbanıyla, urlarla, kaşıntıyla, uyuzla vuracak.
28 RABB sizi delilikle, körlükle, şaşkınlıkla cezalandıracak.
29 Öğle vakti körlerin karanlıkta el yordamıyla yürüdüğü gibi yürüyeceksiniz. Yaptığınız her şeyde başarısız olacak, sürekli sıkıştırılacak, yağmalanacaksınız. Sizi kurtaran olmayacak.
30 "Bir kızla nişanlanacaksınız, ama başka biri onunla yatacak. Ev yapacak ama içinde oturmayacaksınız. Bağ dikecek ama üzümünü toplamayacaksınız.
31 Öküzünüz gözünüzün önünde kesilecek ama etini yemeyeceksiniz. Eşeğiniz zorla sizden alınacak, geri getirilmeyecek. Davarlarınız düşmanlarınıza verilecek. Sizi kurtaran olmayacak.
32 Oğullarınız, kızlarınız gözlerinizin önünde başka bir ulusa verilecek. Her gün onları gözlemekten gözlerinizin gücü tükenecek. Elinizden bir şey gelmeyecek.
33 Tanımadığınız bir halk toprağınızın ürününü ve bütün emeğinizi yiyecek. Sürekli sıkıştırılacak, ezileceksiniz.
34 Gözlerinizle gördükleriniz sizi çıldırtacak.
35 RABB dizlerinizi, bacaklarınızı tepeden tırnağa iyileşmeyen ağrılı çıbanlarla vuracak.
36 "RABB sizi ve başınıza atayacağınız kralı sizin de atalarınızın da bilmediği bir ulusa sürecek. Orada ağaçtan, taştan yapılmış başka ilahlara tapacaksınız.
37 RABB'in sizi süreceği bütün uluslar başınıza gelenlerden dehşete düşecek; sizi aşağılayacak, sizinle eğlenecekler.
38 "Çok tohum ekecek, ama az toplayacaksınız. Çünkü ürününüzü çekirge yiyecek.
39 Bağlar dikecek, bakımını yapacak, ama şarap içmeyecek, üzüm toplamayacaksınız. Onları kurt yiyecek.
40 Ülkenizin her yerinde zeytinlikleriniz olacak, ama zeytinyağı sürünmeyeceksiniz. Zeytin ağaçlarınız ürününü yere dökecek.
41 Oğullarınız, kızlarınız olacak, ama sizinle kalmayacaklar, sürgüne gönderilecekler.
42 Bütün ağaçlarınızı, toprağınızın ürününü çekirgeler yiyecek.
43 "Aranızdaki yabancılar yükseldikçe yükselecek, sizse alçaldıkça alçalacaksınız.
44 O sana ödünç verecek, ama sen ona ödünç vermeyeceksin. O baş, sen kuyruk olacaksın.
45 "Bütün bu lanetler başınıza yağacak. Yok oluncaya dek sizi kovalayacak ve size erişecek. Çünkü Tanrınız RABB'in sözünü dinlemediniz, size verdiği buyrukları, kuralları yerine getirmediniz.
46 Bu lanetler siz ve soyunuz için sonsuza dek bir belirti, şaşılası bir olay olarak kalacak.
47 Madem bolluk zamanında Tanrınız RABB'e sevinçle, hoşnutlukla kulluk etmediniz,
48 RABB'in üzerinize göndereceği düşmanlara kölelik edeceksiniz. Aç, susuz, çıplak kalacaksınız; her şeye gereksinim duyacaksınız. RABB sizi yok edinceye dek boynunuza demir boyunduruk vuracak.
49 "RABB uzaktan, dünyanın öbür ucundan bir ulusu - dilini bilmediğiniz bir ulusu - birden çullanan bir kartal gibi başınıza getirecek.
50 Yaşlılara saygı, küçüklere sevgi beslemeyen acımasız bir ulusu.
51 Siz yok oluncaya dek hayvanlarınızın yavrularını, toprağınızın ürününü yiyip bitirecekler. Size ne tahıl, ne şarap, ne zeytinyağı, ne sığırlarınızın buzağılarını, ne de sürülerinizin kuzularını bırakacaklar; ta ki, siz ortadan kalkıncaya dek.
52 Güvendiğiniz yüksek, dayanıklı surlar yerle bir oluncaya dek ülkenizdeki bütün kentlerde sizi kuşatacaklar. Tanrınız RABB'in size verdiği ülkedeki bütün kentleri kuşatacaklar.
53 "Kuşatma sırasında düşmanınızın vereceği sıkıntıdan rahminizin meyvesini, Tanrınız RABB'in size verdiği oğulların, kızların etini yiyeceksiniz.
54 Aranızdaki en yumuşak, en duyarlı adam bile öz kardeşine, sevdiği karısına, sağ kalan çocuklarına acımayacak;
55 yediği çocuklarının etini onların hiçbiriyle paylaşmayacak. Çünkü düşmanın kuşatma sırasında sizi sıkıştırması yüzünden kentlerinizde hiç yiyecek kalmayacak.
56-57 Aranızda en yumuşak, en duyarlı kadın -yumuşaklığından ve duyarlılığından ayağının tabanını yere basmak istemeyen kadın- bile sevdiği kocasından, öz oğlundan, kızından, plasentayı ve doğuracağı çocukları esirgeyecek. Çünkü kuşatma sırasında düşmanın kentlerinizde size vereceği sıkıntıdan, yokluktan onları gizlice yiyecek.
58 "Bu kitapta yazılı yasanın bütün sözlerine uymaz, Tanrınız Yahve'nin yüce ve heybetli adından korkmazsanız,
59 RABB sizi ve soyunuzu korkunç belalarla, büyük ve sürekli belalarla, ağır, iyileşmez hastalıklarla vuracak.
60 Sizi ürküten Mısır'ın bütün hastalıklarını yeniden başınıza getirecek; size yapışacaklar.
61 Siz yok oluncaya dek RABB bu Yasa Kitabı'nda yazılmamış her türlü hastalığı ve belayı da başınıza getirecek.
62 Gökteki yıldızlar kadar çok olan sizler, sayıca az bırakılacaksınız. Çünkü Tanrınız RABB'in sözüne kulak vermediniz.
63 Size iyilik yapmak, sizi çoğaltmak RABB'i nasıl sevindirdiyse, sizi yıkmak ve yok etmek de öyle sevindirecektir. Mülk edinmek için gideceğiniz ülkeden sökülüp atılacaksınız.
64 "RABB sizi dünyanın bir ucundan öbür ucuna, bütün halklar arasına dağıtacak. Orada sizin de atalarınızın da tanımadığı, ağaçtan ve taştan yapılmış başka ilahlara tapacaksınız.
65 Bu uluslar arasında ne esenliğiniz ne de dinlenecek bir yeriniz olacak. Orada RABB size titreyen yürekler, umutsuzluk ve bakmaktan yorulmuş gözler verecek.
66 Sürekli can kaygısı içinde yaşayacaksınız. Gece gündüz dehşet içinde olacaksınız. Yaşamınızın güvenliği olmayacak.
67 Yüreğinizi kaplayan dehşet ve gözlerinizin gördüğü olaylar yüzünden, sabah, 'Keşke akşam olsa!', akşam, 'Keşke sabah olsa!' diyeceksiniz.
68 Bir daha görmeyeceksiniz dediğim yoldan RABB sizi gemilerle Mısır'a geri gönderecek. Orada erkek ve kadın köle olarak kendinizi düşmanlarınıza satmaya kalkışacaksınız; ama satın alan olmayacak." (Tesniye; 28: 1-68)
Musa (as) ve kavmiyle ilgili İbrahim suresindeki bu kısa değininin amacı, Musa’nın (as) kavmi örnek verilerek Mekke müşriklerine onlar gibi nankör olmamaları mesajını vermektir.
9 - Sizden öncekilerin; Nuh kavminin, Âd, Semûd ve onlardan sonra gelenlerin haberleri size gelmedi mi? Onları, Allah'tan başkası bilmez. Elçileri onlara apaçık kanıtlarla geldi de onlar, ellerini, onların [elçilerin] ağızlarına götürdüler. Ve: “Biz sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyi inkâr ettik ve şüphesiz biz, bizi çağırdığınız şeyden de şekk [yetersiz bilgi] ve endişe içindeyiz” dediler.
10 - Elçileri dedi ki: “Gökleri ve yeri yaratan, sizi günahlarınızı bağışlamak için çağıran ve belirlenmiş bir süreye kadar sizi erteleyen Allah hakkında şekk mi var?” Onlar: “Siz sadece bizim gibi bir beşersiniz, bizi babalarımızın taptıklarından alıkoymak istiyorsunuz. O halde bize apaçık bir delil getirin!” dediler.
11, 12 - Elçileri onlara dediler ki: “Biz ancak sizin gibi bir beşeriz. Velâkin Allah kullarından dilediğini kayırır. Ve Allah’ın izni olmadıkça bizim için size bir delil getirmemiz olacak şey değildir. Onun için de inananlar sadece Allah’a tevekkül etsinler. Ve bize yollarımızı göstermişken, neden biz Allah'a tevekkül etmeyelim! Ve elbette biz, bize yaptığınız eziyetlere sabredeceğiz. Tevekkül edenler de yalnız Allah'a tevekkül etsinler."
13, 14 – Ve inkâr eden kimseler, elçilerine: “Ya sizi mutlaka yurdumuzdan çıkaracağız, ya da mutlaka bizim milletimize döneceksiniz!” dediler. Rableri de onlara: “Biz zalimleri mutlaka helak edeceğiz ve onlardan sonra sizi mutlaka o yere yerleştireceğiz. Bu, makamımdan ve tehdidimden korkan içindir” diye vahyetti.
Musa peygamber ile ilgili bir hatırlatma yapıldıktan sonra, bu ayet grubunda da Musa’dan önceki elçilere ve bu elçilerin kendi toplumları ile olan mücadelelerine, Rabbimizin o elçilere yaptığı vahiylere değinilmiştir.
Yüce Allah, Nuh’tan (as) bu yana, tevhid akidesini yerleştirmek, yeryüzünde zulüm ve fesadı engelleyip adaleti sağlamak amacıyla birçok peygamber göndermiştir. Peygamberler toplumlarına Allah’ın rahmet ve bağışını haber vermiş fakat hepsi de elçilerinin ağzını tıkayıp gerçeği söylemelerine engel olmaya çalışmıştır. “Siz sadece bizim gibi bir beşersiniz, bizi babalarımızın taptıklarından alıkoymak istiyorsunuz. O halde bize apaçık bir delil getirin” diyerek elçilere karşı çıkmışlardır.
Daha önce de açıklandığı gibi, Mekke müşrikleri elçinin içlerinden biri, bir beşer oluşunu kabullenemiyorlardı. Onlara göre elçi ya melek olmalıydı, ya da beraberinde bir melek bulunmalıydı. Üstelik çok da zengin olmalıydı. Bu konulara ait detay daha evvel Furkan ve İsra surelerinde (Tebyinü’l-Kur’an; c:3, s:351, 352 ve c:4, s:404-412) yer almıştır.
Bunun üzerine elçiler Allah’tan aldıkları emirle onlara “Biz ancak sizin gibi bir beşeriz. Velâkin Allah kullarından dilediğini kayırır. Ve Allah’ın izni olmadıkça bizim için size bir delil getirmemiz olacak şey değildir. Onun için de inananlar sadece Allah’a tevekkül etsinler. Ve bize yollarımızı göstermişken, neden biz Allah'a tevekkül etmeyelim! Ve elbette biz, bize yaptığınız eziyetlere sabredeceğiz. Tevekkül edenler de yalnız Allah'a tevekkül etsinler” demişlerdir.
Tüm bunlardan sonra müşrikler azgınlıklarını artırarak “ya bizim dinimize dönersiniz, ya da sizi buradan sürüp çıkaracağız” diyerek elçilere eza ve cefa etmişlerdir. Sonunda Allah, elçilere “Biz zalimleri mutlaka helak edeceğiz ve onlardan sonra sizi mutlaka o yere yerleştireceğiz. Bu, makamımdan ve tehdidimden korkan içindir” diye vahyederek onlara güç kuvvet vermiştir.
Zalimlerin elçilere dirençle karşı koyuşları daha evvel de birçok surede genişçe anlatılmıştı. Burada Resulullah’ın da başına bir takım sıkıntıların geleceği bildirilirken aynı zamanda karşı tutumlarını sürdüren Mekkeli müşriklere de akıbetlerinin o direnişçilerden farklı olmayacağı mesajı verilmiştir.
ÖmerFurkan isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla