Tekil Mesaj gösterimi
Alt 28. September 2008, 01:57 AM   #7
ÖmerFurkan
Site Yöneticisi
 
Üyelik tarihi: Sep 2008
Mesajlar: 455
Tesekkür: 34
85 Mesajina 163 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 100000
ÖmerFurkan will become famous soon enoughÖmerFurkan will become famous soon enough
Standart

Bu ayette insanların hayat hakkı üzerinde durulmakta ve Arapların cana kıyma konusundaki âdetlerine değinilmektedir. Cahiliye Arapları kendi yakınlarından biri öldürüldüğünde ölenin öcünü almak için uğraşır, sadece katili öldürmekle ye*tinmeyip katilin yakınlarını da öldürerek öç ve intikamda haddi aşarlardı. Hele katilin sülâlesinden güçlü olduklarında daha da ileri giderlerdi.
Rabbimiz bu ayetiyle böyle gelenekleri olan bir topluma cinayetlerle ilgili olarak bir kanun koymuş, ölenin velisi*ne kısas hakkı tanımakla birlikte bu hakkın kötüye kullanılmasını kesinlikle men etmiştir.
Ayetteki “Allah’ın haram kıldığı nefsi öldürmeyin” emri sadece insanın bir başkasını öldürmesini değil, kişinin kendini öldürmesini de kapsamaktadır. Bu sebeple intihar da cinayet kadar büyük bir günahtır.
Kısas uygulamasında dikkate alınması gereken bir husus da kısas uygulanacak kişinin fiziksel ve zihinsel bakımlardan erişkin ve yeterli olması gerektiğidir. Bu, “ نفس nefs” sözcüğünün “fiziksel ve zihinsel bakımlardan mükemmel olan kişi” anlamına gelmesi dolayısıyladır. Aksi hâldeki bir kısas uygulamasının zulüm olacağı ortadadır.
Kısas konusuna başka ayetlerde de yer verilmiş ve bu yetki bazı durumlarda büyük ölçüde kısıtlanmıştır:

Ey iman etmiş olan kişiler! Öldürmede/ öldürülenlerde kısas size farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın… Ama her kim, onun [ölenin] kardeşi tarafından bir şey karşılığı bağışlanırsa, o zaman örfe uymalı, ona güzellikle ödemelidir. Bu, Rabbiniz tarafından bir hafifletme ve bir rahmettir. Artık kim sınırları aşarsa artık acı veren azap onun içindir.
Ey kavrama yeteneği olanlar! Kısasta sizin için hayat vardır. Ümit edilir ki, takvalı davranırsınız. (Bakara/178, 179)

Sizinle savaşanlarla Allah yolunda savaşın ve sınırları aşmayın. Şüphesiz ki Allah, sınırları aşanları sevmez. (Bakara/190)

Ve hata dışında bir mümin, diğer bir mümini öldüremez. Ve kim bir mümini hataen öldürürse, mümin bir köleyi özgürlüğe kavuşturmalı ve ölenin ailesine [vârislerine] teslim edilecek bir diyet vermelidir. -Ancak ölünün ailesinin bağışlaması müstesnadır.- Eğer öldürülen, mümin olmakla beraber size düşman bir kavimden ise, o zaman, öldürenin [mümin kâfir ayırımı yapmadan] bir köleyi özgür bırakması gerekir. Eğer öldürülen sizinle aralarında antlaşma olan bir kavimden ise, öldürenin, ölenin ailesine diyet vermesi ve mümin bir köleyi özgürlüğüne kavuşturması gerekir. Bunlara gücü yetmeyenin de Allah tarafından tövbesinin kabulü için arka arkaya iki ay oruç tutması gerekir. Allah, Aliym’dir [her şeyi bilendir], Hakiym’dir [yasa koyandır].
Ve kim bir mümini kasten öldürürse, işte onun cezası, içinde süreklikalmak üzere cehennem*dir. Ve Allah ona gazap etmiş, lânetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır. (Nisa/92, 93)

De ki: “Geliniz, Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana babaya iyilik edin, imlak haşyetiyle [fakirlik endişesiyle/ fakirleştirirliriz korkusuyla] çocuklarınızı öldürmeyin. Sizi ve onları Biz rızklandırıyoruz. Ve kötülüklerin açığına ve gizlisine yaklaşmayın. Haksız yere Allah’ın haram kıldığı nefsi öldürmeyin. İşte bunlar, aklınızı kullanasınız diye O’nun size vasiyet ettikleridir. (En’am/151)

Ve işte o kişiler [Rahman’ın kulları], Allah ile beraber başka bir ilâha yalvarmazlar. Allah’ın haram kıldığı canı öldürmezler. -Ancak Hakk ile öldürürler.- Zina da etmezler. -Ve kim bunları yaparsa, günahla karşılaşır. Kıyamet günü azabı kat kat olur ve orada, alçaltılarak sürekli olarak kalır. Ancak tövbe eden, iman eden ve salihi işleyenler müstesna. İşte Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Ve Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir. Ve her kim tövbe eder ve salihi işlerse, kesinlikle o, tövbesi kabul edilmiş olarak Allah’a döner.- (Furkan/68, 71)

Kur’an’da hakk ile nefsi öldürmeye, Kısas yolu dışında sadece savaş [cephe savaşı veya Allah ve elçisine, yani dine karşı savaş] sebebiyle izin verilmiş olup bu hususu belirleyen ayetlerden bir kaçı şunlardır:

Kendilerine savaş açılan kimselere kendileri zulme uğramaları nedeniyle izin verildi. Ve şüphesiz ki Allah onları zafere ulaştırmaya gücü yetendir. (Hacc/39)

Allah ve Resulüne karşı savaşan ve yeryüzünde fesat çıkarmaya çalışanların karşılığı, ancak öldürülmeleri veya asılmaları yahut ayak ve ellerinin çaprazlama/ arka arkaya kesilmesi, ya da yeryüzünden sürgün edilmeleridir. Bu, onlar için dünyada bir zillettir. Ahirette de onlar için büyük bir azap vardır. (Maide/33)

Ve sizinle savaşanlarla Allah yolunda savaşın [ölün, öldürün]. Ve haddi aşmayın. Şüphesiz Allah, haddi aşanları sevmez. (Bakara/190)

Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten, onlara adaletli davranmaktan men etmez. Şüphesiz ki Allah adalet yapanları sever. (Mümtehıne/8)

Sizden güvende olmak ve kendi kavimlerinden güvende olmak isteyen diğerlerini bulacaksınız. Bunlar fitne için her davet olunuşlarında onun içine baş aşağı dalarlar. Öyleyse bunlar, eğer sizden uzak durmazlarsa ve size barış önermezlerse ve ellerini [güçlerini] çekmezlerse hemen kendilerini bulduğunuz yerde yakalayın ve öldürün. Ve işte bunlar, onların aleyhinde size verdiğimiz apaçık bir güçtür [yetkidir]. (Nisa/91)

Kur’an’da cana kıymanın sadece bu iki yolla mazur sayılacağı bildirilmiş olmasına rağmen, maalesef yine bazı rivayetler dikkate alınarak dinden dönenlerin, zina edenlerin, namaz kılmayanların, zekat vermeyenlerin, homoseksüellik edenlerin, büyücülerin, hayvanla cinsel ilişki kuranların da öldürüleceğine dair hükümler konulmuştur.


34 - Ergenlik çağına erinceye kadar yetimin malına da yaklaşmayın -en güzel bir şekilde olması müstesna-. Ahdi de yerine getirin. Şüphesiz ahitte [verilen sözde] sorumluluk vardır.

Bu ayetteki “yaklaşmayın” emri de çoğuldur, yani tüm kişileri ve kurumları muhatap almaktadır. Bir tavsiye şeklinde olmayıp zorunluluk ifade eden bu emre “en güzel bir şekilde olması müstesna” ifadesiyle getirilen istisna, bize göre, yetimin malının muhafaza edilmesi ve malın gelir getirmesinin sağlanması gibi yollardır. Bilindiği gibi, yetim hakkının gözetilmesi İslâm dininin ilk sosyal emridir. Rabbimiz, namazdan, niyazdan, oruçtan önce inananlara yetimin kahredilmemesi ve yetimin kerimleştirilmesi [saygınlaştırılması] emirlerini vermiştir:

Hayır… Hayır… Doğrusu siz yetimi kerimleştirmiyorsunuz. Yoksulun yiyeceği üzerine birbirinizi teşvik etmiyorsunuz. Oysa mirası yağmalarcasına öyle bir yiyişle yiyorsunuz ki! Malı öyle bir sevişle seviyorsunuz ki, yığmacasına! (Fecr/17-20)

O hâlde yetimi kahretme! (Duha/9)

Dini yalanlayan şu kimseyi gördün mü? İşte odur, yetimi itip kakan ve yoksulun yiyeceği üzerine teşvik etmeyen kimse. (Maun/1-3)

Bu emir daha sonra Nisa/1-10 ve 127, Bakara/83, 177 ve 215, Enfal/41, Haşr/7, İnsan/8 ve Beled/15’te de değişik ifadelerle tekrarlanmıştır.

Ahdi de yerine getirin

“ عهدAhit”, bir işi belgelemek ve onu iyice sağlama almak için önceden yapılmış olan anlaşmadır. (Lisanü’l-Arab, c.6, s. 494- 496) Ahitlerin yerine getirilmesini emreden ayetin kapsamına alış-veriş, ortaklık, yemin, nezir [adama], sulh [barış] ve nikâh gibi bütün ahitler girer. Ahitlerin yerine getirilmesi bir zorunluluk olup Rabbimizin bu emri başka ayetlerde de geçmektedir:

Ey iman etmiş olan kişiler! Sözleşmeleri yerine getirin! (Maide/1)

Yüzlerinizi doğu ve batı yönüne çevirmeniz Birr değildir. Ama Birr, Allah’a, Ahiret Günü’ne/ Son Gün’e, meleklere, Kitap’a, peygamberlere inanmak; malını akrabalara, yetimlere, miskinlere, yolcuya ve dilenenlere ve boyunduruktakilere [kölelere], Allah sevgisi için vermek ve namazı ikame etmek, zekatı vermektir. Ve sözleştiklerinde, sözlerini tastamam yerine getirenler, sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabredenler, işte onlar sadık olanlardır. Ve işte onlar takvalı olanların ta kendileridir. (Bakara/177)

Ve onlar [kurtulan müminler], emanetlerine ve ahitlerine riayet eden kişilerdir. (Müminun/8)

O, ribayı yiyen kişiler, şeytanın bir dokunuşuyla çarptığı kişinin kalkışından başka türlü kalkamazlar. Bu, şüphesiz onların, “Alış-veriş, riba gibidir” demeleriyledir. Oysaki Allah, alış-verişi helâl, ribayı haram kılmıştır. Kendisine Rabbinden bir öğüt gelip de yaptığından vazgeçenin geçmişi kendisine, işi Allah’adır. Ve kim ki yeniden dönerse, işte o dönenler ateşin dostlarıdır. Onlar orada sürekli kalacaklardır. (Bakara/275)

Ve sözleşme yaptığınızda Allah’ın ahdini yerine getirin ve Allah’ı kendinize kefil tutarak onları sağlama aldıktan sonra yeminleri bozmayın. Şüphesiz ki Allah işlediklerinizi bilir. (Nahl/91)

“Yarattığı şeylerin şerrinden ve çöktüğü zaman karanlığın şerrinden ve düğümlere tükürüp üfleyenlerin [sözleşmelerini bozanların] şerrinden ve kıskandığı zaman kıskananın şerrinden Felakın Rabbi`ne sığınırım” de! (Felak/1-5)

35 - Ölçtüğünüz zaman tam ölçün ve dosdoğru terazi ile tartın. Bu hem daha hayırlıdır ve tevil [sonuç, uygulama] olarak daha güzeldir.

Adalet ilkesinin ön plânda tutulduğu bu ayette, verilen emir yine çoğul olduğu için tüm kişi ve kurumları bağlamaktadır. Yani bu emir sadece çarşı-pazar esnafına değil, bu emrin hem uygulanmasını hem de denetimini sağlamakla yükümlü olan kamu otoritesine de verilmiştir. Dolayısıyla bu emir, toplumsal hayatın başta ticarî ve malî olmak üzere pek çok yönünü kapsamına almaktadır.
Eksik tartmak ve noksan ölçmek, yapılan hırsızlığın “gram” ve “santim” cinsinden olması sebebiyle aslında çok büyük bir yolsuzluk değildir. Ancak Rabbimizin bu fiillere karşılık olan tehdidi, aynı konudaki diğer ayetlerde de görüleceği gibi, bir hayli sert ve şiddetlidir. Bunun sebebi, bize göre, toplum düzeninde oluşabilecek büyük vurgunların, hortumların, suiistimal ve haksız kazanç kapılarının daha ilk baştan kapatılması, önlenmesi amacına yöneliktir. Nice gangsterin ilk suçunun yumurta çalmak olduğu dikkate alınırsa, bugün pazaryerinde gramla hile yapan kişinin yarın tüccar olduğunda malı batman batman götürmesi uzak bir ihtimal olmayacaktır. Bu ekonomik ahlaksızlığa geçit vermemek için yılanın başının küçükken ezilmesi istenmektedir. Buna göre insanların da adaletli bir düzen için bu ilkeyi toplumsal hayatın her alanında titizlikle uygulaması, Rabbimizin bu husustaki vaadinin ve tehdidinin büyüklüğüne bakarak yanlış yollara sapmaktan kaçınması gerekmektedir.

Yazıklar olsun! İnsanlardan kendilerine bir şey aldıkları zaman tam ölçen, kendileri başkalarına bir şey ölçtükleri veya tarttıkları zaman eksik ölçen muttaffifin kişilere! (Muttaffifin/1-3)

Ve semayı; onu yükseltti ve terazide/ ölçüde taşkınlık etmeyin diye teraziyi/ ölçüyü koydu. Tartıyı adaletle yapın, teraziyi yanlış tutmayın. (Rahman/7-9)

Medyen’e de kardeşleri Şu’ayb’i… [gönderdik]. O [Şuayb]; “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin için O’ndan başka ilâh yoktur. Ölçeği ve teraziyi eksik tutmayın. Şüphesiz ben sizi hayır ile görüyorum. Ve ben kuşatacak bir günün azabından sizin için korkuyorum. Ve ey kavmim! Ölçerken ve tartarken adaleti yerine getirin. İnsanların eşyalarını eksiltmeyin ve yeryüzünde fesatçılar olarak fenalık etmeyin. Eğer mümin iseniz, Allah’ın bıraktığı [helâlinden size ihsan ettiği kâr] sizin için daha hayırlıdır. Ve ben sizin üzerinize bir koruyucu değilim.” dedi. (Hud/84-86)

[Ant olsun ki] Medyen’e de kardeşleri Şuayb’i [elçi gönderdik]. Dedi ki: “Ey kavmim, Allah’a kulluk edin, sizin için O’ndan başka bir ilâh yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil geldi: Artık ölçüyü ve tartıyı tam yapın, insanların eşyasını eksik vermeyin, düzeltildikten sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın; eğer inanan kimseler iseniz, bu sizin için daha hayırlıdır! Tehdit ederek, inananları Allah yolundan alıkoyarak ve o yolun eğriliğini arayarak her yolun başında oturmayın. Düşünün ki siz az idiniz de O sizi çoğalttı. Ve bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bakın! Ve eğer içinizden bir grup benimle gönderilene inanmış, bir grup da inanmamışsa, o takdirde Allah aramızda hükmedinceye kadar sabredin! Ve O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.” (A’raf/85-87)

Hani Şuayb onlara demişti ki: “Siz takvalı davranmayacak mısınız? Şüphesiz ki, ben sizin için güvenilir bir elçiyim. Bu nedenle Allah’a takvalı davranın ve bana itaat edin. Buna karşılık ben sizden herhangi bir ücret istemiyorum. Benim ecrim yalnız âlemlerin Rabbi üzerinedir. Ölçeği tam ölçün ve hak yiyenlerden olmayın. Ve doğru terazi ile tartın. Halkın eşyalarını değerinden düşürmeyin ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Ve O, sizi ve sizden önceki nesilleri yaratan kişiye [Allah’a] takvalı davranın.” (Şuara/177-184)

Ayetin sonunda Rabbimiz bu ilkenin uygulamasının daha hayırlı, sonuçlarının daha güzel olduğunu bildirmiştir. Gerçekten de, tartı ve ölçüde bu ilkeye özen gösteren kişilerin bu özellikleri daima onlara duyulan güvenin artmasına ve kalplerin onlara yönelmesine yol açmış, dolayısıyla onların bu dünyadaki kazançlarının devamlı ve artan oranlı olmasını sağlamıştır. Bu ilkeye uymanın ahiretteki kazancı ise dünyadakinden daha büyük olacaktır. Bu ilkeye uygun davrananlar hem elem verici bir azaptan kurtulacaklar, hem de büyük bir mükâfat elde edeceklerdir.

36 - Ve hiç bilmediğin bir şeyin ardına düşme! Şüphesiz kulak, göz, gönül, bunların her biri ondan sorumludurlar.

Toplumsal hayatın ahlâkî, hukukî, siyasî, idarî tüm yönlerini kapsayan ve bilim, sanat, eğitim alanları için de geçerli olan bu emir, bilgi sahibi olmadan fikir beyan etmeyi ve ehil olunmayan bir konuda görev üstlenmeyi yasaklamaktadır. Kişinin yeterli araştırmayı yapmadan ve bilgi sahibi olmadan yapacağı her iş, onun “zann” ile hareket etmesi demektir. İnsanın başını belâya sokabilecek bu tür davranışlar [zann ile hareket etmek], Kur’an tarafından açıkça yasaklanmıştır:

Ve onların çoğu, ancak bir zanna uyarlar. Şüphesiz ki zann, “Hakk”tan hiçbir şey kazandırmaz. Şüphesiz Allah onların yaptıklarını çok iyi bilir. (Yunus/36)

Ey inananlar! Bir topluluk bir topluluğu alaya almasın. Olabilir ki, onlar [alay ettikleri topluluk] kendilerinden hayırlıdır. Kadınlar da başka kadınları alaya almasınlar. Belki de alay ettikleri, kendilerinden hayırlıdır. Kendinizi de fırlatıp atmayın [ayıplamayın, küçük düşürmeyin]; birbirinizi lâkaplar ile fırlatıp atmayın [küçük düşürmeyin, küçümsemeyin]. İmandan sonra fasıklık ile adlanmak ne kötü şeydir! Ve kim tövbe etmezse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.
Ey inanmış olan kişiler! Zanndan çok sakının. Şüphesiz zannın bir kısmı günahtır. …
Ey insanlar! Biz sizi, bir erkek ile bir dişiden yarattık, birbirinizle tanışasınız diye sizi uluslara ve oymaklara ayırdık. Şüphesiz ki, Allah katında en değerliniz, en takvalı olanınızdır.Gerçekten Allah bilendir, haberdardır. (Hucurat/11-13)

Bunlar, Allah haklarında bir kanıt indirmediği hâlde sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka şeyler değildir. Ant olsun, onlara Rabblerinden hidayet geldiği hâlde onlar, sadece zanna [sanıya], bir de nefislerinin hoşlandığı şeylere uyuyorlar. (Necm/23)

“Ve Allah’ın sözü kesinlikle gerçektir ve Saat’e gelince, onda kuşku yoktur” denildiğinde, “Saat’in ne olduğunu bilmiyoruz, yalnızca biz sadece zannediyoruz, kesin bir bilgi edinmiş değiliz” dediniz. (Casiye/32)

Ey iman etmiş olan kimseler! Eğer fasıkın biri size bir haber getirirsen hemen araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa sataşırsınız [zarar getirirsiniz] da yaptığınıza pişman olanlar olursunuz. (Hucurat/6)

Allah’a ortak koşan kimseler diyecekler ki: “Allah dileseydi biz ortak koşmazdık, atalarımız da ortak koşmazlardı, hiçbir şeyi de haram kılmazdık.” Onlardan önce yalanlayanlar da azabımızı tadıncaya kadar işte böyleydi. De ki: “Yanınızda bize çıkarabileceğiniz bir bilgi mi var? Siz, sadece zanna uyuyorsunuz ve siz sadece saçmalıyorsunuz.” (Enam/148)

Ve kendi dillerinizin yalan vasfetmesi ile Allah’a yalan uydurmak için, “Şu helâldir, şu haramdır” demeyin; aksi hâlde Allah’a iftira etmiş olursunuz. Şüphesiz Allah’a yalan uyduran kimseler kurtulamazlar. (Nahl/116)

De ki: “Eğer doğrular iseniz, hemen Allah katından bu ikisinden [bana ve Musa’ya inen kitaplardan] daha çok doğruya kılavuz olan bir kitap getirin de ben de ona uyayım!”
Buna rağmen eğer sana cevap vermezlerse, bil ki onlar, yalnızca heveslerine uymaktadırlar. Allah’tan bir yol gösterici olmaksızın kendi hevesine uyandan daha sapık/ şaşkın [aşağı] kim olabilir? Kesinlikle Allah zalim kavme yol göstermez. (Kasas/49, 50)

Aslında onların ahiret hakkında bilgileri art arda gelmektedir. Fakat onlar bundan bir şüphe içindedirler. Daha doğrusu onlar bundan kördürler. (Neml/66)

İNSAN VE ORGANLARININ SORUMLULUĞU:

Konumuz olan ayetteki “Şüphesiz kulak, göz, gönül, bunların her biri ondan sorumludurlar” ifadesinden, insanın organlarının her birinin kendi işlevleriyle kesp ettiklerinden sorumlu tutulacağı anlaşılmaktadır. Ahirette insan, kalbiyle düşündüğü ve inandığı şeylerden, kulağıyla duyduklarından, gözüyle gördüklerinden sorumlu tutulup hesaba çekilecektir.

Bugün Biz onların ağızlarının üzerine mühür vururuz; Bize elleri konuşur, ayakları da kazandıkları şeylere şahitlik eder. (Ya Sin/65)

Sonunda oraya geldiklerinde, onların işitme, görme duyuları ve derileri yaptıkları şeyler ile ilgili kendi aleyhlerinde şahitlik ederler. (Fussilet/20)

37 - Ve yeryüzünde kibir ve azametle yürüme! Şüphesiz ki sen asla yeri yaramazsın ve boyca dağlara erişemezsin.

Kibirli ve gösterişi seven insana zımnen şöyle denilmektedir: “Senin altında delemediğin, yaramadığın yer, üstünde de zirvesine ulaşamayacağın dağlar vardır. Dolayısıyla sen, üstünden ve altından bu iki tür cansızla kuşatılmışsın. O hâlde sen onlardan da pek çok zayıfsın. Etrafı kuşatılmış âciz ve zayıf bir varlığın kibirlenmesi uygun düşmez.” Böylece kibirli davrananlar eleştirilerek Müslümanların bireysel ve toplumsal ilişkilerinde alçakgönüllülükten ayrılmamaları gerektiği mesajı verilmektedir. Bu öğüt başka ayetlerde de görülmektedir:

Ve insanlara için avurdunu şişirme [kibirlenme] ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Şüphesiz ki Allah övünen ve kuruntu edenlerin hepsini sevmez.
Ve yürüyüşünde mutedil ol, sesinden kıs. Şüphesiz seslerin en çirkini kesinlikle eşeklerin sesidir. (Lokman/18, 19)

Allah’ın ayetleri üzerinde tartışanları görmedin mi? Nasıl da döndürülüyor*lar? Kitabı ve peygamberlerimize gönderdiklerimizi yalanlayanlar elbette ileride, boyunlarında halkalar ve zincirler olarak kaynar suya sürülüp, sonra ateşte yakılırlarken bileceklerdir. Sonra onlara, “Allah’ın astlarından ortaklar koştuğunuz şeyler nerededir?” denir. Onlar; “Bizden uzaklaştılar; hayır; biz zaten önceleri hiç bir şeye yakarmıyorduk” der*ler. İşte Allah inkârcıları böyle saptırır. Onlara; “İşte bu [boyunlarınızın zincirli olması, kaynar suya atılmanız], yeryüzünde haksız yere şımarmanız ve böbürlenmenizden ötürüdür. Orada sürekli kalmak üzerecehennem kapılarına girin” denir. İşte büyüklenenlerin durağı ne de kötüdür! (Mümin/69-76)

Ve Rahman’ın kulları öyle kimselerdir ki onlar, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve cahil kimseler kendilerine lâf attığı zaman “Selâm!” derler. (Furkan/63)

Bu ilâhî emirden dolayı İslam’ı yaşayan toplumlar ve onların idarecileri daima mütevazı olmuşlar, kibir, zorbalık, gurur gibi her türlü kötü özellikten uzak kalmaya çalışmışlardır. Savaş kazandıklarında bile gurur ve kibre neden olacak en ufak bir söz sarf etmemişlerdir. Onların giyecekleri, yiyecekleri, evleri ve binekleri hep sade ve basit olmuştur.
ÖmerFurkan isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla