hanifler.com Kuran odaklı dindarlık  

Go Back   hanifler.com Kuran odaklı dindarlık > NÜZUL SIRASINA GÖRE NECM NECM KUR'AN'IN TÜRKÇE MEALİ Hakkı YILMAZ > MEKKE DÖNEMİ > NECM SÛRESİ

Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 1. July 2012, 11:39 PM   #1
dost1
Site Yöneticisi
 
dost1 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2008
Mesajlar: 2.906
Tesekkür: 3.474
1.077 Mesajina 2.376 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 100000
dost1 is on a distinguished road
Standart Necm sûresi

MEKKE DÖNEMİ

Necm: 37

1Gurup gurup inmiş âyetlerin her bir inişini kanıt gösteririm ki 2arkadaşınız sapmamıştır, azmamıştır. 3O, boş iğreti arzusundan da konuşmuyor. 4Onun size söyledikleri; inen o ayet gurupları, kendisine vahyedilen vahiyden başka bir şey değildir. 5Arkadaşınıza o konuştuklarını müthiş kuvvetleri olan, üstün akıl sahibi, egemenlik kurmuş52 olan öğretti. 6,7Ve müthiş kuvvetleri olan, üstün akıl sahibi olan ve egemenlik kurmuş olan, en yüksek ufukta idi. 8,9Sonra yaklaştı ve hemen sarktı. İki yay uzunluğu53 kadar, ya da daha yakın olmuştu. 10Hemen de kuluna, 14son kiraz ağacının yanında 15-ki yanında oturmaya değer konaklama yeri vardır- vahyettiğini vahyetti.54 16O zaman kiraz ağacını kaplayan kaplıyordu. 11Gönlü, gördüğünü yalanlamadı. 12Onun gördüğü şeyden kuşku mu duyuyorsunuz?/Onun gördüğü şey hakkında o'nunla mücâdele mi ediyorsunuz? 13Andolsun onu, başka bir inişte daha gördü. 17Göz şaşmadı ve azmadı. 18Andolsun, Rabbinin alâmetlerinin/göstergelerinin en büyüğünü gördü.
(23/53, Necm/1-18)

Necm: 38

19,20 Buna rağmen, hiç düşündünüz mü Lât ve Uzzâ'yı, diğer üçüncü Menât'ı?5521Erkek sizin için, dişi Allah için mi? 22İşte bu, bu şekilde olursa, eksik/ haksız bir bölüştürmedir. 23Bunlar, Allah, haklarında bir kanıt indirmediği hâlde sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka şeyler değildir. Andolsun, onlara, Rablerinden doğru yolun kılavuzluğu geldiği hâlde onlar, sadece zanna, bir de nefislerinin hoşlandığı şeylere uyuyorlar. 24Yoksa insan için, her özleyip hayal ettiği mi var? 25Âhiret de, dünya da Allah'ındır. 26Ve göklerde nice melekler56 var ki, Allah'ın, dilediği ve hoşnut olduğu kimse için izin vermesinden sonraki durum dışında, yardımları, kayırmaları57 hiçbir işe yaramaz. 27O âhirete inanmayanlar, melekleri kesinlikle dişilerin isimlendirilmesiyle isimlendiriyorlar. 28Oysaki onların bu konuda hiçbir bilgisi yoktur. Onlar yalnızca zanna uyuyorlar. Zan ise “Hak”tan hiçbir şey kazandırmaz.
(23/53, Necm/19-28)

Dip not:

52 Ayetin orijinalinde geçen istiva ifadesi, mecâzen, “egemenlik kurdu, kontrolü altına aldı” demektir. Âyetlerde görüleceği üzere “Arşa istva etti” ifadeleri, “en büyük, en yüce makamda egemenlik kurdu, kontrolü eline aldı” anlamındadır. Müteşâbih olan bu kavram, âyette mecâzî olarak kullanılmıştır. İstiva sözcüğü, Resmi Mushaf'ın Yûnus/3, Ra‘d/2, Furkân/59, Secde/4, Tâ-Hâ/5, A‘râf/54, Bakara/29. âyetlerinde de yer alır. Âyetteki istiva eden ifadesi ile kastedilen de, “Allah”tır. Çünkü “istiva”, Allah'ın sıfatlarından olup melek veya kulların sıfatı değildir.

53 Âyette geçen yay boyu, o zamanlarda kullanılan ve o günkü insanların bildiği bir uzunluk ölçüsüdür. O dönemlerde “metre” gibi kabul görmüş uluslararası ölçüler henüz icat edilmediği için yöresel ölçüler kullanılmaktaydı. “Yay boyu” da, o zamanlarda kullanılan rumh [mızrak], sevt [değnek], arşın, kulaç, boy, isbi [parmak], hatve [adım], şibr [karış], zira [kol], ok atımı gibi bir ölçü birimiydi. Bu ölçü anlayışı o günkü Batı ülkelerinde de geçerliydi. Mesela, insan ayağının uzunluğunu temel alan “feet”, insan elinin başparmağının tırnak dibindeki genişliğini temel alan “inch” gibi ölçüler
Batı'nın eski dönemlerdeki ölçü birimleriydi. Dolayısıyla Yüce Allah mesajında muhatap aldığı toplumun anlayabileceği bir ölçü kullanmıştır.

54 Âyetteki, müthiş kuvvetleri olan, üstün akıl sahibi olan ve arşta egemenlik kuran ifadeleriyle, “Allah” kastedilmektedir. Tabii sözcükler, hakikat anlamından mecâzî anlama çekilmeli ve burada kastolunanın, bizzat Allah değil O'nun tecellisi, kudretinin yansıması olduğu bilinmelidir. Nitekim Allâh'ın, Mûsâ peygamberin ilk vahiy alışı esnasında da “dağda, ağaçta bir ateş” olarak tecelli ettiği Kur’ân'da yer almaktadır.
Âyette geçen vahiy sözcüğünün vaz‘ ediliş [ilk konuş, türetiliş] anlamı, “gizlice bilgilendirmek”tir. Zamanla bu anlam çerçevesine uygun olarak, “gizli konuşma, işaret etme, emretme, ilham etme, ima etme, fısıldama, mektup yazma, elçi gönderme” anlamlarında da kullanılır olmuştur.
Vahy'in terim anlamı ise, “Allah'ın araçsız ve aracısız olarak emirlerini, hükümlerini gizlice ve süratlice peygamberlerine bildirmesi”dir. Vahiy sözcüğü ilka sözcüğü ile anlamdaş olarak kullanılır. Vahyin nasıl gerçekleştiğini bilemiyoruz, bilemeyeceğiz de. Zira Allah, yoktan var etme işi gibi bu işi de, “Kendi işinden biri; kimsenin yapmadığı, yapamayacağı bir iş” olarak niteler.

55 Lât, Uzzâ ve Menât isimlerinin yapıları ve anlamlarıyla ilgili geniş açıklamalar yapmak mümkün ise de biz, üçü de dişil birer sözcük olan bu isimler hakkında ansiklopedik düzeyde bilgi verip ayrıntıya girmeyeceğiz. Bu isimlerin dişil olmalarının nedeni, Arapların bunları birer melek, melekleri de Allah'ın kızları olarak kabul etmelerinden ileri gelmektedir. Lât, Taif'te, kapısında nöbetçi ve bakıcıları bulunan bir bina içindeki beyaz, işlenmiş, üstü örtülü bir kaya idi.
Taif halkı [Sakif kabilesi], Ka‘be'den sonra en üstün tapınağın Lât olduğuna inanır ve onunla Kureyş dışındaki kabilelere karşı övünürdü. Uzzâ, Mekke ile Taif arasındaki Nahle denilen yerde, bir bina içinde bulunan bir ağaç idi. Taş olduğu da söylenmektedir. Kureyş kabilesinin saygı gösterdiği bu nesnenin üzeri örtülü idi. Günümüzde Ka‘be'nin üzerine örtü örtülmesi, bize bu cahilî geleneğin devam ettiğini düşündürmektedir. Menât, Mekke ile Medîne arasında Müşellel denen bir yerde bulunuyordu. Bu bir kaya [heykel] idi. Huzaa, Evs ve Hazreç kabileleri bu kaya-heykele saygı gösterir, hacca buradan başlarlar ve önünde yağmur dilerlerdi. Müşrikler kutsal saydıkları bu putlar adına yemin ederler, çocuklarına Abdullât [Lât'ın kulu], Abduluzza [Uzzâ'nın kulu] ve Abdümenat [Menât'ın kulu] gibi isimler takarlardı.
Bunlardan başka çeşitli kabilelerin kendilerine özgü, kapıcıları ve bakıcıları olan birçok putları ve tapınakları vardı. Ka‘be'ye yaptıkları gibi bunlara da kurban keserlerdi. Âyette özellikle bu üç putun adının anılması, Hicaz yöresinde çok kimse tarafından ortak tapınılan birer tanrı olmalarındandır.

56 Melâike ve bunun tekili olan melek, sesteş sözcüklerdir. Hem “elçi göndermek” anlamına gelen ulûk kökünden, hem de “kuvvet, yönetim gücü” anlamındaki melk kökünden türemiş olabilir. “Elçi göndermek” anlamına gelen ulûk kökünden türemiş melek, melaike sözcükleri, “peygamberleri, vahiy âyetlerini” ifade ederler. Melk kökünden gelen melek, melaike sözcükleri de “doğadaki maddî ve enerjik tüm güçleri” ifade eder. Tesbitlerimize göre Kur’ân'da geçen bu sözcükler, her iki kökten de türemiş ve türediği kökün anlamına göre farklı manalarda kullanılmıştır. Yani melâike sözcüğü, Kur’ân'da bazen birinci anlamda, bazen de ikinci anlamda kullanılmıştır. Sözcüğün Kur’ân'da hangi anlamda kullanıldığı ise, yer aldığı pasajın söz akışından ayırt edilmektedir. Melek sözcüğü ile ilgili ayrıntılı açıklama Tebyînu'l-Kur’ân'da verilmiştir.

57 Şefaat, sözlükte “bir şeyi benzeri olan başka bir şeye eklemek, onu desteklemek, bir şeyi çiftlemek ve esirgemek”tir.
Sözcük zaman içerisinde “yüksek mevkide bulunan birinin düşkün birine yardım etmesi, onu koruması, onun korunmasına aracılık etmesi, onu yalnız bırakmayıp ona destek olması” anlamında kullanılır olmuştur.
Sözcüğün terim anlamı ise, “bir kimsenin bağışlanmasını istemek, bir kimseden başka biri için iyilik yapmasını, onun zararına olan davranışlardan vazgeçmesini rica etmek, başkası hesabına yalvarmak, rica etmek, birinin önüne düşüp işinin görülmesi için dua ve niyazda bulunmak” demektir.
Kısaca şefaat, “aracı olmak, yardım etmek ve öncülük etmek” anlamlarına gelir. Şefaat, hem dünya hem âhirette söz konusudur. Dünyada, hem Allah'ın, hem meleklerin, hem peygamberlerin, hem de insanların birbirine şefaati olabilir. Âhirette şefaat ise, sadece Allah'a aittir. Halk arasında yaygın olarak, “ümmetinden günahkâr olanların günahlarının affedilmesi için Peygamberimizin Allah katında aracılık edeceği; günahkârlara destek olup hatırını kullanarak günahkârların kurtuluşunu sağlayacağı”, tabir yerinde ise
“Allah nezdinde torpil yapacağı” şeklinde anlaşılan şefaat, Kur’ân'a terstir.



Necm. 39

29Bizim öğüdümüzden/ Kur’ân'dan geri duran ve iğreti dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimseden hemen yüz çevir. 30Onların bilgiden ulaşacakları şey işte budur. Kuşkusuz senin Rabbin, yolundan sapmış olanı başkalarından daha iyi bilendir, kılavuzlandığı doğru yolda olanı da başkalarından daha iyi bilendir.
(23/53, Necm/29-30)

Necm: 40

31,32 Göklerde ne var, yerde ne varsa; yaptıklarıyla kötülük sergileyenleri cezalandırması, iyileştiren-güzelleştiren kimseleri; -bazı küçük sürçmeler dışında- günahın büyüklerinden ve iğrençliklerden çekinip kaçınan kimseleri de “En güzel” ile ödüllendirmesi için Allah'ındır. Hiç kuşkusuz, senin Rabbin bağışlaması geniş olandır. Sizi, hem topraktan oluşturduğu zaman, hem de annelerinizin karnında ceninler hâlinde bulunduğunuz zaman, en iyi bilen O'dur. O hâlde nefislerinizi temize çıkarmayın. Allah'ın koruması altına girmiş kimseyi O daha iyi bilir. 33Peki, o yüz çeviren kişiyi gördün mü/ hiç düşündün mü? 34O, azıcık verdi ve inatla sıkıca tuttu. 35Geçmişin geleceğin bilgisi onun yanında mı da, o da onu görüyor? 36Ya da bilgilenmedi mi Mûsâ'nın sayfalarındakiler ile? 37Ve de, o çok vefalı İbrâhîm'in sayfalarındakiler ile; “38Gerçek şu ki, hiçbir günahkâr bir başka günahkârın günahını çekmez. 39Gerçek şu ki, insan için çalışıp didindiğinden başka şey yoktur. 40Ve onun çalışıp didinmesi yakında görülecektir. 41Sonra karşılığı kendisine hiç eksiksiz verilecektir. 42Hiç kuşkusuz, son varış yalnızca Rabbinedir. 43Hiç kuşkusuz, güldüren de O'dur, ağlatan da… 44Hiç kuşkusuz, öldüren de O'dur, dirilten de… 45,46Hiç kuşkusuz, Allah yaratmayı plâna koyduğu zaman iki çifti; erkeği ve dişiyi bir nutfeden/spermden oluşturan da O'dur. 47Hiç kuşkusuz, öteki yaratılış da sadece O'nun işidir. 48Hiç kuşkusuz, zenginlik veren de O'dur, nimete boğan da… 49Hiç kuşkusuz, Şi’ra’nın/bilginin, bilincin Rabbi de O'dur.”
(23/53, Necm/31-49)

Necm: 41

50Hiç kuşkusuz, senin Rabbin daha önceden gelmiş olan Âd'ı değişime, yıkıma uğrattı. 51Semûd'u da. Böylece geriye bir şey bırakmadı. 52Daha önce de Nûh'un toplumunu. Şüphesiz onlar, evet onlar, Allah'ın ortaklarının olduğunu kabullenerek, başkalarından daha çok yanlış yapan, daha azgın kimselerdi. 53Altı üstüne gelmiş kentleri de yere O geçirdi. 54Orayı kaplayan kaplayıverdi. 55Peki, Rabbinin güç yetirdiklerinin; eşsiz gücünün, eşsiz nimetlerinin hangisinden kuşkuya düşüyorsun? 56İşte Kur’ân'da açıklananlar, ilk uyarıcılar gibi bir uyarıcıdır. 57Yaklaşacak olan; kıyâmet, ölüm yaklaştı. 58Onu Allah'ın astlarından kaldıracak/ buna engel olacak kimse yoktur.
59Peki, şimdi siz bu sözden mi hayrete düşüyorsunuz? 60Ve gülüyorsunuz, ağlamıyorsunuz. 61Ve siz, aklını gereği gibi kullanmayan kimselersiniz.
62Haydiyin, boyun eğip teslimiyet gösterin Allah'a ve kulluk58 edin!
(23/53, Necm/50-62)


Dip not:

58 İbâdet sözcüğü, dilimize fonetik olarak Arapça orijinaliyle girmesine rağmen kök anlamı olan “kulluk, kölelik etme” konusundaki insanın tarz ve tavrıyla ilgili asıl anlamını büyük oranda kaybetmiş ve sadece birtakım ritüel, ayin ve davranışlar için kullanılan bir kavram hâline dönüşmüştür. A-be-de kök fiilinin mastarı olan ibâdet sözcüğü, “kulluk yapmak, kölelik etmek” anlamına gelir. Bu anlamlar bir insanın kayıtsız şartsız teslim olmasını, itaat etmesini, boyun eğmesini ifade eder. Dinî terim olarak ibâdet ise; “kulun sahibine/yaratanına karşı, sahibi/yaratanı tarafından verilen görevleri kayıtsız şartsız kabullenip yerine getirmesi”dir. Her şeyin yaratıcısı olan Allah, kulları için belirlediği davranış ve yaşam tarzını kullarına çeşitli şekillerde bildirmiş ve en son olarak bütün bu bildirileri Kur’ân'da toplamıştır. Bu gerçekler ışığında ibâdet, Allah tarafından bir talimatname [Kur’ân] ile kullara bildirilen görevlerin kullar tarafından kayıtsız şartsız itaat edilerek ve teslimiyet gösterilerek [boyun eğilerek] yerine getirilmesidir. Öyleyse ibâdet, halk arasında yaygınlaştığı gibi sadece üç-beş ameli yapmaktan ibaret değildir. İbâdet, “Allah'ın kulluk talimatnamesinde vermiş olduğu görevlerin tümünü yapmak, hepsini uygulamak”tır.
__________________
Halil Ay
dost1 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
dost1 Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
Bilgi (2. July 2012)
Alt 19. July 2012, 07:45 PM   #2
galipyetkin
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Sep 2011
Mesajlar: 1.413
Tesekkür: 104
553 Mesajina 931 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 19
galipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud of
Standart

Sayın dost1.

Musa'ya mushaf verilmiş ama İbrahim Peygambere verilmemiş.

Keşke 37. ayette ''.....İbrahim'in 'sayfalarındakiler' ile'' yerine mesela ''özellikleri'' veya uygun görülecek başka bir ifede yazılablseydi...

Saygılarımla.
Galip Yetkin.
galipyetkin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 19. July 2012, 08:59 PM   #3
dost1
Site Yöneticisi
 
dost1 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2008
Mesajlar: 2.906
Tesekkür: 3.474
1.077 Mesajina 2.376 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 100000
dost1 is on a distinguished road
Standart

Selamun Aleykum! Değerli Galip Yetkin Kardeşim!

Alıntı:
galipyetkin Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Sayın dost1.

Musa'ya mushaf verilmiş ama İbrahim Peygambere verilmemiş.

Keşke 37. ayette ''.....İbrahim'in 'sayfalarındakiler' ile'' yerine mesela ''özellikleri'' veya uygun görülecek başka bir ifede yazılablseydi...

Saygılarımla.
Galip Yetkin.
Allah razı olsun. "Musa'ya mushaf verilmiş ama İbrahim peygambere verilmemiş." sözünüzü biraz açabilir misiniz?

Necm;36: "Em lem yunebbe' bimâ fî suhufi mûsâ." ayetinde geçen kelime "mushaf" değil "suhuf"tur. Kaldı ki, "mushaf" da iki kapak arasında olan "suhuflar/sayfalar" demektir. Benzer ifade "Suhufi ibrâhîme ve mûsâ." şeklinde A'lâ Sûresinde de vardır. Tek fark; orada bu sahifelerdeki mesajların ne olduğuna dair bir açıklama verilmemişken, Necm Sûresinde, sözkonusu suhuflarda verilen mesajların neler olduğunun açıklanmış olmalarıdır.


Kusursuzluk sadece Allah'a mahsusdur.
Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
Sevgi,saygı ve muhabbetle.
Allah'a emanet olunuz.
__________________
Halil Ay
dost1 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 20. July 2012, 11:03 AM   #4
galipyetkin
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Sep 2011
Mesajlar: 1.413
Tesekkür: 104
553 Mesajina 931 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 19
galipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud of
Standart

Dostum dost1.

Bu yeni düzenleme hakkında yazdığım ilk yazıda ''ihtirazi kayıt'' ve yukarıdaki yazımdaki ''keşke'' ifadelerini kaale alarak yazıma verdiğiniz cevaplar, beni sizlere daha da yaklaştırıyor. Kastımı anlamanız ve (anlamasanız dahi) ''dost''ça yaklaşmanız ne güzel!.

Dostum dost1.

''İşte Kur'an''ın neden iniş sırasına göre tertiplendiği açıklanırken, aklımda kaldığınca sebeplerden biri olarak Bakara Suresi'nin ilk ayetlerindeki bazı kelimelerin ilk okuyanların düşüncelerinde yalnış anlaşılmalar yaratabileceği ve bu yanlış anlaşılmanın o ilk okuyanları Kur'an'dan dolayısı ile islamdan uzaklaştırabileceği, soğutabileceği idi.

Bizler maalesef Kur'an'ı tertilli, ayetleri ayetlerle karşılaştırmalı olarak okumadığımız ve üzerlerinde düşünmediğimizden, ayet üzerinde kaldığımızdan ''ama İbrahim'e mushaf verilmemişti ki İbrahim'in sahifeleri olsun'', yani ''İbrahim Peygamber'in Kur'an gibi, Tevrat gibi bir ''kitap-mushaf'' tertibi yok dolayısı ile bunlardaki gibi sahifesi olamaz'' diyebiliriz. Hatta siz, bütün bildiklerinizden sıyrılın ve o ayeti okuyun, bakın ne anlayacaksınız? İşte bu endişemi ifade etmiş, onun için dipnot da içermediğinden ''keşke'' ifadesini kullanmıştım.

Samimiyetimden emin olun!. Sizi eleştireceğim zaman, eleştirilerimi ''dobra dobra'' yaparım. Ve yakın bir zamanda da sizleri resmi dizilişteki Isra-1 ayeti için eleştireceğim.

Saygılarımla.
Galip Yetkin.

Konu galipyetkin tarafından (20. July 2012 Saat 02:09 PM ) değiştirilmiştir.
galipyetkin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
galipyetkin Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
dost1 (20. July 2012)
Alt 20. July 2012, 03:29 PM   #5
dost1
Site Yöneticisi
 
dost1 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2008
Mesajlar: 2.906
Tesekkür: 3.474
1.077 Mesajina 2.376 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 100000
dost1 is on a distinguished road
Standart

Selamun Aleykum! Değerli Galip Yetkin Kardeşim!

Allah siz ve sizin gibi tenkid yapabilen kardeşlerimden razı olsun. Tenkid, -cedelleşme değil- tenkid olduğu sürece güzelliklerin ortaya çıkmasına ve kişilerin kendilerini geliştirmelerine neden olur. Katkılarınız için sağolun.

Değerli Kardeşim!
Ne yazık ki, bazı sözcükler insanlarda daha önceden oluşturulmuş önyargılar nedeniyle farklı olarak algılanabilmektedir. Mushaf sözcüğü de bunlardan biridir. Aslında iki kapak arasına alınmış sahifelerin bulunduğu bütün kitaplar "mushaf" olarak adlandırılır. Ancak toplumumuzda "mushaf" denildiğinde sadece "Kur'an" anlaşılmaktadır. Bu nedenle yazınızda belirtiğiniz gibi ayetleri okuyan kişilerde :
''ama İbrahim'e mushaf verilmemişti ki İbrahim'in sahifeleri olsun.'' ,
''İbrahim Peygamber'in Kur'an gibi, Tevrat gibi bir ''kitap-mushaf'' tertibi yok dolayısı ile bunlardaki gibi sahifesi olamaz''
türünden algılar oluşabilmektedir. Bu nedenlerle söz konusu ayetlere "Mushaf" ile ilgili olarak dip not konulması iyi olur.

Kusursuzluk sadece Allah'a mahsusdur.
Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
Sevgi,saygı ve muhabbetle.
Allah'a emanet olunuz.
__________________
Halil Ay
dost1 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
necm, suresi


Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 04:38 AM.


Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
Hanifler - Kuran odaklı gerçek din islam