hanifler.com Kuran odaklı dindarlık  

Go Back   hanifler.com Kuran odaklı dindarlık > NÜZUL SIRASINA GÖRE TEBYîNÜ'L -KUR'AN İŞTE KUR'AN ve VİDEOLARI Hakkı Yılmaz > İniş Sırası ile Sureler > 53. Yusuf Suresi

Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 7. February 2009, 02:10 AM   #1
Taner
Site Yöneticisi
 
Üyelik tarihi: Jan 2009
Bulunduğu yer: Istanbul
Mesajlar: 233
Tesekkür: 60
55 Mesajina 155 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 100000
Taner will become famous soon enoughTaner will become famous soon enough
Standart Meal

RAHMAN RAHİM ALLAH ADINA

1 – Elif / 1, lam / 30, ra / 200. İşte bu, o apaçık / açıklayıcı kitabın ayetleridir.

2 – Şüphesiz ki, Biz onu akledersiniz diye Arapça bir Kur’an olarak indirdik.

3 - Sana bu Kur’an’ı vahyetmekle Biz, sana kıssaların en güzelini anlatıyoruz. Hâlbuki sen bundan önce, kesinlikle gafillerden [duyarsız olanlardan, bilgisizlerden] idin.

4 - Hani bir zaman Yusuf, babasına: “Babacığım, şüphesiz ben on bir yıldız, Güneş ve Ay’ı gördüm; onları bana secde ederken [boyun eğerken] gördüm.” demişti.

5, 6 – O [Babası]: “Yavrucuğum! Gördüğünü [vizyonunu] kardeşlerine anlatma. Sonra sana bir tuzak kurarlar. Şüphesiz şeytan insan için apaçık bir düşmandır. Ve işte böyle, Rabbin seni seçecek ve sana olayların tevilinden bilgiler öğretecek. Bundan önceki iki atana; İbrahim’e ve İshak’a tamamladığı gibi, nimetini sana ve Yakup soyuna tamamlayacaktır. Şüphesiz ki, Rabbin Alîm’dir, Hakîm’dir” dedi.

7 – -Ant olsun ki, Yusuf ve kardeşlerinde soranlar / isteyenler için nice ayetler vardır.-

8, 9 – Hani onlar bir zaman: “Yusuf ve kardeşi babamıza bizden daha sevgili, biz ise güçlü ve tutkun bir grubuz. Şüphesiz, babamız kesinlikle, çok açık bir sapıklık içindedir. Yusuf`u öldürün, ya da bir yere atın ki, babanızın yüzü size kalsın, sonra da siz salih bir kavim olursunuz” demişlerdi.

10 – Onlardan bir sözcü “Yusuf’u öldürmeyin, onu o kuyunun dibine bırakın da oradan geçen kafilenin biri onu bulup alsın. Eğer yapacaksanız böyle yapın” dedi.

11, 12 – Onlar dediler ki: “Ey babamız! Sen bize Yusuf için neden güvenmiyorsun? Hâlbuki biz kesinlikle onun iyiliğini istiyoruz. Yarın onu bizimle beraber gönder de bol bol yesin, oynasın. Ve şüphesiz biz onu kesinlikle koruyucularız.”

13 – O [babaları] dedi ki: “Onu götürmeniz beni üzer ve siz ondan gafil iken onu kurt yemesinden korkarım.”

14 – Onlar [Yusuf’un kardeşleri] dediler ki: “Ant olsun ki biz böyle güçlü kuvvetli bir topluluk iken onu kurt yerse, o zaman şüphesiz biz kesinlikle hüsrana uğrayanlardan olmuş oluruz.”

15 - Nihayet onlar [Yusuf’un kardeşleri], onu [Yusuf’u] götürdüler ve o kuyunun dibine bırakmaya icma ettiler [topluca karar verdiler]. Biz de ona [Yusuf’a] vahyettik: “Ant olsun ki, sen onlara ilerde onlar hiç farkında değilken bu işlerini haber vereceksin.”

16 - Ve akşam vakti, ağlayarak babalarına geldiler.

17 – Onlar dediler ki: “Ey babamız! Şüphesiz biz yarış yaparak gittik. Yusuf`u da eşyamızın yanına bırakmıştık. Bir de baktık ki, onu kurt yiyivermiş. Ve biz doğru kimseler olsak da sen bize inanmazsın.”

18 - Bir de gömleğinin üzerinde yalandan bir kan getirdiler. O [babaları] dedi ki: “Bilakis, nefisleriniz aldatıp size bir iş yaptırtmış. -Artık güzel bir sabır!- Bu anlattıklarınıza karşılık yardımına sığınılacak olan ancak Allah`tır.”

19 – Ve bir yolcu kafilesi geldi de sucularını gönderdiler. O da kovasını kuyuya saldı, “Müjde hey, müjde! İşte bir oğlan!” dedi. Ve onu bir ticaret malı olarak gizleyip korudular. Allah ise onların ne yapacaklarını biliyordu.

20 - Ve onu düşük bir fiyata; birkaç dirheme sattılar. Onlar bu konuda [Yusuf’un satılmasında] zahitlerden idiler.

21 – Ve onu satın alan Mısırlı kişi, karısına: “Bunun yerini şerefli tut. Bize faydalı olabilir, ya da onu evlat ediniriz” dedi. Ve Biz Yusuf`u böylece yeryüzünde yerleştirdik. Ona olayların tevilini de öğrettik. Ve Allah emrinde galiptir. Fakat insanların çoğu bilmezler.

22 – Ve o [Yusuf], tam erginlik çağına gelince, kendisine ilim ve hüküm verdik. Ve işte Biz, güzelleştirenleri böyle karşılıklandırırız.

23 - Ve evinde bulunduğu hanım, onun nefsinden murat alıp yararlanmak istedi, kapıları kilitledi ve “Haydi beri gel!” dedi. O [Yusuf]: “Allah`a sığınırım! Muhakkak ki, o [kocan], benim efendim, benim mevkiimi güzel yaptı. Şüphesiz zalimler iflah olmazlar” dedi.

24 – Ve ant olsun o [hanım], ona niyeti kurmuştu. Eğer o [Yusuf] Rabbinin burhanını görmese idi, ona [kadına] niyeti kurmuştu. Ondan fuhşu ve fenalığı uzak tutalım diye böyledir. Şüphesiz o, Bizim arıtılmış kullarımızdandı.

25 – Ve ikisi de kapıya koştular. Hanım, onun gömleğini arkadan yırttı. Ve kapının yanında onun [hanımın] efendisiyle karşı karşıya geldiler. O [hanım]; “Senin ehline kötülük yapmak isteyen kişinin cezası, zindana atılmaktan veya acıklı bir azaptan başka ne olabilir?” dedi.

26, 27 – O [Yusuf]: “O, benden, kendimden yararlanmak istedi” dedi. Ve onun [hanımın] ehlinden bir şahit şahitlik etti: “Eğer onun [Yusuf’un] gömleği önden yırtılmış ise o [hanım] doğru söylemiştir, bu [Yusuf] da yalancılardandır. Ve eğer onun [Yusuf’un] gömleği arkadan yırtılmış ise o [hanım] yalan söylemiştir, o [Yusuf] da doğrulardandır.”

28, 29 – Artık ne zaman ki o [Yusuf’un efendisi], onun [Yusuf’un] gömleğinin arkadan yırtılmış olduğunu gördü, “Şüphesiz bu, siz kadınların fendinizdendir. Gerçekten de sizin fendiniz çok büyüktür. Yusuf! Sen bundan vazgeç. Kadın! Sen de günahın için istiğfar et. Şüphesiz sen hata edenlerden oldun” dedi.

30 - Şehirde kadınlar da “Aziz’in karısı, delikanlısının nefsinden murat almak istermiş. Kesinlikle sevgi onun yüreğine işlemiş. Şüphesiz biz, kesinlikle onu apaçık bir sapıklık içinde görüyoruz” dediler.

31 – Sonra o [Aziz’in karısı], onların mekirlerini [gizliden gizliye dedikodu yaydıklarını] işitince, onlara elçi gönderdi ve onlara yastık / meyve [mükellef bir sofra] hazırladı. Ve onlardan her birine bir bıçak verdi. Ve “Çık karşılarına!” dedi. Ve şimdi onlar onu [Yusuf’u] görür görmez onu [Yusuf’u] gözlerinde çok büyüttüler ve ellerini kestiler. Ve “Hâşâ! Allah için, bu bir beşer değil, ancak çok şerefli bir melektir.” / “Hâşâ bu satın alınmış bir köle değil ancak çok şerefli bir prenstir” dediler.

32 – O [Aziz’in karısı]: “İşte, bu gördüğünüz, beni hakkında kınadığınızdır. Ant olsun ki, ben bunun nefsinden yararlanmak istedim de, o namuslu davrandı. Yine ant olsun ki, kendisine emrettiğimi yapmazsa, muhakkak zindana atılacak ve kesinlikle zillete uğrayanlardan olacaktır” dedi.

33 – O [Yusuf]: “Rabbim! Zindan bana, bunların beni davet ettikleri şeyden daha sevimlidir. Eğer Sen, bunların tuzaklarını benden döndürmezsen, ben onların tuzağına düşerim ve cahil kimselerden olurum” dedi.

34 - Bunun üzerine Rabbi, ona [onun duasına] icabet etti de ondan onların tuzaklarını döndürdü. Şüphesiz O, evet O, hakkiyle işitenin, hakkiyle bilenin ta kendisidir.

35 – Sonra bu kadar delili gördükten sonra bir süre için onu zindana atmaları açığa çıktı.

36 – Ve zindana onunla birlikte iki delikanlı girdi. Onlardan birisi: “Şüphesiz ben kendimi şarap sıkarken gördüm” dedi. Öteki de: “Şüphesiz ben başımın üstünde ekmek taşıdığımı, kuşların da ondan yediğini gördüm. Bize bunun tevilini haber ver. Şüphesiz biz seni muhsinlerden [iyilik, güzellik üretenlerden] görüyoruz” dedi.

37 - 41 – O [Yusuf]: “Size yiyecek olarak verilecek bir yemek gelmeden önce onun tevilini size bildiririm. Bu, Rabbimin bana öğrettiği şeylerdendir. Şüphesiz ben Allah’a inanmayan bir kavmin -ki onlar ahreti inkâr edenlerin ta kendileridir- milletini terk ettim. Ve atalarım İbrahim, İshak ve Yakub`un milletine uydum. Bizim, Allah’a hiçbir şeyi ortak tutmamız olmaz. Bu, Allah’ın bize ve insanlara bir lütfudur. Velâkin insanların çoğu şükretmiyorlar. Ey benim zindan arkadaşlarım! Ayrı ayrı birçok rabbler mi daha hayırlı, yoksa her şeye hâkim ve galip olan bir tek Allah mı? Sizin, O’nun astlarından o taptıklarınız, sizin ve atalarınızın uydurduğu birtakım isimlerden başka bir şey değildir. Ona [bunlara tapmanız konusuna] Allah hiçbir delil indirmiş değildir. Hüküm ancak Allah’a aittir: O, size, kendisinden başkasına tapmamanızı emretti. İşte bu dosdoğru dindir. Fakat insanların çoğu bilmiyorlar. Ey benim zindan arkadaşlarım! Biriniz efendisine yine şarap sunacak. Diğeri de asılacak da kuşlar onu başından yiyecekler. İşte hakkında fetva istediğiniz iş gerçekleşti” dedi.

42 - Ve o [Yusuf] o iki kişiden, kurtulacağını kesin olarak bildiği kişiye, “Rabbinin [efendi, hükümdar edindiğin kişinin] yanında beni an!” dedi. Sonra şeytan ona hatırlatmayı terk ettirdi. Böylece o [Yusuf], senelerin küsurunca [3-10 sene] zindanda kaldı.

43 – Ve melik [hükümdar] dedi ki: “Şüphesiz ben yedi cılız ineğin yedi semiz ineği yediğini ve yedi yeşil başakla yedi kuru başak görüyorum. Ey ileri gelenler! Siz görüntü [vizyon] tabir ediyorsanız beni bu görüntü hakkında fetvalandırın.”

44 - Onlar [ileri gelenler] dediler ki: “Karmakarışık görüntülerdir. Biz ise böyle karmakarışık görüntülerin tevilini bilenler değiliz.”

45 – Ve o ikiden kurtulmuş olan kişi nice ümmetten [önderli toplumdan] sonra anarak dedi ki: “Ben size onun [o görüntünün] tevilini haber veririm, hemen beni gönderin.”

46 – “Yusuf! Ey doğru sözlü! Bize, insanlara dönmem ve onların öğrenmesi için ‘Yedi semiz ineği, yedi cılız inek yiyor. Ve yedi yeşil başakla diğer yedi kuru başak’ hakkında fetva ver.”

47 - 49 – O [Yusuf] dedi ki: “Yedi sene âdet üzere ekin ekeceksiniz, sonra da biçtiklerinizi yiyeceğiniz miktar hariç, başağında bırakınız. Sonra onun arkasından zorlu yedi [yedi kurak sene] gelecek, önceki biriktirdiklerinizin biraz saklayacağınızdan başkasını yiyecek. Sonra da onun arkasından bir sene gelecek ki, insanlar onda yağmura kavuşacak ve onda sıkıp sağacaklar.”

50 – Ve o hükümdar “Onu bana getirin!” dedi. Sonra ne zaman ki elçi ona [Yusuf’a] geldi, o [Yusuf] ona dedi ki: “Efendine geri dön de ona sor bakalım, o ellerini kesen kadınların zoru ne imiş? Hiç şüphe yok ki, Rabbim, onların oyunlarını çok iyi bilir.”

51 - O [hükümdar]: “Yusuf`un nefsinden murat almaya kalktığınız zaman durum ne idi?” dedi. Onlar [kadınlar]: “Hâşâ, Allah için, biz onun aleyhinde hiçbir fenalık bilmedik” dediler. Aziz’in karısı da: “Şimdi hak ve hakikat olduğu gibi ortaya çıktı. Onun nefsinden ben murat almak istedim. O ise şeksiz şüphesiz doğrulardandır” dedi.

52 - -İşte bu, onun [Yusuf’un], gaybde [tenhada] benim ona hainlik etmediğimi ve kesinlikle Allah’ın hainlerin hilesine kılavuz olmadığını bilmesi içindir.-

53 – Ve ben nefsimi temize çıkarmıyorum. Şüphesiz ki nefis, şiddetle kötülüğü emredendir. Ancak Rabbimin esirgediği kimse müstesnadır. Şüphesiz ki, Rabbim çok bağışlayıcı ve çok merhametlidir.

54 – Ve hükümdar “Onu bana getirin, kendime tahsis edeyim” dedi. Sonra onunla konuşunca da, “Şüphesiz sen bugün yanımızda gerçekten önemli bir mevki sahibisin, güvenilir birisin” dedi.

55 - O [Yusuf] dedi ki: “Beni yeryüzünün hazineleri üzerine kıl [getir]. Şüphesiz ben iyi koruyan, çok iyi bilenim.”

56 - Ve işte Biz böylece Yusuf için o yerde iktidar [ülke yönetimi] verdik. Neresinde isterse orada konaklardı. Biz rahmetimizi dilediğimize nasip ederiz. Ve iyilik edenlerin mükâfatını zayi etmeyiz.

57 – Ve iman eden ve takva sahibi olan kişiler için elbette ahiret mükâfatı daha hayırlıdır.

58 - Yusuf’un kardeşleri geldiler de onun yanına girdiler. O, onları hemen tanıdı, onlar ise onu tanıyamamışlardı.

59, 60 - Ne zaman ki onların teçhizatlarını hazırladı, “Babanızdan olan kardeşinizi bana getirin. Görüyorsunuz ya, ben ölçeği tam ölçüyorum ve ben konuk ağırlayanların en iyisiyim. Siz eğer onu bana getirmezseniz, bir daha size hiç kile yok, yanıma da yaklaşmayın!” dedi.

61 – Onlar: “Onu babasından isteyemeye çalışacağız ve şüphesiz biz kesinlikle yapanlarız” dediler.

62 – Ve o [Yusuf] memurlarına: “Ailelerinin yanına dönünce farkına varmaları için ve yine gelmeleri için sermayelerini yüklerinin içine koyuverin!” dedi.

63 – Böylece, babalarına döndükleri vakit, “Ey babamız! Bizden ölçek men edildi [bize zahire verilmeyecek]. Onun için bu kere kardeşimizi bizimle gönder ki, ölçek alabilelim. Ve biz onu kesinlikle koruyacağız” dediler.

64 – O [babaları] dedi ki: “Ben onu size emanet eder miyim? Bundan önce kardeşini emanet ettiğimde olan gibi olması başka! İşte Allah en hayırlı koruyandır. Ve O, merhamet edenlerin en merhametlisidir."

65 – Ve yüklerini açtıkları zaman sermayelerini kendilerine geri verilmiş olarak buldular. Dediler ki: “Ey babamız! Daha ne isteriz? İşte, sermayelerimiz bize iade edilmiş. Bununla ailemize zahire alır getiririz, kardeşimizi de koruruz, üstelik bir deve yükü daha fazla zahire alırız. Bu [aldığımız], çok kolay [pek az] bir ölçektir.”

66 - O [babaları] dedi ki: “Etrafınız kuşatılmadıkça [hepiniz çaresiz kalmadıkça] onu bana mutlaka getireceğinize dair Allah`tan bir taahhüt vermedikçe, onu kesinlikle sizinle göndermem.” Onlar, ona [babalarına] teminatlarını verince, o [babaları] “Bu söylediklerimize Allah vekildir” dedi.

67 - Ve dedi ki: “Ey yavrularım! Bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ben, Allah’tan hiçbir şeyi sizden gideremem. Hüküm yalnızca Allah’ındır. Ben sadece ona tevekkül ettim. Artık tevekkül edenler de sadece O’na tevekkül etmelidirler.”

68 – Ve ne zaman ki şehre vardılar, o zaman babalarının kendilerine emrettiği şekilde girdiler. Bu, onlar hakkında Allah’tan hiçbir şeyi önleyemezdi, bu sadece Yakub’un içinden geçirdiği bir isteğin gerçekleşmesi oldu. Ve şüphesiz o, ona öğrettiğimiz için ilim sahibiydi. Velâkin insanların çoğu bilmezler.

69 – Ve Yusuf’un yanına girdikleri vakit, o, kardeşini yanına aldı: “Şüphesiz ben, senin kardeşinin ta kendisiyim! İşte bundan dolayı onların yapmış olduklarına üzülme!”

70 - Sonra o [Yusuf] onlara cihazlarını hazırlayınca, su kabını kardeşinin yükünün içine koydu. Sonra bir müezzin seslendi: “Hey kervan! Şüphesiz siz kesinlikle hırsızsınız!”

71 – Onlar [kafile] onlara dönerek “Ne kaybettiniz?” dediler.

72 - Onlar [görevliler] dediler ki: “Hükümdarın su kabını kaybettik ve onu getirene bir yük zahire var. Ben de buna kefilim.”

73 – Onlar [kafile]: “Allah`a yemin ederiz ki, kati surette, siz de bildiniz ki, biz yeryüzünde [burada] fesat çıkarmak için gelmedik. Biz hırsızlar da değiliz” dediler.

74 - Onlar [görevliler]: “Eğer yalancılar iseniz, onun [hırsızlık edenin] cezası nedir?” dediler.

75 - Onlar [kafile] dediler ki: “Onun cezası, kimin yükünde çıkarsa, işte o, onun cezasıdır [o, köle olarak alıkonur]. Biz zalimlere işte böyle ceza veririz.”

76 - Bunun üzerine o [Yusuf], kardeşinin kabından önce onların kaplarını aramaya başladı. Sonra onu [su kabını] kardeşinin kabının içinden çıkardı. İşte Yusuf’a Biz böyle bir oyun öğrettik. Melikin dininde [ülkenin yasalarında], kardeşini alıkoymasına imkân yoktu. -Ancak Allah dilerse o başka. Biz dilediğimiz kişileri derecelerle yükseltiriz. Ve her bilgi sahibinin üstünde bir daha iyi bilen vardır.-

77 – Onlar [kafile] dediler ki: “Eğer o çalmışsa, ant olsun daha önce bunun kardeşi de çalmıştı.” O vakit Yusuf bunu kendi içine attı ve onlara bunu hiç belli etmedi, “Siz çok fena bir mevkidesiniz, nitelediğiniz şeyi Allah en iyi bilendir” dedi.

78 - Onlar dediler ki: “Ey Aziz! Şüphesiz ki, bunun çok yaşlı bir babası var. Onun için onun yerine bizim birimizi al. Şüphesiz biz seni iyilik edenlerden görüyoruz.”

79 – O [Yusuf] dedi ki: “Eşyamızı yanında bulduğumuzdan başkasını yakalamamışken Allah’a sığınırız. Şüphesiz biz öyle yaparsak kesinlikle zalimler oluruz.”

80 - 82 – Artık ne zaman ki ondan ümit kestiler, o zaman fısıldaşarak bir yana çekildiler. Büyükleri dedi ki: "Babanızın sizden Allah adına ahit aldığını ve daha önce Yusuf konusunda aşırı gittiğinizi bilmiyor musunuz? Babam bana izin verinceye veya Allah hakkımda bir hüküm verinceye kadar ben artık arzdan [buradan] ayrılmam. Ve O [Allah], hüküm verenlerin en hayırlısıdır. Siz dönün de babanıza deyin ki: Ey babamız! Şüphesiz oğlun hırsızlık yaptı. Biz de ancak bildiğimize şahitlik ettik. Ve biz gaybın bekçileri değiliz. Hem içinde bulunduğumuz kente ve içlerinde geldiğimiz kervana sor. Ve şüphesiz ki, biz kesinlikle doğru kimseleriz.”

83 – O [babaları] dedi ki: “Aksine, nefisleriniz sizi aldatıp bir işe sürüklemiş. Artık güzel bir sabır! Umarım ki Allah onları [üçünü; Yusuf’u, küçük kardeşini ve büyük kardeşini] birden bana getirir. Şüphesiz O, en iyi bilenin, hikmet sahibi olanın ta kendisidir."

84 - Ve o [Yakup], onlardan yüz çevirdi. Ve “Vah Yusuf’la olan hasretim vah!” dedi. Ve üzüntüden iki gözü bembeyaz oldu [sararıp soldu, derbederleşti]. Artık o [Yakup], yutkundukça yutkunan [derdini içinde tutan] biri idi.

85 - Dediler ki: “Allah’a yemin olsun ki, sen Yusuf`u anıp duruyorsun. Sonunda eriyip gideceksin yahut helak olanlardan olacaksın.”

86, 87 – O [Yakup] dedi ki: “Ben, içimi doldurup taşan özlemimi, kederimi Allah’a şikâyet ediyorum. Ve ben Allah tarafından sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum. Ey oğullarım, gidin de Yusuf’u ve kardeşini araştırın. Allah’ın vereceği ferahlıktan ümit kesmeyin; kesinlikle kâfirler kavminden başkası Allah’ın vereceği ferahlıktan ümit kesmez.

88 - Sonra onun [Yusuf’un] huzuruna girince, dediler ki: “Ey Aziz! Bize ve ehlimize sıkıntı dokundu. Ve biz az bir sermaye ile geldik. Sen bize yine ölçek ver. Ve bize sadaka da ver. Şüphesiz Allah sadaka verenleri karşılıklandırır.”

89 - O [Yusuf] dedi ki: “Siz cahiller iken Yusuf’a ve kardeşine neler yaptığınızı biliyor musunuz?"

90 – Onlar [Yusuf’un kardeşleri]: “Yoksa sen, sahiden Yusuf musun?” dediler. O [Yusuf]: "Ben Yusuf`um, bu da kardeşim. Kesinlikle, Allah bizi nimetlendirdi. Şüphesiz kim takvalı davranır ve sabrederse, artık hiç şüphesiz Allah, iyi, güzel işler yapanların mükâfatını zayi etmez” dedi.

91 – Onlar dediler ki: “Allah’a yemin olsun, Allah seni gerçekten bize üstün kıldı. Ve biz gerçekten hatalılar idik.”

92, 93 – O [Yusuf] dedi ki: “Bugün size bir ayıplama ve azarlama yoktur. Allah sizi mağfiretiyle bağışlasın. O, merhamet edenlerin en merhametlisidir. Şu gömleğimi götürün de babamın yüzüne koyun, basiyr [ayıplanan, dalga geçilen hastalıktan kurtulmuş] hâle gelir [derbederlikten kurtulur]. Ve bütün ailenizi bana getirin.”

94 – Ve ne zaman ki, kafile ayrıldı, babaları dedi ki: “Eğer bana bunak demezseniz, şüphesiz ben Yusuf’un kokusunu buluyorum.”

95 - Dediler ki: “Vallahi şüphesiz sen hâlâ o eski şaşkınlığındasın.”

96 - Fakat ne zaman ki, gerçekten müjdeci geldi, onu [gömleği] onun [Yakub’un] yüzüne koydu, hemen basiyr [ayıplanan, dalga geçilen hastalıktan kurtulmuş] hâle geldi. “Ben size demedim mi, ben Allah’tan sizin bilmediklerinizi bilirim” dedi.

97 - Dediler ki: “Ey babamız, bizim için günahlarımıza istiğfar et. Şüphesiz biz hatalılar idik.”

98 – O [Yakup] dedi ki: "Sizin için Rabbimden ilerde bağışlanma dileyeceğim. Şüphesiz O çok bağışlayıcının, çok merhamet edicinin ta kendisidir.”

99 - Ne zaman ki onlar Yusuf’un yanına girdiler, işte o zaman Yusuf anasını ve babasını kucakladı [bağrına bastı], yanına aldı ve “Allah’ın dilemesiyle güven içinde Mısır’a girin!” dedi.

100 – Ve anasıyla babasını yüksek bir taht üzerine yükseltti. Ve hepsi secde ederek onun için yere kapandılar. Ve o [Yusuf]: “Babacığım, işte bu durum, o gördüğümün tevilidir. Gerçekten Rabbim onu hakk kıldı. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra, beni zindandan çıkarmakla ve sizi çölden getirmekle Rabbim bana hakikaten ihsan buyurdu. Şüphesiz Rabbim dilediği şeye lütuf edicidir. Şüphesiz O, en iyi bilen, hüküm koyanın ta kendisidir.”

101 – -“Rabbim! Sen bana mülk verdin ve bana ehadisin [olacakların/ sözlerin] tevilinden öğrettin. Gökleri ve yeri yoktan var eden! Sen benim dünya ve ahirette veliymsin, benim canımı müslüman olarak al ve beni salihler arasına kat!”-

102 - İşte bu, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Yoksa onlar yapacaklarına karar verip mekir [kötü plan] yaparlarken sen onların yanında değildin.

103 - Sen şiddetle arzulasan da, insanların çoğu iman ediciler değildir.

104 – Ve sen buna karşılık onlardan herhangi bir ücret istemiyorsun. O [Kur’an], âlemlere sadece bir öğüttür.

105 – Ve göklerde ve yerde nice ayetler var, onlar ondan yüz çevirenler olarak üzerlerinden gelir geçerler.

106 - Onların çoğu, şirk koşmadan Allah’a iman etmezler.

107 - Yoksa bunlar Allah’ın azabından hepsini saracak bir felaket gelmesinden veya farkında değillerken ansızın kendilerine saatin gelmesinden güven içinde midirler?

108 - De ki: “İşte bu, benim yolumdur; basiret üzere [aklın, bilginin, sağduyunun gereği olarak] Allah`a davet ediyorum. Ben ve bana uyanlar… Ve Allah münezzehtir. Ve ben müşriklerden değilim.”

109 – Ve Biz senden önce de yalnızca, kentlerin ehlinden [kendi halkından], kendilerine vahyettiğimiz birtakım kişileri elçi olarak gönderdik. Şimdi o yerlerde şöyle bir gezip dolaşmadılar mı? Ki kendilerinden önce gelip geçenlerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bir baksalar! Elbette ahiret yurdu takvalı davranan kişiler için daha hayırlıdır. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?

110 - Nihayet elçiler ümit kesecek hâle gelince ve kendilerinin yalanlandıkları kanaatine varınca, kendilerine yardımımız geldi. Sonra da dilediklerimiz kurtarıldı. Ve suçlular topluluğundan Bizim azabımız geri çevrilemez.

111 - Ant olsun ki, onların [Yusuf, babası, kardeşleri] kıssalarında kavrama yeteneği olanlar için bir ibret vardır. Bu [Kur`an], uydurulan bir söz değildir. Ancak kendinden evvelkilerin tasdiki, inananlar için her şeyin detaylandırılması, bir yol gösterme ve rahmettir.”

Kaynak
Hakkı Yılmaz - Tebyin-ül Kur'an
Taner isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
meal


Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 09:10 PM.


Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
Hanifler - Kuran odaklı gerçek din islam