hanifler.com Kuran odaklı dindarlık  

Go Back   hanifler.com Kuran odaklı dindarlık > AİLE VE AİLE HAYATI > Ailenin Korunması > Örtünme

Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 21. April 2015, 02:37 PM   #1
Saadettin Sipehsalar
Katılımcı Üye
 
Saadettin Sipehsalar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Mar 2015
Mesajlar: 43
Tesekkür: 5
18 Mesajina 19 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 0
Saadettin Sipehsalar has much to be proud ofSaadettin Sipehsalar has much to be proud ofSaadettin Sipehsalar has much to be proud ofSaadettin Sipehsalar has much to be proud ofSaadettin Sipehsalar has much to be proud ofSaadettin Sipehsalar has much to be proud ofSaadettin Sipehsalar has much to be proud ofSaadettin Sipehsalar has much to be proud of
Standart İnsanın Yüzü ve Onuru

İnsanın Yüzü ve Onuru

HİNT alt kıtasında, İran’da, Afganistan’da ve Arap dünyasında oldukça yaygın, Türkiye’de ise marjinal Muhafazakar bazı dindarların tercih ettiği peçe ve çarşaf, Deniz Baykal’ın son politik açılımı ile gündeme geldi. Politik kaygılarla kıymete binen peçe ve çarşafı, teolojik kaygı ile eleştirinin konusu yapmak, sanırım bunları tercih edenlere karşı haksızlık olmaz. Bazı din kitaplarına bakarsanız veya özellikle Arap ve Pakistanlı kimi din adamlarına sorarsanız, peçe (Türkiye’deki haliyle ‘yaşmak’) ve çarşaf (genellikle siyah tek parça kadın giysisi) veya Afganistan’daki haliyle ‘burka’, Müslüman kadının iffet ve namusunu erkeklere karşı korumanın en tam ve doğru aracıdır. Etnolojik ve antropolojik olarak, siyah tek parça kadın giysisi olarak çarşaf ve köken itibariyle çölde insanların kum esintisinden korunmak için yüzün örtülmesinden kaynaklanan peçe, İslam’ın doğduğu coğrafyaya, asra, hatta daha da gerilere (Hititlere, Mısırlılara) götürülebilir. Bugün de bu tarz giyim, aynı işleviyle bazı yerlerde devam etmektedir.

Ancak yerel, geleneksel, kültürel bir olguyu kalkıp da İslam’ın kadına uygun gördüğü örtünme biçimi, hatta kadının iffetini-namusunu korumasının dini bir tarzı olarak görmek, biraz cahilliğin biraz da estetik duygusunun gelişmemesinin bir göstergesidir.

Olaya siyasal açıdan ‘zorla’ müdahale yapılamaz. Mustafa Kemal dahi kıyafet devrimine rağmen, kadınların kıyafetine dokunmamıştır. Aslında kıyafet ‘devrimi’ aklın, mantığın alabileceği bir şey değildir. Kültürel olarak topluma yeni pencereler açılabilir; ancak, kültür devrimi, aşağılık psikolojisinden kaynaklanan bir yanılsamadır. Değişim kendiliğinden, parçalı, iradi ve gönüllü olur.

Dolaysıyla, CHP’nin şimdiye kadar olan zihniyeti ile (zorla şapka giydirme, zorla baş açtırma), peçe ve çarşaf giydirenlerin zihniyeti arasında totaliterlik açısından bir fark yoktur. Bu bağlamda CHP zihniyetinin, başını örten reşit kız öğrencileri üniversitelere sokmaması, tam bir akıl tutulmasıdır.

Tanrının izi insanın yüzü

Ancak, peçe ve çarşafa teolojik açıdan yaklaştığımızda, olayı salt dinsel bir yorum (içtihat) farkı olarak görüp saygı duyulacak bir mevzu saymak doğru değildir. Olayın ciddi estetik ve ahlaki boyutları vardır. Dinin düşünceden çok inanca, sorgusuz teslimiyete (dogmatizme) dayandığını iddia edenler bunu kabul etmeyeceklerdir. Kanaatime göre, peçe ve çarşaf, kadın onuruna karşı girişilmiş ağır bir hakaretin ve aşağılamanın ifadesidir. Çünkü peçe, kadının yüzünü, çarşaf da onun bedenini toplumsal olarak inkar etmektedir. İkisi birlikte kadını insan olmaktan çıkararak onu organları belli olmayan garip bir ‘mahluk’a dönüştürmektedir. Çarşafla vücut, peçe ile de yüz kaybolmaktadır.

Yüz (vech), hem Arapçada hem de Türkçede -hatta sanırım bütün dillerde- aynıyla bizatihi insanı, onun onurunu, değerini, şerefini simgeler. Örneğin Türkçede ‘yüzsüz’, ‘iki yüzlü’, ‘yüzü yerde’, ‘yüzü kızarmak’, ‘yüzü tutmak’, ‘yüzünü kara çıkarmak’, ‘yüzünün akıyla çıkmak’ gibi bir sürü deyim ve ifade, insanın ‘yüz’ olduğunu ortaya koyar.

Ünlü Fransız Yahudi filozofu Emmanuel Levinas, ‘Tanrının izi insanın yüzünden geçer’ der. Yüz, insanın ötekine karşı ahlaki sorumluluğunu ifade eder. Kadının önemli iki değeri olan iffeti ve namusunu, sözüm ona koruma adına kadının (insanın) en yüce, kutsal, manevi ve değerli yerini salt cinsel bir uzuv olarak görüp onu örtmeye kalkışmanın ne büyük bir cinayet, ilkellik olduğu ortadadır.

Freud’ü sollayan yaklaşım

Peçe ve çarşaf, ayrıca kadına ve erkeğe güvenmeme, onları bilerek veya bilmeyerek bir nevi potansiyel cinsel sapık olarak görme bağlamında da hem kadına, hem de erkeğe bir hakaret içermektedir. Kadına denmek isteniyor ki, sen eğer yüzünü açıp kendine yakıştırdığın şık elbiseler giyersen, bu demektir ki, sen karşı cinsi ‘cinsel’ anlamda arzuluyorsun ve sadece bu nedenle onun dikkatini çekmek istiyorsun. Amiyane deyimle bu, kadına farkında olmadan potansiyel fahişe gözüyle bakmaktır. Erkeğe yönelmiş hakarete gelince, onlara da, siz kadının yüzüne bakar veya onu şık elbiseler içinde görürseniz, sizin niyetiniz bozulur ve hemen onu cinsel olarak arzularsınız denmektedir. Bu bakış açısı, farkında olmadan erkekleri cinsel sapık olarak görmektedir. Aynı şekilde bu söylem, Freud’ün teorisini de sollayarak, kadın ile erkeği birer insan olarak görme yerine, onları ‘ateş ile barut’ olarak nitelemektedir. Oysa kanaatimce, İslam’ın kadından örtmesini istediği yerler, erkeklerde cinsel cazibe uyandıran göğüs ve bacaklarıdır. Yani bölge olarak, boyun-bilek ve diz altıdır. Bu talebi, bir özgürlük kısıtlaması olarak görmek yanlıştır. Amaç, toplumsal ve bireysel ilişkilerde kadını, ‘dişi’liği aşırı vurgulanmış bir varlık olarak değil; onu ‘kişi’liği ile muhatap almaktır. Örtünme, neslin devamı ve evlenme-aile bağlamında anlam kazanan bir öneridir. Konuya estetik açıdan bakacak olursak, erkeğin saçı ve sakalı Aslan’ın yelesine, kadının saçı da tavus kuşunun kuyruğuna, taraklı kuşun tarağına benzer. Yani her ikisi de estetik unsurlarıdır. Ahsen-i takvim olarak yaratılmanın ifadesidir.

Kadının yüzü ile saçı arasında estetiklik açısından bir fark yoktur. Saçı ve yüzü, yani başı cinsel bir bölge olarak görmek, sapıklıktır. Estetik olan ile erotik olanı birbirine karıştırmaktır. İsteyen saçı ile isteyen de başörtüsü ile şıklığını tamamlayabilir. Başörtüsü, Kur’an’ın indiği dönemde her kadında -hatta erkekte- varolan bir giyim unsurudur. 24/Nur-31’deki ‘Başörtülerini göğüslerine örtsünler’ ifadesinin gerçek amacının -Allah doğrusunu bilir- göğüs dekoltesini örtmek olduğu kanaatindeyim; yoksa hem saç hem de göğüs değil. Bu nedenle saçların da o gün için ‘görünen kısımlar’ kapsamında değil, fakat hükmünde olduğu kanaatindeyim. Çünkü o günkü örf ve adet, hatta iklimsel zorunluluk dolayısıyla başlar örtülüydü. Ayrıca Tanrı’nın ‘görünen yerler müstesna’ şeklindeki atfı, O’nun makul örfe olan itibarını ve güvenini gösterir. Özetle, iffet İslami bir erdemdir.

Örtünme (tesettür), bu erdemi pratize eden İslami bir hükümdür. Başın (saçların) örtünmesi, Müslüman alimlerin üzerinde icma ettikleri bir yorumdur. Bu yoruma ya saygı duyulur ve uyulur veya delil ile reddedilir. İffet kaygısıyla (niyet) başlarını örtenler sevap kazanır. Başlarını örtmeyenler günah kazanmaz. Cinsel saiklerle açılıp saçılanlar, günahkar olur.

Modern Avrupa kökenli çıplaklık kültürünü hariç tutarsak, insanlık hiçbir zaman makul sınırları aşmadı. Erkeğin, sakal bırakarak sevap beklemesi saflık veya kurnazlık; kadının saçını da cinsel bir unsur olarak görmesi sapıklıktır.

Peçe ve çarşaf, kadını önce yoğun veya salt ‘cinsel’ bir varlık olarak tasarlama; sonra da, bütün renklerin ve kumaşların şıklığına ve güzelliğine ‘karşıt’ olarak tek ‘siyah’ renkle onu mahkum etme ve frenleme girişimidir.

Bu yaklaşım, Freud’u teoride yadsımasına rağmen, pratikte onun her türlü insan edimini libido ve cinsellik ile açıklama girişimini onaylamaktadır. Böylece insanların karakterleri, akılları ve iradeleriyle insan oldukları; esas olanın, bunları eğitmek olduğu göz ardı edilir. Kuran’ın deyimi ile ‘esas olanın takva örtüsü olduğu’ (7/Araf-26) unutulur.

Çıplaklık kültürü

Genç kadın vücudunun ‘cinsel’, yüzünün de ‘güzel’ olabileceği ve bu nitelikleriyle de erkek için tabiî olarak ‘çekici’ olduğu doğrudur. Kur’an bu tabiîliğe şöyle atıf yapar: ‘.......ve kadınlara karşı cinsellik arzusu erkeklere hoşlandırıldı.’ (3/Al-i İmran 14) Ancak, kadının vücudunun ‘cazip’ yerlerini teşhir ederek erkekleri ‘tahrik’ etmesi doğru olmadığı gibi; namusunu ve iffetini onun vücudunu inkar ederek koruma yolu da doğru değildir. Bunlar ifrat ve tefrittir. Normal ve doğru olan orta yoldur. Ortaçağların sonuna kadar bütün dünyada (dinlerde ve kültürlerde) kadın tepeden tırnağa örtülü idi. Şu andaki dünya ortalaması boyun-bilek ve diz altıdır. Çarşaf ve peçe, cinselliğin ‘aşırı’ ve ‘belirgin’ bir şekilde geri çekilmesidir. Zihinlerde durduk yerde cinselliğin hatırlatılmasıdır.

Kaldı ki, peçe ve çarşafın bazı insanlarda tersinden zihinsel bir fantezi olarak ‘erotizm’ doğurabileceği de söylenebilir. Normal hali dikkatimizi çekmeyen bir nesne, paketlendiğinde insandaki ‘merak’ duygusunu uyandırmaz mı? Peçenin tek faydası varsa o da, ‘çirkin’ kadınları onların lehine kamu nezdinde güzellerle eşitlemektedir.

Yüzünde meymenet olmak

Kadın yüzü güzelliğin, estetiğin konusudur; cinselliğin ve erotizmin değil. Arzu, irade ve akıl ‘gözler’ aracılığı ile yüzü cinselliğin, erotizmin konusu yapabilir. Ancak bunu önlemenin yolu, yüzü kapatmak değildir. Arzuyu, iradeyi, aklı eğitmektir. İslam bunu yapmaya çalışır. ‘Kadınlara ve erkeklere söyle, gözlerini korusunlar.’ (24/Nur, 30-31) emri bunun içindir. Tanrı ‘yüzlerini’ korusunlar demiyor. Çünkü yüz, insan varoluşunun sonsuz anlam zenginliğinin kaynağıdır. İnsanın (kadının) utancını, arını, mahcubiyetini, gururunu, onurunu, sevincini, üzüntüsünü, öfkesini, kaygısını, umutsuzluğunu.... toplumsal mekánda ifade aracıdır. Peçe, kadının suratsızlaştırılmasıdır.

Çarşaf ise onu organlarıyla insan olmaktan çıkarmaktır. Bütün insanlığın hafızasında kadın-erkek olarak ‘insan’, yüzü dahil organlarıyla ve elbiseleriyle insandır. Yüz kaybolduktan sonra, ismin ve birden fazla olmanın, ben/kimlik olmanın bir anlamı kalır mı? Peçe ve çarşaf, kadının toplum içinde sürüleştirilmesidir. Peçe ve çarşaf, kadının cinsel tacizlerden korunmasının bir yolu değil, bir tür ‘gizlenme’ olarak dürüstlüğe terstir. Çünkü çoğu kez insanlar yüze güvenir, ona inanır.

Meymenet (bahtiyarlık, mutluluk), insanın yüzündedir veya yoktur. Bedevi, Hz Muhammed’in yüzünü gördüğünde: ‘Bu adam yalan söylüyor olamaz’ deyip hemen iman etmiştir. Yüzü görünmeyen kadın nasıl utanacak, arlanacak ve bunların belirtisi olarak ‘yüzü kızaracaktır’? Yüz kapatılınca bütün dillerdeki edebiyatın hatırı sayılır bir bölümü yok sayılmayacak mı?

İslami kıyafet nedir?

Antropolojik, etnik kökenini dışarıda tutarsak, peçe ve çarşafı dinsel olarak kadın iffet ve namusunun korunmasının sözümona ‘muttaki’ yolu olarak ‘içtihat’ edenler erkeklerdir. Bu yorum, aslında hastalıklı bir halet-i ruhiyenin ‘namus ve iffet’ olarak kendini kadınlara yutturmasıdır. Geleneğin, tarihin ve erkeğin egemenliğinde olan ‘zavallı’ kadınların bunu görememesi normaldir. Köleliğin köleler tarafından ‘normal’ olarak algılandığını tarihten biliyoruz.

Psikanaliz, bize insanın ahlaki ve estetik olmayan onlarca ‘haz’ından bahseder. Bu bir ‘sahte bilinç’tir.

İslam tabii bir dindir. Tabii bir din, insan tabiatına, fıtratına ve fiziki tabiata ters bir şey söylemez. Tabiatı ne olduğundan fazla tabii kılmaya çalışır, ne de onu eksiltmeye çalışır. Onun kurallarına uygun olarak çalışır. İslám’ın gayesi, insan tabiatını ahlaken geliştirmek, toplum tabiatını da düzenlemektir. Güzel giyinme insanlığın ortak arzusudur. Cinsel tahrik amaçlı aşırı dekolte ve peçe-çarşafla örtünme, ekstrem davranışlardır. İslam’ın önerdiği ‘tesettür’, insanlığın normal giyinmesine karşı bir husus değildir. Kadını onuruyla toplumda aktif tutma girişimidir. Cinsellik vurgulu aşırı açıklık ise kadını cinsel bir meta durumuna düşürür.

Polis kıyafeti, hemşire kıyafeti, asker kıyafeti gibi ‘İslami kıyafet’ diye bir şey olamaz. İslam, insanlığın tecrübeyle biriktirdiği normal kıyafeti benimser. Evrensel bir din bütün kültürlerin yarattığı estetik zenginliğe, ‘şıklığa’ karşı çıkmaz.

Ancak emperyalist veya dogmatik-totaliter bir ideoloji bütün kültürleri ve insanları bir kalıbın içine sokmaya çalışır. Onlara değer vermez, güvenmez, onları aptal yerine koyar. Çünkü ‘sözün bütünü aptala söylenir’.


Prof. Dr.İLHAMİ GÜLER
Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi
Saadettin Sipehsalar isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Saadettin Sipehsalar Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
dost1 (23. April 2015)
Alt 21. April 2015, 02:45 PM   #2
Saadettin Sipehsalar
Katılımcı Üye
 
Saadettin Sipehsalar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Mar 2015
Mesajlar: 43
Tesekkür: 5
18 Mesajina 19 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 0
Saadettin Sipehsalar has much to be proud ofSaadettin Sipehsalar has much to be proud ofSaadettin Sipehsalar has much to be proud ofSaadettin Sipehsalar has much to be proud ofSaadettin Sipehsalar has much to be proud ofSaadettin Sipehsalar has much to be proud ofSaadettin Sipehsalar has much to be proud ofSaadettin Sipehsalar has much to be proud of
Standart

Alıntı:
Alttaki makale, Prof. Dr. İlhami Güler'in yukarıda verdiğimiz makalesine karşılık bir başka ilahiyatçı akademisyen tarafından yazılmış olan makaledir. İki makaleyi de buraya ekliyorum, hanif dostların bu makaleler hakkındaki yorumlarını ve şahsi kanaatlerini bekliyorum.
Saadettin Sipehsalar

Ya çarşafın ‘onursuzluğu’ ya tavus kuşunun kuyruğu!

PEŞİNEN ifade edeyim ki, bu yazı bir peçe ya da çarşaf savunusu değildir. Keza İslam’ın bir kıyafet biçimi önerdiğini, bu biçimin de şu veya bu olduğunu kanıtlamayı hedeflememektedir. Salt bir başörtüsü polemiğine de girmeyecektir. Amacım, ‘İnsanın Yüzü ve Onuru’ dolayımında değerli dost İlhami Güler’in 29 Aralık 2008 tarihli Açık Görüş sayfalarında ortaya koyduğu ve içinde kimi aşağılamalar, çelişkiler ve yanlışlıklar bulunan görüşlerini müzakere etmektir.

Çarşaf ve peçenin ‘cahillik, ilkellik, estetik yoksunluğu’ ve hatta ‘sapıklık’ gibi arka planlara sahip olduğunu, onun ‘kadını organlarıyla insan olmaktan çıkardığını’, ‘toplum içinde sürüleştirdiğini’, ‘kadının saçının tavus kuşunun kuyruğu gibi estetik bir unsur olduğunu’, ‘peçenin tek faydasının çirkin kadınları kamu nezdinde güzellerle eşitlemek olduğunu’, İslam’ın kadınlardan başlarını örtmelerini istemeyip sadece göğüs dekoltesini hedef aldığını, onun ‘bütün kültürlerin yarattığı estetik zenginliğe karşı çıkmayacağını’ vurgulayan yazı, sadece bu ifade dizgesiyle bile fazlasıyla pejoratif, duygusal, mütehakkim, indirgemeci ve önyargılı bir kimliğe sahip olduğunu ortaya koymaktadır.

Çarşaf, Güler’e göre, aslında ‘namus ve iffet olarak kendisini kadınlara yutturan hastalıklı bir erkek hálet-i ruhiyesinin’ eseri olan dînî ictihada dayanmaktadır ve bunu bir kıyafet biçimi olarak tercih eden ‘zavallı kadınlar’, tıpkı kölelerin köleliği normal algılaması gibi, bu durumu fark edememektedirler.

Bu satırların kadınlara yönelik aşağılayıcı üslubuna ‘zavallı kadınlar’ ne der, bilemem; ama dinin referans çerçevesi içinde bir konuyu hükme bağlamak demek olan içtihadın, hastalıklı halet-i ruhiyeye sahip erkeklerce icra edildiği ve kadın tesettürü özelinde bu içtihatların cahillik ve estetik duygusunun gelişmemesinin bir sonucu olarak ‘ne büyük cinayet ve ilkelliklere’ sebep olduğu yönündeki aşağılamalar, hayli üzüntü vericidir. Yukarıda tanımı yapılan içtihadın, bilimsel, teknik ve şahsî ne tür yeterlik ölçütleri gerektirdiğini Sayın Güler bilmiyor değildir. Dolayısıyla tarih ve Müslüman toplumların ehliyet ve liyakat onayını almış müçtehitlerin nasıl bir duyarlık ve gayretle çalışmış olduklarını en az benim kadar gözlemliyordur.

Ya peygamberin yorumu

Hal böyleyken, önlerinde bulunan delilleri, Peygamber günlerindeki uygulama örneklerini ve tabiatıyla telakkileri hesaba katan yorumları dolayısıyla onları cahillik ve hastalıklı ruha sahip olmakla suçlamak, kendisinin sıklıkla üzerinde durduğu insaf ve ahlak ile nasıl bağdaşacaktır? Modern zamanların şekillendirdiği (ki hepimiz ibnü’l-yevm yani zamanımızın çocuğuyuz) bir zihniyetle premodern yaklaşımları mahkûm etmek, tarih yanılgısının girdabına dalıp onlardan bugünün egemen zihniyetine onay beklemek ne kadar ádildir? Egemen zihniyet acaba ne ölçüde doğru ve haklıdır; yoksa biz de o ‘zavallı kadınlar’ gibi dolmuşa bindiriliyor olmayalım?

Güler’in estetik kaygısı da bencil/indirgemeci bir içerik taşıyor: ‘Benim estetik anlayışıma uymuyorsa estetik değildir’; ya da ‘estetik sayılmada ana ölçü, moderniteden onay almaktır’. Peki, bu yetkiyi nereden aldınız? Estetiğin genel geçer bir standardı ya da şablonu mu var? Bir eser ya da nesneye güzel-çirkin diye değer biçerken, bizi etkileyen ölçütler bilinçli mi yoksa bilinç dışı ölçütler midir? Esasen duyular ve algılar bilimi olan estetik, öznenin duygusundan ve algısından bütünüyle bağımsız değildir. Güzel, çirkin, hoş, yüce, trajik gibi estetik yargılar, nesnenin muhatabı olan bireyin referans dizgesi, kültürü ve tecrübeleri ile de sádır olur. Estetiği bağımsız bir disiplin olarak kuran A.G. Baumgarten’dan I. Kant ve G.W.F. Hegel’e büyük estetikçiler de aynı sorulara cevap aramışlardı.

Asıl derdi çarşaf ve peçe olmakla birlikte bunlara zemin hazırlayan başörtüsü, daha doğru deyimle başı örtmek eylemi de Sayın Güler’in ilgisini çekmiştir. Başın (saçların) örtülmesi konusunda Müslüman bilginlerin icma ettiklerini yani görüş birliği içinde olduklarını itiraf eden Güler, bu yorum karşısında iki tavır sergilenebileceğini söylemektedir: Ya saygı duyulup gereğince davranılacaktır ya da delil ile reddedilecektir. Kendisi Kur’án’ın 24. Nur Suresi’nin 31. ayeti bağlamındaki kişisel yorumuyla ikinci tavrı benimsemekle birlikte bunu temellendirememektedir. Çöl hayatının kumdan (buna güneşi de ekleyebilirdi) korunmak zaruretine bağlı doğal/spontan seçiminin álimlerce genel hüküm haline getirildiği, oysa İslam’ın başı değil, göğüs dekoltesini örtmeyi amaçladığı savları, reddiyesini ne kadar ispat eder, takdir sizin. Senin benim yorumum değil, bizzat Kur’án’ın ve onu açıklayarak duyuran Peygamber’in şu yaklaşımının neyi ispat ettiğinin takdiri de sizin: Herkesin bildiği gibi, Kur’án’da kadının örtünmesi ve dışarıdaki giysisi konusunda iki ayrı düzenleme bulunmaktadır. Örtünme konusu Nur Suresi 31. ayette, yine bununla irtibatlı olarak dışarıdaki kıyafeti ise 33. Ahzáb Suresi 59. ayette ele alınmakta; her iki hüküm de gereklilik ifade eden emir kipleri ile sunulmaktadır.

Kadınların örtünmelerini ele alan 24. Nur Suresi’nin 31. ayeti, bağlamı da görmek açısından bir önceki 30. ayetle birlikte şunu söylemektedir: ‘Mü’min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. Şüphe yok ki, Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır.’; ‘Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Görünen kısımlar müstesna, zînet (yer)lerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar...’ Görüldüğü üzere ayet emir kipi ile (ve’l-yadrıbne = salsınlar, örtsünler), hanımların başlarını örtmelerini (bi humurihinne = başörtülerini) ve bu başörtüsünü gerdanlarını kapayacak tarzda yakalarının üzerine kadar (alá cüyûbihinne) sarkıtmalarını istemektedir. Böyledir de, fakat bu istem acaba Müslüman kadınlara, kendilerine mahrem olmayan yabancı erkekler yanında başlarını mutlaka örtmelerini gerektiren farz istemi midir, yoksa bir tavsiye niteliğinde midir?

Dilsel tahlil çok önemli

Hiç kimsenin kendiliğinden değiştiremeyeceği dil kuralları (emir, bir şeyin yerine getirilmesini kesin ve bağlayıcı bir biçimde talep etmektir) ve bunu esas alan İslam hukuk metodolojisinin emrin gereği ile ilgili genel kuralı da (karinesiz emir vücûb/farz ifade eder) zaten bu sonucu vermektedir. Kaldı ki, aynı surenin 60. ayetinde çok yaşlı hanımlar için örtünme konusunda bir dereceye kadar ruhsat verilmiş olması da işbu 31. ayetin bağlayıcı bir norm olduğunu göstermektedir.

Ayetin dilsel tahlilinde ele alınacak ikinci husus, örtünmenin mahiyetini ve başlangıç noktasını belirleyen ‘humur’ (tekili hımár) kelimesinin açılımıdır. Acaba ‘humur’ Kur’án meallerinde gösterildiği gibi başı örten bir örtü müdür? Yoksa bu kelimeyle sadece yaka/göğüs bölgesinin kapatılması mı murad edilmiştir? Bu soruların cevabı, kendimize özgü dil izahları veya sübjektif yorumlarla değil, bu sözcüğün dilde hangi anlamlarda kullanıldığını ve akabinde ilk Müslümanların onu nasıl algıladıklarını tespit ile verilebilir.

Arap diline ait ilk klasik sözlüklerden günümüz Arap Dil Kurumu’nun yayımladığı sözlüğe, hatta Batılı Larousse’un Dictionnaire Arabe de Base’ine kadar bütün Arapça sözlükler; aynı şekilde Kur’án’ın tercümanı sıfatını taşıyan sahabî İbn Abbas’tan günümüze değin bütün müfessirler ve Kur’án sözlükleri ‘hımár’ kelimesinin, kadınların başlarını kapatmak için kullandıkları örtü anlamına geldiğini söylemişlerdir. Kaldı ki, bu kelimenin başörtüsü anlamına geldiğini ispat eden onlarca Cáhiliyye/İslam öncesi dönem şiiri vardır. Dil, bizi önceleyen verili bir evren olduğundan; öznel çıkarımlarla dili değiştirmek imkánı bulunmadığından; Kur’án da bu verili dil evreni içinde apaçık bir Arapça ile gönderilmiş olduğundan, ayetteki ‘hımár’ı başka türlü anlamak mümkün değildir.

‘Hımar’ın anlamı ne?

Hal böyleyken acaba ayeti yine de doğru anlamamış olabilir miyiz? Emir kipinin anlamı ve ‘hımár’ açılımında hata etmiş olabilir miyiz? Bu soruyu ciddiye almak Peygamber’in onu nasıl anlayıp açıkladığını ve ilk muhataplarının bu normu nasıl uyguladığını araştırmayı gerektirir. Karşınıza aklen inkar edilemez ölçüde kesin ve başı örtmenin farz olduğu anlamına sahip olan rivayetler çıkacaktır. Bu bilgiler (Güler’in aradığı deliller) doğrultusunda anlaşılıyor ki, başörtüsü, ilk nesilde, boynu da örterek göğüs bölgesi üzerine inen bir örtünme olgusu halini de almış oldu. Başörtüsünün vahiyden olguya bir gerçeklik haline gelmiş olmasının, yani Müslüman kadınların námahremleri yanında baş ve boyunlarını dinlerinin zorunlu bir gereği olarak örtme biçimi/aracı haline gelmiş olmasının en büyük göstergesi, onbeş asırlık İslam tarihi boyunca bunun kökleşmiş bir farz olarak uygulana gelmesidir. Bu şu anlama gelmektedir: Tarihin hangi dönemine giderseniz gidin, hangi coğrafyada gezinirseniz gezinin İslam toplumlarının temel göstergelerinden (şeáir) birisi, kadınların başlarının kapalı olmasıdır.

‘İnsanın yüzü ve onuru’ gerçekten üzerine titrenecek önemde ve özenle korunacak değerdedir...

Prof. Dr. AHMET YAMAN
Selçuk Üniversitesi Öğretim Üyesi

Konu Saadettin Sipehsalar tarafından (21. April 2015 Saat 02:52 PM ) değiştirilmiştir.
Saadettin Sipehsalar isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 21. April 2015, 06:02 PM   #3
galipyetkin
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Sep 2011
Mesajlar: 1.413
Tesekkür: 104
553 Mesajina 931 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 19
galipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud of
Standart

Yazının ana konusu hakkında belki daha sonra yazabilirim.
Baştan. Ben CHP'li değilim.

Fakat her şeyden önce objektif ve tarafsız bir kişilik ve fikir sergilemek mecburiyeti olan bir öğretim üyesinin tarafgir bazı ifadeleri yazısına sıkıştırmış olmasını yadırgadım.
Demiş ki:"Dolaysıyla, CHP’nin şimdiye kadar olan zihniyeti ile (zorla şapka giydirme, zorla baş açtırma), peçe ve çarşaf giydirenlerin zihniyeti arasında totaliterlik açısından bir fark yoktur. Bu bağlamda CHP zihniyetinin, başını örten reşit kız öğrencileri üniversitelere sokmaması, tam bir akıl tutulmasıdır."

a)-671 sayılı Şapka İhtizası Hakkında Kanun bir Devrim Kanunudur. Bu kanun şapkayı yazı-tura atarak ya giyin ya da giymeyin kanunu değildir. Her şeyden evvel bir kanundur yahu!.... Canım isterse uygularım; canım istemezse uygulamam diye bir tercih mi olur?
Atatürk'e dil uzatmanın dolaylı yolu CHP'ye yüklenmek.

b)-Başını örten reşit kız öğrencilerin üniversiteye sokulmaması da Sayın Profesörün yukarıdaki parantez içerisindeki yazısı ile belirttiği (zorla şapka giydirme, zorla baş açtırma) yazısına vurgu için de CHP'yi suçlaması çok manidardır. Çünkü bu yönde de Anayasa Mahkemesi'nin ve AiHM'sinin kararları var olup Anayasa hükmündeki bu kararlara da her Türk vatandaşının ve kamusal alanda herkesin uyması ve her rektörün de buna uyulmasını sağlaması birinci görevidir.

Evet maalesef ki işte CHP'yi ve dolayısı ile CHP üzerinden Atatürk ve islamın kopyası devrimleri aşağılama taktiği Kişiyi Prof bile olsa kasaba eşrafından öteye gitmesine imkan vermiyor.

Saygılarımla.
Galip Yetkin

Konu galipyetkin tarafından (22. April 2015 Saat 09:47 PM ) değiştirilmiştir.
galipyetkin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
galipyetkin Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
dost1 (23. April 2015)
Alt 23. April 2015, 11:36 PM   #4
dost1
Site Yöneticisi
 
dost1 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2008
Mesajlar: 2.906
Tesekkür: 3.474
1.077 Mesajina 2.376 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 100000
dost1 is on a distinguished road
Standart

Selamun aleyküm, Değerli Saadettin Sipehsalar,

Kur'an Arabiyyendir. Arap dilinin bütün özellikleri, Kur'an'da en üst seviyede kullanılmıştır.
Arap toplumunda başların örtülmesi ile ilgili -erkek ,kadın ayrımı yapılmaksızın- özgür ve köle olanlar için belirlenmiş bir giyim kuralı vardır. Özgür olan erkek ve kadınlar başlarını örterler, köle olan erkek ve kadınlar başlarını örtemezler.
"Humur" sözcüğü örtü anlamında olup "başörtüsü anlamında örfleşmesi çok sonralarıdır. Dilsel tahlil deyip de bunu yapmadan rivayetlere gönderme yapmak doğru bir davranış değildir. Lisanul Arap ve Tacul Arus sözlüklerinin ilgili maddesine bakılmış olsaydı bu örfleşmenin nasıl olduğu çok net olarak görünürdü.

Ceyb sözcüğünün anlamı, "iki vadi arasındaki açıklık" anlamında olup boyun ile yaka ile ilgisi bile olmayan bir sözcüktür. İlhami Güler'in göğüsler benzetmesi daha uygundur.

Darb sözcüğü de bir şeyin izinin başka bir şey üzerinde görünmesidir. Örtüler ceyblerin üzerine darbedilecek /örtünün izi,eseri görünecek kendiliğinden dış vuranlar hariç.

Kadınlar ırzlarını korusunlar denilmiş. Ayette geçen sözcük "iki aralık arasındaki" ile ilgili olup cinsel organların korunmasıdır. Cinsel organlar yerine Arapça bir sözcük olan "beden ceset vb" anlamlardaki ırz sözcüğünü kullanmak doğru değildir.

Ayetin özü, insanların bakışlarının cinsel istek uyanacak şekilde olmaması ve giysilerinin de yaşadıkları yörenin örfündeki cinsel objeleri barındırmayacak şekilde olmasıdır.

Bilim adamı ünvanı taşıyanların taşıdıkları ünvanın hakkını vermesi beklenilen bir durumdur ancak, Galip Yetkin Kardeşimin de belirttiği gibi her nedense çoğunlukla ilahiyatçılarımız, Cumhuriyet ve değerleri ile kavgalıdırlar. Şapka ile ilgili kanun maddesini okumadan insanlara zorla şapka giydirildiğinden vb sözederler. Buldukları her fırsatta da yazılarında şapka ve örtü konularına gönderme yaparlar.

Kusursuzluk sadece Allah'a mahsusdur.
Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
Sevgi,saygı ve muhabbetle.
Allah'a emanet olunuz.
__________________
Halil Ay
dost1 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 25. April 2015, 02:38 PM   #5
galipyetkin
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Sep 2011
Mesajlar: 1.413
Tesekkür: 104
553 Mesajina 931 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 19
galipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud of
Standart

"Ya çarşafın ‘onursuzluğu’ ya tavus kuşunun kuyruğu!" başlıklı yazıda anlatılan Nisa 31. ayete değinmek istiyorum.

Biliyorum; bu güne kadar bu konu üzerinde o kadar çok duruldu ki, millete gına geldi. Konu açıklığa kavuşturulmuş olsa bile "sünni kısım, dediğim dedik öttürdüğüm zurna deyip" aynı şeyi ha bire aynı şekilde önümüze getiriyor. Onlar üsteledikçe biz de doğrusunu yazmaya devam edeceğiz bıkmadan.

Ayette geçen bir "ziynet" kelimesi var. Bu sünni kısım her zaman yaptığı gibi kendi kafalarına/dinlerine uydurmak için ayetleri tahrif edip, kelimeler ekleyip çıkarttıkları gibi burada da meallerde "yer" kelimesini ekleyerek "ziynet yerlerini"yapmıştır. Halbuki kelime yalın olarak "ziynetler"dir.

Ayetin birinci kısmında üç kelime ard arda gelmiştir.Bunlar bakış, ferc ve ziynettir. Ve 'kadınlara' şöyle denilmektedir:"Ziynetlerinizi göstererek, fercinizi teşhir ile cezbedici bakışlarla davetkâr olmayın". Yani para karşılığı cinsel birleşmeye davetkar davranmayın. Öz Türkçe ile :Orospuluk yapmayın. 30.ayet ile de erkeklere "siz de teşvikçi olmayın" denilmekte. Biraz kaba ama her halde iyi anlaşılıyor.

İkinci kısımda dört önemli kelime var: "ve'l yadribine" diye geçen darb, "humur" diye geçen ortü, "cüyüb" denilen göğüs çatalı ve "alâ" kelimeleri.
Maalesef ki bahsettiğimiz kişiler alâ kelimesini hiç kaale almıyorlar. Bu kelime bir derecelendirme ifade eder ki bu da aşağıdan yukarıya doğru bir sıralama gösterir. Bir, iki, üç... basamakları olmaz ise on olmaz. On'dan aşağıya doğru gidiş/iniş alâ kelimesi ile ifade edilemez. Bu durumda mânâ şu şekli alır: Ortülerinizi göğüs çatalının(âlâ'sına) üst tarafına öyle bir örtün ki bu kısım vücut ile aynı olsun ve arasından içerisi görülmesin. Yani giysinizin yakasını içerisi görülmeyecek şekilde göğüs dekoltesinin(âlâ'sına) üst tarafına gelecek şekilde örtün ki ziynetleriniz görünmesin, fitne olmasın. Olayın başörtüsü ile bir ilgisi olmayıp, Sayın dost1'in yukarıda belirttiği gib başörtüsü dinsel değil toplumsal bir statünün göstergesidir. Asker elbisesi, polis üniforması, kırmızı plaka gibi.

Saygılarımla.
Galip Yetkin

Konu galipyetkin tarafından (7. April 2016 Saat 01:31 AM ) değiştirilmiştir.
galipyetkin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 30. April 2015, 03:16 PM   #6
bartsimpson
Super Moderator
 
bartsimpson - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Mar 2012
Mesajlar: 929
Tesekkür: 463
199 Mesajina 302 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 17
bartsimpson has much to be proud ofbartsimpson has much to be proud ofbartsimpson has much to be proud ofbartsimpson has much to be proud ofbartsimpson has much to be proud ofbartsimpson has much to be proud ofbartsimpson has much to be proud ofbartsimpson has much to be proud of
Standart

Alıntı:
galipyetkin Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Öz Türkçe ile :Orospuluk yapmayın.
saygı ile eğiliyorum....
__________________
"Hayat bugündür. Emin olduğun tek hayat. Onu en iyi şekilde yaşa."
bartsimpson isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 1. May 2015, 07:11 AM   #7
galipyetkin
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Sep 2011
Mesajlar: 1.413
Tesekkür: 104
553 Mesajina 931 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 19
galipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud of
Standart

Saygın bartsimpson
nezdinde herkese

İnsan dişisine, ki buna "kadın" diyoruz, "hanım" diyoruz ,....vs diyoruz da, beğenmediğimiz eylemleri dolayısı ile kendisine küçümseyici bir sıfatla "orospu" da diyoruz da (ki bazı kesimlerde baş tacıdırlar), "kadın"ın, o duruma gelmesine sebep olan, ve kadınla aynı eylem içinde olan, yani "orospuluğun erkeğe ait olanını" yapan "erkeğine" neden övücü laflar ediyoruz?

Saygılarımla.
Galip Yetkin.

Konu galipyetkin tarafından (19. May 2015 Saat 09:33 PM ) değiştirilmiştir.
galipyetkin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 5. May 2015, 06:19 PM   #8
kuman
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Mar 2013
Mesajlar: 641
Tesekkür: 77
125 Mesajina 170 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 16
kuman has much to be proud ofkuman has much to be proud ofkuman has much to be proud ofkuman has much to be proud ofkuman has much to be proud ofkuman has much to be proud ofkuman has much to be proud ofkuman has much to be proud of
Standart

Sayin dost

Arap dili dedigimiz dil ne zaman bir dil oldu ? Islamiyet oncesi yazili kaynagi nedir?
Edebi bir dil yerine halkin kullandigi bir dil ve edebi eser yok. Bildigim kadariyla.
Yanlissam duzeltin. Ancak arap dilinin islamiyet oncesi biraktigi bir eser yada eserler var midir ?
kuman isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 14. May 2015, 02:26 PM   #9
dost1
Site Yöneticisi
 
dost1 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2008
Mesajlar: 2.906
Tesekkür: 3.474
1.077 Mesajina 2.376 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 100000
dost1 is on a distinguished road
Standart

Selamun aleyküm,

Alıntı:
kuman Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Sayin dost

Arap dili dedigimiz dil ne zaman bir dil oldu ? Islamiyet oncesi yazili kaynagi nedir?
Edebi bir dil yerine halkin kullandigi bir dil ve edebi eser yok. Bildigim kadariyla.
Yanlissam duzeltin. Ancak arap dilinin islamiyet oncesi biraktigi bir eser yada eserler var midir ?
İslam Öncesi Dönem'de Arap Edebiyatı
Cahiliye Dönemi adı da verilen İslam Öncesi Dönem'de Arap edebiyatında şiirin özel bir yeri vardı. Devesinin sırtında uzun çöl yolculuklarına çıkan Bedeviler'in söyledikleri türküler Arap şiirinin kaynağını oluşturur. Yiğitliği, sevgiyi, çöl yaşamını anlatan bu türkülere "deveci türküsü" anlamına gelen hida denir. Göçer çöl insanının söylediği bu türküler kentlerde söylenmeye başlanınca belli değişikliklere uğrayarak kesin ölçüler kazanmıştır.
İslam öncesi Arap şiirinden günümüze kalan en önemli örnek Mııallakatü'sSeb'a'dır ("Yedi Askı"). Bu şiirler Ukaz panayırında düzenlenen bir şiir yarışmasında beğenilerek Mısır ketenine yazılmış ve Kabe'ye asılmıştı. Hidalarla benzer konulan işleyen bu şiirlerde gelişmiş bir dil ve anlatım görülür. Hangi yıllarda yazıldığı kesin olarak bilinmeyen Yedi Askı şiirlerini İmruü'1Kays (ölümü 550), Tarafe ibnü'1Abd (539564), Haris bin Hilliza (ölümü 570), Amr bin Kulsum (ölümü 600'den önce), Antere bin Şeddad (ölümü 600), Züheyr bin Ebu Sulme (ölümü 608), Lebid (ölümü 661) adlı şairler yazmıştır.
Yedi Askı şairleri dışında ünü günümüze kadar gelmiş başka şairler de vardır. Koltuğunun altında uzun bir bıçak taşıdığı için Teabbata Şarran adıyla bilinen şair bunlardandır. Şiirlerinde üstüne binerek dolaştığı koçundan, hayal ettiği korkunç yaratıklardan söz eder. Kurnazlığı ve savaşçılığı üzerine birçoköykü anlatılan Şanfara, karşılıklı söyledikleri yergilerle ün kazanmış Evs elHadıra ile Zabban İslam öncesi dönemin başlıca şairlerindendir.
Bu dönemde muamma (bilmece), hayvan masalları, efsane ve halk öyküleri gibi düzyazı türleri de gelişmiştir. Şamar adı verilen ve kent kent dolaşılarak anlatılan söylence ve öyküler daha sonra yazıya geçirilmiştir.

İslam ansiklopedisi
Câhiliye Dönemi. İslâm öncesi Arap toplumunda şairin çok önemli bir yeri vardı. Genellikle göçebe hayatı yaşayan kabilelerin duygularını terennüm eden, düşman kabileyi yerip kendi kabilesinin üstün niteliklerini dile getiren şair kabilesi için yegâne güç kaynağıydı. Şairlerin tabiat üstü bir kaynaktan bilgi aldıklarına, hatta ilham veren karîn (insanı etkileyen görünmez varlık) ve cinlerinin bulunduğuna inanılırdı. Şair kendi kabilesinin sözcüsü, savunucusu, bazan da başkanı olur, kabileler arası savaşlarda kendi mensuplarına moral verirdi. Milâdî IV. yüzyılda Filistin sınırında Roma kuvvetleriyle savaşıp onları yenilgiye uğratan Arap prensesi Mâviye bunların en eski örneği sayılır (EI², IX, 226). Şairin bu yeteneği kabilesi içinde ona seyyid unvanını kazandırabilirdi. Şairi olmayan kabile değersiz sayılırdı. Şairin ilham perisi vasıtasıyla madde dünyasının ötesinden faydalanabilmesi için savaş, gazap, korku, içki, arzu, özlem, aşk, acı, keder, şiddetli heyecan gibi gerçek etkenlerin bulunması zaruri kabul edilirdi. Câhiliye devrinde şairler şiirlerini kendi lehçeleri de etkili olmakla birlikte ortak dil diye benimsenen Kureyş lehçesiyle söylüyorlardı. Toplumun değerleri çerçevesinde bütün belâgat unsurları ile birlikte ince bir sanata dönüşen eserleriyle şairler, yılın belli mevsimlerinde kurulan panayırlarda şiir konusunda otorite sayılan şairlerin hakemliğinde yarışıyordu. İslâmî dönemde şiirleri derlenen ve edebiyatın şaheserleri kabul edilen el-muallakātü’s-seb‘ şairleri İmruülkays b. Hucr (ö. 540 civarı), Tarafe b. Abd, Hâris b. Hillize, Amr b. Külsûm, Züheyr b. Ebû Sülmâ, Antere b. Şeddâd ve Lebîd b. Rebîa’nın (ö. 40/660) bu yarışmalarda seçilmiş şairler olduğu rivayet edilir. İbn Abdürabbih’in verdiği (el-Ǿİķdü’l-ferîd, V, 269-270) bu listedeki şairlerin sayısı ve adları diğer bazı kaynaklarda farklı şekillerde yer almıştır (İbn Kuteybe, I, 268; İbn Reşîk, I, 96 vd.; ayrıca bk. MUALLAKĀT). İslâm öncesi Arap şiirinde başta tasvir olmak üzere medih ve fahr, fürsân (kahramanlık), hicâ (yerme), risâ (ağıt) gibi konular işlenmekteydi. Nesîb (aşk) şairin ilgisine bağlı olarak kasidenin başında yer alıyordu. Dinî konular eski Arap şiirinde fazla yer almamaktadır. Bununla birlikte Hanîf dininin izlerini taşıyan konuların az da olsa Ümeyye b. Ebü’s-Salt ile Varaka b. Nevfel gibi şairler tarafından ele alındığı görülmektedir. Klasik şiir mecmualarında Câhiliye devrinde yaşamış birçok kadın şairin adı geçmektedir. Kadın şairlerin en önemlisi daha çok kardeşi Sahr için yazdığı mersiyeleriyle tanınan Hansâ’dır (ö. 24/645). Ukâz panayırında dönemin şiir müsabakalarının hakemi Nâbiga ez-Zübyânî’nin çadırında yarışmaya katılan Hansâ onun takdirini kazanmış, hatta, “Şu âmâ (A‘şâ b. Meymûn) senden önce şiir okumasaydı seni bu dönem şairlerinin hepsine tercih ederdim” şeklindeki iltifatlarına mazhar olmuştur. Kasidenin bilinen şekli oluşmadan önce kâhin ve şairlerin kabile üyelerini etkileyen secili sözleri sebebiyle recezin şiirin en basit şeklini teşkil ettiği hususunda görüş birliği vardır. Kısmen uzun şiir olarak ilk kaside nazmeden şair Mühelhil b. Rebîa’dan (ö. m. 525) (Cumahî, I, 39) İslâmî döneme kadar Arap şairlerinin ilgi alanları ve şiirlerinin muhtevaları pek değişmemiştir. Câhiliye, erken İslâm ve Emevî devirlerinde şairler arasında yaygın gelenek irticâlen şiir söylemekti. Ancak Nâbiga ez-Zübyânî, A‘şâ b. Meymûn ve Züheyr b. Ebû Sülmâ gibi şairlerin elinde şiirin geçim kaynağı haline gelmesi ve memdûh tarafından beğenilip daha fazla câize kazanma kaygısı gibi etkenler şairleri tekellüf yoluna sevketmiş, tabiilik ve irticâl bozulmuştur (bk. İRTİCÂL).

Kusursuzluk sadece Allah'a mahsusdur.
Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
Sevgi,saygı ve muhabbetle.
Allah'a emanet olunuz.
__________________
Halil Ay
dost1 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
onuru, İnsanın, yüzü


Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 11:58 AM.


Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
Hanifler - Kuran odaklı gerçek din islam