hanifler.com Kuran odaklı dindarlık  

Go Back   hanifler.com Kuran odaklı dindarlık > YARATILIŞ > Yaratılış > Kainat ve Alem

Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 1. October 2008, 03:34 PM   #1
EVVAB_İNSAN
Uzman Üye
 
EVVAB_İNSAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2008
Mesajlar: 220
Tesekkür: 35
42 Mesajina 53 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 10
EVVAB_İNSAN is on a distinguished road
Standart Insanın kainat'taki yeri

İNSANIN KAİNAT'TAKİ YERİ

“Bilimsel çözümlemeye açık uçsuz bucaksız bir laboratuvardır evren. Hızlandırıcılar onun geçmişteki davranışlarını simüle etmemizi, teleskop ise bugün vardığı noktayı görmemizi sağlar. Yüksek enerji fiziği kimi işaretler bırakmış olan ve izleri bugünkü evreni biçimlendiren geçmiş olayların varlığını saptamamıza olanak tanımıştır. Bilimsel araştırmaların büyüleyici bir dönemini yaşıyoruz: Mikrofizik ve astrofizik evrenin geçmişini araştırmak üzere birleşiyorlar. Bu iki tür sonsuzluğun ortasında insan nereden geldiğini anlamaya çalışıyor. Evrenin tekammülü sırasında ortaya çıkan milyarlarca sinir hücresi kendi tarihini yeniden oluşturmak için çalışmaya koyuluyor”. (Hubert Reeves, İlk Saniye Evrenden Son Haberler (çev. Esra Özdoğan), s. 199.)

ALLAH, tanım icabı sınırsız kudretli olup akıllı yaşamı üretebilecek bir evreni yaratabilecek bir güce sahiptir, fakat bunu yapmasının sebebi nedir? Akıllı yaşam ile ilgili en değerli özellik onun zihinsel bir hayat olmasıdır. İnsanlar duyum, düşünce, amaç, arzu ve inanç dolu bir zihinsel hayata sahiptir. Renkleri, kokuları hisleri takdir edecek duyumlara sahip varlıkların olması iyi bir şeydir. ALLAH tanım icabı iyi olup insanları ve diğer varlıları dünyaya getirmek için pek çok sebebe sahiptir. (Richard Swinburne, Argument from the Fine-Tuning of the Universe, s. 155–156.)

Şu ana kadar hep evrendeki düzenin biyolojik yaşamı oluşturmak için tertiplendiği konusu araştırıldı. Ancak neden bu tertibin insan yaşamını üretmesi gerektiği hususu irdelenmedi. Yaşamı destekleyen fiziksel parametrelerin olması, biyolojik yaşamın oluşmasının amaçlandığını gösterir. Bu biyoloji-merkezli bir (biocentric) yaklaşımdır.

Kopernik ile değişen “İNSAN, EVRENİN MERKEZİDİR” görüşü, Brandon Carter’ın AP’ı tanımlayıp, insanın evrenin yapısal düzenlemesinde olması gerektiğini söylemesiyle insanı yine eski yerine oturtmuştur. Antropik Prensibin sebep olduğu sorulardan biri de; ‘ALLAH baştan beri mi yoksa sonradan mı insanı yaratmaya karar verdi?’ şeklindedir. Yani, “İnsanın varlığına baştan beri mi niyetlenildi?” Bu konuda sadece tekammülün tasarlanıp, şans eseri oluştuğumuzu; ya da her şeye gücü yeten tarafından bir niyet olduğumuz iddia edilir.

Her ikisi de, ALLAH’ın varlığını kabul eder; ancak arada bir fark vardır: Birincisi ALLAH’ın sadece evrimi düzenleyip insanın bu olaylar dizisi sonucu önceden belirlenmeden oluştuğunu kabul ederken, diğeri her şeyin baştan beri belli olduğunu söyler. Birincisi sadece biyoloji-merkezli görüşü kabul eder ve ALLAH’ın kasıtlı olarak işe karıştığını kabul eder. Diğeri ise Antropik görüştür ve insanın zorunlulukla Kutsal Güç tarafından yaratıldığını savunur. Harvard Üniversitesi’nden paleontolog Stephan Jay Gould, (Biyolojik evrim teorisinin ne kadar doğru olduğu konumuz ile alakalı değildir. Ancak evrime inananlar arsında İnsancı İlke’nin tartışma konusu olduğu görülmektedir.)

Evrimde iki yöne de gidebilecek birçok ayrım noktası olduğunu ve bunun evrim sürecinin bir güce bağlı olduğunu kanıtladığını söyler. (M. Corey, God and The New Cosmology, s. 223–225.)

Oxford Üniversitesi’nden filozof Keith Ward da, evrenin oluşum aşamalarında doğru yolu seçmesinin (sonsuz bir olasılık arasından) Akıllı bir tertip fikrini verdiğini söyler. Ancak bu noktada da: “ALLAH her ayrım noktasında mı, yoksa başlangıçta mı yaratıcı etkisini kullandı?” sorusunun sorulabileceğini söyler. Bu görüşten anlaşılabileceği gibi evrendeki aşamaların birbirine bağlılığı, insancı evren fikrini çürütmez, aksine onu destekler. Evrenin akıllıca tertip edildiğini kabul eden, bunun ne için tertip edildiğini de sormalıdır. Bu nedenle biyoloji merkezli ya da insan merkezli (antropocentric) bir dünyada yaşadığımız sorulmalıdır. Burada her canlının içsel değeri sorusu ortaya çıkar. Tüm hayvanların da, bitkilerin de içsel değeri vardır.

Tüm evrenin yalnız insanlık için yaratıldığını anlamak zordur. Biyoloji merkezli dünyada risk vardır. Çünkü bu evrim süreci sonucu insanın çıkıp çıkmayacağı belli değildir. Evrende insanın ve diğer canlıların çıkması için gerekli koşullar aynı olduğu için biyoloji merkezli ilke insan merkezli ilkeyi de içerir. Yani evrende insanın var olması için diğer canlılardan ayrı bir madde gerekmez. Bu nedenle antropik evren için gerekli her şey biyoloji merkezli evren için de gereklidir. Bu nedenle ılımlı (moderate) insan merkezcilik kavramı çıkmıştır. Bu görüş çeşitlidir: Bazısı insanın evrende tek ve en önemli yaratık olduğunu, bazısı insanın evrende en önemli yaratıklardan biri olduğunu iddia eder.
__________________
Gerçekler Bizi Özgür Kılar...

Konu EVVAB_İNSAN tarafından (1. October 2008 Saat 03:38 PM ) değiştirilmiştir.
EVVAB_İNSAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
EVVAB_İNSAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
Ali Rıza Borazan (15. June 2009)
Alt 1. October 2008, 03:38 PM   #2
EVVAB_İNSAN
Uzman Üye
 
EVVAB_İNSAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2008
Mesajlar: 220
Tesekkür: 35
42 Mesajina 53 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 10
EVVAB_İNSAN is on a distinguished road
Standart

Güçlü insan merkezcilik anlayış ise insanın evrendeki tek yaratılma nedeni oluşturduğunu ileri sürer. Ancak bu görüş, iki nedenle eleştirilebilir: Dünyadaki diğer canlıların değerini bilemeyiz ve bizim evrendeki tek akıllı canlılar olduğumuzu da bilemeyiz. Bütün temel sabitlerin ortak paydası, biyolojik yaşamı oluşturmak olmuştur. Bu görüş, “DÜNYAMIZDA YAŞAM OLMASININ EVRENİN DİĞER YERLERİNDEKİ YAPISIYLA İLGİSİ YOKTUR” şeklindeki anlayışı yıkmıştır. AP, bu devrimsel görüşü vermiştir. AP, evrenin yapısını ve yaşamın varlığını tek bir dinamik birim olarak görmüştür. (M. Corey, a.g.e., s. 225-230.)

Nobel ödüllü fizikçi Sir John Eccles: “Bilim ve din birbirine çok benzerler. İkisi de aklın yaratıcı ve hayali konularıdır. Aralarındaki tartışma görüntüsü bunu göz ardı etmenin sonucudur. Biz, Kutsal bir güç sonucu var olduk. Kutsal yardım (YOL GÖSTERME) hayatımız boyunca olan bir konudur. Ölümde beynimiz gider; ancak bu yardım kalır. Her birimiz eşsiz, bilinçli bireyleriz; kutsal bir yaratılışız. Sadece, dini görüş tüm delillerle uyumludur.” demektedir. Brandon Carter, AP’ı Kopernik doğmasını sınırlamak ve evrendeki yerimizin zorunlu olarak, gözlemci varlığımızla uyumlu olacak şekilde ayrıcalıklı olduğunu belirtmek için kullanır. Bu görüş sadece evrende yerel olarak geçerli değildir. Big Bang’ten beri eşsiz, yaşamı destekleyen özellikler; ilk koşullardan beri devam eden bir süreçtir bu. Yani varlığımızı bu ilk koşulların özel doğmasına borçluyuz. Ayrıca tüm evrende de bu biyoloji merkezli yapı vardır; çünkü hepsi ilk koşullardan çıkmıştır. AP, bizim evrenin merkezinde olduğumuzu söyler. Çünkü tüm evren aynı ilk koşullara sahipken bizim gezegenimiz yaşamı destekleyen bir yapıdadır. Ancak AP bunun ‘NEDEN’ böyle olduğunu söylemez. Bu kişinin varması gereken bir sonuçtur. (M. Corey, a.g.e., s. 287-288.)

Antropik Prensibi daha kapsamlı bir insan-merkezli argümana genişletmek mümkündür: (M. Corey (www.michaelacorey.com)

•Tüm evren insanın varlığını mümkün kılacak bir yapısal tarife göre kurulmuştur. Bu sınırlı yapı içinde insan gerçekten de bilinen evrenin merkezinde gibi görünür.

•İnsan beyninin keşfedilmiş en karmaşık fiziksel yapı olduğu kabul edilmektedir. Bu yapının karmaşası insan beyninin bilinen evrenin merkezinde olduğunu düşündürür.

•İnsan bilincinin kozmosta gözlemlenen en gelişmiş fonksiyonel özelliğe sahip olduğuna inanılmaktadır. Bu karmaşık insanî bilincin tüm evrenin merkezinde olduğu düşünülebilir. Bu kanıt, aslında ılımlı (moderate) bir insan-merkezli görüşü temsil eder çünkü insanlar dışında diğer akıllı varlıkların da evrende var olabileceği ihtimalini kabul eder. Bu argümanın genel antropik kapsamda işlenmesi için iki gerekli koşul daha vardır:

•İnsanın varlığı üstün düzeyde bir kozmolojik hassas ayarı gerektirmelidir.

•İnsanın hayatı esasen yeteri kadar arzu edilir olmalıdır ki bu antropik evrenin varlığına neden oluştursun.

“İnsancı İlkeler ve teleolojik yorumları, insan ve evren arasında katı bir klasik insan-merkezcilik ve deyim yerindeyse salt insaniçincilik türünden bir insan-evren ilişkisi çağrıştırıyor değildir. Ancak İnsancı İlkeler ve onlara neden olan evrende görülen insan varlığı açısından kaçınılmaz olan olağanüstü rakamlara ulaşan kritik dengelerdeki kozmik uyuşumlar, insan ve evren arasında bir yakınlık, ittifak, amaç ilişkisi olmadığı görüşünün yanlışlığını ya da en azından gerçeğe pek yakın gözükmediğini göstermeye yetmektedir.

Zira kozmolojik bilgiler ve ilkeler ışığında düşünüldüğünde insan ve evren arasında bir sebep-sonuç ve hatta belki aynı zamanda bir sonuç-sebep ilişkisi görülmektedir. Bu durumda bilimsel ve felsefî gelişmeler ve görüşler açısından baktığımızda, bize göre aslında insan ve evren arasında yakın ve olumlu karşılıklı bir ilişki ve ittifak vardır, iddia edildiği gibi bir kargaşa ve karşıtlık değil.” (Cafer Sadık Yaran, Bilgelik Peşinde, s. 156–157.)

Fizikçi Paul Davies, insan evren ittifakı hakkında şunları söylemektedir: “Dört asır önce bilim, ALLAH tarafından tasarlanmış amaçlı bir yapı olan kozmos içinde insanlığın sıcak ve rahat yerini tehdit eder göründüğü için, din ile çatışmaya girmiştir. Kopernik ile başlayan ve Darwin ile sona eren devrim, insanları değeri düşük ve hatta abes görme etkisi doğurmuştu.

Artık insanlara büyük planın merkezinde bir yer verilmiyor, bunun yerine ilgisiz bir kozmik drama tesadüfî ve görünüşe göre anlamsız bir rolleri olduğu varsayılıyordu. Bilim; insanların varlığını, kör fiziksel güçlerin rastlantısal ürünleri olarak göstermenin aksine, bilinç sahibi organizmaların evrenin temel özelliği olduğu izlenimini vermektedir. Biz doğanın yasalarına derin ve inanıyorum ki anlamlı bir şekilde yazılmıştık.” (Paul Davies, The Mind of God, s. 20–21.)

Yine Paul Davies, bu konuda: “Fizikteki son gelişmeler, insan şuurunu kâinatın merkezine yerleştirmiştir. Modern fizik anlayışı, içinde fizik âlemi seyreden şuur sahibi seyirciler bulunmadan bir bütünlük ve mana ifade etmez. İnsan şuuru, sayısız varlıklar arasında herhangi bir varlık değil, bütün var oluş manasının küllî bir tarzda organize olup yansıdığı bir ayna gibidir. Bu yeni fiziki bakış açısıyla kâinatın gayesi, hayat vasıtasıyla insanın zihninde ‘BİLİNEBİLMEKTEDİR’. Hayat da, asla mekanik olarak çalışan bir kâinat içinde tesadüfen ortaya çıkmış bir şey gibi anlaşılmamalıdır. Hayat kâinat denen mucizenin bir basamağıdır. Hayatın önemi, kâinatın mütalâacısı insan zihninin varlığına ve fonksiyon görmesine vesile olmasındadır.” demektedir.

Astrofizikçi John A. Wheeler de, bu gerçeklerin Antropik Kozmoloji Prensibi’nin ana esasları olduğunu şu şekilde ifade eder: “ Kâinatın temel yapı özellikleri ‘hayata imkân verecek şekilde’ ve mükemmel bir incelikle ayarlanmıştır. Kâinatın yaratılışından itibaren bütün hâdiseler, insanı mahsul verecek bir tarzda gerçekleştirilmiştir.

İnsansız bir kâinat ne mana ifade ederdi? Fiziğin ortaya koyduğu gerçekler ‘insan zihninin kâinatta müstesnâ bir yeri olduğunu gösterir. İdrak sahibi zeki mütalâacılar ve gözlemciler topluluğu bulunmadan kâinatın bir mana ve önem taşıması tasavvur dahi edilemez.” (İrfan Yılmaz-İ.Hakkı İhsanoğlu, İlim ve Din, s. 71–72.)

Bütün bu açıklamalardan ve evrende gözlemlediğimiz sayısız hassas oluşumlardan görmekteyiz ki insan ve canlılık, asla kör tesadüfler sonucu kendiliğinden ortaya çıkmamıştır. Bütün bunların bir yaratıcısı olması gerekliliği artık iman konusu olmaktan öte, ortaya çıkan bilimsel göstergelerin bir sonucudur.
__________________
Gerçekler Bizi Özgür Kılar...

Konu EVVAB_İNSAN tarafından (3. October 2008 Saat 08:06 AM ) değiştirilmiştir.
EVVAB_İNSAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
EVVAB_İNSAN Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
Ali Rıza Borazan (15. June 2009)
Alt 15. June 2009, 06:48 AM   #3
Ali Rıza Borazan
Uzman Üye
 
Ali Rıza Borazan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Feb 2009
Mesajlar: 399
Tesekkür: 59
244 Mesajina 485 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 11
Ali Rıza Borazan will become famous soon enoughAli Rıza Borazan will become famous soon enough
Standart

MELEKLER VE İNSANLAR
MELEK:İnsanın fiziki yapısı da dahil olmak üzere insanın dışındaki insanın emrine amade olan bütün varlıkları adıdır.
Öyleyse bu güne Kadar anlatılan Kur’an’ın dışındaki melek kavramı,yanlıştır. o zaman, ondan uzaklaşıp, Kur’an’ın tarif ettiği melek kavramına gelerek Allah’ın yerine koyduğu kelimeleri yerinde tutmaya çalışalım
“ve meleklere Ademe secde edin dedik İblis hariç secde ettiler.”
Melekler öyle bir varlık ki Hem Ademe secde edin emriyle Allaın emrini yerine getirerek Allah’a secde ediyor hem de secde edeceği yeri tarif ederek, Ademoğlunun emrine giriyor.
Meleği tarif ederken Allah’ın yarattığı İnsanoğlunun fiziki yapısıda dahil insanın dışındaki bütün Allah’ın yarattığı zerreden küreye kadar olan her şey demiştik.
Şimdi de iblis nedir ona bir bakalım.
İBLİS. İnsandaki fısk ve fücurun asıl Allah’a kulluk için yaratılmış olan insanı doğru yoldan alıkoymak için vesvese veren varlığın adıdır.
O zaman iblis insanın içinde olan ve insana kötülüğü fısıldayan. Bir melektir. Kur’an’da aynı zamanda nefis anlamında da kullanılmıştır.
12/23Evinde kalmakta olduğu kadın ondan murat almak istedi ve kapıları sımsıkı kapatarak,isteklerim senin içindir gelsene (dedi) (Yusuf)dedi ki Allah’a sığınırım çünkü o benim efendimdir.Yerimi güzel tutmuştur.Gerçek şudur ki zalimler kurtuluşa ermez.”
12/24-“Andolsun kadın onu arzulamıştı Eğer Rabbinin (zinayı yasaklayan)kesin kanıtını görmeseydi O da onu arzulamıştı. Böylece biz ondan kötülüğü ve fuhuşu geri çevirmek için (ona delil gönderdik) çünkü o muhlis kullarımızdandır.”
Kur’an öyle girift bilmece gibi bir şey ki Bu bilmeceyi çözebilmek için. Çok düşünüp aklı iyi kullanmak gerekiyor. Çünkü her kelimenin diğer kelimelerin açıklamasına ihtiyacı vardır.
Şimdi iblis cinlerdendi ayetine bir bakalım.
18/50” Hani meleklere ademe secde edin demiştik.İblisin dışında secde etmişlerdi.
O cinlerdendi Böylelikle Rabbinin emrinden dışarı çıkmıştı Bu durumda beni bırakıp böylece onun soyunu veliler mi edineceksiniz ? Oysa onlar sizin düşmanlarınızdır. Zalimler için ne kadar kötü değiştirmedir.”
Ayette de izah edildiği gibi insan vücudunu oluşturan parçalardan biri fısk ve fücur yani iblis demiştik Asıl insanın yaratılışı verdiği söz nedeni ile Allah’ı bilip itaat etmesi yaratılışa daha uygundu.
7/172: “hani rabbin adem oğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış Onları kendi nefislerine karşı şahitler kılmıştı Ben sizin rabbiniz değimliyim? ( demişti de) Onlar evet (rabbimizsin) Şahit olduk demişlerdi . Kıyamet günü biz bundan habersizdik dememeniz içindir.”
İşte insanın ana yapısının bir köşesinde yabancı olan iblisin ,insanı kuşatmasıyla Allah’ı rab kabul eden insanı vermiş olduğu bu sözden vazgeçirterek. Şeytan ,kâfir zalim yoldan çıkmış adlarıyla anılıyor.”Şimdi de şeytan kelimesi üzerin de Kur’an’ın anlattıklarına bir bakalım
Gönderen Ali Rıza Borazan zaman: 09:04
Ali Rıza Borazan isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Ali Rıza Borazan Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
EVVAB_İNSAN (2. September 2010)
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
insanın, kainattaki, yeri


Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 05:03 AM.


Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
Hanifler - Kuran odaklı gerçek din islam