hanifler.com Kuran odaklı dindarlık  

Go Back   hanifler.com Kuran odaklı dindarlık > NÜZUL SIRASINA GÖRE TEBYîNÜ'L -KUR'AN İŞTE KUR'AN ve VİDEOLARI Hakkı Yılmaz > İniş Sırası ile Sureler > 51.Yunus suresi

Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 28. September 2008, 02:09 AM   #11
ÖmerFurkan
Site Yöneticisi
 
Üyelik tarihi: Sep 2008
Mesajlar: 455
Tesekkür: 34
85 Mesajina 163 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 100000
ÖmerFurkan will become famous soon enoughÖmerFurkan will become famous soon enough
Standart

ZALİMLER İÇİN FİTNE OLMAK


Daha evvel bir çok kez açıkladığımız gibi, “fitne” sözcüğü altın, gümüş gibi kıymetli madenlerin, içlerinde bulunan değersiz maddelerin ateşte yakılması suretiyle saflaştırılması anlamına gelmektedir. Sözcük, Rabbimizin kullarını saflaştırmak, olgunlaştırmak için onları içerisine düşürdüğü belâlar, sıkıntılar için kullanılan bir kavramdır. Ancak “fitne” sözcüğü burada “zalimlere fitne olmak” tabiri içinde yer almaktadır. Bu sebeple, sözcüğe 83-86. ayetlerden oluşan pasaj bütünlüğü çerçevesinde bakıldığında, sözcüğün meful anlamının kastedildiği görülür. Buna göre, Musa’nın kavminin duası şu anlama gelmektedir: “Ey Rabbimiz! O kavim, bizi dinimizden döndürmek için bize baskı, zulüm yapmasın, yaptırtma bunu!”

Ve Biz Musa ile kardeşine “Kavminiz için Mısır’da birtakım evler hazırlayın ve evlerinizi kıble kılın ve salatı ikame edin ve müminlere müjde verin!” diye vahyettik. (Yunus/87)


Bu ayette, İsrailoğullarını dinlerinden döndürmek isteyen Firavun’un baskı ve asimilasyon politikalarına karşı, Musa ile Harun’a, birlik ve beraberliklerini koruyabilmeleri için nasıl bir yol izlemeleri gerektiği bildirilmiştir. Rabbimizin bu talimatına göre, elçiler ve onlara inananlar birbirine bakan yakın evler [veya toplantı merkezi şeklinde kullanılan hücre evler] oluşturacaklar ve salatı da ikame edeceklerdir. Aksi hâlde sürüden ayrılanı kurt kapacaktır.

Ve Musa; “Rabbimiz! Şüphesiz Sen Firavun’a ve ileri gelenlerine basit hayatta ziynet ve mallar verdin. -Rabbimiz! Senin yolundan saptırsınlar diye.- Rabbimiz! Onların mallarını sil süpür ve kalplerine sıkıntı düşür! Çünkü onlar o acıklı azabı görmedikçe iman etmeyecekler!” dedi.
O [Allah]: “Her ikinizin de duası kesinlikle kabul olundu. Öyleyse ikiniz doğru yolda devam edin. Ve bilmeyen kişilerin yolunu sakın izlemeyin!” dedi. (Yunus/88, 89)

Bu ayetlerde, Musa’nın Firavun ve ileri gelenler için yaptığı dua ile Rabbimizin bu duanın kabul edildiğini bildiren beyanı yer almaktadır.

Ve İsrailoğullarını denizden geçirdik. Ama Firavun ve askerleri azgınlık ve düşmanlıkla onları hemen takip etti. Nihayet boğulma ona yetişince, “Gerçekten, İsrailoğullarının inandığı Tanrı`dan başka tanrı olmadığına ben de inandım ben de teslim olanlardanım.” dedi. —Şimdi mi? Hâlbuki daha önce isyan etmiştin ve de bozgunculardan olmuştun.- Artık Biz senden sonra geleceklere ibret olasın diye, bugün seni zırhınla birlikte kurtaracağız. Ve şüphesiz insanlardan birçoğu kesinlikle Bizim ayetlerimizden gafildirler. (Yunus/90-92)


Bu ayetlerde Firavun’un boğulma anında iman ettiği ve onun cesedinin sonraki kuşaklara ibret olması için gösterileceği bildirilmektedir.
Firavun’un ölüm anındaki imanı “iman-ı yeis ve imanı-ı beis” denilen “zoraki iman” kategorisindedir. Sahibine faydası olmayan bu iman, daha evvel Kıyamet suresinin tahlilinde detaylı olarak açıklanmıştır. (Tebyinü’l-Kur’an; c:1, s:616-619)
Ayette geçen “beden” sözcüğü “insanın vücudu” anlamına geldiği gibi, aynı zamanda “zırh” da demektir. (Lisanü’l-Arab; c:1, s:355, 356) Bu nedenle ayetin “seni bedeninle kurtaracağız” diye çevrilmesinde bir anlam yoktur. Zira “sen” ifadesi içinde “beden” anlamı zaten vardır. Buna göre ayetin “bugün seni zırhınla birlikte kurtaracağız” şeklindeki ifadesi, daha sonra Firavun’un ibret için ortaya çıkarılışının, üzerinde savaş elbisesi olduğu hâlde gerçekleşeceğini düşündürmektedir.
Ancak bazı kimseler “beden” sözcüğünün aynı zamanda “zırh” anlamına da geldiğini dikkate almamışlar ve Firavun’un cesedinin bulunduğunu ve sergilendiğini ileri sürmüşlerdir.
Bu iddialardan biri, British Museum’da EA 32751 kod numarası ile sergilenen cesedin o günkü Firavun II. Ramses’e ait olduğu yolundadır. Bu iddianın sahipleri, cesedin namazdaki secde pozisyonunda olmasını bu iddialarına delil göstermişlerdir. Ancak British Museum Eski Mısır Eserleri Bölümü yetkilisi olan Derek A. Welsby tarafından yapılan yazılı açıklamada bu cesedin M.Ö. 3400 yıllarına [yani Musa peygamberden çok önceki bir döneme] ait olduğu ve mezarda cesedin kimliğini ele verecek hiçbir özel takı, giysi ya da işarete rastlanmadığı bildirilmiştir.
Bu konuda ileri sürülen görüşlerden bir diğeri de Mevdudi’ye aittir. Mevdudi kendi iddiasını şöyle dile getirmiştir:

Bu va’d-i ilahi gerçekleşmiş, herkesin bildiği gibi, Firavunun cesedi su üstüne çıkmış, müzede sergilenmektedir.
Hatta bugün bile, Firavun`un cesedinin yüzerken bulunduğu yer, bölge sakinlerince gösterilir. Bu yer Sina Yarımadası`nın batı kıyısındadır ve şimdi Cebel-i Firavun [Firavun Dağı] olarak bilinir. Bu dağın yakınında da, Hammam-ı Firavun [Firavun Hamamı] denen sıcak bir kaplıca vardır ki, Firavun`un cesedinin bulunduğu söylenen Ebu Zenime`den birkaç mil mesafededir. Eğer boğulan Firavun, Musa`nın [a.s] kendisine gönderildiğinde Mısır`ı yöneten Minfetah ise, mumyalanmış cesedi hala Kahire müzesinde sergilenmektedir. Sir Grafton E. Smith, Firavun`un mumyasından bandajları kaldırdığında cesedi üzerinde bir tuz tabakası bulunmuştu ki, bu da onun denizde boğulduğunun apaçık delilidir. (Mevdudi; Tefhimü’l Kur’an, Yunus, 92 no’lu dipnot)


FİRAVUNUN ÇIKARILMASININ BAŞKALARINA İBRET OLMASI


Bilindiği üzere Firavun, yeryüzünde büyüklenmiş, azdıkça azmış, kendisini yeryüzünün rabbi, ilâhı olarak tanımaya ve tanıtmaya başlamış bir hükümdardır. Böyle birinin cesedi, o azametli kişinin nasıl erimiş, bitmiş, tükenmiş hâle geldiğini göstermesi bakımından hem onun gibi azmışlara hem de o hâli gören tüm izleyenlere ibret olacak, ders verecektir.
Ayetin sonunda yer alan “Ve şüphesiz insanlardan birçoğu kesinlikle Bizim ayetlerimizden gafildirler” ifadesiyle insanların duyarsızlığına dikkat çekilmiştir. Gerçekten de insanların çoğu, Allah’ın sayısız ayetleri ile iç içe yaşamalarına rağmen işin farkında değildirler. Oysa böyle özel bir durum söz konusu olduğunda, para vererek o ayeti müzelerde bile izlerler. (Kur’an kıssalarının yararları için A’raf suresinin tahlilindeki açıklamamıza bakılabilir.) (Tebyinül’l-Kur’an; c:2, s:607-608)
Firavun’un cesedi konusunda Kuran Araştırmaları Grubu’nun “Kuran Hiç Tükenmeyen Mucize” adlı kitabında şu açıklamalar bulunmaktadır:

FİRAVUN`UN CESEDİ: ÇOĞUNLUĞUN HABERSİZ OLDUĞU DELİL

Ve İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun ve ordusu ise azgınlıkla ve düşmanlıkla peşlerine düştü. Boğulmak üzereyken: "İsrailoğullarının inandığından başka tanrı olmadığına inandım, ben de müslümanlardanım" dedi.
Şimdi mi? Daha önce isyan etmiş ve bozgunculardan olmuştun.
Bugün senin bedenini kurtaracağız ki senden sonrakilere bir delil olsun. Gerçekten insanların çoğunluğu delillerimizden habersizdirler. (Yunus/90-92)

Firavun öleceğini kesin olarak anlayınca inandığını, müslüman olduğunu söylemektedir. (Kuran`da Allah`ın indirdiği tüm Peygamberlerin müslümanlığı anlattığı söylenir. Allah`a ortak koşmadan inanan, Allah`a yönelen kişi müslümandır. Türkçedeki "Müslümanlık" kelimesi yanlış bir şekilde sadece Peygamberimize uyanlar ile sınırlanmıştır.) Fakat Allah, öleceğini kesin olarak anlayan Firavun`un bu inancını kabule değer bulmamaktadır. Bununla birlikte, Allah, Firavun`un cesedinin daha sonradan gelen insanlara bir delil olsun diye bozulmadan saklanacağını söylemektedir. Peygamberimiz`in döneminde, hatta ilerleyen asırlarda müzecilik diye bir zihniyetin gelişeceğinin, binlerce yıllık bozulmamış insan cesetlerinin, hem de firavunlarınkilerin bulunacağının tahmin edilmesine imkan yoktur. Kuran`ın hem bu ifadesi bir mucize oluşturmaktadır, hem de bu ifadeyle beraber Kuran`ın bu açık mucizelerine rağmen insanların çoğunun bunlardan habersiz olduğunun vurgulanması önemlidir. Gözümüzle gördüğümüz bu tablo gerçek değil mi? Gerçekten Allah`ın delilleri çoktur, gerçekten de insanların çoğunluğu bunlardan habersizdir.
Kuran`ın geldiği dönemde, Nil nehrinin kıyısındaki Krallar Vadisi`nde bütün firavunların cesetleri mumyalanmış bir şekilde saklı bulunuyordu. Bu cesetler, günümüzde müzeciliğin en değerli parçaları olarak saklanmaktadır. Bu mumyaların keşfedilmesi ancak 19. yüzyılda mümkün oldu. Kuran`da bahsedilen Firavun`un hangisi olduğu tartışılabilir ama bu Firavun hangisi olursa olsun, bugün Kahire Müzesi`ndeki Kral Mumyaları Salonu`ndadır ve ziyaretçilere açıktır. (Hz. Musa`nın yaşadığı tahmin edilen döneme daha çok II. Ramses veya onun oğlu Merneptah uymaktadır. Merneptah`ın vücudunda öldürücü darbelerin izi vardır. Bu darbelerin, bu Firavun`un denizde boğulması sırasında oluştuğu, bu Firavun denizde boğulduktan sonra, kıyıya vuran cesedini Mısırlılar`ın diğer Firavunlar`ına yaptıkları gibi mumyaladıklarını söyleyenler vardır. Elimizdeki tarihsel veriler bu Firavun`un nasıl öldüğünü söylemeye yetmez. Fakat Kuran`da bahsedilen Firavun`un ölümü ile bu cesedin arasında bir çelişki de tespit edilememiştir.)
Krallar Vadisi`nde firavunların cesetleri 3000 yıllık istirahatlerinden sonra keşfedildi [1881 ve 1898 yıllarında]. Kuran, Firavun`un cesedinin delil olacağını söylediğine göre bu cesedin bulunması gerekmez miydi? Gerekirdi... Peki ne oldu? Her zamanki gibi, gereken yine oldu. Cesed bulundu. Tam 3000 yıllık uykunun ardından... Peki, Kuran`ın "İnsanların çoğu delillerimizden habersizdirler" öngörüsü ne oldu? Bunu da hem bu konuda, hem diğer konularda etrafınıza sorular sorarak siz test edin. Acaba insanların çoğu Allah`ın delillerinden ne kadar haberdar?
Prof. Dr. Maurice Bucaille, Kuran`ın, Firavun`un cesedinin ileride bulunacağını söyleyen ayetindeki mucizeye, kitaplarında dikkat çekmektedir. (Kur’an Hiç Tükenmeyen Mucize)

Ve ant olsun İsrailoğulları`nı çok güzel bir yurda yerleştirdik ve onları hoş nimetlerden rızklandırdık da kendilerine ilim gelene kadar ihtilâfa düşmediler. Şüphesiz Rabbin, o anlaşmazlığa düştükleri konularda, kıyamet günü, aralarında gerçekleştirecektir. (Yunus/93)

Burada İsrailoğullarının özellikle bilgin olanları kınanmaktadır. Çünkü ayette ilim gelene kadar onların ayrılığa düşmediği belirtilmiştir. Yani bilgi, ayrılığa değil birliğe sebep olacak en büyük etken iken, İsrailoğulları arasında ihtilâfa yol açmıştır.
İsrailoğullarının bilgi geldikten sonra ayrılığa düşmeleri, onların hem Musa dönemindeki hem de Kur’an indiği dönemdeki durumlarına uymaktadır. Zira İsrailoğullarının içlerinden bazıları, Tevrat geldiğinde de, Kur’an’ı gördüklerinde de, ilim kaynağı olan kitabı tanımayarak çıkarları doğrultusunda hareket etmişler ve ayrılığa düşmüşlerdir.

94, 95 – Artık, sana indirdiğimiz şeylerin bir kısmından “şekk”te idiysen [“kesin bilgi”n yok idiyse], hemen senden önce kitap okuyan kimselere sor. Ant olsun ki, sana Rabbinden hakk gelmiştir. O hâlde sakın şüphe edenlerden olma! Sakın Allah`ın ayetlerini yalanlayanlardan da olma, sonra hüsrana uğrayanlardan olursun.

94. ayetin “artık” sözcüğüyle meallendirdiğimiz “ف fe” edatıyla başlaması, bu edattan sonra gelen sözlerin bu ayetten önceki pasaja ait olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla 94, 95. ayetlerdeki uyarılar, 75-93. ayetlerde yer alan kıssaya bağlı olarak yapılmıştır. Bu edatın dikkate alınmaması hem ayette hem de pasajda sorunlara yol açar.
Ayetin muhatabı tüm insanlar olmasına rağmen hitabın tekil olarak peygamberimize yapılması, tam olarak Türkçedeki “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen işit” deyimine benzemektedir. Kur’an’da bunun bir çok örneği vardır:

Ve ant olsun ki, sana ve senden öncekilere vahyedildi ki: “Ant olsun ki, eğer şirk koşarsan amelin kesinlikle boşa gidecek ve mutlaka kaybedenlerden olacaksın. Onun için, tam aksine yalnız Allah’a kulluk et ve şükredenlerden ol.” (Zümer/65, 66)

Ve hani Allah demişti ki: “Ey Meryem oğlu İsa, sen mi insanlara ‘Beni ve annemi, Allah’ın astlarından iki tanrı edinin’ dedin?” O [İsa]: “Sen münezzehsin, benim için gerçek olmayan bir şeyi söylemem bana yakışmaz. Eğer ben onu demiş olsam, Sen bunu mutlaka bilmiştin. Sen benim nefsimde olanı bilirsin, ben ise Senin nefsinde olanı bilmem. Şüphesiz Sen; gaybleri bilen yalnız Sensin, Sen!” (Maide/116)

Ey insan, `üstün kerem sahibi` olan Rabbine karşı seni aldatıp yanıltan nedir? (İnfitar/6)

İşte insana bir sıkıntı dokunuverince Bize yalvarır, sonra kendisine tarafımızdan bir nimet bahşettiğimiz zaman da “O, bana bir bilgi üzerine verildi” der. Aslında o [verilen nimetler], bir fitnedir. Velâkin onların çoğu bilmezler. (Zümer/49)


Ey Peygamber! Kadınları boşadığınız zaman onları iddetleri içinde boşayın ve iddeti de sayın. Ve Rabbiniz Allah`a takvalı davranın. Apaçık bir hayâsızlıkla gelmeleri müstesna, onları evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar. Ve bunlar Allah`ın sınırlarıdır. Kim Allah`ın sınırlarını aşarsa, bilsin ki kesinlikle şüphesiz kendine zulmettir. Sen bilmezsin, Allah, bundan sonra bir durumu ortaya çıkarmak için … (Talak/1)

Ey peygamber! Allah`a takvalı davran, kâfirlere ve münafıklara da itaat etme. Şüphesiz Allah en iyi bilendir, Hakiym’dir [en iyi yasa koyandır].
Ve Rabbinden sana vahyedilen şeylere uy. Şüphesiz Allah, sizin ne yapıp durduğunuzdan haberdardır.
Ve Allah`a tevekkül et, Vekil olarak da Allah yeter. (Ahzab/1-3)

Ey insan! Şüphesiz sen Rabbine doğru koştukça koşan birisin. Sonunda da O’na varacaksın. (İnşikak/6)


الشّكّŞEKK

Türkçede “kuşku anlamında kullanılan “ الشّكّşekke” sözcüğünün esas anlamı “kesin olmayan bilgi [yakin karşıtı]” demektir. (Lisanü’l-Arab; c:5, s:167, 168) Dolayısıyla burada söz konusu olan, peygamberimizin kuşku duyması değil, daha önceden kendisine vahyedilen konularda yeterli bilgisinin olmamasıdır. Zaten ayette de ifadenin şimdiki zaman olarak değil, geçmiş zaman kalıbıyla “ فان كنتfein künte [eğer idiysen …]” şeklinde yer alması, sözcüğün bu anlamda kullanıldığını göstermektedir. Bunun bir başka örneği de yine bu surenin 104. ayetinde karşımıza çıkacaktır.
Peygamberimizin geçmiş kavimler hakkında yeterli, kesin bir bilgisinin olmadığı, başka ayetlerde de bildirilmiştir:

Kesinlikle sen bundan gaflet içinde idin. Şimdi senden perdeni kaldırdık. Artık bugün gözün keskindir. (Kaf/22)

Sana bu Kur’an’ı vahyetmekle Biz, sana kıssaların en güzelini anlatıyoruz. Hâlbuki sen bundan önce kesinlikle gafillerden [duyarsız olanlardan, bilgisizlerden idin]. (Yusuf/3)

Ve sen bundan önce, bir kitaptan okur değildin. Onu sağ elinle yazmazdın da. Öyle olsaydı, batıla uyanlar kuşku duyarlardı. (Ankebut/48)

Ve sen Kitap’ın sana ilka edileceğini [indirileceğini] umuyor değildin. [O] Ancak Rabbinden bir rahmet olarak [verildi]. Öyleyse sakın kâfirlere arka çıkma [yardımcı olma]. (Kasas/86)

Ayetteki “ منmin” edatının teb’iz [bölme, parçalama] için olması, özellikle anlatılan kıssanın detayının o günkü ehl-i zikirden öğrenilmesinin, onlara sağlama yaptırılmasının ve böylelikle o konuda tam bir bilgiye ulaşılmasının istendiği anlamına gelmektedir ki, o günün Mekke’sinde de bu bilgilere sahip ve vahiy kültürü olan bir takım kimseler bulunmaktadır.

96, 97 – Şüphesiz şu, aleyhlerinde Rabbinin Kelime’si hakk olmuş olan kimseler, kendilerine bütün mucizeler hep birden gelse, yine de o acıklı azabı görünceye kadar iman etmezler.

Peygamberimizin üzüntüleri gideren, ona manevî destek veren bu ayetlerde Rabbimizin iki ilkesine işaret edilmektedir. Bu ilkelerden biri; özgür iradeleriyle inançsızlığı seçen kişilerin ne kadar mucize görseler de inanmayacak olmalarıdır. Hatırlanacak olursa, bu ilke surenin 23. ve 33. ayetlerinde de geçmişti. Burada “ كلمة ربّك Kelimeti Rabbik [Rabbinin kelimesi]” olarak ifade edilmiş olan ikinci ilke ise daha evvel “ قولKavl [Söz]” olarak da izahını yaptığımız “Rabbimizin cehennemi doldurma” kararıdır. (Konunun detayı için bakınız: Tebyinü’l-Kuran c:2, s:110-111)
Burada dikkat edilmesi gereken bir husus da, ne kadar mucize görseler de inanmayacak olanların bu tavırlarının o acıklı azabı görünceye kadar devam edecek olduğudur. Bu inançsızlar o acıklı azap karşısında imana gelecekler ancak bu zoraki iman onlara hiçbir fayda sağlamayacaktır.

98 – Ne olurdu, iman edip de imanları kendilerine fayda vermiş bir kent olsaydı ya? Ancak Yunus’un kavmi ayrıdır. Onlar iman ettikleri vakit, basit yaşamda o rezillik azabını üzerlerinden kaldırdık ve onları bir süreye kadar yararlandırdık.

Bu ayetin anlamı 97. ayetin anlamı ile karıştırılmamalıdır. Çünkü 97. ayette zoraki imandan bahsedilmesine karşılık, burada, insanlardan o son dakika gelmeden kendilerine yarar sağlayacak bir şekilde iman etmeleri istenmekte, buna da Yunus peygamberin kavmi örnek gösterilmektedir. Yunus (as) kavmi, bir takım sıkıntılara maruz bırakılan, tam bir “rezillik içinde” iken iman eden ve bu davranışları sebebiyle Allah’ın rezillikten kurtarıp bu dünya hayatından bir süre daha yararlandırdığı bir kavimdir. Rabbimizin, yaptıklarının bir kısmının karşılığı olmak üzere insanlara bir takım sıkıntılar vermesi, onların akıllarını başlarına almalarını sağlamak içindir:

Dönmeleri için; insanların elleriyle kazandıkları yüzünden, yaptıklarının bir kısmını onlara tattırmak için karada ve denizde fesat/ kargaşa çıktı. (Rum/41)

Ayette Yunus kavmi gibi davranmayıp iman etmeyen ve bu yüzden de helâk edilen toplumlara gönderme yapılarak şayet inanmış olsalardı bu toplumların imanlarının ken*dilerine fayda sağlamış olacağı bildirilmektedir. Ayetin asıl hedefi, o günkü Mekkelileri önceki toplumların başlarına gelenlerle uyarmak ve kendilerini düzeltmelerini teşvik etmektir. Yunus kavminin yaptığı gibi yaparak fırsatı kaçırmadan durumlarını dü*zelttikleri takdirde kendileri için hayırlı bir iş yapmış olacaklardır.
Yunus peygamber için Kur’an’da “Zünnun [kılıç sahibi]” ifadesi kullanılmaktadır. Bu ifade, kılıç yapımı ile ünlü “Ninova kentinden olan” ve “Ninovalı” demektir. Ninova bugünkü Irak’ın Musul kenti yakınlarında bulunan antik bir kenttir. Yunus ve kavmi ile ilgili detay, A’raf suresinde yapılmış olan “Hut” sözcüğünün tahlili içinde bulunduğundan burada ayrıntıya girmiyoruz. Ancak Yunus peygamber ile ilgili olarak ileride karşımıza çıkacak bazı ayetleri vermenin yararlı olacağını düşünüyoruz:

Ve Zünnun’u [kılıç sahibini, Ninovalıyı] da. Hani, öfkelenerek giderken, kendisini sıkıntıya sokmayacağımızı sanmıştı. Ama sonunda karanlıklar içinde, “Senden başka ilâh yoktur! Seni tespih ederim. Gerçekten ben zalimlerden oldum!” diye seslenmişti. (Enbiya/87)
ÖmerFurkan isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 28. September 2008, 02:10 AM   #12
ÖmerFurkan
Site Yöneticisi
 
Üyelik tarihi: Sep 2008
Mesajlar: 455
Tesekkür: 34
85 Mesajina 163 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 100000
ÖmerFurkan will become famous soon enoughÖmerFurkan will become famous soon enough
Standart

Elbette Yunus da gönderilenlerdendir [elçilerdendir].
Hani o, dolu bir gemiye doğru kaçak bir köle gibi kaçmıştı.
Sonra kura çekmişlerdi de o kaybedenlerden olmuştu.
Sonra onu Hût [açgözlülük, bunalım] yutmuştu. O ise kınayıcıydı [pişman olmuştu].
Sonra eğer, şüphesiz o, Allah`ı tesbih edenlerden olmasaydı, kesinlikle diriltilecekleri güne kadar onun [hûtun] karnında [karanlıklarda, bunalımda] kalacaktı.
Sonra Biz, hasta [sancılı; fikir sancısı çeker] bir hâlde iken kendisini sahile attık.
Onun üzerine geniş yapraklı bir ağaç yetiştirdik.
Ve onu, yüz bin hatta daha çok kişiye elçi olarak gönderdik.
Sonunda inandılar, bunun üzerine Biz de onları bir süreye kadar yararlandırdık. (Saffat/139-148)

99 - Oysa Rabbin dileseydi elbette yeryüzündekilerin hepsi topluca inanırdı. Artık, inananlar olmaları için insanları sen mi zorlayacaksın?
100 - Allah`ın izni olmaksızın, hiç kimse için iman etme yoktur. Ve O [Allah], kirliliği/ azabı aklını kullanmayanların üzerine kılar [bırakır].

Bu ayetlerde peygamberimiz teselli edilmektedir. Kavminin, akrabalarının inanmasını isteyen peygamberimiz, onlardan birçoğunun inanmaması sebebiyle büyük bir üzüntü içerisindeydi. Rabbimiz bu ayetleriyle elçisini teselli ederken konuyla ilgili olarak ortaya üç de ilke koymaktadır. Bunlar:
* Allah’ın herkesi serbest bıraktığı, peygamberin kimseyi zorlamaması gerektiği;
* Allah’ın izni olmadan kimsenin iman edemeyeceği;
* Allah’ın, aklını kullanmayanlar üzerine pislik, azap yağdırması ilkeleridir.

Ve de ki: “O hakk [gerçek], Rabbinizdendir. O nedenle dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.” Şüphesiz Biz zalimler için duvarları, çepeçevre onları içine almış bir ateş hazırladık. Ve eğer yağmur yağsın isterseler, erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su yağdırılır. O ne kötü bir içecektir. Dayanma/ sığınma yeri olarak da ne kadar kötüdür! (Kehf/29)

De ki: “İşte, en kesin ve üstün delil, Allah’ındır. O nedenle eğer O [Allah] dileseydi, elbette hepinize kılavuz olurdu.” (En’am/149)

Doğrusu Biz insanı karışık bir nutfeden yarattık. Onu imtihan edeceğiz bu nedenle onu işitici, görücü yaptık. Kuşkusuz Biz ona yolu gösterdik; ister şükredici olsun, ister nankör. (İnsan/2, 3)

Dinde zorlama yoktur; rüşd, ğayden iyice ayrılmıştır. O hâlde kim tağutu tanımayıp Allah’a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. (Bakara/256)

الرّجسRİCS



100. ayetin sonunda geçen ve üzerinde durulması gereken bir sözcük de “ الرِّجس Rics” sözcüğüdür. Bu sözcüğün vazı’ [ilk konuş] anlamı “rahatsız eden şiddetli gök gürültüsü, deve sesi”dir. Sonraları, insana rahatsızlık, acı, ıstırap veren ve bunlara sebep olan her şeye “rics” denilir olmuştur:
“Rics” sözcüğü “kirlilik, kir [temiz ve temizliğin karşıtı]” demektir. Her türlü kir, pislik “rics”tir. Bu sözcükle “haram, kötü fiil, azap, lanet ve küfür” de kastedilir. Kur’an’da geçen “ رجسrics” ile “ رجزricz [azap]” sözcükleri aynıdır. Sadece birincideki “ سs” harfi “ زz” harfine dönüşmüştür. “ اسدesed [aslan]” sözcüğünün “ ازد ezed [aslan]” sözcüğüne dönüşmesi gibi.

Zeccac: “Rics, Allah’ın kötülemesine sebep olan her şeydir” demiştir. Birisi çirkin, kötü bir şey yaptığı zaman “racese’r-racülü [kişi çirkin iş yaptı]” denir.
Bu sözcüğün “recs” formundaki anlamı “çok şiddetli, rahatsız edici gök gürlemesi ve deve böğürmesi” demektir. (Lisanü’l-Arab, c: 4, s: 75, 76 Rcs mad.; El-Müfredat, Rcs mad.)
Kötü işlere ve şirk, küfür, lânet gibi şeylere “rics” denilmesinin sebebi, bunların zarara, azaba, rahatsızlığa sebep olmasındandır. Kur’an’da sekiz kez geçen bu sözcüğe bakıldığında, azaba sebep olacak şeylere “rics” denildiği gibi, hastalık, rahatsızlık ve huzursuzluğa sebep olacak şeylere de “rics” denildiği görülmektedir.

De ki: “Bana vahyolunanda, onları yiyici için haram edilmiş bir şey bulamıyorum. Ancak leş, veya akıtılmış kan, yahut domuzun eti -ki bu gerçekten ricstir [kirlidir, rahatsızlık vericidir], yahut Allah`tan başkası adına kesilmiş bir fisk olması başka [bunlar haramdır].- Ama kim çaresiz kalırsa, tecavüz etmemek ve zaruret sınırını aşmamak üzere… [bunlardan yiyebilir]” işte şüphesiz senin Rabbin çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. (En’am/145)

Ey iman etmiş kişiler! Hamır [İçki, uyuşturucu], kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak şeytan işlerinden ricstirler [zarar veren şeylerdir]. Öyleyse bunlardan kaçının; umulur ki, kurtuluşa erersiniz.
Gerçekten şeytan, içki ve kumarda sizin aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi, Allah’ın zikrinden ve salattan [namazdan ve sosyal destekten] alıkoymak ister. Öyleyse sona erdirmişler [vazgeçmişler] misiniz? (Maide/90, 91)

Evlerinizde vakarla oturun, ilk cahiliye kadınlarının süslerini açığa vurması gibi, siz de süslerinizi açığa vurmayın; namazı ikame edin, zekâtı verin, Allah’a ve elçisine itaat edin. Ey ehli beyt! Gerçekten Allah, sizden ricsi [kiri; rahatsızlık veren şeyleri] gidermek ve tertemiz kılmak ister. (Ahzab/33)

Ve sonra, Allah, kimi doğru yola iletmek isterse, İslâm için onun göğsünü açar. Kimi de saptırmak isterse göğsünü öyle sıkar ki, o, göğe yükseliyormuş gibi olur. İşte böyle Allah, ricsi [pisliği; zarar, azap veren şeyleri] iman etmeyenlerin üzerine kılar [bırakır, atar]. (En’am/125)

Eğer Rabbin dileseydi, insanları elbette tek bir ümmet [önderli topluluk] kılardı. Oysa Rabbinin rahmet ettiği kişiler hariç onlar anlaşmazlığı sürdürmektedirler. Onları işte bunun için yarattı. Ve Rabbinin Söz’ü; “Ant olsun, cehennemi cinlerden ve insanlardan, onların tümünden dolduracağım” tamamlanmıştır. (Hud/118-119)

Eğer kendisiyle dağların yürütüldüğü, yerin parçalandığı veya ölülerin konuşturulduğu bir Kur`an olsaydı [yine bu Kur`an olurdu]. Hayır, emrin tümü Allah`ındır. İman edenler hâlâ anlamadılar mı ki, eğer Allah dilemiş olsaydı, insanların tümünü hidayete erdirmiş olurdu. İnkâr edenler, Allah`ın vaadi gelinceye kadar, yaptıkları dolayısıyla ya başlarına çetin bir bela çatacak veya yurtlarının yakınına inecek. Şüphesiz Allah verdiği sözden dönmez/ miadını şaşırmaz. (Ra`d/31)

Ve eğer onlar seni yalanlıyorlarsa, kesinlikle senden önce de elçiler yalanlanmıştı. Ve işler yalnızca Allah’a döndürülür. (Fatır/4)

Onları doğru yola getirmek senin boynuna borç değildir, ancak Allah dilediği kimseyi doğru yola getirir. Ve hayırdan infak ettiğiniz şeyler sırf kendiniz içindir. Ve siz yalnızca Allah rızasını gözetmenin dışında infak etmezsiniz. Ve hayırdan ne infak ederseniz o size tastamam ödenecektir. Ve siz zulmedilmeyeceksiniz. (Bakara/272)

Onlar iman edenler olmuyorlar diye sen kendini helâk edeceksin! (Şuara/3)

Kesinlikle sen sevdiğini doğru yola iletemezsin; ama Allah dilediğine doğru yolu gösterir ve O, doğru yola girecek olanları daha iyi bilir. (Kasas/56)

Ve onlara vaat ettiğimizin bir kısmını sana göstersek yahut seni vefat ettirsek, şüphesiz yine de sana düşen sadece tebliğ etmektir. Bize düşen de hesap görmektir. (Ra’d/40)

Ve Biz onlara vaat ettiğimizin bir kısmını sana göstersek de, yahut seni vefat ettirsek de, sonunda onların dönüşü yalnızca Bize olacak. Sonra Allah onların ne yapacaklarına şahittir. (Yunus/46)

Artık sen sabret, şüphesiz Allah`ın vaadi hakktır. Artık onlara yapıp durduğumuz tehdidin bir kısmını sana göstersek de veya seni vefat ettirsek de onlar, yalnızca Bize döndürüleceklerdir. (Mümin/77)

Haydi öğüt ver; sen sadece bir öğütçüsün.
Sen onların üzerinde bir zorba değilsin. (Ğaşiye/21, 22)

101 - De ki: “Göklerde ve yerde ne var bir bakın! -Ve iman etmeyecek bir topluluğa apaçık ayetler ve uyarmalar bir şey sağlamaz/ uyarmalar ne sağlar?].-

İnsanların evreni inceleyerek akıllarını kullanmalarının istendiği bu ayetin takdiri şu şekilde yapılabilir: “Gökte ve yerde size verdiğim mesajı teyit eden, bu mesaja şahadet eden sayısız ayet vardır. Açık göz ve açık yürekle gözleyip üzerinde düşünseniz onları kolaylıkla kavrarsınız.”

Ve onlar göklerin ve yerin hükümdarlığına, Allah’ın yaratmış olduğu herhangi bir şeye ve ecellerinin gerçekten yaklaşmış olması ihtimaline hiç bakmadılar mı? Artık bundan sonra başka hangi söze inanacaklar? (A’raf/185)

102 – Artık onlar, sadece, kendilerinden önce gelmiş geçmiş olanların uğradıkları günlerin aynısını mı bekliyorlar? De ki: “Bekleyin, ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.”
103 - Sonra Biz, elçilerimizi ve iman edenleri kurtarırız. İşte böyle! Müminleri kurtarmak üzerimizde bir hakktır [düşen bir görevdir].

İnsanların yola gelmeleri için yapılan uyarıların devam ettiği bu ayetlerde, inatçı müşriklerin helâk edildiği, ama inananların kurtarıldığı bildirilmek suretiyle, inanmayanlar tehdit edilirken inananlara da müjde verilmektedir.

Şüphesiz şu, aleyhlerinde Rabbinin Kelime’si hakk olmuş olan kimseler, kendilerine bütün mucizeler hep birden gelse, yine de o acıklı azabı görünceye kadar iman etmezler. (Yunus/96, 97)

Ve ayetlerimize inanan kimseler sana geldikleri zaman hemen, “Selam olsun size! Rabbiniz rahmeti kendi üzerine yazdı. Şüphesiz sizden her kim bilmeyerek bir kötülük işleyip de sonra arkasından tövbe eder ve düzeltirse; şüphesiz ki O [Allah], Gafur’dur, Rahıym’dir” de. (En’am/54)

104-106 - De ki: “Ey insanlar! Eğer benim dinimden şekte idiyseniz [benim dinimin ne olduğunu kesin ve tam olarak bilmiyorduysanız], iyi bilin ki, Allah’ın astlarından sizin taptıklarınıza ben tapmam. Velâkin sizin canınızı alacak olana [Allah’a] taparım. Ve ben müminlerden olmamla ve ‘yüzünü [tüm benliğini] haniyf olarak [şirkten, küfürden Hakk’a dönen biri olarak] Din’e döndür ve sakın müşriklerden olma ve Allah`ın astlarından sana fayda vermeyen, zararı da dokunmayacak olan şeylere yalvarma! Buna rağmen eğer yaparsan, o zaman hiç şüphesiz sen zalimlerden olursun’ diye emrolundum.”

Surenin bu sonuç bölümünde tekrar başlangıçtaki konuya dönülmektedir. Bu sebeple, surenin 1-10. ayetlerinin hatırlanmasının yararlı olacağı kanaatindeyiz.
104-106. ayetlerde Rabbimiz, elçisi aracılığı ile kitlelere bir açıklama yapmaktadır. Peygamberimizin insanlığa yöneltmesi emredilen bu açıklama, meydan okuyucu bir manifesto niteliğindedir: “Ey insanlar! Eğer benim dinimden şekte idiyseniz [benim dinimin ne olduğunu kesin ve tam olarak bilmiyorduysanız], iyi bilin ki, Allah’ın astlarından sizin taptıklarınıza ben tapmam. Velâkin sizin canınızı alacak olana [Allah’a] taparım. Ve ben müminlerden olmamla ve ‘yüzünü haniyf olarak Din’e döndür ve sakın müşriklerden olma! Ve Allah`ın astlarından sana fayda vermeyen, zararı da dokunmayacak olan şeylere yalvarma! Buna rağmen eğer yaparsan, o zaman hiç şüphesiz sen zalimlerden olursun’ diye emrolundum. Ben bunları yapacağım. Ben tek başıma olsam da ölsem de öldürülsem de bundan dönmem.”

105. ayette geçen “yüzünü haniyf olarak Din’e döndür” ifadesindeki “yüz” sözcüğüyle, Kasas suresinin sonunda belirttiğimiz gibi “tüm benlik, kimlik, kişilik” kastedilmiştir. Çünkü “yüz”, Arapçada “cüz’iyyet mecaz-ı mürseli” sanatı gereğince canlı varlıkların en belirleyici organıdır. Bu, vesikalık bir fotoğrafın o insanın kimliğini temsil etmesi gibidir.

Sonra Güneş`i doğarken görünce de, “Bu benim Rabbimdir, bu daha büyük,” dedi. Sonra o da batınca, “Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden uzağım. Kesinlikle ben haniyf olarak yüzümü, gökleri ve yeri yoktan var edene/ yok edecek olana çevirdim ve ben ortak koşanlardan değilim” dedi. (En’am/78, 79)

Kur’an’da “حنيف haniyf” sözcüğü ilk kez burada yer almıştır. Sözcük, tekil ve çoğul hâliyle ilerideki surelerde de karşımıza geleceği tahlilini burada yapıyoruz.

الحنيفHANİYF


Bu sözcük, “ ح ن فHa-ne-fe” fiilinin ism-i fail kalıbıdır. “Hanefe” sözcüğü “ayak dönmesi, iki ayağın başparmakları karşı karşıya gelecek şekilde dönmesi” anlamındadır. Sözcüğün, ayak tabanının üste gelmesi anlamında olduğunu söyleyenler de vardır. Sözcük daha sonraları “hayırdan şerre, şerden hayra dönme” anlamında kullanılır olmuştur. Zaman içerisinde İbrahim peygamberin önemli bir niteliği olmuş, “şirkten tevhide yönelme” anlamında genelleşmiştir. Kur’an indiği dönemde Mekke’de İbrahim dinine mensup olanlara, dışarıdan Mekke’ye gelip hacc eden ve sünnet olanlara “hanif” denilirdi. Daha sonra bu sözcük “Müslim [Müslüman]” anlamında kullanılır oldu. (Lisanü’l-Arab c: 2, s: 629, 630 “hnf” mad.)

Biz, sözcüğün anlamı ile ilgili olan yukarıdaki açıklamaları dikkate alarak sözcüğün “önceleri müşrik iken sonra müşrikliği bırakıp tevhide yönelen” şeklinde değil, “şirk koşmaksızın tevhide yönelen” şeklinde anlaşılması lâzım geldiği kanaatindeyiz. Nitekim aşağıdaki ayetten de bu anlaşılmaktadır:

… Allah’a yönelmişler olarak, O’na şirk koşanlar olmayarak o putlardan olan kirlilikten kaçının, yalan sözden de kaçının. Bilin ki, Allah’a ortak koşan kimse, gökten düşüp de kuşların kaptığı veya rüzgârın kendisini ıssız bir yere sürüklediği şey gibidir. (Hacc/30, 31)

107 - Ve eğer Allah, sana bir zarar dokunduracak olursa, onu O’ndan başka giderecek biri yoktur. Ve eğer sana bir hayır dilerse, o zaman da O’nun fazlını geri çevirecek biri yoktur. O, onu [lütfunu] kullarından dilediğine isabet ettirir. Ve O [Allah] çok yarlıgayıcı, çok merhametlidir.

Bu ayette, Allah’ın dokundurduğu zarara veya isabet ettirdiği hayra kimsenin engel olamayacağı bildirilmek suretiyle, tüm evrende ne varsa her şeyin Allah’ın kontrolünde olduğu bir kez daha vurgulanmıştır.

108 - De ki: “Ey insanlar! Rabbinizden, elbette, size hakk gelmiştir. Artık doğru yola giren ancak kendisi için girmiştir ve gerçekten, sapan da kendi zararına sapmıştır. Ve ben, sizin üzerinize vekil [sizi ayakta tutan; sizden sorumlu biri] değilim.”

Bu ayette, özellikle 99 ve 100. ayetlerde anlatılanlar iyice netleştirilmiş, peygamberin görevinin sadece Allah’tan gelen “hakk”ı insanlara duyurmak, iletmek olduğu; yola gelip gelmemenin ise herkesin kendi tercihine bırakıldığı bildirilmiştir.


109 – Ve sen sana vahyolunan şeye uy! Ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret! Ve O [Allah], hüküm verenlerin en hayırlısıdır.

Surenin bu son ayetinde ise peygamberimize görevi hatırlatılarak ondan vahye uyması, sabırlı olması, metanetle görevini sürdürmesi, gelecekte olacakları da Allah’a bırakması istenmektedir.
Allah doğrusunu en iyi bilendir.
ÖmerFurkan isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 10. July 2014, 12:13 AM   #13
Hasan Akçay
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Dec 2010
Mesajlar: 798
Tesekkür: 0
147 Mesajina 214 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 18
Hasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud of
Standart

Alıntı:
ÖmerFurkan Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster

5 – O, Güneş’i bir aydınlık, Ay’ı bir ışık yapan ve senelerin sayısını ve hesabını bilesiniz diye, Ay’a menziller ayarlayandır. Allah bunu ancak gerçek ile yaratmıştır. O, bilecek olan bir kavim için ayetleri detaylandırır.
Kamerin menzilleri:

O dolunay
D çeyrekay
( sonay

Bu ayette belirtildigi üzere Yüce Allah senelerin SAYISINI aya ait menâzil ile bildiriyor. Isrâ 12'de söylenen her ne kadar bunun ile çelisiyor gibi görünse de çeliski yok.

Önce
şu gerçegi göz önünde tutalim:

Kuran'da geçen SENE semsîdir.

Senelerin sayisini
günes te bildirir,
aya ait menâzil de.

Örnegin dolunaylar bildirir, ramazân hilali gibi hilaller bildirir.

Açiklamaya
çalisayim.

3 yıla ait dolunay tarihleri:

12 Tem 2014
01 Tem 2015 (11 gün erken)
20 Tem 2016 (19 gün GEÇ)

19 gün GEÇ gelmenin nedeni:

Dolunaylarin
bir önceki iddeti (iddet eş-şuhûr)
13 aya sahip.

12 Tem 2014’te baslayan IDDET, (365-354=) 11 gün eksigiyle,
12 Tem 2014-01 Tem 2015 arasi: 1 semsi yıl

01 Tem 2015’te baslayan IDDET, (384.5-365.5=) 19 gün fazlasıyla
01 Tem 2015-20 Tem 2016 arasi: 1 semsi yıl

Bu sekilde devam edildiginde görülen:

Dolunaylarin her bir iddeti 1 günes yilini karsiliyor çünkü ister 12 aya sahip olup 11 gün ERKEN gelsin ister 13 aya sahip olup 19 gün GEÇ gelsin, IDDET ard arda gelen iki "yaz dönümü"nün arasidir.

Dolunaylar ya da ramazân hilalleri sayildiginda seneler sayilmis oluyor.

Bu bilgi tefsirlerde yok.
Çünkü sanirim müfessirlerin 13 ncü aydan haberi yok.

Haberleri oldugu an
ilgili ayetleri dogru okurlar.
Insallah.

Konu Hasan Akçay tarafından (10. July 2014 Saat 12:36 AM ) değiştirilmiştir.
Hasan Akçay isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 10. July 2014, 02:54 AM   #14
Hasan Akçay
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Dec 2010
Mesajlar: 798
Tesekkür: 0
147 Mesajina 214 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 18
Hasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud of
Standart

Kesin olan o ki aylarin iddeti Allah'n ındinde oniki aydir...

Allah'in
Kuran'daki ayetlerinden biri olan Tevbe 36'da
söyledigi bu.

Lütfen dogru okuyalim.

Kamerî YIL oniki aydir, demiyor Allah;
şemsî YIL oniki aydir, demiyor.
ay-günes takviminin esas aldigi YIL oniki aydir, demiyor.

Kisacasi

"YILIN iddeti"nden degil
"AYLARIN iddeti"inden

söz ediyor.

Bu bir. Ikincisi, Allah'in Kuran'dan baska yerlerde de ayetleri var. Örnegin 13 ncü ay O'nun göklerdeki bi ayeti. Allah'in o ayetine göre AYLARIN iddeti oniki aydir ama onüç ay da olur.

Örnegin
12 Tem 2014'te baslayan IDDET oniki aydir;
01 Tem 2015'te baslayan IDDET onüç.

12te 2014-10ag-09ey-08ek-06ka-06ar-05oc 2015-03su-05ma-04ni-04ma-02ha
01te 2015-31te-29ag-28ey-27ek-25ka-25ar-24oc 2016-22su-23ma-22ni-21ma-20ha

Açik ve net. Tevbe 36'da dile getirilen

oniki sayisi
"EN AZ oniki"dir. Onbir ay 1 iddet etmez; EN AZ oniki olacak.

Tevbe 37'de "küfürde ileri gitmektir" denerek lanetlenen
nesî ile ilgili bir uyari bu.

Nesî: bir iddete ait SON AYIN bir sonraki iddete devredilmesi.

Allah'in Kuran'daki ayetleri
Allah'in göklerdeki ayetleri ile
birlikte okunmak zorundadir.

13 ncü ay Allah'in göklerdeki gerçegidir. Tahkik etmek isteyen, NASA'ya sorar ya da Allah'in kullanin dedigi aklini kullanir.

12 ayli bir iddet (12 x 29.5 =) 354 gün olduguna göre semsî yil ondan 11 gün UZUNDUR. 1 iddetteki fark bu. 3 iddette fark, toplam 33 gün eder, ki üçüncü iddete bir ay olarak eklenecektir. Yani üç iddetin ilk ikisinden her biri 12 aya, üçüncüsü "13 ay"a sahip olacaktir.

Konu Hasan Akçay tarafından (10. July 2014 Saat 12:57 PM ) değiştirilmiştir.
Hasan Akçay isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 11. July 2014, 12:19 AM   #15
Hasan Akçay
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Dec 2010
Mesajlar: 798
Tesekkür: 0
147 Mesajina 214 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 18
Hasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud of
Standart

Yılların sayısını bilin diye
Allah
inen konaklar verdi aya


Soru: Yılların sayısını gökteki aylardan öğrenmek için ne yapmalıyız?
Cevap: Ayların menâzîl denen "konaklar"ını saymalıyız, örneğin "ramazân hilalleri"ni.

Çünkü
o hilallerin sayısı
yılların sayısına
eşittir.

Örneğin farzedelim ki
bugünün Mısır'ı tıpkı MÖ 2000'lerdeki gibi
7 yıl sürecek bir bitek dönemden sonra
7 yıl sürecek bir kuraklık uyarısı almıştır.

Halkın
bilgi birikimi de MÖ 2000'lerdeki gibidir;
radyoları yok, tvleri, gazeteleri, duvar takvimleri...
yok.

Kuraklığın başladığı an 2011 yılına ait ilk aydır.

Mısır halkı
o yılların sayısını
nasıl bilecek?

Ramazân hilallerini
sayacak.

Kurak geçmiş olan yılların sayısı

ramazân hilali ilk görüldüğünde --: 0
2 nci kez görüldüğünde---------: 1
3 ncü kez görüldüğünde--------: 2
4
5
6
7
8 nci kez görüldüğünde --------: 7


*

Ramazân hilalleri:

) 30 Haz 2011
) 19 Haz 2012
) 08 Haz 2013
) 27 Haz 2014
) 16 Haz 2015
) 05 Tem 2016
) 24 Haz 2017

Bakar mısınız,

bütün bu hilallerin dolunayları
yılın en uzun gündüzünden hemen sonradır
yani vakten sabit;

hilallerin ve dolunayların hiç biri vakten oynayıp
bir şu mevsime bir bu mevsime gitmiyor.

30 Haz 2011-30te-29ag-27ey-26ek-25ek-24ar-23oc 2012-21su-22ma-21ni-20ma
19 Haz 2012-19te-17ag-16ey-15ek-13ka-13ar-11oc 2013-10su-11ma-10ni-10ma
08 Haz 2013-08te-06ag-05ey-05ek-03ka-03ar-01oc 2014-30oc-01ma-30ma-29ni-28ma
27 Haz 2014- 26te-25ag-24ey-23ek-22ka-22ar-20oc 2015-18su-20ma-18ni-18ma

2, 1’den 11 gün ERKEN doğar ve 21 Hazirandan hemen sonraki dolunaya ulaşır,
3, 2’den 11 gün ERKEN doğar ve 21 Hazirandan hemen sonraki dolunaya ulaşır
ama 4, 3’ten 19 gün GEÇ doğar ve 21 Hazirandan hemen sonraki dolunaya ulaşır.

Çünkü 3’te
13 ncü ay var.

Allah’ın
gökleri ve yeri yarattığı gün
aylara verdiği düzen bu.

Konu Hasan Akçay tarafından (11. July 2014 Saat 07:55 AM ) değiştirilmiştir.
Hasan Akçay isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Hasan Akçay Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
beyazasi (11. July 2014)
Alt 11. July 2014, 11:45 AM   #16
beyazasi
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Aug 2013
Mesajlar: 203
Tesekkür: 153
10 Mesajina 12 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 16
beyazasi has much to be proud ofbeyazasi has much to be proud ofbeyazasi has much to be proud ofbeyazasi has much to be proud ofbeyazasi has much to be proud ofbeyazasi has much to be proud ofbeyazasi has much to be proud ofbeyazasi has much to be proud of
Standart

http://www.imooncal.com/cs/i/1_m27.jpg
dolunaydan hilale dönmesi 10 gün sürüyor
mesela kürtlerin takvimide yılın başlangıcı olarak 21 mart tarihi olan newrozu esas almışlar hersene istinasız aynı tarihte kutlanır
beyazasi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 11. July 2014, 11:57 AM   #17
beyazasi
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Aug 2013
Mesajlar: 203
Tesekkür: 153
10 Mesajina 12 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 16
beyazasi has much to be proud ofbeyazasi has much to be proud ofbeyazasi has much to be proud ofbeyazasi has much to be proud ofbeyazasi has much to be proud ofbeyazasi has much to be proud ofbeyazasi has much to be proud ofbeyazasi has much to be proud of
Standart

birşey daha var ama bu konuyla dolaylı yoldan bir bağlantısı varmı diye size bilen dostlara sormak istedim ben vanlıyım vandaki 1.ci ve 2.ci depremde vandaydım 2.ci deprem 9 kasım 2011 akşam 21:23 civarında oldu depremden 1 saat önce gökyüzüne baktım gökteki dolunayın etrafı hafif sisliydi tam dolunayda 10 kasım tarihinde gerçekleşti.şimdi 1.ci depremden sonra açığa çıkan enerji dolunayla beraber 2.ci depremi tetiklemiş olabilirmi.belki bir bilginiz vardır diye soruyorum.
beyazasi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 11. July 2014, 05:43 PM   #18
Hasan Akçay
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Dec 2010
Mesajlar: 798
Tesekkür: 0
147 Mesajina 214 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 18
Hasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud of
Standart

1.ci depremden sonra açığa çıkan enerji dolunayla beraber 2.ci depremi tetiklemiş olabilirmi.

Benim bildigim, dolunaylar depremi tetiklemez.
Ama yine de siz isterseniz arastirirsiniz.

20 temmuz 2016 ve 9 temmuz 2017 arasında 13.ay olmalıydı.

Orda 13 ncü ay yok
çünkü 13 ncü aya bir önceki ıddet sahip.

"Neden bir önceki iddet 13 ncü aya sahip?" sorusuna gelince,
bunun açiklamasi:

3 semsî yil
3 ıddetten toplam 33 gün uzun.

Bu 33 gününün 29 günü 13 ncü ay oluyor,
tamam ama
hâlâ (33 - 29 =) 4 günlük bi fazlalik var.

Iste o 4 günler de birikerek ek bi 13 ncü ay oluyor.

O 13 ncü ay
bir önceki ıddette yer almis.
Hasan Akçay isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Hasan Akçay Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
beyazasi (11. July 2014)
Alt 11. July 2014, 06:15 PM   #19
beyazasi
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Aug 2013
Mesajlar: 203
Tesekkür: 153
10 Mesajina 12 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 16
beyazasi has much to be proud ofbeyazasi has much to be proud ofbeyazasi has much to be proud ofbeyazasi has much to be proud ofbeyazasi has much to be proud ofbeyazasi has much to be proud ofbeyazasi has much to be proud ofbeyazasi has much to be proud of
Standart

teşekkür hasan hocam güzel bir açıklama oldu
beyazasi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
giriş, sûresi’ne, yunus


Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 05:51 AM.


Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
Hanifler - Kuran odaklı gerçek din islam