hanifler.com Kuran odaklı dindarlık  

Go Back   hanifler.com Kuran odaklı dindarlık > EKONOMİ > İnfak > Hayır yolunda harcamak /İnfak

Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 23. May 2013, 05:29 AM   #1
pramid
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Sep 2010
Mesajlar: 764
Tesekkür: 191
506 Mesajina 1.125 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 19
pramid has much to be proud ofpramid has much to be proud ofpramid has much to be proud ofpramid has much to be proud ofpramid has much to be proud ofpramid has much to be proud ofpramid has much to be proud ofpramid has much to be proud of
Standart Allah Yolunda Harcamak: İnfak

Allah Yolunda Harcamak: İnfak


Yardımlaşma ve dayanışma, ilk andan günümüze kadar insanoğlunun hayatında önemli bir yer tutmuştur. Mali yükümlülük; Salatın ikamesi, oruç tutmak, ölçü ve tartıyı doğru tutmak gibi insanoğlunun muhatap olduğu sorumluluklardandır. Nitekim Kur'an-ı Kerim'in ilk işlediği konulardan biri de her dönemde toplumların genel sorunu olan kazanç ve bunun adil bir şekilde paylaşımı olmuştur. Bu durum, "Dini yalanlayanı gördün mü? İşte o, yetimi itip kakar; yoksulu doyurmaya teşvik etmez..." (107/1-3) ayetlerinde olduğu gibi Mekke döneminin ilk yıllarında inen ayetlerde de açıkça görülebilir. Ayetlerde yetimin itilip kakılması, yoksulu doyurmaya önayak olmama ve hayra mani olma tavrı eleştirilmiş, toplumun sosyal yapısına kayıtsız kalınmamıştır.

Mal kazanma hırsı Yüce Rabbimizin insanın fıtratına verdiği yaratılıştan gelen bir duygudur. Bu durumu Rabbimiz Kur'an'da şöyle bildirmiştir:

"Kadınlara, oğullara, kantar kantar altın ve gümüşe, nişanlı atlar ve develere, ekinlere karşı aşırı sevgi beslemek insanlara güzel gösterilmiştir. Bunlar dünya bayatının nimetleridir, oysa gidilecek yerin güzeli Allah katındadır." (3/14)

Mal kazanma arzusu fıtri bir duygudur; fakat bütün yaşamın kazanmak üzerine bina edilemeyeceği de açıktır. Müslüman olarak bizlerin sadece dünyalıklar için yaşayamayacağımız, bunların dünya hayatının geçici nimetleri olduğu ve bunlara teslim olmamamız gerektiği birçok ayette hatırlatılmaktadır:

"Servet ve oğullar, dünya hayatının süsüdür; ölümsüz olan iyi işler ise Rabbinin nezdinde hem sevapça daha hayırlı, hem de ümit bağlamaya daha lâyıktır." (18/46)

"Her insan ölümü tadacaktır. Kıyamet günü, ecirleriniz size mutlaka ödenecektir. Ateşten uzaklaştırılıp cennete sokulan kimse artık kurtulmuştur. Dünya hayatı zaten sadece aldatıcı bir geçinmeden ibarettir, Andolsun ki mallarınız ve canlarınızla sınanacaksınız." (3/185-186; ayrıca bkz: 42/36-38)

Servet ve oğullar dünya hayatının süsüdür; Allah katında değerli olansa onun rızasını kazanmak için hayırlı ameller yapmaktır. Dünya hayatının sadece geçinmeden, oyun ve eğlenceden ibaret olduğunu bildiren Rabbimiz; malın, mülkün ve evlatların bizler için bir imtihan aracı olduğunu belirtiyor. Bunlar aynı zamanda ahiret yurdunu kazanmanın da birer vesilesidir:

"Mallarınız ve evlatlarınız bir fitne(sınav)dır; (Allah, onlarla sizi imtihan etmektedir.) Allah ise işte büyük mükâfat O'nun yanındadır. Öyle ise gücünüz yettiği kadar Allah'tan korkun, (O'nun öğütlerini) dinleyin, (O'na) itaat edin ve kendi iyiliğinize olarak (mallarınızı Allah uğrunda) harcayın. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa işte onlar, başarıya erenlerdir. Eğer Allah'a güzel borç verirseniz. Allah onu sizin için kat kat yapar ve sizi bağışlar. Allah karşılık verendir, halimdir (hoşgörülüdür)." (64/15-17; 8/28}

Rızkı Veren Allah'tır

Kazanma hırsıyla dünyaya dalan insanoğlu, kazandıklarının kendi özgücünden kaynaklandığı vehmine kapılabilir. Oysa rızkı veren ve onu genişletip daraltan Rabbimizdir. Kendiliğinden hiçbir şey ortaya koyamayan insanoğlu, ancak Rabbimizin verdiği imkânları kullanarak rızka ulaşır. Bu imkânlar kendiliğinden çekilip alındığı zaman çaresiz bir şekilde ortada kalakalır. Rabbimiz, ölçüsü, sünneti çerçevesinde rızkı kendisi tayin ediyor ve bazı kullarına bol rızık veriyor bazılarına da az. Fakat kendilerine bol rızık verilenlere bunun Allah'ın bir nimeti olduğu hatırlatılarak rızıkta eşit olmaları için kazandıklarından kazanamayanlara vermeleri istenmektedir:

"De ki: Doğrusu Rabbim, kullarından dilediğinin rızkını hem genişletir ve hem de ona daraltıp bir ölçüye göre verir; sarf ettiğiniz herhangi bir şeyin yerine O, daha iyisini koyar, çünkü O, rızık verenlerin en hayırlısıdır." (34/39)

"Allah, rızıkta kiminizi kiminizden üstün kıldı. (Rızıkça) üstün kılınanlar, ellerinin altında bulunanlara kendi rızıklarını verip de hepsi azıkta eşit olmuyorlar. Allah'ın nimetini mi inkâr ediyorlar?" (16/71)

Rızkı bol verilenler aslında başkalarının kendisine emanet edilen rızıklarını yönetiyorlar. Kendilerine fazladan verilen kazancın gerçek sahibi onlar değillerdir. O mallar hak sahiplerine iletilmek için onlara bir emanet olarak verilmiştir. Acaba emanet yerine teslim edilecek mi; yoksa üzerine mi oturulacak? Gerçekten de zor bir sınav. Rabbimiz rızkı bol verilen insanlarda, rızkı az verilen insanların haklarının bulunduğunu Kur'an'da açıkça şu şekilde beyan ediyor:

"Onların mallarında yoksul ve ihtiyaç sahipleri için de bir hak vardır." (51/19; bkz: 70/22-27)

Rabbimiz zenginlerin, mallarından vermelerini onların bir iyiliği, lütfü olarak değil zorunlu görevleri olarak şart koşuyor. Böylelikle hem rızkı çok verilenler sınanıyor hem de

"Allah'ın fethedilen memleketler halkının mallarından Peygamberi'ne verdikleri; Allah, Peygamber, yakınlar, yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir. Ta ki (o mal) içinizde sadece zenginler arasında elden ele dolaşan bir devlet olmasın..." (59/7)

ayetinde dikkat çekilen zenginliğin, sadece belirli bir sınıfın arasında dolaşan bir meta hâline gelmesi tehlikesi engellenmiş oluyor. Dolayısıyla insanlar arasında sosyal uçurumlar ve sınıfsal farklılıkların oluşması engelleniyor.

İnsan, mal biriktirdikçe güce ulaştığını ve daha güvende olduğunu hisseder. Oysa Rabbimizin imtihan aracı olarak tavsif ettiği mallar, aynı zamanda tehlikeyi de barındırmaktadır. Mal biriktirip ihtiyaç sahipleri için harcamaktan kaçınmak, tehlikeye atılmak demektir. Tehlikeden uzaklaşmak ve gerçek anlamda iyiliğe ('birr'e) ulaşmak ancak mallardan ihtiyaç sahiplerine 'hak'lannı vermekle mümkündür:

"Mallarınızı Allah yolunda harcayın, kendinizi kendi elinizle tehlikeye atmayın, işlerinizi iyi yapın. Şüphesiz Allah iyi iş yapanları sever." (2/195)

"Sevdiğiniz şeylerden sarf etmedikçe iyiliğe erişemezsiniz. Her ne sarf ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir."'(3/92)

Şeytan, hali vakti yerinde olanları bir daha dönüşü mümkün olmayan geçici dünya hayatını zevk ve sefa içinde değerlendirmeye teşvik eder. Sahip oldukları imkânların yok olacağı zehabıyla insanları daha fazla kazanmaya, daha fazla biriktirmeye çağırır. Kazanılan maldan ihtiyaç sahiplerine vermenin fakirliğe yol açacağını telkin ederek cimriliği özendirir. Böylece insanları kulluktan uzaklaştırmaya çalışır. Rabbimiz, şeytanın vesveselerine karşı da bizleri dikkatli olmaya çağırmaktadır:

"Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size cimriliği telkin eder. Allah ise size katından bir mağfîret ve bir lütuf vaat eder. Allah her şeyi kuşatan ve her şeyi bilendir." (2/268)

Ebedî olan ahiret yurdunu kazanmanın yolu dünya hayatından geçer. Zaten fani, oyun ve eğlenceden ibaret olan dünya hayatını anlamlı kılan da budur. Fakat aceleci yaratılan insanoğlu çoğu zaman uzaktaki kalıcı, büyük mükafata az ama peşin olanı tercih eder. Bu yüzden dünya hayatını tercih eder. Rabbimiz, insana dünya ve ahiret yurdu arasında seçim yapması için özgür bir irade verdiğini ve fakat ahiret yurdunu tercih etmenin kendileri için daha iyi olacağını bildiriyor:

"Ahiret kazancı isteyenin kazananı artırırız; dünya kazancını isteyene de ondan veririz; ama ahirette bir payı bulunmaz." (42/20)

'"Rabbimiz! Bize dünyada ver!'diyen insanlar vardır. Öylesine ahirette bir pay yoktur. 'Rabbimiz! Bize dünyada iyiyi, ahirette de iyiyi ver, bizi ateşin azabından koru!' diyenler vardır. İşte onlara, kazançlarından ötürü karşılık vardır. Allah hesabı çabuk görür." (2/200-202; bkz: 11/15-16; 6/32)

Yüce Rabbimiz, insanların tercihleri karşısında tarafsız değildir. Nebileriyle vahiy göndermesi, insanları sürekli hakka, hakikate, ahiret yurdunu kazanmaya çağırması, Allah'ın ahireti tercih husu sunda insanın tarafında olduğunu gösterir. Nitekim kullarına ahiret yurdunu tercih etmelerinin daha doğru olacağını ısrarla vurgulamaktadır:

"Ey İnananlar! Sizi can yakıcı bir azaptan kurtaracak, kazançlı bir yolu size göstereyim mi? Allah'a ve Peygamberi'ne inanırsınız; Allah yolunda canlarınızla, mallarınızla cihad edersiniz; bilseniz, bu sizin İçin en iyi yoldur." (61/10-11)

Yine ahireti kazanmanın dünyadan geçtiğini belirten Rabbimiz, ahirete gitmeden dünyada önceden hayırlarımızı göndermemizi emretmektedir:
"Salatı ikame edin, zekâtı verin, kendiniz için önden gönderdiğiniz her hayrı Allah katında bulacaksınız. Allah yaptıklarınızı şüphesiz görür" (2/110)

Rabbimiz, sorumluluklarımızı ertelemememizi, elimizi çabuk tutmamızı öğütlüyor:

"Birinize ölüm gelip de: 'Rabbiml Beni yakın bir süreye kadar ertelesen de sadaka versem, iyilerden olsam!' diyeceği zaman gelmezden önce, size verdiğimiz azıklardan sarf edin." (63/10; 2/254)

Ticaret ve iş yoğunluğundan kendine dahi zaman ayıramadığından dem vuran modern insan ertelemecidir. Dünyaya dönük bütün işler önceliklidir; ancak ahirete yapılması gereken yatırımlar sürekli ertelenir. Oysa müminler, kalıcı ebedî hayatı geçici dünya hayatına tercih ederler:
"Müminleri ne ticaret ne de alışveriş Allah'ı anmaktan, salatı ikameden, zekât vermekten alıkor. Onlar, gönüllerin ve gözlerin döneceği günden korkarlar." (24/37)

Allah yolunda harcamak sadece inananlar için bir kurtuluş vesilesidir ve karşılığını göreceklerdir. İnanmayanlar ve fasıklar iyilik ve hayır işlerinde bulunsalar bile inkârlarından dolayı bu hayırları kabul edilmeyecektir:

"Ey Muhammedi De ki: İstekli yahut isteksiz olarak verin, nasıl olsa kabul edilmeyecektir. Siz şüphesiz fasık bir topluluksunuz. Verdiklerinin kabul olunmasına engel olan, Allah'ı ve Peygamberi'ni inkâr etmeleri, namaza tembel tembel gelmeleri, istemeye istemeye vermeleridir." (9/53-54)

"Doğrusu inkâr edenler mallarını Allah'ın yolundan insanları alıkoymak için sarf ederler ve daha da sarfedeceklerdir; ama sonra içleri yanacak, hem de mağlûp olacaklardır. Bu, Allah'ın, temizi murdardan ayırması ve murdarları üst üste koyup hepsini yığarak cehenneme yerleştirmesi içindir; inkâr edenler cehenneme toplanacaklardır. İşte onlar mahvolanlardır." (8/36-7)

Bir Kurtuluş Aracı Olarak Zekât ve İnfak

Rabbimiz Müslümanlar arasındaki gelir dengesini sağlamayı, yine Müslümanlar üzerinden onları imtihan ederek yapmayı murat etmiş ve Müslümanlara Allah yolunda harcamayı ahireti kazanmanın bir vesilesi yapmıştır. Kur'an'da Allah yolunda O'nun rızasını kazanmak için ihtiyaç sahiplerine yapılan ayni ve nakdi yardımlar infak olarak tanımlanmıştır.

"Onların mallarından sadaka al; bununla onları (günahlardan) temizlersin, onları arıtıp yüceltirsin..." {9/103)

"Salatı ikame edin, zekâtı verin, rüku edenlerle birlikte rüku edin." (2/43)

İnfak da birçok ayette zekât gibi emredilmektedir.

"(Mallarınızdan) Allah yolunda infak edin!" (2/195)

"Ey inananlar, ne alışverişin ne dostluğun ne de şefaatin olduğu gün gelmezden önce, size verdiğimiz rızıktan infak edin." (2/254; bkz: 2/267; 36/43)

İnfak, Kur'an-ı Kerim'in birçok yerinde müminlerin ayırt edici özelliklerinden biri olarak da zikredilir:
"İşte onlara, sabırlarından dolayı, ecirleri iki defa verilir; onlar kötülüğü iyilikle savarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan da sarf ederler." (28/54)

"Ayetlerimize ancak, kendilerine hatırlatıldığı zaman secdeye kapananlar, büyüklük taslamayarak Rablerini överek yüceltenler, vücutlarını yataklardan uzak tutup korkarak ve umarak Rablerine yalvaranlar ve verdiğimiz rızıklardan sarf edenler inanır" (32/15-16; 47/38; 9/99; 13/22)

Kur'an, infak etmeyi bir emir olarak bildirmenin yanında, infak edecek bir şey bulamayan bu ibadet görevini yerine getiremediği için üzüntü duyan müminleri teselli etmekte ve onların bu sorumluluktan sorumlu tutulmayacağını açıklamaktadır:

"Güçsüzlere, hastalara ve sarf edecek bir şeyi bulunmayanlara, Allah ve peygamberlerine bağlı kaldıkları müddetçe sorumluluk yoktur iyi davrananlara sorumluluk olmaz. Allah bağışlayandır, merhamet edendir"(9/91)

"Binek vermen için sana geldiklerinde, 'Size binek bulamıyorum.' dediğin zaman, sarf edecek bir şey bulamadıkları için üzüntüden gözyaşı dökerek geri dönenlere de bir sorumluluk yoktur." (9/92)

Arınmak, Amel Etmekten Geçer

Kur'an'da infak, önemli bir yer tutmaktadır. İnfak ve zekâttan kimlere verileceği Kur'an-ı Kerim'de çok net bir şekilde açıklanmaktadır:

"Zekâtlar: Allah'tan bir farz olarak yoksullara, düşkünlere, onu toplayan memurlara, kalpleri İslam'a ısındırılacaklara verilir; kölelerin, borçluların, Allah yolunda olanların ve yolda kalanların uğrunda sarf edilir. Allah bilendir, hakimdir." (9/60)

"Sadakalarınızı, kendilerini Allah yoluna adayıp yeryüzünde dolaşamayanlara, hayalarından dolayı, kendilerini tanımayanların zengin saydıkları yoksullara verin. Onları yüzlerinden tanırsın, insanlardan yüzsüzlük ederek bir şey istemezler. Sarf ettiğiniz iyi bir şeyi Allah şüphesiz bilir." (2/273; 2/177; 2/215)

İnfak, sadece ihtiyaç sahiplerine vermek gibi dar bir anlama sahip değildir.

"Ey inananlar! Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar Allah'ın düşmanı ve sizin düşmanlarınızı ve bunların dışında Allah'ın bilip sizin bitmediklerinizi yıldırmak üzere kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Allah yolunda sarf ettiğiniz her şey size haksızlık yapılmadan, tamamen ödenecektir." (8/60)

ayetinde de belirtildiği üzere Allah'ın ve inananların düşmanlarına karşı mücadele etmek için hazırlık yapmak, bu uğurda Allah'ın rızasını kazanmak için mallardan harcamak emrediliyor. Allah yolunda canla, malla yapılan her eylem infaktır.

"Göklerin ve yerin mirasçısı Allah olduğu halde, Allah yolunda siz niçin sarf etmiyorsunuz? İçinizden Mekke'nin fethinden önce sarf eden ve savaşan kimseler, daha sonra sarf edip savaşan kimselerle bir değildirler, berikiler daha üstün derecededirler. Allah, hepsine cenneti vaat etmiştir. Allah, işlediklerinizden haberdardır." (57/10)

ayetinde, mücadelenin zor zamanlarında yapılan infak ile bol imkanlara sahip olunan zamanlarda yapılan infakların bir olmadığı, mücadelenin sıcak zamanlarında yapılan infakların daha üstün olduğu bildirilmektedir. Mekke döneminde müminlerin infakları bizzat Son nebi tarafından yönlendiriliyordu. Sahip olunan imkânlar, mümin kölelerin özgüleştirilmesinde, fakir müminlerin sıkıntılarının giderilmesinde, İslami mücadelenin güçlendirilmesinde kullanılıyordu. Son nebi, infak emrini organize bir şekilde yerine getirilmesi için Medine'de devlet kurumlarının teşekkülünü beklememiş, aksine vahyin en zorlu zamanlarında bile infakı kurumsallaştırmıştır.

Kur'an, infak görevi yerine getirilirken uyulması gereken kurulları da koymuştur. İnfak görevini yerine getirmek kadar bu kurallara da uymak gerekmektedir:

"Sadakaları açıkça verirseniz o ne güzel! Eğer onları yoksullara gizlice verirseniz sizin için daha İyidir. Allah onları kötülüklerinizden bir kısmına karşı tutar. Allah işlediklerinizden haberdardır." (2/271; bkz: 14/31; 35/29)

"Yaptığın iyiliği çok görerek başa kakma." (74/6)

"Mallarını Allah yolunda sarf edip, sonra sarf ettikleri şeyin ardından başa kakmayan ve eza etmeyenlerin ecirleri Rablerinin katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden eza gelen bir sadakadan daha iyidir. Allah müstağnidir, halimdir. Ey İnananlar! Allah' a ve ahiret gününe inanmayıp, insanlara gösteriş için malını sarf eden kimse gibi, sadakalarınızı başa kakma ve eza etmekle boşa çıkarmayın. Onun durumu, üzerinde toprak bulunan kayanın durumu gibidir, üzerine bol yağmur yağdığında onu cascavlak bırakır. Kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah inkâr eden kimseleri doğru yola eriştirmez." (2/262-264)

Ayetlerde gizli veya açık bir şekilde insanlara hayırlı harcamada bulunmak görev olarak bildirilirken yapılan iyiliklerin başa kakılması da yasaklanıyor.
İnfakta sınırın veya ölçünün ne olması gerektiği de önemli bir sorundur ki aşağıdaki ayetler bu konuya dikkat çekmektedir:

"Neyi infak edeceklerini sana sorarlar. De ki: 'Artanı'. Böylece Allah, dünya ve ahiret hususunda düşünesiniz diye size ayetleri açıklar."(2/219)

"Onlar, gaybe inanırlar, salatı ikame ederler, kendilerine verdiğimiz azıktan yerli yerince sarf ederler." (2/3)

"Onlar bollukta ve yoklukta sarf ederler, öfkelerini yenerler, insanların kusurlarını affederler. Allah iyilik yapanları sever." (3/134)

"Onlar, infak ettikleri zaman ne israf ederler ne de cimrilik, ikisi arasında orta bir yol tutarlar." (25/67)

"Doğrusu dünya hayatı oyun ve oyalanmadır. Eğer inanır ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız, O, size ecirlerinizi verir. O, sizin mallarınızı tamamen sarf etmenizi istemez." (47/36)

Rabbimiz, cimrilik etmeden, israf etmeden, yerli yerince yaşamamıza yetecek olan dışında fazlasını Allah'ın rızasını kazanmak için sarf etmeyi emrediyor. Ayetlerin emir buyurduğu sorumluluklar ile yaşadığımız pratikler arasında ne kadar uyum ve çelişkinin olduğunun muhasebesini yapmak için, bereketlendirilmiş Ramazan ayı bir vesiledir. Kur'an'la, Allah'la irtibatımızı güçlendirmemiz gereken bu mübarek ayda, mali ibadetlerimizi Allah'ın rızasına ermemizi sağlayacak şekilde yeniden düşünmeli, daha hayırlı şekilde değerlendirmenin imkanlarını oluşturmalıyız.

Allah, kendi yolunda yapılan harcamaları her başağında yüz tane olmak üzere yedi başak veren tanenin durumuna benzetmektedir. Allah yolunda harcama; hem dünyada hem de ahirette karşılıksız kalmayacaktır:

"Gece gündüz, açık gizli mallarını sarf edenlerin mükafatlarını Rableri verecektir. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir." (2/27A)

"Allah, yaptıklarının karşılığını en güzel şekilde kendilerine vermek üzere, az veya çok sarf ettikleri her şey, yürüdükleri her yol, onlar için yazılır." (9/121)

"Ey insanlar! Allah'a ve Rasulü'ne inanın; sizi varis kıldığı şeylerden sarf edin; aranızdan, inanıp da sarf eden kimselere büyük ecir vardır." (57/7)

"Onlar verdikleri sözleri yerine getirirler, fenalığı yaygın olan bir günden korkarlar. Onlar içleri çektiği halde, yiyeceği yoksulla, öksüze ve esire yedirirler. 'Biz sizi ancak Allah rızası için doyuruyoruz, bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. Doğrusu biz çok asık suratların bulunacağı bir günde Rabbimizden korkarız.' derler."(76/7-10)

"Mallarını Allah yolunda sarf edenlerin durumu, her başağında yüz tane olmak üzere yedi başak veren tanenin durumu gibidir. Allah dilediğine kat kat verir. Allah'ın lütfü geniştir. O her şeyi bilendir." (2/261)

Yüce Rabbimiz, her salih amelde olduğu gibi infak konusunda da üstlenmemiz gereken sorumluluklara sahip çıkmayı, bireysel sorumluluklarımız kadar yapısal sorumluluklarımızı da gereği gibi idrak edip, gereklerini yerine getirmeyi gönüllerimize ilham eylesin.

www.vekuran.blogspot.com
pramid isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
pramid Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
merdem (23. May 2013)
Alt 23. May 2013, 07:33 AM   #2
merdem
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Nov 2012
Mesajlar: 1.606
Tesekkür: 667
710 Mesajina 1.304 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 18
merdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud of
Standart

Artan'dan maksat nedir?


"Neyi infak edeceklerini sana sorarlar. De ki: 'Artanı'. Böylece Allah, dünya ve ahiret hususunda düşünesiniz diye size ayetleri açıklar."(2/219)


Ne cimrilik ne de israf, orta yol nasiltutulur?

"Onlar, infak ettikleri zaman ne israf ederler ne de cimrilik, ikisi arasında orta bir yol tutarlar." (25/67)


Allah mallarimizin tamamini sarf etmemizi istemez'den anlam nedir?

"Doğrusu dünya hayatı oyun ve oyalanmadır. Eğer inanır ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız, O, size ecirlerinizi verir. O, sizin mallarınızı tamamen sarf etmenizi istemez." (47/36)

Artani infak edecegiz, ne cimrilik ne de israf edecegiz, mallarin tamamini sarf etmeyecegiz. Bu ücü bir arada nasil aciklanabilir?
merdem isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 23. May 2013, 10:29 AM   #3
merdem
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Nov 2012
Mesajlar: 1.606
Tesekkür: 667
710 Mesajina 1.304 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 18
merdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud of
Standart Hallettim

"Onlar, infak ettikleri zaman ne israf ederler ne de cimrilik, ikisi arasında orta bir yol tutarlar." (25/67)



Isra / 26, 27 - Yakınlık sahibine, yoksula ve yolda kalmışa da hakkını ver. Ve saçıp savurma. -Şüphesiz saçıp savuranlar, şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür.




Bizim “saçıp savurmak” olarak çevirdiğimiz sözcüğün aslı “israf” değil, “ تبذير tebzir” sözcüğüdür. “Tebzir”, “malı ifsad etmek, yersiz, masiyete harcamak” demektir. Bu anlam, savurganlığın miktarı ile değil, malın harcandığı yer ile ilgilidir. (Lisanü’l-Arab; c.1, s. 361, “bzr” mad.)
Buna göre; eğer harcama normal yerlere yapılıyorsa, varlığın tümünün harcanması hâlinde bile bu davranış “tebzir” kapsamına girmez. Ancak harcama hakk olmayan bir yere yapılıyorsa, bu özellikteki tek kuruşluk harcama bile “tebzir” kapsamındadır. Dolayısıyla Rabbimiz, harcamaları kötü yollarda yapmayı, yani mal veya serveti insanların zararına kullanılabilecek yerlere ve kişilere harcamayı yasaklamış, bu yasağa uymayan mübezzirleri [saçıp savuranları] de “şeytanların kardeşleri” olarak nitelemiştir. Mübezzirlerin “şeytanların kardeşleri” olarak nitelenmesi; bu kişilerin, mallarını şeytanların [insanlara zarar veren, onları Allah’ın yolundan saptıran, yeryüzünde fesat ve kargaşa çıkarmak için uğraşanların] güçlenmeleri ve işlevlerini sürdürmeleri yolunda harcamaları sebebiyledir. Zaten malın tebziri de tam olarak malın bu şekilde harcanmasıdır. Bu sebeple, her mümin harcadığı kuruşun nerelere gittiğini takip etmeli, Allah’ın rıza göstermediği konularda iş yapanlarla ilişkiyi kesmeli, bu gibi kişilerle başka konularda da olsa alış veriş yapmamalı, onların güçlenmesine yardım etmemelidir.
merdem isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
merdem Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
dost1 (23. May 2013)
Alt 17. July 2013, 02:54 PM   #4
bartsimpson
Super Moderator
 
bartsimpson - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Mar 2012
Mesajlar: 929
Tesekkür: 463
199 Mesajina 302 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 17
bartsimpson has much to be proud ofbartsimpson has much to be proud ofbartsimpson has much to be proud ofbartsimpson has much to be proud ofbartsimpson has much to be proud ofbartsimpson has much to be proud ofbartsimpson has much to be proud ofbartsimpson has much to be proud of
Standart

Komşu forumdan çaldım...

Pirireise selam...

Zekat bir nevi vergidir. Sadaka ise özel hizmet karşılığı alınan bir nevi harç diyebiliriz.
İnfak ise artandan kalanı vermek.
Artan nedir ? İhtiyaç nedir ? Araba bir ihtiyaç mıdır ? Uçak bir ihtiyaç mıdır ? Tatil ihtiyaçmıdır ? Sağlık bir ihtiyaç mıdır ? Yaşlılıkta bakım bir ihtiyaç mıdır? Sinema tiyatro gezinmek bir ihtiyaçmıdır ? Arkadaşınızla bir çay kahve içmek ihtiyaçmıdır ? Dışarıda yemek yemek bir ihtiyaç mıdır ? Çoçuğun yabancı dil öğrenmesi için kursa göndermek ihtiyaçmıdır ?
Cep telefonu bir ihtiyaç mıdır ? Yaşamsal ihtiyaçlar mı yoksa günümüz ihtiyaçlarımı ?
Mal biriktirmek ? örneğin Bağkur primi Mal biriktirmek midir ?
uzar gider ....
Bolluk zamanında bolca mı yaşamalı yoksa kötü gün için bir şeyler saklamalımı ? Elektrik için yada içmek için yada sulama yapmak için baraj kurulmalı mı ? (sonuçta bir su yığınması var ve hayvanlar ve doğa zarar görüyor)

İhtiyaçları sadece insanlara özgü kılmak ne kadar doğru ? Yabani hayatı ne yapacağız ?

Herşeyin en ince ayrıntısını bilmeden düşünmeden konuşmak ne kadar doğru ?

Hemen cehennem ile korkutmak ne kadar doğru ?
Cehennemin sahibi insanlar olsaydı kendilerinden başka herkesi oraya atarlardı. Şükürler olasun ki cehenneminde cennetinde sahibi Allah.

İnfaktan bahseden arkadaşlar ilk önce ihtiyaçyan bahsetseler ne kadar güzel olur.

Tüm bu ayetler doğru olarak mealendirilip günümüze tefsir edilmeli.

Ekonomi modelide sınırsız ihtiyaç üstüne değil sınırlı ihtiyaç üstüne kurulmalı.
Ancak ondan sonra infak konuşulmalı.

Herkafadan ses çıkıyor ve her ses tefekkür ettim diyor ve mal biriktirmeyin diyor.
EN CAN ALICI SORU İSE ŞU

Mal biriktirmek ne demek ? Tasaruf etmek mal biriktirmek midir ?

Hanginiz yapıyorsunuz İNFAĞI gerçek manada ?
Sanki sadece zenginleri kapsıyor hayır fakirleri de kapsar infak
Evinizde no frost buzdalabımı varmı ? Varsa eğer içinde en ufak bir şey olmamalı.
Örneğin yazdan bezelye alıp buzluğa koyamzsınız çünkü cehennemlik olursunuz. Köyden 10-15 kilo salça getirip evde saklamayın.
Köy makarnasını da zahmet olacak ama yazdan yapmayın.
Biraz düşünün cehennemlik demeden önce.

Bu arada ne evim var ne arabam var ne param var karnımı zor doyuruyorum. ancak kimseyide ceheneme göndermek gibi bir niyetim yok. Allah karar verir buna ben değil.
__________________
"Hayat bugündür. Emin olduğun tek hayat. Onu en iyi şekilde yaşa."
bartsimpson isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 17. July 2013, 04:04 PM   #5
merdem
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Nov 2012
Mesajlar: 1.606
Tesekkür: 667
710 Mesajina 1.304 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 18
merdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud of
Standart

Sevgili Bart,

ihtiyac nedir? Herkesin yasam sartlarina göre ihtiyaclarida degisik olur. Tabii ki yetistirilis tarzininda büyük bir rolü vardir.

Kimi insan bir tv ihtiyaci duymaz iken, kimisi bir tasima araci ihtiyacini duymaz.
Kimisi ayni anda kullanamadigi halde özel bir kac otomobile ihtiyac (!) duyar.
Hepsinde birden oturamayacagini bildigi halde 5-10 eve ihtiyac (!) duyar.

Evlerini kiraya verebilir, cevrede uygulanan kirayi gecmeyecek bir sekilde kirayabilir mesela. Hayirsever birisi ise, birilerine bir müddet icin oturma müsaadesi taniyabilir. Sayet evler harmana dönüstürülecek olursa, bu bir rizikodur, evleri almadan evvel düsünülmesi lazim gelir.

Bir de sahsi milyarderler var, ha iste onlara sormak lazim o milyarlar nereden elde edilmistir diye.
Asirlar boyu soylar arasinda döner dolasir bu zenginlik (hovarda biri cikipta sülalede milyarlari helak etmezse).

Ama en önemli nokta devlette tamamlaniyor.

Halkin ödedigi vergileri harman vurup harman savurmalarindan dolayi olusuyor fakirlik zenginlik siniflari.

Hesapsiz yapilan yatirimlar zararlara yol aciyor. Kendi ceplerinden cikmadigi icin bu paralar zevk ve görüslerine göre kararlar veriyorlar cogu zaman.

Bu paralar halkin parasidir ve herseyden önde halk yolunda harcanmalidir.

Yine dine laf atiyormusum gibilerinden anlasilmasin, ama bir diyanete dahi onca milyarlar ayirilirsa bütceden, o zaman o diyaneti de sorguya cekmek lazim gerekir, yillik harcamalarinin incelenmesi gerekir.

Bir iki is adamina iltimas gecmeler.

Asiri derece silahlandirilmaya harcananlar.

Fuzuli bir sekilde instütilere harcananlar.

Sözde yatirimlar, paralar baska yerlere aktariliyor tabii.

Yurt ici dururken yurt disinda hayali firmalar acmalar.

Memleketin belli bölgelerinde ayirim yapmalar, yatirimlari devamli belli yerlerde yapmalar.

Kisacasi Bart Kardesim, senin benim kafamizi agritmamiza lüzum yok. Kendi halimizde yasiyor, kimsenin elindekini calip cirpmadigimiz gibi üstüne üstlük birilerine yardimlarda bulunmaya calisiyoruz.

Bir baska konu altinda yaptigin yorum misali, kapicinin genc kizinda son model bir handy, baska bir ailede yine 5 yasindaki cocugun eline verilen son model handy (hani sanki cocuga cok deger verirlermis gibi, kirar ve bozarsa yenisini alirlar).

Ihtiyac olani su sekilde de yorumlayabiliriz:

Kutuplardakine ne kadar buzdolabi lazim ise, ekvatorda yasayana da o derecede bir kalorifer lazim olur. Iste birileri bunlarin asirisina giderlerse, ihtiyaci olmadiklari halde onu bunu ihtiyac kabul ederlerse ortalik karisir gider.

Sofralarinda birilerinin 8 cesit yemek bulunurken birilerinin bir cesit bulacak yemegi olmaz, birak gümüs tabaklari, balciktan yapilmis kaplardaki corbaya dahi sükür derler.

Insanin egosudur ihtiyac sinirini tayin eden. Acgözlülügüdür, kendini baskalarindan üstün görme hastaligidir, asagilik duygularini mal ve mülkle örtmeleridir, kendilerinin akilli oldugunu ispatlama yoludur.

Hani adamin biri köyden kalkipta büyük bir sehirde tahsil görüp bir meslek sahibi olduktan sonra, babasini cagirtip halini göstermeye calismasi gibi. Baba der ki; sen adam oldaydin kalkipta beni ayagina cagirmazdin! Eninde sonunda övünmek icin calisiyor delikanli babasina karsi. Bu da bir nevi ihtiyac (!).

Selam ve Dua ile.
merdem isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
allah, harcamak, İnfak, yolunda


Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 12:59 PM.


Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
Hanifler - Kuran odaklı gerçek din islam