hanifler.com Kuran odaklı dindarlık  

Go Back   hanifler.com Kuran odaklı dindarlık > TANIŞMA ALANI > Kendinizi Tanıtın

Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 31. October 2017, 06:48 AM   #1
Hasan Akçay
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Dec 2010
Mesajlar: 798
Tesekkür: 0
147 Mesajina 214 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 18
Hasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud of
Standart Iki numaralı mahkeme

ÖNSÖZ

İKİ NUMARALI MAHKEME 1963 yılının yaz aylarında Kara Harb Okulunda çalıştı,
harb okulu öğrencilerini yargıladı
ve İsmet İnönü hükümetini silah zoruyla devirmeye kalkışmaktan 75 Harb Okulu öğrencisini dört yıl ikişer ay hapis cezasına çarptı.

Bir de BiR NUMARALI MAHKEME vardı
ama o, Mamak'ta çalıştı
ve darbe girişiminde ele başılık eden harb okulu öğrencileri ile emekli albay Talat Aydemir ve emekli binbaşı Fethi Gürcan gibi darbeci subayları yargıladı.
Bu iki subay ölüm cezasına çarpıldı, asılarak idam edildi.

İKİ NUMARALI MAHKEME Mamak'takilerin değil,
harb okulu'nda yargılanan "bin dört yüz elli dokuz Harbiyeli"nin öyküsüdür,
duruşmalar sırasında tuttuğum notların üstüne kurulmuştur.

Olayın henüz dumanı tüterken yazılan notlar
bu günlerden o günlere değil, o günlerden o günlere bir bakıştır.
O yüzden belki biraz çocuksu ama son derece içten.

25 Haziran 1965 tarihli AKŞAM gazetesinde Çetin Altan
o Harbiyelilerin davranışını "çocuksu iyi niyet"e yorar ve ekler:

Türkiye'de hiçkimse acemiliğini onlar kadar ve o yaşta ödememiştir.

Gerçekten öyleydi,
bıyığı yeni yeni terlemeye başlayan birer çocuktuk.

Ülkenin yazgısıyla oynayan koca koca adamlar değildik
ama bazı koca koca adamlar kendi siyasi oyunlarını oynarken ayaklar altında biz kaldık.
HARBİYELİ ALDANMAZ diye bağıra bağıra aldandık;
hüngür hüngür ağladık ve kahkahalarla güldük, çocukça ve iyiniyetle.

İlhan Selçuk ise 17Aralık 1964 tarihli CUMHURİYET gazetesinde
"bazı tarih gerçeklerinin üstüne ışık serpmek"ten söz ediyor.
İyi güzel de o gerçeklerin üstüne kimin feneri tutulacak?
Sanırım olaya bir de ayaklar altında kalan o"çocuklar"ın gözüyle bakmakta yarar var.

Belki bu anlattiklarim o işi yapar,
öyle ki okunduğunda
kulaklara o çocukların ağlama sesleri ve kahkahaları gelir.

Ve inşallah bir gün
tam demokrasi ülkemizde yerleşir;
bu öykü, masal olur.


20-21 MAYIS GECESi

1962-1963
okul yaşantımın son ders yılı olacaktı.
Yıl sonu sınavları yapılıyordu.

Sınavlar
bir hafta önce başlamıştı,
bir hafta sonra bitecekti.

24.00'e kadar sınıfta ders çalışma izni vardı.

Arkadaşların çoğu o vakte kadar çalışıyordu
ama benim ilkem yıl içinde düzenli çalışıp yıl sonunda rahat etmekti.
Onun için her zamanki gibi 22.00'de yattım.

Yenice uyumuşum.
"Alarm vaaar!" feryatlarıyla uyandım.
"Kalkın arkadaşlar! Haydi arkadaşlar!"

Herkes telaş içinde kalkıp gidiyordu.
Koğuşta yalnızca iki ya da üç kişi kalmıştık,
ben de acele giyinip aşağı indim.

Depoda kendi silahımı bulamadım,
rast gele bir silah aldım.

Palaska da bana uymadı,
elime gelen birini takıştırıp dışarı koştum.

Bölüğüm iç avludaki toplanma yerinde yoktu,
okul kapısı ise sonuna kadar açıktı.

Kapıda nöbetçi yoktu.

Bölüğe Meclis yolunda yetiştim.
Oldukça düzgün bir yürüyüş kolu içinde gidiyorlardı.
Kısım çavuşu bir bağ mermi verdi.

Nolmuş? Nereye gidiyoruz?
Şimdilik biz de bilmiyoruz.

Herkes birbirini uyarıyordu:

Aman arkadaşlar! Silahınızı güvene alın;
namluyu havaya tutun.


Mermi de aldığımıza göre bu bir eğitim yürüyüşü değildi.

Az sonra
"Conguroglu'nu gördün mü? Talat Aydemir gelmiş,"
gibi sözler dolaşmaya başladı.

Durumu anladım.

Talat Aydemir bir yıl önce Harb Okulu komutanıydı,
Conguroglu ise onun maiyetindeki bir subay.
22 Şubat 1962'de İsmet İnönü hükümetini devirmeye kalkıştıkları için emekli edilmişlerdi.

Simdi demek bir darbe girişimi daha başlatıyorlardı
ve biz onlarla birlikte hareket ediyorduk.

Daha önce kendi aramızdaki söyleşilerde
ihtilalden söz ederdik. Ben şakaya vurup "Öyle bir şey olursa kaçarım!" derdim
ama o anda kaçmayı aklımdan bile geçirmedim.

Parola: HARBİYELİ,
işareti: ALDANMAZ.

Parola şuradan geliyor:

26 Şubat 1962’de Başbakan İsmet İnönü Mecliste bir konuşma yapar;
"Harbiyeliler aldatılmıştır," der.

Bazı harbiyeliler
ertesi gün Taksim’deki Atatürk anıtına çelenk koyup
İnönü’nün bu sözünü protesto ederler.

Çelengin üzerindeki yazı:

Atatürk ve Türk ulusu,
harbiyeli aldanmaz.



DÜNYAYI ELE GEÇiREN UZAYLILAR

Saat 24:30,
uykuyla uyanıklık arasındaki zaman.
Yaprak kımıldamıyor.

Evlerinde herkes uykuda olmalı,
yalnız biz kıpır kıpırdık
dünyayı ele geçirmek üzere olan uzaylılar gibi.

Genel Kurmay'ın önüne gelince ateş yedik,
kendimizi yerlere attık. Yenice yağmur yağmıştı. Üstümüz başımız fena battı
ama bir kaç saniye sonra ateş kesilince
sanki az önce ateş edilmemiş ve bir daha da edilmezmiş gibi
elimizi kolumuzu sallaya sallaya yolumuza devam ettik.

İçişleri Bakanlığı’nın önüne gelince
"Başımızda kimse yok mu?" diye arandık.
Conguroglu varmış; yok olmuş.

Arkadaşlar!
22’nci Kısım Tarım Bakanlığı’nın önüne!


Dendi. Oraya gittik.

Bakanlığın doğusundaki yapı, Yüksek Denetleme Kurulu.
Cadde iki metre yukarda kalıyor.Yani orda bir bakıma siper var.
22’nci Kısımdan İsmet Öztürk’le orda siper aldık.

Ortalık şimdilik sakin. "Kimse var mı?" diye seslendik,
bakanlığın önünde epey arkadaş varmış.

Binanın üst katındaki bir pencerede ışık yandı. İsmet işkillendi.

Yahu, kim ki o?
Bilmem.
Bize ateş etmesin?
Yok canım.

Sesimi yükselttim:

Bizim kimseye zararımız yok.
Hem arkadan vurmak olur o,
yakışır mı!
O bize ateş etse bile ben ona ateş etmem.


İşi amma da iyi ayarlamışlar diyorduk.

Az ilerdeki kavşakta birileri
arabaları durduruyor, denetliyor, geri çeviriyordu.
Orda bir de tank vardı. Sahipsiz.

Tek tük silah sesi duyuluyordu.

Sonra önümüzden asker dolu GMC'ler geçti;
karşımızdaki ağaçların arasına girdiler.

Bakanlığın önündeki arkadaşların yanına geçtik.

Coğunluğun yanında olmak
insana güven veriyordu.

Biraz sonra
bizim sınıftan Adnan Midyat geldi sürüne sürüne.
Heyecanlıydı, "Bize ateş ettiler," dedi.

Adnan karşılık vermek istemiş
ama "bu meret" tutukluk etmiş.
Mermi yatağını, tetiği kurcaladı. Silah birden ateş aldı.
"Vay canına yahu," dedi. "Orda ateş almamıştı."

Bizim bulunduğumuz yerden çıkan tek silah sesi bu oldu.

Sınıf arkadaşım Erdoğan Gülsoy da ordaydı.
Morali bozuktu.
"Bu iş yaş," diyordu.

"Bir kere karşılıklı ateş edilmeye başlandı mı o işten hayır gelmez."

Karşımızdaki ağaçların arasından
birden ateş edilmeye başlandı
sanki Erdoğan'ı haklı çıkarmak için.

Yüksek Denetleme Kurulu ile Tarım Bakanlığının arasında bir sokak var,
ordaki bir kapının girintisine sığındık.
Erdoğan çömük ben ayakta beklemeye başladık.

"Burdan çıkmayalım," dedim.
"Ne zaman bizi almaya gelen olur o zaman çıkalım."


SiLAH VE NAMUS

Epey bekledik.
Sabaha doğru bir ses duyduk önce uzaktan,
sonra ses giderek yaklaştı:

Ateş etmek yok! Ateş etmek yok!
Onlar sizin kardeşleriniz,
harbiyeliler sizin kardeşleriniz.


Giderek yaklaştı:

Gelin evlatlarım,
gelin yavrularım.


"Hadi Erdoğan."

Çıktık.
Ordan burdan gelenlerle
yirmi kişi kadar olduk.

Seslenen, bir albaydı.

Sırtında kışlık palto,
onun altında yazlık giysi.

Yanında subaylar,
ardında avcı koluna göre dizilmiş eli tomsonlu erler.
"Verin silahlarınızı."

Verdik. Hüseyin Dirhem de silahını uzattı. Ama birden heyecanlandı.

Ben silahımı vermem!
Neden?
Silah benim namusumdur!

Albay babacandı.

"Evladım," dedi. "Ben de askerim, namusunu bana teslim etmez misin?"
"Hayır!"
"Al, ben sana tabancamı vereyim."

Tabancasını uzattı.

Hüseyin onu da almadı. "Benim silahım var," dedi.
Albay silahlarımızı almayı bıraktı. Toplananları da geri verdi.
Silahların mekanizmalarını istedi. Onları itirazsız verdik.

Bir GMC yanaştı. Albay "Binin," dedi.
Ali İhsan Yılmaz binmeye davranınca silahı kazayla ateş etti.
Albay dövünmeye başladı:

"Evladım, birbirinizi vuracaksınız. Silahları onun için istedim."

Neyse,
baska bir aksilik olmadı.
Hareket ettik.

Konu Hasan Akçay tarafından (31. October 2017 Saat 06:59 AM ) değiştirilmiştir.
Hasan Akçay isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 31. October 2017, 10:20 AM   #2
Hasan Akçay
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Dec 2010
Mesajlar: 798
Tesekkür: 0
147 Mesajina 214 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 18
Hasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud of
Standart

ARA YORUM 1: GÜLER MiSiN AĞLAR MISIN

Bir sürü avukatımız vardı
ama kendi savunmamı kendim yapmaya kararlıydım.
Onun için duruşmalar sırasında sürekli notlar aldım.

Aklanıp köyüme gelince
onları
işte böyle temize çekiyorum.

Okul komutanı bizi serbest bırakırken uyardı:

Gittiğiniz yerlerde halk size soğuk davranacak,
dikkatli olun;
üstünüzdeki giysinin onurunu lekelemeyin.


Komutan haklı olabilir mi
doğrusu emin değilim.

Köyde insanlar şöyle bir yokluyor önce:

Talat Aydemir başaramadı,
yazık.


"Ne yani?" diyorum.
"Aydemir'in
ihtilal yapma yetkisi mi var?"

Kimden almış o yetkiyi?

Albaymış. Olsun,
emekli edilmiş.
Sen neysen o da o.

İhtilal yapmaya senin hakkın var mı?

Hem başarsa
yol olurdu,
eline silah geçiren ihtilal yapmaya kalkardı.
Suriye'ye dönerdik.


Beni bu kadar uzun konuşturmuyorlar bile.

"Yok, canım!" diyorlar,
biz "Aydemir haklı," demiyoruz.

Ona ceza vermek haklı.
O kadar öğrencinin başını yaktı, onlara yazık.
Öğrencilerin ne günahı var? Onlar emir kulu.

Bunca yıl dirsek çürüt; oku...
tam subay çıkmak üzereyken umutların yıkılsın.
İnsanın içi parçalanıyor.


Ama bana acınması hiç hoş değil,
acınacak nerem var benim!
Şu dünyada acından ölen mi var? Allah bir kapıyı kapatırsa başka bir kapıyı açar.

Bir de benim tanıdığım Nurcular var,
onlar cumhuriyet okullarına karşıdır.
"Aha," diyor birisi. "Okudunuz da n'oldu?"

Laik öğretim çürük meyvalı bir agaçtır,
silkelediler işte yine.
Sapır sapır döküldünüz.


Tabii onlar biraz gazete okuyor. Ankara'da olup bitenden haberleri var.

Geçen gün
"Belki bizi okuldan atarlar,"
dedim.

Bir birlerinin yüzüne bakıp
bilgiç bilgiç başlarını salladılar.

Daha ben köye gelmeden
anama
"Hasan okuldan atılacak," demişler.

Anam onlara ermiş gözüyle bakıyor,
"Bildiler, bildiler!" diyor. "Bööle olceeni bildiler."
Haberi gayptan aldıklarına inanıyor.

Babam bunlara müthiş öfkeli,
"Bilemezler!" diye bağırıyor.

Onlar da babama öfkeliler,
beş vakit namazında niyazında olan babamı
nerdeyse dinsiz ilan edecekler.

Tavır olarak darbenin herkes aleyhinde:
Nurcular, Demokrat Partililer, CHP'liler...

Bense ne yapacağımı bilemiyorum,
güleyim mi ağlayayım mı?

Hani (sepetçi) Mustafa dayı
namazı beklerken
caminin dışında anlattıydı.

Sabah dağa giderken
alaca karanlıkta
arabasının tekeri çukura düşmüş.

Onu kurtarayım derken
dingilin ucu dizine çarpmış.

Öyle canı yanmış
öyle canı yanmış ki basmış kahkahayı.

Bir yandan da
"İyi ki kimse görmüyor!"
dermiş içinden.

Babam çok gergin,
ikide bir soruyor:

"Hasan, haber var mı? Emir geldi mi?"

Sofrada yemek bekler gibi
okuldan emir bekliyor.

Tarlalarından birini satıp
bana bisiklet aldı.
.

Konu Hasan Akçay tarafından (31. October 2017 Saat 04:03 PM ) değiştirilmiştir.
Hasan Akçay isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 4. November 2017, 06:48 AM   #3
Hasan Akçay
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Dec 2010
Mesajlar: 798
Tesekkür: 0
147 Mesajina 214 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 18
Hasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud of
Standart

Devam.

Kamyonu bir binbaşı sürüyordu.
Genel Kurmayın önüne geldik.
Ordan yine ateş ediliyordu. Durmak zorunda kaldık.

Binbaşı,
elinde tabanca,
indi.

"Arkadaşlar!" dedi, "şu anda neler hissettiğinizi biliyorum çünkü ben de harbiyeliyim."

Şimdi sizi teker teker bırakacağım,
istediğiniz yere gidin.
Ama belli bir disiplin içinde.

Benim başımı yakmayın.

İki küçük çocuğum var
beni emekli ettirip
onların ahını almayın.


Bir arkadaş kamyondan atlayacak oldu,
binbaşı, "Yoo," dedi. "Daha değil! Bekle.
Ben zamanı gelince söyleyeceğim"

Sonra binbaşı yok oldu,
sürücü mahalline bir teğmen bindi.

Geriye dönüp
hızla Çankaya'ya doğru yol almaya başladık.

Ama tam olarak
nereye gittiğimizi bilmiyorduk.

Dokunsalar ağlayacak gibiydik,
halimizden utanıyorduk.

Korkuyorduk çünkü yarınımız artık belirsizdi.

En yüreklimiz her halde Ali Nihat Erhan’dı,
bölük baş çavuşumuz.
Onun da dizlerinin bağı çözülmüş gibiydi; dişleri takır takır bir birine vuruyordu.

Bir yerde durduk,
kamyonun çevresini tomsonlu erler aldı.
Bir yüzbaşı karşıladı bizi.

"Niye geldiniz, yahu?"
Getirdiler, efendim.
"İyi. Hoş geldiniz."

Silahlarımızı aldılar. Artik kimse vermem demiyordu.

Silahını veren,
bir odaya giriyordu.

Bir arkadaşımız
"Efendim, erler karışmasın bana!" diye bağırdı.
"Ben bir ay sonra subay çıkacağım."

Yüzbaşı erlere, "Siz çekilin," dedi.

Sınıf arkadaşım İbrahim Nazlısöz:
"Yüzbaşım! Erler dipçikle vuruyor. Vuruyor, yüzbaşım!"
Erler uzaklaştırıldı.

Burası Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı imiş.

Sandalye dolu bir odadayız,
bi derslik.

Sandalyelere perişan oturduk.

Başımıza tomsonlu bir teğmen koydular.
Vakit ilerledikçe ona "Durum nasıl?" diye soruyorduk. Karışıkmış.
"Kimin ne mok yedigi belli değil. En iyisini siz ettiniz."

Bazı arkadaşlar "Sigaramız yok" dediler,
bi yüzbaşı kendi sigara paketini ortaya attı.

Teğmen yedek subaydı,
sivilde kaymakammış. Hukuk mezunuymuş.
Hukuk fakülteleri hakkında sorular sorduk
Harb Okulundan atılırsak gireriz diye.

Ortalık ağarınca uçaklar dolaşmaya başladı,
bir uçak geldi gümbür diye bir şey bıraktı.

Kendimizi yerlere attık.
Teğmen, silahını üstümüze doğrultarak
"Kıpırdamayın, yakarım!" diye bağırdı.

Ortalık yatışınca bir öğrenci,
"Noluyor, teğmenim?" dedi, "Bizi vuracak mıydınız?"
Kaçana şakam yok.
"Kim kaçacak, teğmenim? Siz kovsanız bile giden kim?"

Sonra öğrendik;
darbe girişimi sırasında Muhafız Alayı
ÜÇ ŞEHİT vermiş.

Alayın komutanı mahkemede tanıklık ederken söyledi.

Yargıç: Olayda can kaybınız nasıl oldu?
Tanık.: UÇAKLARIN ATEŞİYLE şehid oldular.

Sonra gelenlere soruyorduk: Dışarda durum nasıl?

Uçaklar Genel Kurmaya sabah 7.00'ye kadar süre tanımış,
teslim olmazsa Genel Kurmay bombalanacakmış.

Sonra gelenler bizden perişan…
üst baş yırtılmış, çamur içinde, bet beniz atmış.
Onlar bize bakıyor, şaşkın… biz onlara.

Hangi taraf kazanırsa kazansın halimiz dumandı
çünkü biz hiç kimseden yana değildik.
Darbecilere göre haindik, hükümete göre asi.

Tuvalete, baş vuru sırasına göre,
iki erin gözetiminde gidebiliyorduk.
Erin biri önde, biri arkada.

Çevredeki erler
yüz numaraya giden arkadaşa
fena sövüyormuş.

Erlere
"Harbiyeliler hemşerilerinizi vurdu" diye
gaz vermişler.


DAYAK

Odaya savaş giysili bir yüzbaşı girdi.
Belinde tabanca, ayağında botlar. Yüzünden düşen bin parça.

"Kalkın ayağa!" diye bağırdı.

Kalkış o kalkış,
bi daha "Oturun!" demedi.

Kimliğimizi tesbite başladı.

Bir yandan tesbit
bir yandan dayak.

"Sen nerelisin?"
İzmir'li.
"Ulan sen Rum tohumusun, ulan!"

Ve yumruk, tekme, tokat...

Payını alan
dışarı çıkıyor.

"Sen nerelisin?"
Kars'lı.
"Ulan, senin ananı Ruslar mı sin kaf?"

Isparta'lıları şehit Ali İhsan Kalmaz'ın kentinden diye dövdü,
Malatya'lıları İnönü'nün kentinden diye,
babası çiftçi olanları "Baban senden ihtilal yapmanı mı istedi?" diye,
babası subay olanları "Baban sana darbe yapmayı mı öğretti?" diye.

Dayak yiyen Harbiyeli
hüngür hüngür ağlıyordu.

"Ulan sen katilsin!"
Hayır, değilim.
"Katilsin, katilsiiiin!"

Dayak yiyenin çevresinde
sekiz tane tomsonlu er.

Öz saygının yerlerde süründüğü an.

Herkes
bir an önce sırasını savmak için
öne atılıyor.

Ben arkadayım.

Yüzümü avuçlarima aldım.
Ağlıyayım diyorum ağlıyamıyorum,
başımı kaldırıp bakamıyorum.

Biri kapıdan
"Yüzbaşım, sizi çağırıyorlar" dedi,
yüzbaşı işini teğmene bırakp çıktı:
"Şimdi gelirim."

Teğmen alabildiğine nazikti.

Sıramı savmadan yüzbaşı geliverirse diye
herkesin içi cız ediyordu.

Ve sıra bendeyken çıkageldi.

Cebimde ne varsa
masaya boşalttım:

Bir dolmakalem, cüzdan, mendil, babamdan gelen bir mektup, tarak.

Kimlik tesbitim bitti. "Mektubu bırak, ötekileri al," dedi. Dediğini yaptım.
"Çık!" Yüzüne bakıyorum. Tokatı ne zaman çakacak? I-ıh, tokat yok.
Elimi kalçama götürdüm bi tekme bekliyerek. I-ıh, tekme de yok.
Çıktım ama dayak yemişten beter oldum. Dayak bekleyip dövülmemek te zor.

Ondan sonra kimseyi dövmedi.

Sonradan öğrendik,
alayın komutanı
"Harbiyelileri dövmeyin!" demiş.
Hasan Akçay isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 5. November 2017, 04:10 AM   #4
Hasan Akçay
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Dec 2010
Mesajlar: 798
Tesekkür: 0
147 Mesajina 214 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 18
Hasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud of
Standart

AYDEMiR’iN KIYAĞI

Nerdeyse öğlen oldu,
tam olarak 10:00.
Alayın yemekhanesine götürdüler bizi.

Bize meydan dayağı atanlar, üstüne bir de kahvaltı verirler mi?

Muhafız Alayı komutanı olduğunu sonradan öğrendiğim
bir kurmay albay geldi.
Merhamet dilenen ifadelerle bakıyor çocuklar.

"Arkadaşlar!" dedi. "Bu işin olduğuna çok üzüldüm…"

Birkaç gün önce okulunuzda sizinle yemek yemiştim.
Alay komutanınız Fahri Bey’e sordum sizi nasıllar diye. Sizi övdü bana,
iyiler dedi.

Şimdi noldu?!

Arkadaşlar! Aydemir’in sizi nasıl kandırdığını gayet iyi biliyorum. Okulun komutanı Aydemir’ken harbiyelide poz bin beş yüzdü. Orduevinde çay partileri, balolar tertip ederlerdi. Kızla karıyla kandırdı sizi. Sizi, zayıf yanlarınızdan, iyi yakalamıştı.

Onun zamanında
harbiyeli üstlerinin yanında püfür püfür sigara içer, elini cebinden çıkarmazdı.
Siz bunu matah sandınız.

Askerlik bu muydu,
komutanlık bu mu!

Komutanlık
alay komutanınız Fahri Bey’in yaptığıydı.

Şimdi okulunuza yollayacağım sizi,
gidin. Güzel güzel derslerinize çalışın.
Büyüklerinize güvenin, inanın.


Büyüklerinize inanın...mış.
O anda hiç birimiz gıkımızı çıkaramadık, Aydemir’in bize öyle bir kıyak geçmediğini söyleyemedik
çünkü ne kadar babacan görünürse görünsün bir eşek sopası da bu albaydan yiyebilirdik.

Eğer Aydemir gerçekten öyle bir kıyak geçtiyse
biz ona yetişemedik.

Nerdeyse görmedik onu, tanımadık.

Aydemir
bizim yalnızca üç ay kadar komutanlığımızı yaptı,
o da kaydıkabak (kayd-ı kabul) dönemimizdi.

Askerî okullarda bunun nasıl bir dönem olduğunu bilen bilir.

O üç ayın ikisi Menteş'te
kampta geçti.
Günde 17 (onyedi) saat talim…

Hazrol, sağa dön, sola dön, yere yat, karşıdaki tepeye sürünerek marş!

Aydemir’i ben sevmedim,
benim gibi bir sürü harbiyeli de sevmedi.
Tanımıyorduk ki sevelim.

Ama bu farketmiyordu.

Önemli olan,
Muhafız Alayı komutanı İsmail Hakkı Bayındırlı gibi üstler
darbe esnasındaki tavırlarını bi kurban ile örteceklerdi.

En iyi kurban bizim gibi "astlar"dan olurdu. Bizi seçtiler.
.

Konu Hasan Akçay tarafından (5. November 2017 Saat 04:33 AM ) değiştirilmiştir.
Hasan Akçay isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 5. November 2017, 05:19 AM   #5
Hasan Akçay
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Dec 2010
Mesajlar: 798
Tesekkür: 0
147 Mesajina 214 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 18
Hasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud of
Standart

TÜNEĞiNE SAKLANAN TAVUK

Muhafız alayının otobüsüne binip
yola çıktık.

Ben koltuğa oturur oturmaz
başımı dirseklerimin arasına gömdüm.
Halkın bakışını görmek istemiyordum.

Bir an
yanımdaki arkadaş dirseğini dürttü,
"Kana bak!"

Baktım.

Okula gelmiştik,
koru duvarının dibi sofra genişliğinde kan olmuş.
Sonradan öğrendim bunun öyküsünü.
Sınıf arkadaşım Yüksel Ulukal anlattı:

Koruda
birinci sınıftan bi arkadaşla duvarın üstünde oturuyorduk.
Ölümden filan söz ediyorduk.

Bir uçak geldi,
önce koruyu bi süzdü.
Ona el salladık.

Sonra yine geldi,
birden ateş etti. Düştüm.
Kendimi duvarın arkasında buldum.
Kalktım.

Arkadaş duvarın önünde çırpınıyordu.

Mermi tam tepesine denk gelmişti,
kafasından bilek kalınlığında kan fışkırıyordu.

Kulağımı ağzına götürdüm
bir şey der mi diye.
Acayip sesler çıkarıyordu.

Yakında bi cip vardı.
Ona götürdüm
ama cipe koyduğumda ölmüştü.

Sonradan fark ettim:
mermi yandan gelmiş, benim miğferi önden sıyırtmış.
Ben o itmeyle düşmüşüm.

Mermi arkadaşın kafasına saplanmış.


Tüneğine saklanan tavuk gibi
koruya saklanan harbiyeli… neden öldürülür?
Hasan Akçay isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
iki, mahkeme, numaralı


Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 11:59 AM.


Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
Hanifler - Kuran odaklı gerçek din islam