hanifler.com Kuran odaklı dindarlık  

Go Back   hanifler.com Kuran odaklı dindarlık > İMAN > Kur’an

Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 10. March 2018, 11:23 AM   #1
halukgta
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Feb 2010
Mesajlar: 430
Tesekkür: 67
263 Mesajina 546 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 20
halukgta has much to be proud ofhalukgta has much to be proud ofhalukgta has much to be proud ofhalukgta has much to be proud ofhalukgta has much to be proud ofhalukgta has much to be proud ofhalukgta has much to be proud ofhalukgta has much to be proud of
Standart Kendilerini Müctehid Ve Fıkıh Alimi Zannedenlere.....


Bizlerin İslam anlayışına güzel bir örnek, geçen gün Cumhurbaşkanı ve kendisini dinde söz sahibi gören bir Profesör arasında geçti. Cumhurbaşkanı, dini konularda hiç hoş olmayan farklı sözler konuşan, hatta haddini aşan kişilerin sözlerini tenkit ederek, İslam ın hükümlerinin güncellenmesi konusunu gündeme getirdi. Prof. Dr. Ahmet Akgündüz sosyal medya hesabından Cumhurbaşkanına şöyle bir cevap vermiş, basından okudum.

"MUHTEREM CUMHURBAŞKANIM! HADDİNİZİ AŞARAK ŞER’Î MESELELERDE FİKİR BEYAN ETMEYİNİZ! ZİRA NE MÜCTEHİD VE NE DE FIKIHÇISINIZ!"

İşte bizlerin İslam anlayışı, İşte bizlerin İslam dininde kendi ellerimizle yarattığımız ruhban sınıfının özeti. Dini konularda öyle bir sınıf yarattık ki, bu kişilerin sözleri adeta Allah ın emri gibi, dinin asli unsuru sayılır oldu. Düşünebiliyor musunuz, bizler yaşantımızda herhangi bir konunun, dine uyup uymadığına kendimiz karar veremeyeceğiz ve doğrumu yapıyoruz diye, bahsettiği kişilere soracakmışız. Hani İslam dininde ruhban sınıfı yoktu? Bu kişilere göre dinin tek kaynağı Kur’an değil, beşerin koyduğu fıkıh kuralları da dinin ana unsuru sayılıyor. Onun içinde dinde bölündük parçalandık ve ruhban sınıfını yarattık. Bu kişiler kendilerini öyle kaptırmışlar ki, Cumhurbaşkanı sen işine bak, dini konulara karışma, o bizim işimiz diyecek kadar, kendilerini din adına yetkili kabul edebiliyorlar. Kim verdi onlara bu yetkiyi? Kur’an da Allah elçisine hitaben, senin görevin tebliğ etmektir, yarattığım kulumla aramdan çekil. Tebliğ etmek senin, hesap sormak bizim görevimizdir der. AMA BU ŞAHISLAR NE YAZIK Kİ KENDİLERİNİ, ALLAH IN ELÇİSİNDEN BİLE YETKİLİ GÖRÜYORLAR.

Bizler İslam ı, Allah ın kolaylaştırılmış hükümlerine göre yaşamayıp, beşeri hükümler ile harmanlayıp yaşarsak, elbette her zaman, her çağda toplum sorunlarla karşılaşacaktır. Allah ayetlerini tüm zamana uygun şekilde saf, arı, duru bir şekilde göndermiştir. Bizlerde bu hükümleri, kendi çağımıza uyarlayarak anlamasını öğrenemediğimiz sürece, kendimizce dinin güncellenmesi gerektiğini söyleriz. HÂLBUKİ DİNİN GÜNCELLENMEYE DEĞİL, KAFALARIN, BATIL İNANÇLARIN GÜNCELLENMEYE İHTİYACI VAR. Unutmayalım din yalnız Kur'an dır. Allah ın elçisi de ümmetine, yalnız Kur'an ı tebliğ etmiş ve yalnız Kur'an ile hükmetmiştir.

Önce şunu hatırlatmak isterim. Fıkıh din değildir. Dini konularda beşeri düşüncelerin oluşturduğu hükümlerdir ve asla Allah emri olmayıp, kişileri bağlayıcıda değildir. Konuyu daha iyi anlayabilmemiz için Müctehid ve fıkıh ne anlama geliyor toplumumuzda, önce onun özetini yazmak istiyorum.

“Müctehid; Kur'an'ın sırlarını hakkıyla bilen, içtihat yapabilen, İslâmî ilimlerin bütün hükümlerinde otorite olan her fıkıh bilginidir. Bu zatlar ayet ve hadislerin sırlarını bilme yeteneğine sahip seçkin insanlardır.

“Arapça bir kelime olan "fıkıh", bir şeyi derinlemesine bilmek demektir. Temel kaynakları Kur’an ve sünnet olan İslam hukukuna verilen ad. İslam hukukudur. Dört temele dayanır. 1) Kuran, 2) Hadis, 3) Kıyas, 4) İcma. Herhangi bir konuda, Kuran'da açıklayıcı bir ayet varsa, evvela bu esas alınır. Kuran'da bulunmayan konularda Hz. Muhammed'in «sahih» (doğru) Hadisleri esas alınır. Eğer aranan esas burada da bulunamazsa, o zaman fıkıhın üçüncü esası olan «kıyas» yoluna başvurulur. Kıyas, bir meselenin benzerini Ayet ve Hadis olarak bulmak demektir. Bulunan benzer Ayet veya Hadis, genelleştirilerek yeni meseleye uygulanır. Bu da olmazsa, nihayet fıkhın dördüncü esası İcma ya başvurulur. İcma, bir mesele üzerindeki halkın İsteği demektir. KUR AN'A VE HADİS'E AYKIRI OLMADIKÇA HALKIN İSTEĞİ ESAS SAYILIR.”

Müctehid, Kur’an ın sınırlarını hakkıyla bilen kişi olduğu söyleniyor. Peki, kim bu kişiler? Allah ın apaçık ayetlerini yeterli görmeyen, Allah hüküm vermediği halde, bunlarda Allah katındandır diyenler mi Müctehid? Bu kişiler hangi sırrı Kur’an dan anlamışlar, Allah apaçık dediği halde. Sakın veliler edinmeyin, güvenilecek veliniz yalnız benim diyen Allah ın hükmüne inat, nelere inandığımızın farkında mıyız? Bu kişiler benim imanıma nasıl olurda yön verebilir? Sizlere indirdiğim Kur’an yetmiyor mu diyen Yaradan a inatla, Allah ın kitabını yeterli görmeyip, anlaşılması zor ilan edip, bizleri kendi hükümlerine uymamızın mecburiyetine zorlayan bu kişiler, hangi yetki ve salahiyetle kendilerini yetkili görüyorlar? Kur’an azınlık kişilerin anlayacağı sırlarla dolu kitap değil, Allah ın yemin ederek kolaylarlaştırdığı bir rehberdir. Allah Kur’an ı ben açıkladım ve nice örneklerle izah ettim ki, sizi Allah ile aldatanlar çıkmasın diyor Kur’an da.

Günümüzde topluma anlatılan fıkıh beşeridir. İslam hukuku diye topluma sunulan fıkıh inancının, nerelerden oluşturulduğunu sizlere yazdım. Kur’an da olmayan hükümleri nerelerden derleyip, sanki Allah ın emriymiş gibi dinin ana unsuru yapmaya çalışıyorlar. İlginçtir, Kur’an a ve hadise aykırı olmadıkça halkın isteği esas alınır diyor. Din halkın isteği ile yaşanmaz. DİN YALNIZ ALLAH IN İNDİRDİĞİ KUR’AN İLE YAŞANIR. Öyle hadisler, peygamberimiz söylemiş gibi gösterilmiştir ki, apaçık Allah ın elçisine iftiradır. Unutmayalım lütfen, Allah sizleri Kur’an dan hesaba çekeceğim diyor. Kur’an ın dışından beşeri fıkıh inancından değil.

Bizler Kur’an ı anlayarak, düşünerek okumadığımız sürece, Allah ın bizlerden ne istediğini de, ilk elden asla anlayamayız. Allah ile aramıza, kendisini din adına yetkili, sorumlu olduğunu iddia eden kişileri sokarsak, onların yanlış inançlarıyla da Allah ın huzuruna çıkarız. İnanın o çetin gün, şaşkınlığımızdan kaçacak yer ararız.

Lütfen şunu unutmayalım, din Allah ın dinidir. Allah da yemin ederek, bizleri imtihan ettiği Kur’an ı anlayabilmemiz için kolaylaştırdığını söylüyor da, dinde ruhban sınıfı olmadığını belirtiyorsa, kendilerini ruhban sınıfının yetkilileri olarak gören ve müctehid ve fıkıh âlimi kabul eden kişilerin oyunlarına gelmeyelim.

Padişahlık dönemlerinde, toplumu istedikleri gibi yönetmek isteyen yöneticiler, toplumu ellerinde tutabilmek adına, dinde söz sahibi kişiler ihdas edip, onların yardımıyla saltanatlarını sürdürebilmişlerdir. Âlim insan, İmamı Azam Ebu Hanife, buna asla izin vermemiş ve böyle yöneticilerin oyununa gelmemiştir. Onun içinde çok acılar çekmiş, hapislerde yatmıştır. Bugün aynı oyunlar oynanıyor ve kendilerini dinde yetkili ve sorumlu olduklarını ilan eden kişiler çıkıyor, devleti yönetenleri bile etkileri altına almaya, onları din adına tehdit etmeye çalışıyorlar. Bunun acı bir örneğini yakın zamanda gördük, toplum büyük acılar çekti. Yenilerinin ortaya çıkmaması içinde önlemler alınmalı ve kendilerini ruhban ilan eden bu kişilere, gereken cevaplar verilmelidir.

Allah Kur’an ın sınırlarını aşan, Allah hükmetmediği halde bunlarda Allah katındandır diyerek, Allah ın kolaylaştırdığı dini zorlaştıranlara Rabbimiz kâfir diyor. Lütfen dikkatli olalım, farkında olmadan kendimizi kâfirlerin safında bulabiliriz. Allah ile aldatıcı bu kişilerin oyunlarına gelmeyelim. Elde Kur’an onu anlayarak ve düşünerek okuyalım. Unutmayalım Allah anlayamayacağımız, açıklanmamış bir kitap gönderip, daha sonrada ondan bizleri asla sorumlu tutmaz.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


Yönetici notu: Forum sitemizde yazanların sitemizin forum kurallarına uymaları üye olurken kabul ettikleri kurallardır. Yazı yazan kişiler yazılarının sonunda kendi sitelerinin reklamını yapamazlar.
halukgta isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 19. January 2019, 08:03 AM   #2
halukgta
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Feb 2010
Mesajlar: 430
Tesekkür: 67
263 Mesajina 546 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 20
halukgta has much to be proud ofhalukgta has much to be proud ofhalukgta has much to be proud ofhalukgta has much to be proud ofhalukgta has much to be proud ofhalukgta has much to be proud ofhalukgta has much to be proud ofhalukgta has much to be proud of
Standart Tevbe suresi 31, bakara suresi 171. Ayetleri görmezden gelenlere, allah' ın uyarısıdı

Müslüman toplumlar olarak bizlere, Kur’an ı anlamadan özellikle okuttular. Çünkü ayetleri anlayarak ve düşünerek okuduğumuzda, bizlere anlatılan İslam ın, Allah n indirdiği İslam ile neredeyse hiçbir ilgisinin olmadığını toplumlar anlayacaktı. Peki, bu engeli koyanlar kimlerdi?

Cahiliye toplumunda kimler bu tuzağı toplumlarına kurdularsa, onlardan örnek alanlar, içimizde aynı yöntemi kullandılar. İslam dininde ruhban sınıfının olmadığını Kur’an açıkça yazdığı halde, bunun fark edilmesini önlediler. Farklı isimlerde Allah ın yanında veliler, şeyhler, efendiler edinilmesini sağladılar, onlar olmadan İslam ı yaşayamayız fikrini aşıladılar topluma. Böylece toplumu din adına istedikleri gibi yönettiler, yönetmeye devam ediyorlar. Yani fark ettirmeden İslam dininde, RUHBAN SINIFINI KURDULAR. Günümüzde televizyona çıkan böyle kişiler, “DİNİ KONULARDA KONUŞMAYI BİZE BIRAKIN, HERKES BU KONUDA KONUŞAMAZ” diyerek, kendilerini dini Otorite ve ruhban yetkilisi ilan ettiler.

Bu makalemde sizleri, TEVBE SURESİ 31 ve BAKARA 171. ayetler üzerinde düşünmeye davet ediyorum. Bu ayetleri dikkatle düşündüğümüzde, günümüzde yaptığımız çok büyük yanlışımıza dikkat çekiyor. Kur’an ın birçok ayeti, geçmiş toplumların yaptığı yanlışları bizlere bildirmesi ve o yanlışları bizlerin tekrar etmemesi adına, uyarılarla doludur. Önce ilk ayeti hatırlatmak istiyorum.

TEVBE 31: ALLAH'IN YANINDA HAHAMLARINI VE RUHBANLARINI DA RABLER EDİNDİLER. Meryem'in oğlu Mesih'i de öyle. Oysa kendilerine, tek olan Allah'tan başkasına ibadet/kulluk etmemeleri emredilmişti. İlah yok o tek Allah'tan başka. Onların ortak koştuklarından arınmıştır O. (Yaşar Nuri meali)

Ayete dikkatle baktığımızda, cahiliye toplumunun Allah ın yanında edindiği ruhban kişileri, yani dini konularda söz sahibi yaptığı insanları, Allah RAB edindiler diyor. Lütfen yanlış anlaşılmasın, edindikleri bu ruhban kişileri Allah, ilah kabul ediyorlardı demiyor. Onlarda tek bir Allah a inanıyorlardı. Ama yaptıkları yanlış, ALLAH IN VASIFLARINI, YETKİLERİNİ EDİNDİKLERİ RUHBAN KİŞİLERE VERDİKLERİ VE BÖYLECE ALLAH A ORTAK KOŞTUKLARI İÇİN ALLAH ONLARA, BU KİŞİLERİ RAB EDİNDİLER YANİ ADETA İLAH, TANRI EDİNMİŞ GİBİ OLDULAR DİYOR.

Sizlerde çok iyi bilirsiniz, Papazların, hahamların istedikleri kişileri dinden çıkarma yetkileri bile vardır. Biliyorsunuz buna aforoz diyorlar. Hâlbuki bir insanın dinden çıkmış olacağına karar verecek, tek bir makam vardır oda Allah. Ruhban sınıfı kendilerinin, Allah ile aracılık yaptıklarını söyler, hatta günah çıkarabildiklerine inanılır. Cennet ya da cehennemin anahtarının, adeta ellerinde olduklarını söyleyen bu ruhban sınıfı, dini konularda tek söz sahibi kendilerinin olduğunu söylerler. Hâlbuki tüm bunlar, Allah ın yetkisindedir.

Gelelim bizim günümüzde yaşadığımız İslam inancına. Bizlerde Yahudi ve Hıristiyanların yaptığı yanlışları yapıyoruz. İslam dininde ruhban sınıfı olmadığı halde, bizlerde onlardan farkı olmayan ruhbanlar edindik ve bunlara veli, şeyh, ulema adını verdik. Allah ın uyardığı gibi, bizlerde Ehli kitabın yaptığı yanlışları yaparak, bu kişilerin Allah dostu olduğuna inandık. Hâlbuki kimin Allah dostu olduğunu, kimin takvaca üstün olduğunu, yalnız Allah ben bilirim dediği halde, Kur’an ı anlamadan okuttukları için, bu gerçeklerin ne yazı ki farkında olamadık.

Bizler edindiğimiz veli, şeyh, ulema dediğimiz kişilere Allah ın asla vermediği, öyle yetkiler verdik ki, VELİSİ OLMAYAN CENNETE GİDEMEZ, EDİNDİĞİMİZ VELİLER, ŞEYHLER, ULEMALAR, BİZLER İÇİN ŞEFAATÇI OLACAKTIR, DEMEKTEN HİÇ KORKMADIK. Çünkü Kur’an da Allah bu konuda ne anlatıyor, hiç anlayarak okumadık, onun için ne söylenirse inandık. OKUMUŞ VE ANLAMIŞ OLSAYDIK, BU YETKİLERİN YALNIZ ALLAH IN OLDUĞUNU BİLİRDİK. Bu yetkileri yaratılmış bir beşere verdiğimizde, onları Allah ın uyardığı gibi RAB EDİNMİŞ OLDUĞUMUZUN FARKINA VARIRDIK. Ama bu gerçekleri, Kur’an ı anlamadan okuduğumuz için hiç fark edemedik. Fark etmememiz içinde edindiğimiz ruhbanlar, var güçleri ile çalıştılar. Hükümranlıklarını sürdürebilmeleri içinde, var güçleri ile çalışmaya, toplumu Allah ile aldatmaya devam ediyorlar.

ELLERİMİZLE YARATTIĞIMIZ BU RUHBANLARA, ALLAH IN YETKİLERİNİ VERMEYE DEVAM ETTİĞİMİZ TAKDİRDE, ONLARI RABLAR EDİNMİŞ OLACAĞIMIZIN, LÜTFEN ARTIK FARKINDA OLALIM. BU BÜYÜK YANLIŞ BİZLERİ, CEHENNEMİN EBEDİ KALICILARI YAPAR, LÜTFEN UNUTMAYALIM. Bakara suresi 171. ayette, Allah kâfirler, inkârcılar diye birilerinden bahsediyor, acaba bu kâfirler, inkârcılar kimler gelin birlikte bakalım.

Bakara 171: ALLAH'IN İNDİRDİĞİNE TÂBİ OLMA ÇAĞRISINA ALDIRIŞ ETMEYEN KÂFİRLERİN DURUMU, sadece çobanın bağırıp çağırmasını işiten hayvanların durumuna benzer. Çünkü onlar MANEN SAĞIR, DİLSİZ VE KÖRDÜRLER. Bu sebepten dolayı da düşünmezler. (Bayrakta Bayraklı meali)

Sizce kimlerden bahsediyor olabilir Yaradan? Aslında ayetin son kısımlarında bunu açıklıyor. Bu kişilerin manen SAĞIR, DİLSİZ VE KÖR OLDUĞUNU SÖYLÜYOR. Demek ki bu insanlara Allah ın tebliği gelmiş, ama bir şeyin etkisinde kalmışlar ki, Allah ın gerçeklerini görmemekte ısrar ediyorlar. Bu insanların kimler olduğunu aslında bir ayet öncesinde açıklamış Rabbimiz, ona bakalım şimdide.

Bakara 170: Onlara: “ALLAH’IN İNDİRDİĞİNE TABİ OLUN” DENİLDİĞİNDE, ONLAR: “BABALARIMIZI ÜZERİNDE BULDUĞUMUZ ŞEYE TABİ OLURUZ” DERLER. Ya ataları bir şey bilmez ve doğru yolda olamasalar da mı (onlara tabi olacaklar?) (Bayraktar Bayraklı meali)

Sanırım her şey çok net anlaşılmıştır. Bu insanlara, yalnız Allah ın indirdiğine uyun dediklerinde, onlara uyarız ama bizim atalarımızın inandıkları da var, onlara da uyarız diyorlar. AMA ALLAH BUNU ASLA KABUL ETMİYOR, ÇÜNKÜ YARADAN YALNIZ İNDİRDİĞİM KİTABA İMAN EDECEKSİNİZ, ÇÜNKÜ SİZLERİ YALNIZ İNDİRDİĞİM KİTAPTAN SORUMLU TUTUYORUM DİYOR KUR’AN DA. Bugün yaşanan İslam inancında, cahiliye toplumunun yaptığı bu acı gerçek, günümüzde çok daha ileri derecede devam ediyor. Atalarının rivayet, batıl inançlarından kendilerini kurtaramayanlar, nefislerinin etkisiyle Allah ın apaçık uyarılarına gözlerini yumarak kör olduklarını, Kur’an ın gerçeklerini duyamayacak kadarda, sağır olduklarını ne yazık ki görüyoruz.

Böyle insanlar, Allah şefaat tümden bana aittir dedikçe, şefaat yetkisini edindikleri velilere de vermekten çekinmiyorlar. Dinde sakın bölünmeyin diye uyaran Rabbimize inat, dinde bölünmekte zenginlik vardır diyecek kadar, Allah ın ayetlerini duymuyorlar. Allah güvenilecek veliniz benim, sakın veliler edinip ardı sıra gitmeyin dedikçe, adeta hem kör hem sağır olmuşçasına veliler, şeyhler edinmenin cennetin kapısını açacağını söylemekte kusur görmüyorlar. İşte Allah böyle davrananlara Kâfir, inkârcı diyor. Lütfen hatırlatmak isterim, ben demiyorum. Kur’an da Allah diyor.

Bakara 105. ayette, Ehli kitabın bir kısmından bahsederken Allah, kâfir ve müşrik diye bahsediyor. Bu insanlar Allah a iman etmeyenler değil, Allah ın ayetlerinin bir kısmını görmezden, duymazdan gelenlerden bahsediyor. Bakara 159–160–161. ayetlerinde Allah, AYETLERİMİZİ TEBLİĞ ALIP, BİR KISMINI GÖRMEZDEN GELİP, ÜSTÜNÜ ÖRTÜP GİZLEMİŞ OLARAK ÖLENLER KÂFİR, İNKÂRCI OLARAK ÖLMÜŞTÜR DİYOR. Böyle insanlar içinde Allah bakın ne diyor. ”ALLAH'IN, MELEKLERİN VE BÜTÜN İNSANLARIN LANETİ ONLARIN ÜZERİNEDİR.”

Değerli din kardeşlerim, hangimiz Allah ın ve meleklerin lanetinin üzerimize olmasını isteriz. Eğer Allah bizleri böyle bir hatadan korusun diyorsanız, Allah ın uyardığı gibi asla veliler, şeyhler, efendiler edinmeden, emin olamayacağımız bilgi ve sözlerin ardına düşmeden, YALNIZ ALLAH IN NURU KUR’AN IN İPİNE SARILMALI VE AYETLERİ DÜŞÜNEREK HAYATMIZA GEÇİRMELİYİZ.

ALİ İMRAN 64: De ki: “Ey kitap ehli! Sizinle bizim aramızda ortak olan bir söze geliniz: Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'NA HİÇBİR ŞEYİ EŞ TUTMAYALIM VE ALLAH'I BIRAKIP DA BİRBİRİMİZİ TANRILAŞTIRMAYALIM.” Eğer yüz çevirirlerse, de ki: “Şâhit olun, biz Müslümanlarız.” (Bayraktar Bayraklı meali)

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK
halukgta isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
halukgta Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
dost1 (19. January 2019)
Alt 19. January 2019, 08:05 AM   #3
halukgta
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Feb 2010
Mesajlar: 430
Tesekkür: 67
263 Mesajina 546 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 20
halukgta has much to be proud ofhalukgta has much to be proud ofhalukgta has much to be proud ofhalukgta has much to be proud ofhalukgta has much to be proud ofhalukgta has much to be proud ofhalukgta has much to be proud ofhalukgta has much to be proud of
Standart Nisa suresi 153. Ayet üzerinde sizleri düşünmeye davet ediyorum.

Kur’an ı anlayarak ve düşünerek her okuduğumda, çok farklı gerçekleri görüyorum, şükürler olun. Sanki ayetler günümüzde yaşanan olaylar için indirilmişçesine, bizlere rehberlik yapıyor. Kur’an ı okurken bir ayet özellikle dikkatimi çekti ve ayeti okurken, Atatürk ün mecliste yaptığı ve çok yanlış anlamlar yükledikleri, bir konuşma geldi aklıma. Ondan bahsetmeden önce okuduğum ve dikkatimi çeken ayeti önce sizlerle paylaşmak istiyorum.

Nisa 153: Ehlikitap, SENDEN KENDİLERİNE GÖKTEN BİR KİTAP İNDİRMENİ İSTİYOR. Zaten onlar Musa’dan da bundan daha büyüğünü istemişlerdi. Demişlerdi ki: "Allah'ı bize açıktan göster." Bunun üzerine zulümlerinden ötürü kendilerini yıldırım çarpmıştı. Sonra kendilerine açık-seçik kanıtların gelişi ardından buzağıya taptılar. Biz onların bu günahını da affettik. Biz Musa’ya apaçık bir kanıt/bir hükmetme gücü verdik. (Yaşar Nuri meali)

Dikkat ettiyseniz, Allah ın elçisi, kendisine gelen ayetleri bir bir tebliğ ederken, Peygamberimizden bir istekte bulunuyorlar ve diyorlar ki; GÖKTEN ALLAH KATINDAN SANA BİR KİTAP İNDİRİLSEYDİ YA. Daha önce ki Ehli kitapta, bundan daha büyük isteklerde bulunduklarını, Musa Peygamberimizden Allah ı göstermesini istedikleri örneğini veriyor. Peki bu ayette, Ehlikitap ın gökten bir kitap indirilmesini istemelerinden, ne kast ediliyor olabilir?

Önce şunu hatırlatmak isterim, Allah yalnız gökte değil, her yerdedir. Kur’an da Allah ın yalnız gökte olduğuna dair, tek bir bilgi yoktur. TAM TERSİNE GÖKTE VE YERDE YAŞAYANLARIN İLAHIDIR DER KUR’AN. ALLAH IN YALNIZ GÖKTE OLDUĞUNA İNANALAR, CAHİLİYE TOPLUMU İNANCI OLDUĞU GİBİ, BUGÜN İSLAM I TARİKAT EKSENLİ YAŞAYANLARIN BİR KISMI, ALLAH ARŞIN ÜSTÜNDE, YANİ KÂİNATIN TAVANINDADIR DİYEBİLMEKTEDİRLER.

Ehli kitap her şeyiyle hazır, tüm ayetlerin içinde bulunduğu bir kitabın indirilmesini istiyorlardı. Ama Allah ayetlerini sindire sindire anlayıp, hayata geçirebilmeleri için ayetlerini yavaş yavaş sözlü bir şekilde indiriyor ve elçisi de kayda alıyor, insanlara ezberletiyordu. Onların, gözleriyle Allah ı görmek istedikleri gibi, Allah katından gelen bir kitap şeklini de görmek istemeleri nedeniyle, Allah dan uyarı alıyorlar.

Ayete dikkat ettiyseniz, Ehli kitaba daha öncede ayetlerini apaçık Allah gönderdiğimiz halde, onlar bu kanıtları göz ardı ederek, hayatlarına geçirmediklerini, hala atalarının yanlış inançlarını yaşamaya, bunlarda Allah katından gelmiştir demeye, yani ataların inancını yaşamaya devam ettikleri bilgisini, özellikle bizlere bildiriyor. Tabi aralarından, iman edenlerin günahlarını affettiğini de söylüyor.

Şimdide Kur’an ın diğer ayetlerinden faydalanarak, bu konuda ehli kitabın yaptığı yanlışları düşünelim. Neler yapıyorlardı da, Allah onları uyarıyordu? Önce unutmamamız gereken bir gerçek var, bu uyarılar Allah ı inkâr edenlerden bahsetmiyor. Tam tersine Allah ı tek ilah olarak kabul ettikleri halde, Allah ın yanına adeta ilahlaştırdıkları varlıkları ve onların kitaplarını koyanlardan bahsediyor. Peki bu bilgileri, hangi kaynaklardan almışlardı da, inançlarına geçirmişlerdi? Atalarının rivayetler yoluyla kendilerine ulaşmış bilgileri, BUNLARDA GÖKTEN, ALLAH IN KATINDAN İNDİRİLEN AYETLERİDİR demeleri, onları Allah ın yolundan saptırmıştı.

Ayetin sonunda Allah, bakın çok net bir hüküm veriyor ve diyor ki, biz Musa ya apaçık bir kanıt, yani kitabı indirdik ve bu kitapla kullarıma hükmetme yetkisini, gücünü verdik diyor. Peygamberimiz içinde, aynı hükümler zaten Kur’an da geçiyor ve ne diyordu Allah elçisine hatırlayalım. “SANA İNDİRDİĞİM KUR’AN İLE KULLARIMA HÜKMET.”

Kur’an da birçok ayette Allah, bizleri uyarıyor ve diyor ki, sakın emin olmadığınız bilgilerin ardına düşmeyin. Sizleri Allah ile aldatacak insanlar çıkacak ve Allah ın hükmü olmadığı halde, BUNLARDA ALLAH KATINDAN İNDİRİLEN AYETLERDİR DİYENLER ÇIKACAKTIR, SAKIN ONLARA İNANMAYIN UYARISINI YAPIYOR. Benim katımdan indirilen ve sizlerin sorumlu olduğunuz yalnız Kur’an dır diyerek, Zuhruf suresi 44. ayette, açıkça noktayı koymuştur Yaradan.

Onun içindir ki bizlere düşen, Allah ın bu uyarılarından yola çıkarak, Alak suresi 1. ayetinde olduğu gibi, “YARATAN RABBİNİN ADIYLA OKU” uyarısından yola çıkarak, önce Rabbimizin yarattığı tabiat mucizelerinin ayetlerini okuyup, onları aklımızda, nefsimizde değerlendirip, hayatımıza geçirdiğimizde, Allah ın en doğru yolunda olabiliriz. Yani önce hayatın, tabiatın, yaşamın ayetlerini gözlemleyerek okumalıyız ki, Allah ın indirdiği yazılı, sözlü vahyi doğru anlayabilelim.

Şimdide gelelim, Atatürk ün mecliste yaptığı konuşmasına. Bu konuşma ne yazık ki, bazı art niyetli kişiler tarafından farklı şekilde yorumlanarak, Atatürk dinsiz ilan edilmiştir. Sözlerini yazmadan önce şunu hatırlatmak isterim. Atatürk, İslam ı bilen ve batıldan ve hurafeden uzak, gereği gibi halkın İslam ı öğrenmesi içinde çaba harcayan bir liderdi. Kur’an ı Türkçeye tercüme ettirmesi, bunun kanıtıdır. İnancı olmayan bir insan, Kur'an ın anlaşılması için çaba harcar mı? Lütfen unutmayalım, bu konuşmanın geçtiği mecliste, çok değerli din âlimleri vardı. İslam a saygısızlık adına söylenecek tek bir sözü kabul etmeyeceklerini lütfen unutmayalım. Bakın Atatürk konuşmasında ne söylüyor. Lütfen art niyetle değil, Kur’an bütünlüğünde, kimseye iftira atmadan söylenenleri anlamaya çalışın.

“Fakat bu prensipleri, GÖKTEN İNDİĞİ SANILAN KİTAPLARIN DOĞMALARI ile asla bir tutmamalıdır. Biz İLHAMLARIMIZI gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz.”

Bu sözleriyle Atatürk, gökten indirildiği sanılan kitaplar sözünden, eğer Kur’an ı kast etmiş olsaydı, bu konuşmasının sonunda, TÜM MECLİS, ALKIŞLAR MIYDI? Hepsi ayakta alkışladı. Lütfen bu konuyu göz ardı etmeyelim ve o meclisteki çok değerli insanları da, töhmet altında bırakmayalım. Daha önce belirttiğim gibi, Allah gökyüzünde değil ki gökten Kur’an indirilsin, O her yerde. Ama dine batıl ve hurafe karıştıran tüm ehli kitap, buna günümüzde yaşayan bir kısım Müslümanlar da dâhil, bu yanlışı yapıyor ve sanki Allah yalnız gökyüzündeymiş gibi anlatıyorlar. Bakın ayette, ilhamlarımızı gaipten almayız diyor. Gaip kaynağı bilinmeyen, emin olmadığımız demektir. Kur’an ın geldiği yer bellidir. Gaip yani bilinmez değildir. Ama Kur’an dışından, emin olmadığımız rivayetlerin kaynağı belli değildir. Adı üstünde rivayet.

O günkü toplumu düşünün lütfen. Atatürk hangi konularda çaba gösteriyordu İslam dini adına? Batıldan, hurafeden uzak, gerçek İslam ile toplumun buluşmasını istiyordu. İşte bu konuşmayı da, bu düşünce ekseninde lütfen düşünelim. DİNİ HURAFELERLE YAŞAYAN, TARİKATLAR, CEMAATLER, ATATÜRK ÜN SAYESİNDE UZUN BİR SÜRE, ZEHİRLERİNİ TOPLUMA AKITAMAMIŞLARDIR. Ama Atatürk düşmanlığını topluma, sinsice işte böyle yaymışlardır.

Atatürk, batılı ve hurafeyi din haline getirenlere, KUR’AN DIŞINDAN KİTAPLARI, BUNLARDA ALLAH KATINDAN İNDİRİLMİŞTİR DİYENLERE, CEVAP VERİYOR MECLİSTE BU KONUŞMASINDA. Bakın Atatürk bu sözlerini nasıl açıklıyor. Dikkat ederseniz, bir kitaptan yani Kur’an dan bahsetmiyor, tam tersine gökten indiği sanılan KİTAPLAR diyor, birçok kitaptan bahsediyor. Yani Kur’an ı yeterli görmeyen, bunlarda Allah katındandır diyen, ciltlerce dolusu mezheplerin ve FIKIH inancının dine ilave yaptığı kanun ve kuralların DOĞMASI, delilsiz dayatması yani, sorgulamadan kabul edilmesine asla müsaade etmeyiz, Allah ın kanunları ile eş tutmayız diyor.

Devamında ise bizlerin, günümüzde hala anlayamadığı bir gerçeğe dikkat çekiyor Atatürk. Biz ilhamlarımızı, gaipten değil, yani emin olmadığımız kaynaklardan değil, doğrudan doğruya hayattan, yani apaçık Allah ın yarattığı yaşamın gerçeklerinden alırız diyor. Bu söylediklerinin, Kur’an okumuş herkes ne anlama geldiğini çok iyi anlayacaktır. Allah, Rahman ve Rahim olan Allah ın adıyla oku emrini verirken, işte kullarının önce bu yaradılış gerçeğini tabiattan okumamızı istiyor bizlerden. Yoksa indirilen bir kitap ilk önce yok ki insanlar okusun. Allah da bizlere bu konuda, bakın bazı ayetlerinde neler söylüyor.

Allah, orada geniş yollar edinip dolaşabilesiniz diye, yeryüzünü sizin için bir sergi yapmıştır.”
(Nuh 19–20 :“

O Allah ki, yeryüzünü sizin için bir döşek, gökyüzünü bir bina yaptı. O, gökten su indirip onunla çeşit çeşit meyveleri size rızık olarak çıkardı. O halde, bile bile Allah'a eşler koşmayınız. (Bakara 22)

Allah'ın gökten yağmur yağdırdığını ve bu sebeple yeryüzünün yemyeşil olduğunu görmez misin? Şüphesiz Allah, lütuf sahibidir; her şeyden haberdardır. (Hac 63)

Atatürk ün toplumları yönetmek için aldığı ilham, hayatın ta kendisidir, yani yüce Rabbimizin hepimizin gözleri önünde yarattığı ayetleridir diyor. Lütfen dikkat edelim söylenen söze. Atatürk bakın nereden ilham aldığını söylüyor. İlham, üstün bir örnek güçten alınır. ATATÜRK DE BİZLER EMİN OLAMAYACAĞIMIZ BİLGİLERDEN İLHAM ALMAYIZ, BİZLERİN İLHAMI ALLAH IN YARATTIĞI, BİZLER İÇİN ÖRNEK OLAN, HAYAT VE YAŞAMDIR DİYOR. Atatürk toplumun gerçek İslam ı öğrenebilmesi için, Diyanet İşleri Başkanlığını özellikle kurmuştur. Dinsiz bir insan bunu yapar mı? Camilerde hutbe veren bir insan, nasıl dinsiz olur.

İlk Diyanet işleri Başkanı Rifat Börekçi, bakın Atatürk ü nasıl anlatıyor. Bu sözler Diyanet arşivinden.

“Atanın huzuruna girdiğimde, beni ayakta karşılardı. Utanır ezilir, büzülür, ‘Paşam beni mahcup ediyorsunuz’ dediğim zaman, ‘ DİN ADAMLARINA SAYGI GÖSTERMEK, MÜSLÜMANLIĞIN İCAPLARINDANDIR.’ buyururlardı. Atatürk şahsi çıkarları için, kutsal dinimizi siyasete alet eden, cahil din adamlarını sevmezdi.” Not: Atatürk ve din eğitimi- Ahmet Gürtaş- Diyanet İşleri başkanları yayınları. S- 12

Bunun dışında, mecliste yapılan bu konuşmaya bir anlam veren kişi, ancak art niyetlidir ve o mecliste bu konuşmayı alkışlayan tüm milletvekillerine, zerre kadar saygısı olmayan, aldatılmış insanlardır diyebilirim. Atatürk, bu ülkenin birliğini ve bütünlüğünü sağlamış bir liderdir. Onun ya da herhangi bir kişinin, imanını yargılamak bizlere düşmez. Eğer din ve imanı adına bir yanlışı varsa, hesabını Allah a verecektir. Kişileri inançları konusunda yargılamak, bizlerin haddi değildir. Lütfen emin olamayacağımız yalanlara, iftiralara inanmayalım. Elimizde Kur’an, onun ışığıyla aydınlanalım. Allah Hucurat 6. ayetinde bu konuda bizleri uyarıyor ve bakın ne diyor. Kur’an a iman eden bir Müslüman, asla emin olmadığı bir söze inanmaz ve bu sözü, bilgiyi topluma dağıtmaz.

“Ey inananlar! Eğer bir fâsık/yalan haber taşıyan size bir haber getirirse, onun doğruluğunu araştırınız. YOKSA BİLMEDEN BİR TOPLULUĞA KÖTÜLÜK EDERSİNİZ DE, SONRA YAPTIKLARINIZA PİŞMAN OLURSUNUZ.” (Hucurat 6)

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK
halukgta isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
halukgta Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
dost1 (19. January 2019)
Alt 19. January 2019, 08:07 AM   #4
halukgta
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Feb 2010
Mesajlar: 430
Tesekkür: 67
263 Mesajina 546 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 20
halukgta has much to be proud ofhalukgta has much to be proud ofhalukgta has much to be proud ofhalukgta has much to be proud ofhalukgta has much to be proud ofhalukgta has much to be proud ofhalukgta has much to be proud ofhalukgta has much to be proud of
Standart Maide suresi 51. Yahudileri ve hristiyanları dost edinmeyin ayetini, nasıl anlamalıyı

Bizler Kur’an ayetlerini, eğer rivayet edilen hadislerin ışığında anlamaya çalışırsak, doğru anlamamız asla mümkün olamaz. Çünkü Allah Kur’an ı biz açıkladık ve her şeyden nice örnekleri verdik ki anlayasınız diye bizleri uyarır. Peki, bizler bu uyarıları dinliyor muyuz? Elbette hayır. Tam tersine Kur’an her konuda detay vermez açıklamaz, özet bilgi verir diyerek, Kur’an ayetlerini açıkladığını iddia ettikleri, rivayet hadislere toplumu yönlendirirler, araştırmadan Kur’an ın onayını almadan. Bu fikre inandığınızda zaten Kur’an ın onayı gerekmiyor, çünkü Kur’an da her bilgi yoktur deniyor. Böyle olunca da bizler, ALLAH IN NE DEDİĞİNİ DEĞİL, ARAYA GİREN BAZI KİŞİLERİN RİVAYETLERİ İLE AYETLERDEN NE ANLADIKLARINI ANLIYORUZ.

Bu makalemde sizleri düşünmeye davet etmek istediğim, çok önemli bir ayet var. Maide suresi 51. ayet. Bu ayette geçen bir cümleden yola çıkarak, Kur’an dan araştırmadan, ayetler üzerinde düşünmeden, gerekli detayları almadan söyle deriz. Allah Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin diyor. Önce ayeti yazalım, daha sonrada Kur’an dan yardım alarak, Allah bu ayette aslında ne anlatmak istiyor, onu anlayalım.

Maide 51: Ey inananlar! YAHUDİ VE HIRİSTİYANLARI DOST EDİNMEYİN. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah, ZALİMLER TOPLULUĞUNU DOĞRUYA İLETMEZ. (Diyanet meali)

Ayete ilk baktığımızda, sanki Allah tüm Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin diyor gibi anlaşılıyor. Ayette dost diye çevrilen kelime EVLİYA. Kur’an da bu kelime, genelde DOST ya da VELİ diye çevrildiği için, bu ayette de DOST diye çevrilmiş. ASLINDA BU AYETTE GEÇEN BU KELİMENİN KİMLERDEN BAHSEDİLDİĞİNİ, BİRAZ SONRA DAHA İYİ ANLAYACAĞIZ.
Bu ayette Allah ne demek istediğini, kimlerden bahsettiğini Kur’an dan birçok ayetle açıklandığını göstermeden önce, bir örnek vermek istiyorum. Tevbe suresi 5. ayetinin başında şöyle bir cümle geçer. “HARAM AYLAR ÇIKINCA ALLAH’A ORTAK KOŞANLARI, ARTIK BULDUĞUNUZ YERDE ÖLDÜRÜN,” Eğer bu ayetin öncesini ve sonrasını okumazsanız, Allah Yahudi ve Hıristiyanları gördüğünüz yerde öldürün emrini verdiğini zannedersiniz. Hâlbuki diğer ayetlerde, size özellikle savaş açan, barış sözleşmesi yaptıkları halde, sözlerinden dönerek size saldıranlarla savaşın ve gerekirse öldürün diyor. Hatta bu konuda detaylı açıklama yaparken, onları esir alın, ya karşılıklı fidyeyle, ya da karşılıksız savaş bitiminde salı verin, diye de açıklama yapar. Gelelim Maide suresi 51. ayete. Bu ayetten birkaç ayet sonra, bakın Allah bu konuya nasıl açıklama getiriyor ve kimlerle dost olmayın diyor.

Maide 57: Ey iman edenler! SİZDEN ÖNCE KENDİLERİNE KİTAP VERİLENLERDEN DİNİNİZİ ALAYA ALIP OYUNCAK EDİNENLERİ VE ÖTEKİ KÂFİRLERİ DOST EDİNMEYİN. Eğer müminler iseniz Allah’a karşı gelmekten sakının. (Diyanet meali)

Maide 51 ve 57. ayette geçen kelime orijinal ayette aynı, EVLİYA yani dost anlamında. Demek ki tüm Ehli kitaptan bahsetmiyor. Bunların içinde bulunan, zalim olanları, dinimizi inancımızı alaya alıp bizlerle dalga geçenleri dost edinmemizi Allah istemediğini bildiriyor. Kur’an a bakmaya devam edelim.

Ali İmran 113–114: KİTAP EHLİNİN HEPSİ AYNI DEĞİLDİR. Onların arasında, gece boyunca Allah'ın ayetlerini okuyan ve secdeye kapanan dosdoğru insanlar da vardır. Onlar, Allah'a ve âhiret gününe inanırlar; doğru olanı emreder, eğri olandan alıkoyarlar ve hayırlı işlerde birbirleriyle yarışırlar. İŞTE BUNLAR ERDEMLİ İNSANLARDANDIR. (Bayraktar Bayraklı meali)

Sanırım bu ayetten sonra, Allah ın Ehli kitap arasında kimlerden bahsettiği, daha doğrusu, dost edinmeyin derken, HEPSİNİ KAST ETMEDİĞİ ÇOK DAHA NET ANLAŞILIYOR. Dikkat derseniz bu ayet, hem Allah ın elçisine, hem de iman eden Müslümanlara hitaben söylüyor ve ehli kitapla, nasıl bir diyalog içinde olmamız gerektiğinin izahını yapıyor. Aynı konuda Kur’an dan bir başka örneğe bakalım.

Maide 69: İman edenlerle Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sâbiîlerden ALLAH'A VE ÂHİRET GÜNÜNE İNANIP İYİ AMEL İŞLEYENLER ÜZERİNE ASLA KORKU YOKTUR, ONLAR ÜZÜLECEK DE DEĞİLLERDİR. (Bayraktar Bayraklı meali)

Ayete dikkat ettiyseniz, iman edenlerle diye başlıyor, kitap ehli olanları yani bunların içindende Allah ın doğru yolundan giden, Allah a ve ahiret gününe inanıp, iyi amel işleyenleri Allah ayırıyor ve onların korkmalarına gerek olmadığını, onların hesap günü üzülmeyeceğini bizlere bildiriyor. Yani Allah bu özellikleri taşıyan Ehli kitapla asla dost olmayın demiyor, tam tersine onlarla dost olmamızı istiyor. Kur’an dan şimdi vereceğim örnek ayet, aslında Ehli kitap arasında hangileri ile dost olabileceğimize çok daha açık örnek veriyor. Şimdide ona bakalım.

Mümtehine 8–9: Allah, sizinle din konusunda savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara İYİLİK YAPMANIZI VE ADALETLİ DAVRANMANIZI YASAKLAMAZ. Çünkü Allah, âdil olanları sever. Allah sadece, SİZİNLE DİN KONUSUNDA SAVAŞANLARI, SİZİ YURDUNUZDAN ÇIKARANLARI VE SİZİN ÇIKARILMANIZA YARDIMCI OLANLARI DOST EDİNMENİZİ YASAKLAR. Kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir. (Bayraktar Bayraklı meali)

Sanırım bu ayetten sonra, her şey çok daha net anlaşılmıştır. Bizler ne yazık ki ayetlerde geçen bir cümleye, hatta bir kelimeye rivayet inançlarımızın ışığında öyle anlamlar yükleyip inanıyoruz ki, Allah ın söylediğinin tam tersini anlıyor ve hayata geçiriyoruz.

Bakara 111 ve 112. ayetlerinde, YAHUDİ VE HIRİSTİYAN HARİÇ HİÇ KİMSE CENNETE GİREMEYECEK, dedikleri bilgisini veriyor. Allah da özellikle bu örneği Kur’an a iman eden Müslümanlara veriyor ve bakın nasıl bir cevap veriyor Allah, Ehli kitabın sözlerine.

“Sen de onlara de ki, “EĞER GERÇEKTEN DOĞRU SÖYLÜYORSANIZ, DELİLİNİZİ GETİRİNİZ.” BİLAKİS, KİM İYİLİK YAPARAK BÜTÜN BENLİĞİNİ ALLAH'A TESLİM EDERSE, ONUN ÖDÜLÜ RABBİNİN KATINDADIR. Öyleleri için ne bir korku vardır ne de üzüntü çekerler.”

Bu ayette Allah, hiç biriniz biz diğer Ehli kitaptan Allah huzurunda daha üstünüz, bizler cennete gireceğiz, sizler giremeyeceksiniz demeyin diyor. Ben sizin yaptıklarınıza bakarım, kendinizi temize çıkarıp, karşınızdaki kişileri suçlamayın diye açıklama getiriyor. Peki, bizler bu ve benzeri ayetlerden ders aldık mı? Elbette hayır, bizlerde tıpkı Ehli kitabın yaptığı yanlışları yapıyoruz ve diyoruz ki; “MÜSLÜMAN OLMAYAN CENNETE GİREMEZ.” Buradan da anlaşılıyor ki, bizlerin rehberi ne yazık ki Kur’an değil, ardı sıra gittiğimiz emin olamadığımız sözler, rivayetler olmuş. Konumuzla ilgili bir ayet örnek daha vermek istiyorum. Çünkü Allah bizlerden ismimizin ya da tabi olduğumuz toplumun ismi ile değil, yaptıklarımızın karşılığını huzuru mahşerde vereceğini, çok açık bakın nasıl anlatıyor bu ayette.

Ali İmran 75: Kitap ehlinden öylesi vardır ki, ONA YÜKLERLE EMANET BIRAKSAN ONU SANA ÖDER. Onlardan öylesi de vardır ki ONA BİR DİNAR VERSEN, DEVAMLI OLARAK BAŞINA DİKİLMEDİKÇE ONU SANA ÖDEMEZ. Onlar, “Cahillere karşı bize bir sorumluluk yoktur” dedikleri için böyle yapıyorlar ve Allah'a karşı bile bile yalan söylüyorlar. (Bayraktar Bayraklı meali)

Doğrusu bu kadar açık ayetten sonra, sanırım söyleyecek hiçbir şey yok. Konunun daha iyi anlaşılması ve Allah ın biz Müslümanların, Allah ın doğru yolunda giden ve Rabbimizin istediği şartları taşıyan Ehli kitapla, nasıl dostluklar kurmamızı istediği ayet üzerinde şimdide düşünelim.

Maide 5: Bu gün size temiz ve hoş şeyler helâl kılındı. KENDİLERİNE KİTAP VERİLENLERİN YİYECEKLERİ SİZE HELÂL, SİZİN YİYECEKLERİNİZ DE ONLARA HELÂLDİR. Mümin kadınlardan iffetli olanlarla, DAHA ÖNCE KENDİLERİNE KİTAP VERİLENLERDEN OLAN İFFETLİ KADINLAR DA, MEHİRLERİNİ VERMENİZ KAYDIYLA; EVLENMEK, ZİNA ETMEMEK VE GİZLİ DOST TUTMAMAK ÜZERE SİZE HELÂLDİR. Her kim de inanılması gerekenleri inkâr ederse, bütün işlediği boşa gider. Ahirette de o, ziyana uğrayanlardandır. (Diyanet meali)

Sanırım bu ayet son noktayı koydu. Allah kitap ehli arasında, Allah ın şartlarını taşıyan, doğru ve dürüst olanlar ile çok iyi dostluklar kurmamızı özellikle istiyor ki, ONLARLA YEMELİ İÇMELİ DOST OLMAMIZI İSTİYOR. Yetmiyor, Mümin kadınlardan yani iman etmiş Müslüman olmuş kadınlardan iffetli olanlar sizler için helaldir dedikten sonra, daha da ileri giderek bakın ne diyor tekrar hatırlayalım.

“DAHA ÖNCE KENDİLERİNE KİTAP VERİLENLERDEN OLAN İFFETLİ KADINLAR DA, MEHİRLERİNİ VERMENİZ KAYDIYLA EVLENMEK, ZİNA ETMEMEK VE GİZLİ DOST TUTMAMAK ÜZERE SİZE HELÂLDİR.”

Ayetin sonunda bir cümle var. “Her kim de inanılması gerekenleri inkâr ederse, bütün işlediği boşa gider” Burada bahsedilen, Allah ı bolca anan, onu yücelten ve ona karşı kulluk görevini yerine getirip, Allah'a ve âhiret gününe inananlar, doğru olanı emredip, eğri olandan uzak duranlar ve hayırlı işlerde birbirleriyle yarışanlar olarak anlamamız gerektiğini ayetlerden anlıyoruz. Bunun tersini yapanın yaptıkları boşa gidecektir.

Bizler karşımızdaki insanların, Allah katında imanlarını asla ölçemeyiz, değerlendirme yapamayız. Allah Necm 32. ayetinde bakın ne diyor.” ÖYLEYSE KENDİNİZİ TEMİZE ÇIKARMAYINIZ. O, ALLAH'A SAYGI DUYANI EN İYİ BİLENDİR.” Yine Maide 105. ayetinde şöyle uyarıyor bizleri.” EY İMAN EDENLER! SİZ, KENDİNİZİ DÜZELTMEYE BAKIN” Yine İsra 84. ayetinde: “YOLCA DAHA DOĞRU GİDENİN KİM OLDUĞUNU, RABBİNİZ DAHA İYİ BİLİR.

Bazı art niyetli kişiler, Bakara 107. ayetinde, Allah dan başka dostunuz yoktur diye geçiyor, Maide 55. ayetinde de, sizin dostunuz Allah tır, elçisidir ve Allah a boyun eğenlerdir diye geçiyor. Bu iki ayette tezatlık yok mu diye, Kur’an da çelişki aramaya çalışanları görürüz. Halbuki ayete daha dikkatle baktığımızda ve diğer ayetlerle karşılaştırdığımızda, Bakara 107. ayette, özellikle dikkat çeken, ALLAH DAN BAŞKA BİZLERE YARDIMCI OLMADIĞINI ANLATIYOR. Yani din ve imanımız adına bizlere yardım edecek, ardı sıra gideceğimiz, şefaat dileyeceğimiz yalnız Allah olduğu anlatılıyor. Maide 55. ayette ise, yaşadığımız normal hayatımızda gerçek dostlarımız sayılıyor ve özellikle Allah a boyun eğen, onun emirlerini yerine getirenler diye de açıklık getiriyor. Bu makalemde bu şartları taşıyan, azınlık olsa da Ehli kitabın içinde, böyle insanları da dost edinin diye ayetlerde geçtiğini açıkça gördük. Ayetlere Kur’an bütünlüğünde bakmadığımız takdirde, Allah ın ne anlattığını da doğru anlamamız mümkün olmayacaktır.

Sizlere üzerinde dikkatle düşünmenizi istediğim, bir örnek vermek istiyorum. Yahudi ve Hıristiyanlar inançlarını öyle batıl ve hurafelerle karıştırmışlardı ki, Allah göndereceği elçiyi, bunların arasından seçmedi ve hiçbir inanca sahip olmayan ÜMMİ olan Hz. Muhammedi seçti. Hatta hatırlayınız Allah peygamberimizden bahsederken, sen daha önce DİN İMAN NEDİR BİLMEZDİN, seni doğru yola biz ilettik diye özellikle bizlere bildiriyordu. Buradan şunu çok açık anlıyoruz, Allah katında önemli olan doğruların ve hakkın arayışında olmak ve batıldan hurafeden uzak durmaktır.

Lütfen biz Müslüman’ız, onun için biz cennete gideceğiz Yahudi ve Hıristiyanlar gitmeyecek diye, kendimizi kandırmayalım, pişman oluruz. Unutmayalım, Allah mahşer günü elçisinin şahitliğinde söyleyeceği o acı gerçeği şimdiden bizlere bildiriyor ve diyecek ki peygamberimiz; BENİM ÜMMETİM KUR’AN I TERK ETTİ. Ne dersiniz hala hiç korkmadan, kendimizden emin bir şekilde, biz Müslüman olduk, Allah ın en doğru yolunda gidiyoruz, onun için biz cennetliğiz, Yahudi ve Hıristiyanların hepsi cehennemlik, deme cesaretini hala gösterebiliyor muyuz? Karar sizin, imtihan sizin imtihanınız.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK
halukgta isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
halukgta Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
dost1 (19. January 2019)
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
alimi, fıkıh, kendilerini, müçtehid, zannedenlere


Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 10:28 AM.


Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
Hanifler - Kuran odaklı gerçek din islam