Tekil Mesaj gösterimi
Alt 3. May 2024, 05:19 AM   #19
Hasan Akçay
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Dec 2010
Mesajlar: 826
Tesekkür: 0
168 Mesajina 236 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 26
Hasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud ofHasan Akçay has much to be proud of
Standart

SAVUNMALAR

Ethem Baykara:
(albay, oğlu sanık)

Bir tabur komutanı ki kendisini selamlayan öğrencilerini
korktum diye emrine almaz,
bir alay komutanı ki hareket başlar başlamaz
gider genel kurmaya sığınır,
bir okul komutanı ki yıl içinde öğrencilere yaptığı
konuşmaları delil olsun diye kasede aldırır,
nöbetçi heyetinin o geceki kavuk sallayıcılığı malum...

Sonra da kalkar öğrencileri muhakeme edersiniz. Bu
masum öğrenciler kimlere paravan yapılıyor? Sanık
sandalyelerinde okul idaresini görmek isterdim ben,
öğrencilerin komutanlarını görmek isterdim.

Ben muhabere okulu komutanıyım, emrimde beş bin
asker var. Hükümet olayı önceden bildiği halde beni haber-
dar etmedi.

Yine de askerlerimi sabaha kadar sıkı kontrol altında tut-
tum, hiçbir olaya mahal vermedim. Peki benim askerlerim
de harp okulu öğrencileri gibi bir kör dövüşüne atılsaydı
ülkenin hali ne olurdu?


Haydar Demiraslan:
(avukat)

Bu öğrencilere ceza vermek hiçbir yarar sağlamaz. Ders ol-
sun, bir daha ihtilale kalkışılmasın mı denecek? Eğer devletin
başındakiler ehliyetsiz olursa...

Yargıç: Sadede gelin efendim! Sadede gelin!
Avukat: Müsade edin efendim, söyleyeceğim. Biz buraya ger-
çekleri söylemeye geldik. Gerçekleri söylemekte daima yarar
vardır.

Eğer devletin başındakiler ehliyetsiz ve çıkarcı olursa ve ülke-
de ihtilal ortamı yaratılırsa... ihtilal yine olur!


BİR ÇETE GİBİ

Ben savunmamı
kısa tuttum:

Efendim esas hakkındaki mütalâda benim mermi sandığı
taşıdığım Bircan Sevgör'den naklen öne sürülüyor. Ben
bunun isim benzerliği yüzünden, yanlışlık eseri olduğunu
Hasan Şenerbay'ın duruşmadaki sorgusu esnasında belirttim.

İkincisi o gece bizim
bir çete gibi
vuruşa vuruşa teslim alındığımız öne sürülüyor. Delil olarak
muhafız alayında düzenlenen bir tutanağa atıfta bulunuluyor.

Oysa Muhafız Alayı komutanı
kurmay albay İsmail Hakkı Bayındır
öğrencilerin nasıl teslim alındığıyla ilgili
sorunuzu şöyle cevapladı:

Onu onları bize getirenler bilir, ben bilemem. Esasen ben vuruş-
madan söz eden bir tutanak imzalamadım. Zaten o bir serlevha-
dır, serlevha diye her şey yazılabilir.

Öteki tanıkların söylediklerini de hatırlatayım.

Kur albay Orhan Çokdeğer: Tarım Bakanlığının önünde 15-20
öğrenci kendiliklerinden gelip bize teslim oldular. Yalnız içlerinden
biri silahını vermek istemedi. Zaten bence de bir askerin silahını
teslim edivermesi şerefli bir hareket sayılmaz. Bunların arasında
silahı doğru tutmasını bilmeyenler de vardı, biri cemseye binerken
kazayla ateş etti.

Yarbay Ziya Karahan: Tarım bakanlığının önünde 50-60 öğren-
ci kendiliklerinden gelip bize teslim oldular. Yalnız içlerinden bazıları
silahlarının alınmasına tepki gösterdiler. Bunları gruplar halinde mu-
hafız alayına ve başka yerlere sevkettik.

Efendim beratımı talep ediyorum.

Ardımdan Bircan Sevgör söz aldı, mermi sandığı konusunda benim
doğruyu söylediğimi belirtti, "Yanılmışım, özür dilerim" dedi.

Beni askerî ortaokuldan beri tanıyan bir öğretmenim
bu savunmamdan sonra
okulun avlusunda şunu söylemiş:
"Artık durumu en iyi olan grup Hasan ve yanındakiler."
Duyan bir arkadaş söyledi.

Savcının
esas hakkındaki görüşünü hazırlaması için 8 gün ara verildi.


ALDATILDIK EY HALKIM

Başbakan İsmet İnönü
harp okulu komutanı Aydemir'in 22 Şubat 1962'deki darbe girişimine
harbiyelilerin katılmasıyla ilgili olarak harbiyeliler aldatılmıştır der.

Bunun üzerine
aralarında asteğmenlerin de bulunduğu bazı harbiyeliler
Taksim'deki Atatürk anıtına
üzerinde harbiyeli aldanmaz yazan bir çelenk koyup tepkilerini
gösterirler. https://www.youtube.com/watch?v=_xO6CGE0gRc

Çelenk koyma olayını Ünal Çevik bu videoda anlatırken "biz aldanmadık,
aldanmadığımızı da ispat ederiz" diyor.

Ama aynı Aydemir'in 21 Mayıs 1963'teki darbe girişiminde biz aldandık
ve bunu sanık olarak oturduğumuz sandalyelerin arkalarına büyük harf-
lerle yazdık:

İBNE TALAT
1459 MASUM HARBİYELİ

O kadar aldandık ki
halaskar diye parlatılan Talat Aydemir'in
ibne talat olduğunu bile farkedemedik.

"vatan dedik hain olduk"
"millet dedik sanık olduk"
"hürriyet dedik mevkuf olduk"
"adalet dedik..."

Öldük ölümden birşeyler umarak
Bir büyük boşlukta bozuldu büyü
Nasıl hatırlamazsın o türküyü,
Gök parçası, dal demeti, kuş tüyü,
Alıştığımız bir şeydi yaşamak...


(Cahit Sıtkı Tarancı, ÖLÜMDEN SONRA)

Bizim ölümümüz okuldan alınıp götürülmemizdi,
sonrası: acımasız gerçeklerin dünyası.
Darbe dahil, darbeyi meslek edinmek dahil
her şeyin büyüsü orda bozuldu.

Hiç kimseye
"Ölmek ister misin?" diye sormazlar,
bize de sormadılar.
Kendimizi o boşluğun içinde bulduk.

Yine de safiyane bir şekilde
iyi şeyler olmasını bekledik.

Yalnızca kötü şeyler oldu:

Komutanlarımız bizi terketti,
komutanımız olmayan üstlerimiz
o geceyi
yelken açmak için
uygun rüzgarı beklemekle geçirdiler.

Ve gün ağarınca bizi suçladılar:

Ulan sen katilsin!
"Hayır, değilim!"
Katilsin katilsiiin.

Eşşek döver gibi dövdüler.

Aldandık kardeşim,
harbiyeli aldanmaz diye göğsümüzü şişire şişire aldandık.
Aldanmanın bedeli varmış... ödedik.


ÖLÜ KİMDİ ŞEHİD KİM?

Bazı gazetelere göre
olayda yer alan harbiyeliler hain
canını veren harbiyeliler ölü,
ama başkaları şehid imiş.

Terazinin ağır gelen kefesine
bir ağırlık daha koymaktı bu.
Yaralı kalblerimiz daha bi acıdı.

Tepki
duruşmada gösterildi:

Biz harbiyeliler aşağıya vatan için indik.
Canını verenler şehid mi oldu, öldüler mi
o hükmü Allah verir, insanlar veremez.


Gerçeği ise
hukuğu konuşturarak
yargıç açıkladı:

Size hiçkimse hain diyemez.
Duruşmalar devam ediyor,
mahkemenin kararını kimse bilemez.


Ve onlardan ne zaman söz etse
şehid dedi,
ve son kararda şehid denildi.


SAVCININ ESAS HAKKINDAKİ GÖRÜŞÜ

Sekiz gün sona erdi,
savcı mahkemeye
"esas hakkındaki görüş"ünü sunuyor.
Özetle talepleri:

-320 sanığın aklanması
-1139 sanığın 5 yıldan 15 yıla kadar ağır hapsi
ve kamu haklarından yasaklanması.

Savcı görüşünü okurken
yargıç tavanı seyretti,
sonunda "Tamam mı?" dedi,
alıp dosyaya koydu.

İlginç olan
en başta okunan iddianamede ne varsa
"esas hakkındaki görüş"te
nerdeyse aynen o vardı.

Tanıkların sanıklar lehindeki ifadeleri
hiçbir şeyi değiştirmemişti.
Örneğin bizim grubun vuruşa vuruşa teslim alındığı iddiası
"esas hakkındaki görüş"te aynen duruyordu
tanıkların iddiayı çürüten beyanlarına inat.

Yargılamanın en başından sonuna kadar
savcılar hep bu vurdum duymaz tavrı sergilediler.

Bunu ben de savunmamda kendimce dile getirdim.
Yüzümü savcıya çevirdim, savcıya baktım
ama "sayın savcı" demedim, "sayın savcıLIK" dedim.
Saygım makamaydı.

Duruşma yargıcı
başını eğdi,
gözleriyle anlıyorum dedi.
O andaki sezgim bu idi.

Tabi
disiplin de toz duman oldu.
Bağıra çağıra protesto edenler,
sandalyeleri tekmeleyenler,
birbirinin omuzunda ağlayanlar,
dışarı çıkanlar,
içeri girenler...

Displinden sorumlu subay
umut vermeye,
teselli etmeye çalışıyordu:

Arkadaşlar! Kendinizi bırakmayın.
O savcıdır,
şeker de verir çikolata da.
Onun dediği olacak değildir.


Salona okulun yeni komutanı tuğgeneral Burhan Ercan girdi,
herkes kediye yakalanmış fare oluverdi. Disiplin sağlandı.
.

Konu Hasan Akçay tarafından (7. March 2026 Saat 08:41 AM ) değiştirilmiştir. Sebep: ı
Hasan Akçay isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla