Kulluğun tek ölçüsü: Vahiy
Kulluğun Tek Ölçüsü : Vahiy
Kur'an'da, Musa'nın Rabbiyle buluşmak üzere Tur'a yönelirken kavminden önce davranıp acele ettiği anlatılır. Ancak dikkat çekici olan husus şudur: Bu acele, Allah'ın emriyle gerçekleşmiş bir davranış değildir; Musa'nın Rabbine duyduğu iştiyakın tabiî bir tezahürüdür. Nitekim Allah ona, "Kavmini geride bırakıp seni acele ettiren nedir?" diye sorar. Musa ise, "Rabbim! Senin hoşnutluğunu kazanmak için acele ettim." diye karşılık verir (Tâhâ 83-84). Kur'an bu olayı ne dinî bir ilke olarak takdim eder ne de örnek alınması gereken bir davranış biçimi olarak sunar. Aksine, Allah'ın rızasını istemek gibi ulvî bir niyetin bile, ilahî emrin yerine geçemeyeceğini hatırlatır. Çünkü kullukta belirleyici olan, niyetin samimiyetinden önce vahyin belirlediği sınırlar ve Allah'ın koyduğu ölçüdür.
Bu ilke, din adına ortaya konulan her söz ve uygulamanın değerlendirilmesinde de temel ölçüdür. Allah'ın kitabında hiçbir karşılığı bulunmayan sözler, dualar, fazilet listeleri ve çeşitli ritüeller, zamanla "ibadet", "sevap" ve "dinî görev" kisvesiyle dolaşıma sokulabilmektedir. Oysa bir amelin değerini belirleyen, insanlar arasında yaygınlık kazanması veya iyi niyetle yapılması değil; Allah tarafından emredilmiş olmasıdır.
İbadet, kulun Allah'a yaklaşmak için seçtiği bir yöntem değil; Allah'ın kuluna öğrettiği kulluk biçimidir. Bu sebeple Allah'ın emretmediği bir fiili ibadetleştirmek, ardından da o fiilden Allah katında sevap ve karşılık beklemek, kulluğun yönünü vahiyden beşerî tasarruflara çevirmektir. Çünkü Allah'ın vaad etmediği bir mükâfatı, O'nun emretmediği bir amele bağlamak, din adına Allah'ın söylemediğini söylemek anlamına gelir.
Vahye Teslimiyet ve Kulluğun Mahiyet
Allah'a kulluk; Allah dışında hiçbir kişi, kurum, ideoloji veya varlığı mutlak otorite kabul etmemek, hayatın ölçüsünü yalnızca Allah'ın vahyinden almaktır. Gerçek kulluk, kayıtsız şartsız itaati sadece Allah'a tahsis etmek ve O'nun indirdiği hükümleri hayatın her alanında yaşatmaktır.
Kulluğun mahiyeti, efendi-köle ilişkisinin temel mantığı üzerinden anlaşılabilir. Köle, efendisinin iradesini esas alır ve onun emrine göre hareket eder. Allah'a kulluk da bunun karşılığı olarak, yalnızca Allah'ın iradesini belirleyen vahye teslim olmak ve O'nun emirlerini hayatın içinde fiilen uygulamaktır. Bu nedenle kulluk, soyut bir inanç iddiası değil; vahyin belirlediği ölçüleri düşüncede, ahlakta ve amelde hâkim kılma bilincidir.
Vahiy hayatı yönettiği ölçüde kulluk da gerçekleşmiş olur.
Muhkem Ölçü ve Gerçek Teslimiyet
Müminin görevi yeni ibadetler üretmek değil, indirilmiş dini anlamak ve yaşamaktır. Hakikate ulaşmanın yolu, din adına üretilen söylemleri çoğaltmak değil; her inanç ve uygulamayı Kur'an'ın muhkem ölçüleriyle yeniden tartmaktır.
Gerçek teslimiyet, Allah'ın dinine ilavede bulunmakta değil; onu eksiltmeden, çoğaltmadan ve yalnızca Allah'ın belirlediği sınırlar içinde yaşamaktadır.
Melek Çeçen
|