Tekil Mesaj gösterimi
Alt 8. May 2013, 11:22 AM   #4
merdem
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Nov 2012
Mesajlar: 1.606
Tesekkür: 667
710 Mesajina 1.305 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 23
merdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud of
Standart

Alıntı:
hiiic Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Bir ayet dikkatimi çekti, akıl sahipleriyle ve öğüt alanlarla paylaşmak istedim.

HUD
107. Rabbinin dilediği hariç, (onlar) gökler ve yer durdukça o ateşte ebedi kalacaklardır. Çünkü Rabbin, istediğini hakkıyla yapandır.


Yani rabbin dilediği hariç kelimesi eğer bazı kimselerin cehennemden çıkacağı manasına geliyorsa aşağıdaki ayet ne manaya gelir?

HUD
108. Mutlu olanlara gelince, onlar da cennettedirler. Rabbinin dilediği hariç, gökler ve yer durdukça onlar da orada ebedi kalacaklardır. Bu (nimetler) bitmez, tükenmez bir lütuftur.


Yoksa Cennetten de çıkış mı var? Cennette mi bazıları için sonsuz değil?

Sevgiler.

Cehennem azabının geçici olduğunu savunanların delil olarak ileri sürdükleri bir diğer husus da En’âm ve Hud surelerindeki ayetlerde geçen “Allah’ın dilediği hariç” ifadesidir:



En’âm 128: O gün Allah onların hepsini oraya toplayacak ve “Ey cinler [şeytanlar] topluluğu! Siz insanlarla çok uğraştınız” diyecek. Onların insanlardan olan dostları da “Ey Rabbimiz! Biz birbirimizden faydalandık. Bizim için tayin ettiğin ecelin sonuna ulaştık” diyecekler. Allah da buyuracak ki: “Allah’ın dilediği hariç, içinde ebedî kalacağınız yer cehennem ateşidir.” Şüphesiz Rabbin hikmet sahibidir. Her şeyi bilendir.



Daha önce de söylediğimiz gibi, “Allah’ın dilediği hariç” ifadesi, her zaman ve her koşulda güç ve kudretin Allah’a ait olduğunu, O’nun dilediğini yapacağını vurgulayan bir ifadedir. Bu ifadenin cümlede bildirilen hükmün bir istisnası olduğuna işaret ettiğini düşünmek yanlıştır. Çünkü ayette Rabbimizin “En-nâru mesvaküm halidine fiha [Sizin ebedî kalacağınız ikametgâhınız ateştir].” sözlerine muhatap olanlar, “cinn” ve “ins”den şeytanlara tâbi olan kâfirlerdir. Rabbimiz ise, kâfirler için cehennemin ebedî olduğunu ve onların bağışlanmayacağını, Nisa suresinin 168, 169. ayetlerinde açıkça bildirmiştir. Dolayısıyla bu hükümde bir istisna olduğunu düşünmek, Nisa suresinin ayetleriyle çelişmek olur.



Hud; 106, 107: Bedbaht olanlar cehennem ateşindedirler. Onların orada öyle bir soluk alış verişleri vardır ki!Gökler ve yer durdukça onlar orada o ateşin içinde ebedî kalacaklardır. Ancak Rabbinin dilediği müstesna. Şüphesiz Rabbin dilediğini en üst seviyede yapandır.

Burada da, Hud suresinin 107. ayetinde geçen “Allah’ın dilediği hariç” ifadesinin, bir istisnayı işaret ettiğini düşünmek, aynı ayette geçen “halidine fiha” ifadesini “geçici bir süre” olarak kabul etmeyi gerektirmektedir. Oysa 108. ayete bakıldığında, cennet ve cennetliklerin durumunun da aynı sözcüklerle ifade edildiği görülmektedir:

Hud 108:

108Ve şu mutlu olanlara gelince, onlar da gökler ve yer durdukça ardı arkası kesilmeyen bir ikram olarak cennetin içinde sürekli olmak üzere kalacaklardır. –Ancak Rabbinin dilediği müstesnadır.–

Bu durumda her akleden kişi şu soruyu soracaktır: “Halidine fiha” ifadesi cennet için kullanıldığında “sonsuzluk” anlamına geliyor da niçin cehennem için kullanıldığında oranın “süreli” olduğu anlamına gelsin?

Cehennem azabının ebedî olması konusuna mantıkî açıdan bakıp sırf bu yönden itiraz edenler de olmuştur. Meselâ bazıları “Azap, doğuştan temiz ve günahsız olan insanın sonradan ürettiği kötülüklerle kirlenmesinden dolayı öngörülen bir temizlenme sistemidir. Azabın kendisi bizzat amaç değildir. Böyle olunca, günah işlemiş ve bu yolla kirlenmiş olanlar bu kirliliklerinden arındığında azapları da son bulacaktır. Bunun aksini düşünmek Allah’ın azap etmekten zevk aldığını iddia etmek olur. Böyle bir zevk, O’nun ulûhiyetinin şanına yakışmaz, Kur’an’ın verileriyle de bağdaşmaz” diyerek cehennem ve cehennem azabının ebedî olmadığını ileri sürmüşlerdir.

Dikkat edilirse, bu görüş, cehennem azabının günahları temizleyeceği varsayımına ve Allah’ın azap etmekten zevk almadığı gerçeğine dayandırılmıştır. Dolayısıyla bu görüşün tahlili de bu iki bakımdan yapılmalıdır.

Birinci olarak, bu görüş sahiplerinin gözden kaçırdıkları bir husus vardır: “Temizlenme” kavramı kirlenenler için kullanılabilir ama bizzat kendileri kir olanlar için söz konusu edilemez. Rabbimiz Tövbe suresinin 28. ayetinde “Müşrikler ancak necestir” demek suretiyle, cehennemlik olan müşriklerin doğrudan “pislik” olduğunu çok açık bir şekilde ifade etmiştir. Kendisi “neces” olanın temizlenmesi ise ancak tövbe ve iman ile mümkündür; üstelik bunun yeri de ahiret değil, dünyadır. Çünkü her insana bu fırsat dünyada verilmiş, tövbe etmeye tenezzül etmeyenlerin yerinin cehennem olacağı kendilerine dünyada iken bildirilmiştir. Bu bildirim Allah’ın vaadidir ve Allah asla vaadinden dönmez.
İkinci olarak, bu görüş sahiplerinin unuttukları bir başka husus daha vardır: “Zevk almak”, “duygusal davranmak”, “hislerine kapılmak” gibi davranışlar, yaratılmışların özellikleridir. Yaratıcı ise bunlardan beridir. O, insanlara tercihlerinin sonucu olan şeyleri daha onlar dünyada iken vaat etmiştir. Ahirette bu vaatlerini yerine getirmek suretiyle şaşmaz adaletini tecelli ettirecektir. Cehennemdeki azap Allah’ın suçlulara -hâşâ- kızması sebebiyle değil, önceden bildirilmiş vaadin yerine getirilmesi, adaletin sağlanması sebebiyledir. Yüce Allah, suçlulara önceden ilân ettiği cezaları vermek suretiyle adaleti sağlayacağını “intikam” sözcüğünü kullanarak birçok ayette bildirmiştir:

Maide 95:
95Ey iman etmiş kimseler! Siz, dokunulmaz iken/ hac görevini sürdürürken av hayvanı öldürmeyin. İçinizden kim kasten onu öldürürse, yaptığı işin vebalini tatması için, Ka‘be'ye ulaşacak bir hedy/ yiyecek olarak hediye edilen hayvan olmak üzere öldürdüğü hayvanın benzeri ona ceza olacak, –buna içinizden iki adaletli kişi hükmeder– yahut kefaret olarak miskinleri doyurmak yahut onun dengi oruç tutmaktır. Allah geçmişi affetmiştir. Fakat kim de tekrarlarsa, Allah yakalayıp cezalandırarak adaleti sağlar. Ve Allah, en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/mutlak galip olandır, suçluyu yakalayıp cezalandırarak adaleti sağlama ilkesi sahibidir.

Âl-i Imran 4:

3,4Allah, sana, sadece içinde konu edilenleri doğrulayıcı olarak bu kitabı hak ile indirdi. O, daha önce insanlara doğru yol kılavuzu olarak Tevrât'ı ve İncîl'i de indirmişti. Furkân'ı da O indirdi. Şüphesiz kâfirler; Allah'ın âyetlerini bilerek reddeden şu kimseler, çetin bir azap kendileri için olanlardır. Allah, en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/mutlak galip olandır, suçluları yakalayıp cezalandırmak sûretiyle adaleti sağlayandır.

İbrahim 47:

47O hâlde sakın Allah'ın, elçilerine olan vaadinden cayacağını sanma! Şüphesiz Allah, en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/mutlak galip olandır, suçluyu yakalayıp cezalandırarak adaleti sağlama ilkesi sahibidir.

Zümer 32:

32Öyleyse Allah'a karşı yalan söyleyen ve doğru kendisine geldiği zaman onu yalanlayandan daha yanlış; kendi zararlarına iş yapan kim olabilir? O kâfirler; Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddedenler için cehennemde bir sığınak yok mu!?

Zümer 37:

37Kime de Allah kılavuz olursa, artık onu da şaşırtan biri yoktur. Allah, çok güçlü, suçluyu yakalayıp, cezalandırarak adalet sağlayan değil midir?

Diğer taraftan, ahiretteki cezalar insanların dünyada işlediklerinin doğal sonuçlarıdır. Bu cezalar, dünyada iken haberli oldukları ama inanmadıkları şeylerdir:

Casiye 33:

33Ve işledikleri şeylerin kötülükleri kendilerine belli oldu ve onları, kendisiyle alaya aldıkları şeyler kuşatıverdi.

Bir insanın dünyada hayatı boyunca yaptığı işlerin sonuçlarıyla beraber yaşaması nasıl gayet olağan ise, ahiretteki ebedî hayatında da aynı işlerinin sonuçları ile beraber yaşaması o kadar doğaldır. Dolayısıyla, bu durumun adalet ve rahmetle hiçbir çelişkisi yoktur.

Bazıları da ahiret hayatının -özellikle de cennet ve cehennemin- ebedî olması ile “taaddüdü kudema” oluşacağını, yani ebedîliğin cennet ve cehenneme de izafe edilmesi ile sadece Allah’a ait olan bu özelliğin çoğalmış olacağını ileri sürmüşler ve bu sebeple cehennemin ebedî olması durumunun Kur’an’ın ulûhiyet anlayışına aykırı olacağını iddia etmişlerdir. Bu görüş sahipleri iddialarına Kasas suresinin 88. ayetindeki “Allah’ın zatı dışında her şey helâk olacaktır” ifadesi ile Rahman suresinin aşağıdaki ayetlerini kanıt olarak göstermişlerdir:

Rahman 26, 27:

26,27Yeryüzünün üzerindeki her kişi gelip geçicidir. Ve o celal ve ikram sahibi Rabbinin bizzat Kendisi baki kalır.

Öncelikle belirtmek gerekir ki, cennet ve cehennemin ebedî olması kesinlikle bir “taaddüdü kudema” değildir. Çünkü ahiret âlemi, cennet ve cehennem irade ve kudret sahibi bir varlık değil, bizzat Allah tarafından kulları için yaratılmış şeylerdir. Dolayısıyla bunların ilâhlık iddiasında bulunmaları söz konusu olamayacağından, bu durumun Kur’an’ın ulûhiyet anlayışına ters olması da söz konusu değildir.
Konuya delil getirilen Kasas suresinin 88. ayetinin tamamı ise şöyledir:

Kasas 88:

88Ve Allah ile beraber başka bir tanrıya yalvarma. O'ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O'nun Zatından başka her şey yok olacaktır. Yasa-ilke, yalnızca O'nundur. Siz de ancak O'na döndürüleceksiniz.


Görüldüğü gibi, ayette Allah’tan başka ilâhlara, ölümlü olmaları sebebiyle inanılmaması gerektiği, Allah’ın ise baki olduğu bildirilmektedir. Yani, ayetteki o ifadenin, getirilmek istenen anlamla bir ilgisi yoktur.

Rahman suresinin 26, 27. ayetlerinde ise tamamen dünya ile ilgili gerçekler dile getirilmekte ve dünyada var olan her şeyin kıyamet ile yok olacağı vurgulanmaktadır. Bu ifadelerin ahiretle, cennet ve cehennemle bir ilgisi yoktur.
Biz, dünyaya ve içindekilere geçici olma özelliği veren Yüce Allah’ın ahirete de devamlı olma özelliği verdiğine inanıyor, eğer durum bunun aksi olsaydı, insanların bu müşkülünü asla belirsizliğe bırakmayıp Kur’an’da açıkça beyan etmiş olurdu diye düşünüyoruz. Bu konu asrısaadette de böyle anlaşılmış ve kabul edilmiş olmalı ki, cennet ve cehennemden sonra ne olacağı hakkında peygamberimize tek bir soru bile sorulmamış, literatürde buna ilişkin hiçbir rivayet yer almamıştır.

Netice olarak; cehennem de, cehennemdeki azap da daimidir.


Hakki Yilmaz
merdem isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
merdem Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
dost1 (8. May 2013)