hanifler.com Kuran odaklı dindarlık  

Go Back   hanifler.com Kuran odaklı dindarlık > İMAN > İslam ve Müslüman > Müslüman

Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt Bugün, 09:24 AM   #1
pramid
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Sep 2010
Mesajlar: 984
Tesekkür: 191
556 Mesajina 1.179 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 26
pramid has much to be proud ofpramid has much to be proud ofpramid has much to be proud ofpramid has much to be proud ofpramid has much to be proud ofpramid has much to be proud ofpramid has much to be proud ofpramid has much to be proud of
Standart Kalplerin Savaşı 🔥

Kalplerin Savaşı 🔥


Cahiliye Taassubuna Karşı Allah'ın İndirdiği Sekine

Kur'an-ı Kerim, insanlık tarihindeki büyük savaşların yalnızca meydanlarda değil, her şeyden önce kalplerde yaşandığını öğretir. Tarihin akışını değiştiren kırılmaların temelinde çoğu zaman kılıçlar değil; kibir, öfke, taassup ve hakikate karşı gösterilen direnç vardır. İnsan zaferi çoğu zaman karşı tarafı yenmek olarak görür. Oysa Kur'an'ın zafer anlayışı önce kalbin fethedilmesini, nefsin arındırılmasını esas alır. İlahi yardım da önce dış şartları değil, insanın iç dünyasını değiştirerek tecelli eder.

Hiçbir medeniyet önce surlarını kaybetmedi.

Hiçbir savaş önce meydanlarda başlamadı.

Önce kalpler teslim oldu.

İşte bu yüzden Kur'an, dışarıdaki düşmandan önce içerideki düşmanla mücadeleyi emreder. Bu iç düşmanın adı hamiyyetü'l-câhiliyye yani cahiliye taassubudur. Allah, bu karanlık ruh hâlinin tam karşısına ise sekineyi, takvayı ve tevhidi yerleştirir.

Bu büyük hakikat Fetih Suresi'nin 26. ayetinde şöyle ilan edilir:

"İnkâr edenler kalplerine cahiliye taassubunu yerleştirdiklerinde Allah, Resulünün ve müminlerin üzerine sekinesini indirdi; onları takva sözüne bağlı kıldı. Onlar buna en layık ve en ehil kimselerdi. Allah her şeyi hakkıyla bilendir."

Bu ayet yalnızca Hudeybiye gününü anlatmaz.

İnsanlığın psikolojik anatomisini anlatır.

Orada iki ordu karşı karşıya değildir.

İki kalp karşı karşıyadır.

Bir tarafta hamiyyetü'l-câhiliyye...

Diğer tarafta sekine...

Bir tarafta insanın nefsini ilahlaştırması...

Diğer tarafta Allah'ın kalbe indirdiği huzur...

Ve ayetin bütün ağırlığı şu gerçeğin içinde gizlidir:

Allah savaşın sonucunu değiştirmeden önce kalplerin içeriğini değiştirmiştir.

Cahiliye Bilgisizlik Değildir
Bugün "cahiliye" denildiğinde çoğu insan eğitimsizliği anlar.

Oysa Kur'an'ın cahiliyesi diploma meselesi değildir. Kalp meselesidir. Hudeybiye'de Mekke müşrikleri bilgisiz değildi. Ticaret biliyorlardı. Diplomasi biliyorlardı. Şiir biliyorlardı. Siyaset biliyorlardı. Kâbe'yi yönetiyorlardı.

Fakat hakikate teslim olamıyorlardı.

Demek ki gerçek cehalet bilgi eksikliği değil, hakikati bildiği hâlde ona teslim olamama hastalığıdır.

Kur'an bu psikolojiyi Müddessir Suresi'nde son derece canlı tasvir eder:

"Sonra yüzünü ekşitti, kaşlarını çattı. Sonra arkasını döndü ve büyüklük tasladı."

İnkâr önce akılda başlamaz. Kalpte başlar. Kibir aklı esir aldıktan sonra insan delil aramaz; kendi inadını savunacak gerekçeler üretmeye başlar.

Bakara Suresi de bu hastalığın toplumsal yönünü gösterir:

"Allah'ın indirdiğine uyun denildiğinde, 'Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız.' derler."

Sorun gelenek değildir.

Sorun geleneğin hakikatin önüne geçirilmesidir.

Taassup düşünmez.
Taassup araştırmaz.
Taassup dinlemez.
Yalnızca kendi yankısını işitir.
Bugün de insanın en büyük putu çoğu zaman taştan yapılmış değildir.

Kendi fikridir.
Kendi mezhebidir.
Kendi hocasıdır.
Kendi cemaatidir.
Kendi ideolojisidir.
Kendi partisidir.
Kendi kavmidir.
Kendi egosudur.
Putlar değişmiştir.
Taassup değişmemiştir.
Taassubun Merkezi Beyin Değil Kalptir
Allah çok dikkat çekici bir ifade kullanır:

"Kalplerine cahiliye taassubunu yerleştirdiler."

Neden "zihinlerine" demez?

Çünkü taassup bilgiyle oluşmaz.

Bağlılıkla oluşur.

İnsan çoğu zaman yanlışını savunduğu için değil, yanlışına bağlandığı için değişemez.

Kalp bağlanınca akıl delil üretmeye başlar.

Bu yüzden Kur'an sürekli "kalpleri mühürlenmiştir" buyurur.

Çünkü mühürlenen akıl değildir.

Akıl çalışmaya devam eder.

Fakat kalp hakikate kapanmıştır.

Allah Öfkeye Karşı Delil Değil Sekine İndirdi
Hudeybiye'de müşriklerin kalpleri öfke ve gururla doluydu.

İnsan bekler ki Allah yeni bir mucize göstersin.

Yeni bir kitap indirsin.

Yeni bir delil göndersin.

Fakat öyle olmadı.

Allah sekine indirdi.

Çünkü bazen insanın en büyük ihtiyacı bilgi değildir. Sükûnettir.

Öfkeli insan delil dinlemez.

Kibirli insan mucize görmez.

Taassup içindeki insan hakikati seçemez.

Önce kalbin yatışması gerekir.

İşte sekine budur.

Sekine sıradan bir huzur değildir.

Korku anında cesaret...
Kriz anında denge...
Belirsizlik içinde güven...
Öfke karşısında vakar...
Allah'ın vaadine tam teslimiyet hâlidir.
Kur'an'da sekinenin daima en kritik zamanlarda indiğini görürüz.

Hicret sırasında mağarada...

Hudeybiye'de...

Müminlerin imanını artırmak için...

Demek ki Allah dış şartları değiştirmeden önce insanın iç dünyasını güçlendirir.

Sekine Pasiflik Değildir
Bugün birçok kişi sekineyi yanlış anlıyor.

Sanki hiçbir şeye tepki vermemek...
Sessiz kalmak...
Geri çekilmek...
Oysa Hudeybiye bunun tam tersidir.

Müminler hazırlıklıdır.

Cesurdurlar.

Kararlıdırlar.

Fakat öfkeleri akıllarını yönetmez.

Sekine;

sinirlenmemek değildir.

Siniri yönetebilmektir.

Korkmamak değildir.

Korkunun esiri olmamaktır.

Acı çekmemek değildir.

Acının içinde bile Allah'a güvenebilmektir.

Takva Sözü: Kriz Anında Kimliğini Korumak
Ayet dikkat çekici bir sıra takip eder.

Önce sekine...

Sonra takva sözü...

Bu tesadüf değildir.

Çünkü huzur olmadan takva yaşanamaz.

Öfkeli insan adaletli olamaz.

Kin taşıyan insan merhametli davranamaz.

Kibirli insan tevhide teslim olamaz.

Takva sadece bilgi değildir.

Takva, Allah tarafından dengelenmiş bir kalbin hayat tarzıdır.

Birçok müfessir "takva sözü"nü Kelime-i Tevhid olarak açıklamıştır.

Fakat Kur'an bütünlüğünde bu ifade bundan daha geniştir.

Takva sözü;

kriz anında kimliğini kaybetmemektir.

Öfkeye yenilmemektir.

Düşmana benzememektir.

Ahde sadık kalmaktır.

Adaletten ayrılmamaktır.

Hudeybiye bunun en büyük örneğidir.

Müminler ağır görünen şartları kabul ettiler.

Nefis bunu zayıflık görebilirdi.

Fakat Allah bunun adını "fetih" koydu.

Çünkü takva anlık gururu değil, ilahi hikmeti tercih etmektir.

Maide Suresi bunu evrensel bir hukuk ilkesi hâline getirir:

"Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adil olun. Bu takvaya daha yakındır."

Cahiliye taassubu düşmanı şeytanlaştırır.

Takva ise düşmana karşı bile adaleti korur.

Gerçek Fetih Şehrin Değil Kalbin Fethidir
Hudeybiye günü dışarıdan bakıldığında bir başarı gibi görünmüyordu.

Kâbe'ye girilemedi.

Umre yapılamadı.

Anlaşmanın maddeleri ağırdı.

Hatta bazı sahabeler bunu anlamakta zorlandı.

Fakat Allah aynı olaya "Fetih" adını verdi.

Neden?

Çünkü Allah şehirleri fethedilmiş saymaz.

Kalpleri fethedilmiş sayar.

Mekke iki yıl sonra fethedildi.

Fakat Hudeybiye günü fethedilen şey Mekke değildi.

Müminlerin nefisleriydi.

Öfkesini yenemeyen insan şehir fethetse bile mağlup sayılır.

Nefsini fetheden insan ise gerçek galiptir.

Allah Kime Sekine İndirir?
Ayet cevap veriyor:

"Onlar buna en layık ve en ehil kimselerdi."

Demek ki sekine rastgele inmiyor.

Allah'ın yardımı rastgele değildir.

Bu sorunun cevabını aynı surenin Rıdvan Biatı'nı anlatan ayetinde buluyoruz:

"Allah onların kalplerinde olanı bildi; bunun üzerine üzerlerine sekine indirdi."

Sıralama değişmez.

Kalp...

İhlas...

Sekine...

Fetih...

İnsan dış görünüşü görür.

Allah ise kalpteki sadakati bilir.

Sekine ihlas isteyen bir lütuftur.

Teslimiyet isteyen bir lütuftur.

Allah'ın İlmi ve Teslimiyet
Hudeybiye günü insanlar sadece bugünü görebiliyordu.

Allah ise geleceği görüyordu.

Kısa süre sonra anlaşıldı ki o anlaşma Mekke'nin fethinin kapısını açmıştı.

İşte bu yüzden ayet şöyle biter:

"Allah her şeyi hakkıyla bilendir."

Bakara Suresi bu hakikati evrensel bir ilke hâline getirir:

"Olur ki hoşlanmadığınız bir şey sizin için hayırlıdır. Hoşlandığınız bir şey de sizin için şer olabilir. Allah bilir, siz bilmezsiniz."

İşte sekinenin temeli budur.

Kendi sınırlı bakışımıza değil,

Allah'ın sonsuz ilmine güvenebilmek.

Günümüzün En Büyük Cahiliyesi
Bugün insanlar putlara secde etmiyor olabilir.

Ama fikirlerine secde ediyorlar.

Hakikati aramıyorlar.

Taraflarını savunuyorlar.

Delili tartmıyorlar.

Kim söylediğine bakıyorlar.

Kur'an'ın yerine aidiyetlerini koyuyorlar.

Sosyal medya bunun en büyük laboratuvarıdır.

Bir söz doğru olduğu için paylaşılmıyor.

Bizden olduğu için paylaşılıyor.

Bir söz yanlış olduğu için reddedilmiyor.

Karşı taraftan geldiği için reddediliyor.

Hamiyyetü'l-câhiliyye bugün dijital çağın ekranlarında yaşamaya devam ediyor.

Kur'an'ın Gösterdiği En Büyük Mucize
Biz mucize denildiğinde denizin yarılmasını bekliyoruz.

Göğün açılmasını bekliyoruz.

Meleklerin görünmesini bekliyoruz.

Kur'an ise daha büyük bir mucize gösteriyor.

Öfke dolu bir kalbin affedebilmesi...

Kin dolu bir insanın merhamet edebilmesi...

İntikam fırsatı elindeyken adaletle davranabilmesi...

İşte bunların her biri, insanın içinde gerçekleşen ilahi inkılaplardır.

Çünkü denizi Allah yarar.

Fakat kalbini Allah'a açmayı insan seçer.

Allah da o tercihe karşılık sekinesini indirir.

Sonuç: Kalpler Fethedildiğinde Tarih Değişir
Bugün Mekke surlarının önünde değiliz.

Fakat her gün kendi nefsimizin Hudeybiye'sindeyiz.

Her tartışmada...

Her öfkede...

Her kırgınlıkta...

Her haksızlıkta...

Kalbimize iki ses gelir.

Biri:

"Gururunu koru."

Diğeri:

"Allah'a güven."

Birincisinin adı hamiyyetü'l-câhiliyyedir.

İkincisinin adı sekinedir.

İnsanlığın kaderini değiştiren savaşlar meydanlarda değil, bu iki ses arasında verilen kararlarda kazanılır veya kaybedilir.

Fetih Suresi bize şunu öğretir:

Allah önce şehirleri fethetmez.

Önce kalpleri fetheder.

Kalbi fethedilen insan, öfkesini adalete; kibrini tevazuya; taassubunu hakikate teslimiyete dönüştürür.

İşte gerçek fetih budur.

Mekke'nin fethi tarihte bir kez yaşandı.

Fakat kalbin fethi, kıyamete kadar her müminin önünde duran ilahi davettir.

Hudeybiye'nin en büyük zaferi, kapıları açılan bir şehir değil; Allah'ın sekinesiyle açılan kalplerdi.

Gerçek medeniyet de...

Gerçek adalet de...

Gerçek kulluk da...

İşte oradan başlar.

www.dersvekuran.blogspot.com
pramid isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
kalplerin, savaşı

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 06:43 PM.


Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
Hanifler - Kuran odaklı gerçek din islam