hanifler.com Kuran odaklı dindarlık  

Go Back   hanifler.com Kuran odaklı dindarlık > YARATILIŞ > Yaratılış > Kainat ve Alem

 
 
Seçenekler Stil
Alt Bugün, 09:21 AM   #1
pramid
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Sep 2010
Mesajlar: 984
Tesekkür: 191
556 Mesajina 1.179 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 26
pramid has much to be proud ofpramid has much to be proud ofpramid has much to be proud ofpramid has much to be proud ofpramid has much to be proud ofpramid has much to be proud ofpramid has much to be proud ofpramid has much to be proud of
Standart Olağanın İhtişamı

Olağanın İhtişamı

Mucizeyi Yanlış Yerde Aramak

"Mucize" denildiğinde çoğumuzun zihninde doğa kanunlarının radikal bir biçimde askıya alındığı, fiziğin sustuğu olağanüstü sahneler canlanır. Ateşin yakmaması, ayın ikiye yarılması, denizin ikiye yarılması, kuru bir asanın canlı bir yılana dönüşmesi veya ölülerin dirilmesi gibi olaylar, popüler dindar algıda ilahî kudretin en büyük, hatta yegâne göstergeleri olarak kabul edilir. Bu bakış açısına göre bir olayın ilahî değer kazanması, onun "doğaüstü" olmasına bağlıdır.

Fakat Kur'an-ı Kerim’e bütüncül bir perspektifle bakıldığında, ezber bozan bir durum ortaya çıkar. Vahiy, insanlığı en çok bu tür anlık ve istisnai olaylara değil; her gün, her saniye gözlerinin önünde gerçekleşen ama alışkanlık perdesi yüzünden sıradanlaşan olaylara bakmaya çağırır. Güneşin doğması, yağmurun inmesi, anne karnındaki embriyonun safha safha gelişmesi, kuşların gökyüzünde süzülmesi ve kupkuru bir topraktan rengârenk bitkilerin fışkırması Kur'an’da sürekli ve ısrarla birer "ayet" (delil/işaret) olarak sunulur.

Bu durum, zihniyet dünyamızda köklü bir revizyon yapmayı gerektiren şu temel soruyu gündeme getirir: Kur'an gerçekten mucizeyi doğa düzeninin tahrip edilmesi olarak mı sunmaktadır, yoksa modern ve geleneksel insan mı onu yalnızca bu dar çerçeveye sıkıştırarak okumaya alışmıştır?

1. İlahî Delil Düzenin Kendisidir: Sünnetullah ve Ölçü
Kur'an'ın evrene, kozmosa ve maddeye ilişkin dili baştan sona son derece tutarlı bir nedensellik ve nizam vurgusuna sahiptir. Vahye göre evrende hiçbir şey başıboş, tesadüfi veya kaotik değildir; aksine her şey hassas bir matematiksel formülle, yani bir "kader" (ölçü) ile var edilmiştir.

"Güneş ve Ay bir hesaba göre hareket etmektedir." (Rahmân, 5)

"Biz her şeyi bir ölçü (kader) ile yarattık." (Kamer, 49)

"O, gökten suyu bir ölçü ile indirendir." (Zuhruf, 11)

"...Allah'ın sünnetinde (koyduğu evrensel kanunlarda) asla bir değişiklik bulamazsın." (Fâtır, 43)

Bu ayetlerin ortak ve gür sesi nettir: Evren, sürekli arıza yapan ve ilahî müdahalelerle yamanan kaotik bir sistem değildir. Aksine evren, Allah’ın her an koruduğu, gözettiği ve işlettiği kusursuz bir düzenin adıdır.

Burada felsefi bir soru sormak kaçınılmaz hale gelir: Eğer Yaratıcı, Kendi varlığını ve sonsuz kudretini sürekli inşa ettiği ve övdüğü bu "değişmeyen düzen" üzerinden kanıtlıyorsa, neden en büyük delillerini bizzat Kendi kurduğu bu düzeni bozarak, onu ortadan kaldırarak göstersin?

Belki de bizim "doğa kanunlarının iptali" veya "fiziğin çöküşü" olarak yorumladığımız olağanüstü olaylar, gerçekte Allah’ın kozmosa koyduğu geniş düzenin içerisinde gerçekleşen, fakat sebep-sonuç zincirini henüz insan aklının ve bilimsel müktesebatının çözemediği ilahî tasarruflardan ibarettir. Kur'an, tam olarak bu bilinmeyen, arkasındaki ilahî iradenin doğrudan müdahil olduğu saklı mekanizmayı bir "ayet" olarak önümüze koymaktadır.

2. Kur'an Olayın Mekanizmasını Değil, Mesajını Anlatır
Kur'an-ı Kerim incelendiğinde ilahi üslubun çok net bir yöntemi fark edilir: Vahiy, mucize olarak adlandırılan olayların teknik, fiziki veya laboratuvar ayrıntılarıyla neredeyse hiç ilgilenmez. Olayın laboratuvarda nasıl modelleneceğinden ziyade, o olayın tarihsel ve ahlaki olarak neden meydana geldiğini, insana ne söylediğini anlatır. Bu bilinçli bir tercihtir; çünkü Kur'an bir fizik, jeoloji veya kimya kitabı değil, bir hidayet rehberidir. Metnin sustuğu yerde aşırı fantastik yorumlar üretmek ne kadar yanlışsa, Kur'an'ın anlatmadığı fiziksel detayları doğrudan "doğa kanunlarının yok edilmesi" ilan etmek de metne söylenmeyen şeyi söyletmektir.

İbrahim’in Ateşi: Yakıcılığın Sınırı ve İlahî Himaye
Geleneksel tefsir ve popüler anlatılarda en çok sorulan soru şudur: "Ateş nasıl oldu da Nebimiz İbrahim'i yakmadı? Hidrojen ve oksijen bağları mı koptu, yoksa ateş bir anda buza mu dönüştü?" Oysa Kur'an’ın yöneldiği ve bizi yönlendirdiği odak burası değildir. Vahiy sadece şunu söyler:

"Ey ateş! İbrahim'e karşı serin ve esenlik ol, dedik." (Enbiyâ, 69)

Kur'an burada ateşin kimyasal yapısını bozduğunu açıklamaz, termodinamik yasalarının iptal edildiğine dair teorik bir tartışmaya girmez. Çünkü odak noktası nesne olarak ateş değil, özne olarak Allah'ın kulunu yalnız bırakmaması ve korumasıdır.

Daha da önemlisi, Kur'an terminolojisinde "nâr" (ateş) kelimesi sadece odunların yanmasıyla oluşan fiziki alev anlamına gelmez; aynı zamanda yakıcı azaplar, öfke patlamaları, savaşlar, toplumsal fitneler ve helak edici siyasi güçler için de bir metafor olarak kullanılır (Örn: “Ne zaman savaş için bir ateş yaksalar, Allah onu söndürür”, Mâide, 64).

Dolayısıyla İbrahim’in ateşten kurtulması kıssası; Şehrin ileri gelenleri’nin harladığı o devasa zulüm, baskı ve yok etme mekanizmasının (fiziki veya mecazi ateşin), Allah'ın emriyle inanan insan için nasıl bir "esenlik yurduna" (selamete) dönüştüğünü gösterir. Ayet insanı olayın fiziksel mekanik yapısında boğulmaya değil, ilahî korumanın sarsılmaz hakikatine güvenmeye çağırır.

Musa ve Deniz: Kapanan Yolların İçindeki Çıkış
Benzer bir yaklaşım Nebilerimizden Musa’nın denizi geçişi kıssasında da karşımıza çıkar. Kur'an; suyun moleküler düzeyde hangi kuvvetiyle dikildiğini, denizin tabanındaki jeolojik yapıyı, o esnada bir gelgit (medcezir) olayının yaşanıp yaşanmadığını veya sismik bir hareketle bir kıyı bariyerinin çöküp çökmediğini anlatmaz. Rüzgârın hızını veya suyun yüksekliğini hesaplamaz.

Kur'an’ın verdiği yalın ve sarsıcı mesaj şudur: bütün yollar tamamen kapandığında, Allah müminler için hiç umulmadık bir yerden bir çıkış yolu açmıştır.

Kıssanın amacı insanlığa hidrodinamik veya jeoloji öğretmek değil; tarihsel sıkışmışlıklar içinde boğulan insana, Allah’ın mutlak tasarrufunun ve adaletinin eninde sonunda bir çıkış kapısı (Mahrac) yaratacağını göstermektir.

3. Biyolojinin Korunması: Meryem Kıssası
Belki de Kur'an’ın bu "düzen içinde mucize" yaklaşımını en berrak şekilde ortaya koyan anlatım Annemiz Meryem kıssasıdır. Nebilerimizden İsa’nın bir babası olmadan dünyaya gelişi, kuşkusuz olağanüstü bir başlangıçtır, bir ilk var oluştur. Ancak bu başlangıcın ardından gelen doğum süreci, tamamen insani ve biyolojik yasalar tahtında ilerler.

Kur'an bize mitolojik öykülerdeki gibi bir anda gökten düşen veya bir büyüyle beliren bir bebek anlatmaz. Aksine; hamileliğin getirdiği fiziki ağırlığı, zamanın normal seyrinde akışını, doğum sancısının verdiği o şiddetli insani acıyı, lohusa bir kadının tutunma ihtiyacı duyduğu hurma ağacını, beslenmesi için yanı başında akıtılan suyu, çekilen yalnızlığı ve annelik psikolojisini en ince ayrıntısına kadar resmeder (Meryem Suresi).

Bu insani vurgu bize şunu söyler: Mucize, biyolojinin ve insani doğanın toptan ortadan kaldırılması, iptal edilmesi değildir. Tam tersine, Allah’ın zaten yaratmış olduğu biyolojik düzenin, yine O'nun iradesiyle sıfır noktasından başlatılmasıdır. Mucize, düzenin yok edilmesi değil; o düzenin başlangıç düğmesine doğrudan Allah’ın basması ve sürecin yine O'nun koyduğu tabii kanunlarla yürütülmesidir.

4. "Ben de Sizin Gibi Bir Beşerim": Peygamberliğin İnsani Doğası
Kur'an’ın indiği dönemin müşrik zihniyetine bakıldığında, onların genel "mucize" ve "peygamber" algısının tamamen doğaüstülük üzerine kurulduğu görülür. Onlar; gökten altın hazineler indiren, yanı başında melek dolaşan, yemeyen, içmeyen, ölümsüz ve tabiat kanunlarını oyuncağa çeviren insanüstü bir peygamber figürü talep ediyorlardı (İsrâ, 90-93).

Kur'an, insan merkezli olmayan bu fantastik mucize beklentisini sürekli ve sert bir biçimde reddeder. Peygamberin şahsında tüm insanlığa şu gerçeği haykırır:

"De ki: Ben de ancak sizin gibi bir beşerim. (Fakat) bana ilahınızın yalnızca tek bir ilah olduğu vahyolunuyor." (Fussilet, 6)

Bu ısrarlı vurgu, sadece ahlaki bir tevazu ifadesi değildir; vahyin temel yöntemini açıklar. Allah, insanların dikkatini peygamberlerin etten kemikten oluşan bedenlerine, onların biyolojik olağanüstülüklerine veya tabiatı altüst eden şovvari güçlerine değil; getirdikleri vahyin olağanüstü ahlakına, akliliğine, adaletine ve kalpleri dönüştüren hakikatine çekmektedir. Asıl mucize peygamberin biyolojisi değil, o biyolojinin taşıdığı ilahî kelamdır.

5. Kur'an'a Göre En Büyük Ayetler ve Kaybolan Hayret
Kur'an terminolojisinde "ayet" kelimesi, sadece mushaftaki yazılı cümleleri ifade etmez; dış dünyadaki (âfâk) ve insanın kendi iç dünyasındaki (enfüs) tüm varlık nişaneleri birer ayettir. Kur'an’ın insanı tefekküre davet ederken sıklıkla listelediği sahneleri hatırlayalım:

Gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesi,

Bulutların tonlarca ağırlıktaki suyu gökyüzünde taşıması,

Rüzgârların aşılayıcı bir güç olarak esmesi,

Karnındaki karanlık bölmelerde safha safha şekillenen embriyo,

Küçücük bir arının muazzam bir mimari ve kimyayla bal üretmesi,

Kuşların gökyüzünde yerçekimine meydan okurcasına süzülmesi...

Ve bu harikulade tabloların hemen ardından şu sarsıcı nakarat gelir: "Şüphesiz bunda aklını kullanan bir topluluk için ayetler (kesin deliller) vardır." (Ra'd, 4).

Dikkat edilirse bu sayılanların hiçbiri birer doğaüstü kırılma değildir; hepsi her gün, her an etrafımızda yaşanan sıradan olaylardır. Buradan çıkaracağımız en net manifestolardan biri şudur: Kur'an'a göre mucize, alışılmadık ve fantastik olan şey değil; her an gözümüzün önünde cereyan ettiği için alıştığımız, kanıksadığımız ve bu yüzden artık fark etmediğimiz "olağan" şeylerdir.

Sonuç: Asıl Mucize Sürekliliktir
Muazzam bir makinenin bir saniyeliğine durması, dişlilerinin kırılması veya tersine dönmesi elbette sıra dışıdır ve dikkat çeker. Fakat trilyonlarca hassas parçadan, galaksilerden, atom altı parçacıklardan oluşan devasa bir evren sisteminin, milyarlarca yıldır tek bir saniye bile şaşmadan, birbirine çarpmadan, kusursuz bir uyumla çalışmaya devam etmesi kıyas kabul etmeyecek kadar büyük bir kudret delilidir.

Kur'an, insanı işte bu kesintisiz sürekliliği düşünmeye çağırır. Çünkü her sabah bıkmadan doğan güneş, her nefeste harika bir diferansiyelle çalışan akciğerlerimiz, vücudumuzda her saniye hatasız gerçekleşen milyonlarca hücre bölünmesi ve gökten hayat getiren her bir yağmur damlası, Allah’ın evrende "her an yaratma halinde" (Rahmân, 29) olduğunun canlı işaretleridir. Evren kendi kendine dönen mekanik bir saat değildir; her an ilahî irade (Kayyûm sıfatı) tarafından ayakta tutulan dinamik bir mucizedir.

İnsan, olağanı "sıradan" sandığı, tanıdık bulduğu şeyleri küçümsediği için hayret duygusunu kaybeder. Kur'an ise tam bu noktada devreye girerek insandaki o körelmiş hayret hissini yeniden inşa eder. Vahiy, bizi fantastik doğaüstü olayların peşinden koşarak teslim olmaya değil; her an içinde yüzdüğümüz olağan düzenin arkasındaki ilahî ihtişamı, aklımızı kullanarak fark etmeye davet eder. En büyük mucize, düzenin bozulması değil; ilahî iradenin o muazzam düzeni her an sevgi, rahmet ve ölçüyle ayakta tutmasıdır.

www.dersvekuran.blogspot.com
pramid isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
 

Bookmarks

Etiketler
olağanın, İhtişamı

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 05:37 PM.


Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
Hanifler - Kuran odaklı gerçek din islam