![]() |
|
|
|
|
#1 | |
|
Uzman Üye
Üyelik tarihi: Aug 2009
Mesajlar: 933
Tesekkür: 110
268 Mesajina 414 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 18 ![]() ![]() |
Alıntı:
Burada beşer diye kastettiğiniz kimseyi asker arkadaşınız gibi bile dillendiremediğinizi, ona gereken saygın sözü edemediğinizi görebiliyormusunuz? Bu, beşer bizim kendi canımızdan çok sevmemiz gereken ve rabbin elçilik görevi verdiği bir kimsedir. Dolayısıyla, bu kimse rabbimizin elçisi olan özel bir kimsedir ve bu nedenle de hareketleri sizin iddia ettiğiniz gibi sadece kendisini bağlamaz. Onun hareketlerinden; insan vasfı gereği, şahsi ihtiyaçlarını karşılayacak hareketleri dışında kalanları, islama mal edilecek hareketlerdir. Bu nedenle, dinle ilgili uygulamalarını bilmek, öğrenmek onun zamanında yaşamış olsaydık bir zorunluluk olmalıydı... Ancak, şimdi ne yazıkki onun hareketlerini araştırmanın anlamı yoktur. Çünkü, bulunacak her sonuç sadece bir ihtimalden öteye gitmeyecek, bu ihtimale göre yapılacak davranışda spekülasyondan öteye geçmeyecektir. Kaldıki, elçinin kuranı nyaşadığı, kurandan yaşadığı bilinince, davranışlarını araştırmak için özel zaman ayırmaya gerek kalmaz. Çünkü, kuranla yaşayan, kurandan yaşadığı müddetçe elçinin davranışlarına göre de yaşamış olduğunu bilmelidir. 2- Bu din Allahın dinidir. Muhammedin değil. Din tabiki peygamberlerin değildir. Onların her biri ayrı bir din getirmemiş sadece, insanlar yaratıldığından beri insanlar için belirlenmiş tek hak din olan islamın şeriatını getirmişlerdir. Muhammede, İsa'ya yada Musa'ya uyanlar, bunların kendi kitaplarından ve kendi kitaplarının kabul ettiklerinden başkalarına uymamaları nedeniyle, yine başka kaynaklarada uymamalıdır. Dolayısıyla, bu peygamberlere uyanlar yanlış durumda olamazlar. Ancak, örneğin Muhammedin ümmeti olduğu için, Muhammed peygamberi diğer peygamberlerden üstün çıkarmak için çaba harcayanlar Muhammedi de olmazlar. Bu nedenle, aslında dini yanlış yaşayanların, bizlerce musevi, isevi, muhammedi diye adlandırılmaları da yanlıştır. Gerçek musevi, musa gibi yaşayan, isevi isa gibi yaşayana denmeliydi. Halbuki, tam tersine bunlar gibi yaşamayan ümmetlerine denmiştir. Bu gün gelinen noktada, bu yanlışa rağmen, böylesi kabul gördüğünden isevi, musevi kimselerin, islam olmadığını bilmek yeterlidir. Aynı zamanda, henüz isevi ve musevi gibi yanlış durumda olanların bu isimlerle adlandırma hatasına düşmeden, muhammed peygambere uyan gerçek müslümanların ise ötekiler gibi muhammedi olarak adlandırılmaları yanlışına düşmeyelim. selamlar, aorskaya Konu aorskaya tarafından (10. October 2012 Saat 10:57 AM ) değiştirilmiştir. |
|
|
|
|
|
|
#2 | ||
|
Uzman Üye
Üyelik tarihi: Sep 2010
Mesajlar: 976
Tesekkür: 191
556 Mesajina 1.179 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 26 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Alıntı:
مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَىٰ Arkadaşınız sapmadı da, azmadı da. Necm 2; EVET ARKADAŞIM Allayıp pullayıp Allahın haşa habibi(sevgilisi) mi yapsaydım. Bizler onun tebliğ ettiğine salatlar yapmaktayız. Zira böyle emrolunduk Alıntı:
Konu pramid tarafından (10. October 2012 Saat 12:56 PM ) değiştirilmiştir. |
||
|
|
|
| pramid Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler: | hiiic (12. October 2012) |
|
|
#3 | ||
|
Uzman Üye
Üyelik tarihi: Aug 2009
Mesajlar: 933
Tesekkür: 110
268 Mesajina 414 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 18 ![]() ![]() |
Alıntı:
Mâ dalle sâhıbukum ve mâ gavâ. selamlar, Bir kaç meale bakarak karşı tarafı okumamakla itham edebilmek ne kadar güzel değilmi kardeşim? Ama, mealcilerin çevirisinde geçen arkadaş, senin anladığın arkadaş anlamında değildir. Yada, arkadaşın bizim anladığımız şekliyle anlaşılacağını düşünemeyen mealcilerin "sahibu" kısmını arkadaş diye çevirmeleri yanlıştır. Bu ayette mealcilerin arkadaş şeklindeki çevirileri gerçekte; "sahibiniz, (aslında din bakımından bağımlı olduğunuz konumunda bulunan) yani "(muhammed) sapmamıştır ve azmamıştır..." şeklinde olmalıydı. Hani şu "emret sahip" diyaloğundaki sahip varya, o anlam verilecek şekilde çevirilmeliydi. Yada, "arkadaş" yerine "çok iyi bildiğiniz", yahutta "çok iyi tanıdığınız" şeklinde meal edilmeliydi. Halbuki, bildiğimiz arkadaş anlamı kastedilseydi, "sahibu" yerine "sadiku" الأصدقاء denmesi gerekirdi. Kaldıki, ilk yazında, bildiğimiz arkadaş tavrında dahi yazmamıştın. Hatırlarsan; "davranışları kendini bağlayan beşer" nitelemesi yapmıştın ki, bu da sıradan arkadaşı değil yabancıyı anlatır değilmi? Her neyse, bu konu üzerinde daha fazla polemiğe düşülmesine gerek yoktur. Ahzab Suresi 6.ayette şöyle buyurulur: “Peygamber müminlere kendi canlarından daha yakındır" Siz de bu bilinçte ve kabulde iseniz, şu ana kadar peygambere yaklaşım konusundaki tartışmalarımız, kendinizi iyi ifade edemediğiniz için olmuş olur ve bunu bir beyanla düzeltebilirsiniz. O zaman yanlış anlamalarda olmaz. Alıntı:
Onlar kurana ters bir şeyler yapmış olabilirlermi acaba! Kaldıki aynı şeyi ben sana; "resuller arasında ayrım yapmamaktan, onların rivayetlerine de bakmak gerektiğini anlayıp, bunları gerçekten yapıyormusun?" diye sorsam cevabın ne olur? Kardeşim, resuller arasında ayrım yapmamak, zamanımızda her birinin rivayetlerini bulmak ve onları kabul etmek değil, her birinin kendine verilen görevi layıkıyla yerine getiren ve rabbimiz katındaki saygın yerini alan kimseler olduğunu bilerek, bazılarını bazılarına üstün tutmadan kabul edebilmemizdir. selamlar, aorskaya Konu aorskaya tarafından (10. October 2012 Saat 03:11 PM ) değiştirilmiştir. |
||
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| arzı, hadislerin, kurana |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|