![]() |
|
|
#1 |
|
Uzman Üye
Üyelik tarihi: Sep 2010
Mesajlar: 980
Tesekkür: 191
556 Mesajina 1.179 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 26 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
KUR'AN'DA KULAK HIRSIZLIĞI: HAKİKATİN TAMAMINI DEĞİL, BİR PARÇASINI ALMANIN TEHLİKESİ
Giriş: Kulak Hırsızlığı Nedir? Kur'an'da dikkat çeken ifadelerden biri "istirâku's-sem'" yani kulak hırsızlığıdır. Geleneksel tefsirlerde bu kavram çoğunlukla şeytanların göğe yükselip meleklerin konuşmalarını dinlemeye, gayb haberlerini çalmaya çalışmaları ve ardından bir alev topuyla uzaklaştırılmaları şeklinde yorumlanmıştır. Ancak Kur'an'ın kendi kavram örgüsü ve semantik dünyası içinde meseleye baktığımızda, insanı ve bilgi ahlakını doğrudan ilgilendiren daha derin bir anlam katmanı ortaya çıkar. Çünkü Kur'an dilinde "işitmek" yalnızca fiziksel bir ses algısı değildir. İşitmek; anlamak, kabul etmek, kalben şahit olmak ve gereğini yerine getirmektir. "Şüphesiz bunda, kalbi olan yahut şahit olarak kulak veren kimse için bir öğüt vardır." (Kaf 50:37) "Onlar sözü dinlerler ve onun en güzeline uyarlar." (Zümer 39:18) Demek ki vahyin dilinde işitme, bilgiyle kurulan meşru ve ahlaki bir ilişkidir. O halde kulak hırsızlığı da yalnızca kozmik bir gizlice dinleme eylemi değil; hakikate ait bir bilgiyi parçalayarak, meşru olmayan bir yöntemle ele geçirme ve onu bütününden koparıp kendi amaçları için kullanma hastalığına işaret etmektedir. İşitmek ve İsim Arasındaki Bağ Kur'an'ın dilsel örgüsünde dikkat çekici bir ilişki bulunmaktadır. İşitmek anlamındaki سَمِعَ (semi'a) ile isim anlamındaki اِسْم (ism) aynı ses ailesini paylaşır. İsim, yalnızca bir etiket değildir. Bir şeyi duyulur, tanınır ve bilinir kılan işarettir. Bu açıdan bakıldığında kulak hırsızlığı sadece bilgi çalmak değildir; hakikatin adını duymak fakat mahiyetini kavramamaktır. Şeytan Allah'ı bilir. Rabbin kudretini bilir. Ahireti bilir. Fakat bildiği hakikate teslim olmaz. Dolayısıyla Kur'an'da bilgi ile hidayet aynı şey değildir. Asıl mesele işitilen hakikatin insanı dönüştürmesidir. Şeytanın Yöntemi: Hakikati Yok Etmek Değil, Parçalamak Kur'an'da şeytanın insan üzerinde zorlayıcı bir gücü olmadığı defalarca belirtilir: "Benim sizin üzerinizde hiçbir zorlayıcı gücüm yoktu. Ben sadece sizi çağırdım, siz de bana uydunuz." (İbrahim 14:22) Bu nedenle şeytanın yöntemi hakikati tamamen yok etmek değildir. Onun yöntemi hakikati parçalamaktır. "Böylece biz her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. Bunlar aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar." (En'âm 6:112) Kur'an'ın eleştirisi tam da bu noktadadır: "Kur'an'ı parçalara ayıranlar..." (Hicr 15:91) Buradaki "adîn" ifadesi bölmek, parçalamak anlamına gelir. Vahiy bir organizma gibidir. Bir uzuv bütünden koparıldığında anlamını kaybettiği gibi, ayetler de bütün Kur'an'dan koparıldığında taşıdıkları hikmeti yitirebilir. Kulak hırsızlığı işte tam burada ortaya çıkar: Hakikatin tamamına teslim olmak yerine, içinden sadece işine gelen kısmını almak. İlk Kulak Hırsızı İblis miydi? Kur'an'a göre İblis'in problemi bilgisizlik değildir. O Allah'ın varlığını, Rabbinin kudretini ve ahireti bilir. Fakat Allah'ın emrini değerlendirirken hakikatin yalnızca bir kısmını dikkate alır: "Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın." (A'râf 7:12) İblis yaratılış maddesine odaklanır. Fakat Allah'ın seçmesini, emrini ve hikmetini görmezden gelir. Yani bütünü değil, yalnızca kendi işine gelen kısmı alır. Bu açıdan bakıldığında ilk kulak hırsızlığı belki de gökte değil, İblis'in zihninde gerçekleşmiştir. Çünkü o hakikatin tamamını değil, kendi nefsini destekleyen bölümünü dinlemiştir. Bir Kısmını Alıp Bir Kısmını Terk Etmek Kur'an bu insanî zaafı şöyle teşhis eder: "Yoksa kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz?" (Bakara 2:85) İnsan çoğu zaman hakikatin bütününe teslim olmak istemez. Kendisine uygun gelen parçaları seçer. Merhameti alır, adaleti bırakır. Özgürlüğü alır, sorumluluğu terk eder. Rahmeti alır, hesabı unutmak ister. Bu durum kalbinde eğrilik bulunanların karakteristik davranışıdır: "Kalplerinde eğrilik bulunanlar fitne çıkarmak ve kendi yorumlarını üretmek için müteşâbih olanların peşine düşerler." (Âl-i İmrân 3:7) Kulak hırsızları, kitabın omurgasını oluşturan muhkem ayetleri geri plana iterken kendi tezlerini destekleyen parçaları öne çıkarırlar. Kulak Hırsızlığının Sonucu: Mezhepleşme ve Hizipleşme Kur'an'ın eleştirdiği şey düşünmek değildir. Kur'an'ın eleştirdiği şey hakikatin mülkiyetini iddia etmektir. "Dinlerini parça parça edip fırkalara ayrılanlar var ya..." (En'âm 6:159) "Her hizip kendi yanında bulunanla sevinmektedir." (Mü'minûn 23:53) Buradaki problem bilgisizlik değildir. Problem, bütünden alınan küçük bir parçanın mutlak hakikat ilan edilmesidir. Böylece vahiy insanı Allah'a götüren bir rehber olmaktan çıkar ve hiziplerin bayrağına dönüşür. Cin Suresi ve Koruma Altına Alınan Evrensel Mesaj Kur'an'da Cin Suresi'nde çok dikkat çekici ifadeler bulunmaktadır: "Biz göğe dokunduk da onu güçlü bekçiler ve şihaplarla doldurulmuş bulduk." (Cin 72:8) "Eskiden dinlemek için oturacak yerler bulurduk; şimdi kim dinlemeye kalksa kendisini gözetleyen bir şihap buluyor." (Cin 72:9) Burada "cin" kavramını yalnızca görünmeyen metafizik varlıklar şeklinde değil, kelimenin temel anlamlarından biri olan "uzak kalanlar, yabancılar, gizli kalanlar" çerçevesinde değerlendirdiğimizde yeni bir tablo ortaya çıkmaktadır. Artık hakikat parçalar halinde çeşitli kaynaklardan devşirilecek bir bilgi değildir. Kur'an ile birlikte tüm insanlığa gönderilen mesaj doğrudan korunma altına alınmıştır. Hakikate ulaşmak isteyenler artık kulak hırsızlığı yapmak zorunda değildir. Çünkü korunmuş mesaj insanların önüne açık şekilde konulmuştur. Dolayısıyla Cin Suresi'ndeki bu anlatım şöyle de okunabilir: Vahyin son ve evrensel formu geldikten sonra hakikatin parçalarını çalmaya dayalı dönem kapanmıştır. Artık insanlığın önünde bütünüyle korunmuş bir kaynak bulunmaktadır. Hucurât 6 ve Tebeyyün İlkesi Kur'an kulak hırsızlığının panzehirini de verir: "Bir fasık size bir haber getirirse onu araştırın." (Hucurât 49:6) Kulak hırsızlığı; eksik, kırpılmış ve bağlamından koparılmış bilgidir. Kur'an'ın çözümü ise tebeyyün yani araştırmak, doğrulamak, bütünü görmek. Duyulan her şeyi sahiplenmek değil; onu hakikatin bütünü içinde sınamaktır. Şihap Neden Kulak Hırsızlarını Takip Ediyor? Kur'an şöyle der: "Ancak kulak hırsızlığı eden olursa onu parlak bir şihap takip eder." (Hicr 15:18) "Bir söz kapan olursa onu delip geçen parlak bir alev takip eder." (Saffât 37:10) Şihap kelimesi yalnızca yakıcı ateşi ifade etmez. Aynı kök parlaklık, beyazlık ve ışık anlamlarını da taşır. Bu durumda şihap sadece cezalandıran ateş değil; hakikatin karanlığı delen ışığı olarak da okunabilir. Kulak hırsızı hakikatin küçük bir parçasını çalar. Fakat bütünden gelen ışık onun eksikliğini ortaya çıkarır. Hakikat sonunda parçalanmış yorumu delip geçer. Şeytanın En Büyük Başarısı Yaygın kanaatin aksine şeytanın en büyük başarısı insanı bütünüyle inkâra sürüklemek değildir. Daha tehlikeli olan şudur: İnsanı hakikatin yalnızca bir parçasıyla meşgul edip bütünü unutturmak. Çünkü bütünü reddeden kişi eksikliğini fark edebilir. Ama parçayı bütün zanneden kişi yanıldığını fark etmeyebilir. Kur'an'ın tarif ettiği en büyük hüsranlardan biri budur: "Onların dünya hayatındaki çalışmaları boşa gitmiştir; oysa onlar güzel işler yaptıklarını sanıyorlardı." (Kehf 18:104) Çalınan Bilgiyle Ateş Yakmak ve Güç Devşirmek Kulak hırsızlığının insan sosyolojisindeki en tehlikeli tezahürü, çalınan bu eksik bilginin bireysel çıkarlar, kibir ve güç arzusu için bir sermayeye dönüştürülmesidir. Kulak hırsızı, vahiyden kopardığı o tek kelimeyi veya yegane ayeti alıp kendi karanlık dehlizine götürür. Orada o bilgiyi kendi nefsani arzularıyla harmanlar, manipüle eder ve onunla kendi sahte ateşini yakar. Bu ateş, insanları aydınlatan ilahi bir nur değil; etrafına destekçiler toplamak, kitleleri peşinden sürüklemek ve kendi otoritesini kurmak için yakılmış fitne ve taklit ateşidir. Tıpkı Bakara Suresi 17. ayette betimlenen o ibretlik sahne gibi: "Onların durumu, bir ateş yakan kimsenin durumuna benzer. Ateş onun çevresini aydınlattığı zaman, Allah onların nurlarını giderir ve onları karanlıklar içinde bırakır." Kulak hırsızı, vahyin saygınlığını kullanarak kendisini bir hidayet rehberi gibi pazarlar. Hakikatin sadece işine gelen, insanları ajite edebileceği ya da kendi menfaatini koruyabileceği kısmını bir bayrak gibi sallar. Toplumlar, onun elindeki o "küçük hakikat kırıntısına" aldanarak peşine takılırlar. Oysa o kırıntı, bütünden koparılmıştır ve artık besleyici değil, zehirleyicidir. Kendi etrafında topladığı taraftarlar ve alkışlayan kalabalıklar, kulak hırsızının hırsızlığını meşrulaştırmaz; aksine parçalanmış bilginin ürettiği karanlığı daha da derinleştirir. Sonuç: Modern Dünyanın Kulak Hırsızları Kur'an başka bir ayette şöyle der: "Kelimeleri yerlerinden kaydırıp tahrif ederler." (Mâide 5:13) Kulak hırsızının yaptığı şey tam olarak budur: Bağlam suikastı. Ayetin öncesini ve sonrasını görmez. Kur'an'ın bütünlüğünü dikkate almaz. Kelimeleri yerinden sökerek kendi ideolojisinin, cemaatinin veya kişisel menfaatinin hizmetine verir. Kur'an perspektifinden bakıldığında kulak hırsızı yalnızca semanın derinliklerinde dolaşan mitolojik bir varlık değildir. Bugünün dünyasında kulak hırsızı; Hakikatin tamamına teslim olmak yerine işine gelen kısmını seçen, Ayetleri bağlamından koparıp kendi dünyevi saltanatı için basamak yapan, Vahyi hizip, güç ve mezhep kavgalarının malzemesi haline getiren, Bilgiyi kendisini dönüştüren bir emanet değil, etrafına müritler toplayıp başkalarını yargılayan bir silah olarak kullanan kişidir. Ve Kur'an'ın uyarısı zamansızdır: "Ancak kulak hırsızlığı eden olursa onu parlak bir şihap takip eder." Belki de o şihap gökten gelen bir meteor veya ateşten önce, hakikati parçalayan insanın kendi içinde tutuşturduğu o sahte kibir ateşidir. Çünkü insan cehenneminin odununu çoğu zaman dışarıda değil; kendi seçmeci okumalarında, kendi menfaat hırslarında ve hakikati parça parça eden kulak hırsızlığında biriktirmektedir. www.dersvekuran.blogspot.com |
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| hırsızlığı, kulak |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|