hanifler.com Kuran odaklı dindarlık  

Go Back   hanifler.com Kuran odaklı dindarlık > EKONOMİ > İnfak > Cimrilik

Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 23. October 2011, 03:30 PM   #1
galipyetkin
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Sep 2011
Mesajlar: 1.458
Tesekkür: 105
574 Mesajina 958 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 24
galipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud of
Standart Cimrilik

Cimrilik-Âl-i İmran-180


Hak din mensubu olduğunu farz eden bir insan sosyo ekonomi politik üzerinde(idari ve ekonomik işler konusunda) tefekkür etmelidir. Önce cimriliğin gerçek anlamını doğru bir şekilde öğrenmeli. Sonra iktisadi-ekonomik sistemlerden hangisinin cimrilik olduğunu bilip ondan hem bireysel bazda ve hem de devlet siyaseti olarak kaçınmalıdır.

Cimrilik bir kimsenin kendisi için harcamaması değil, aksine "kendisine ve iyaline" bakmakla yükümlü olduğuna harcadığı kadar aharı/başkalarını da infak etMEmesidir. Hak din buna cimrilik der.

Batıl din mensuplarının cimriliğe yükledikleri fiiller baska, hak din ana kaynaklarının yüklediği anlam başkadır. Allah, cimriliğin karşıtlığına muhsin der. Muhsinler ise Kur'an’da tanımlanmıştır. Geceli gündüzlü infak eden ve yine gizliden ve açıktan devamlı verenlerdir. Böyle yapmayıp, kendisine layık gördüğü her hayrı başkasına nitelik ve nicelikçe eşit olarak istemeyenler/vermeyenler cimridirler.

Hak dinin ekonomi politikasının anayasa ilkesi, en detaylı şekilde "Haşr–9." ayette verilmiştir. Ama yeteri kadar deşifre edilmediğinden bu ümmet hâlâ özelleştirmecileri(Fi Sebilullah karşıtlarını) dindar zannetmektedir. Çünkü ilmi kaynağından değil, çoğunluğu hasis olan müellif yazar/çizer takımından ve kulaktan duymuştur. Onun için de Ankebut–67 ayette gayb haberi olarak haber verilen “çarpılma” olayı gerçekleşmiştir. İçerde iç sömürgenler ve bunların İşbirlikçiliğiyle emperyalistler tarafından çarpılmaktadır. Çünkü özelleştirme ve borçlandırma furyasıyla hıyanet edenleri kendinden bilmiştir. Çünkü ''hak din ekonomi politikası''nın özelleştirme olmadığını, aksine kamulaştırma olduğunu, zaten sebilin de bu anlamı taşıdığını ana kaynaklar üzerinde kafa yorarak öğrenmeyi ihmal etmiştir. Kendisine itidâlin üzerinde “fazladan” nimet verilip varsıllaştırılanlar bunu lehlerine zannetmesinler. Bu onların denenmesi içindir. Yani "Mu'minun-4/Fissulet-7. ve Nahl–71" ayetleriyle, belirlenenin üzerindeki fazlayı vererek ve infak ederek, kavam(ihtiyaç) miktarında/seviyesinde yaşama farzını yerine getiriyor mu?, yoksa cimrilik yaparak nimete küfrediyor mu? diye.

Bu sınavı kazanan çıkmadığı halde insanların gafilleri "itidal"in üzerinde rızık isteme gafletini sürdürürler. Bu ümmet bu konuda yeteri kadar uyarılmamıştır. Çünkü pozitif zühde(mal üretip de fazlayı zimmetinde tutmamaya) yönelik sosyal devletin farziyeti anlatılmadığından pasifist züht(üretmeden geçinme/budist rahipleri gibi bağışlarla/avantadan geçinme) düzeyinde kalmış ve bu da bu kesimi giderek el açar duruma getirmekten başka bir sonuç vermemiştir. Pozitif züht ise özelleştirmenin reddi ve sebilleştirmenin ilkeleşmesidir. Çoğunluk liberalist olmayı ve ihtiyaç fazlasını infak etmeme cimriliğini benimseyerek kapitalist üretimin şartı olan "kârı sermayeye ekleyerek" varsıllaşmakta bir sakınca görmemiştir. İşte aşağıdaki ayet bize “Kime çok verilmişse, bu cimriler gibi kendi lüksüne değil, aksine mizanda vezin fazlasını(Mu'minun:4/Fissulet:7- Nahl:71) başkalarına aktarıp vebalden kurtulmak içindir” diyen hak dinin sosyo ekonomi politik ilkesini bize bildiren çokça ayetlerden birisidir.

“Allah'ın fazl-u kereminden kendilerine verdiği şeylerde cimrilik edenler, bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Bilakis bu onlar için bir şer’dir. Cimrilik ettikleri şey Kıyamet günü boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. Allah işlediğiniz şeylerden haberdardır.(Ali imran–180)

Nefis cimridir. Nefsin cimriliğinden korunmak ise kavam miktarını aşmayan ve ihtiyaç içinde bulunan insanlardan bir toplum oluşturmak ve karşılıklı yardımlaşma üzerine sosyal siyaset uygulamaktır. İşte buna Ensar toplumu denilir. "Lağv ehli/örten yorumcular" böyle mi derler? Ensar Medine’nin yerli halkı, muhacir olmayanları der keser atarlar.

Cimri olmayanları tanımlamaya devam eden ayet bize onların ceplerini doldurduktan sonra verenler değil, bilakis ihtiyaç içindeyken verenler diye tanımlar. Yine onlar semirmeyenler, aksine kendilerini zayıflatanlardır. İşte böyle yapmayanlar cimrilerdir.

Bu ayet tamamen deşifre edilmemiştir. Bunun için de özelleştirmek sebile karşı gelmek olduğu halde, özelleştirmeler İslam geçinen bir ülkede hala siyasi destek buluyorsa, kabahat herkestedir; hem cimri din bilginlerinde ve hem de bilgiyi kaynağından öğrenmeyen sözde dindarlarda. Haşr–9. ayet kavramları ayrıca açıklanmaya muhtaçtır.

Gerek bu sistemin adamını gerekse bunun üzerini örten söz ehli vahy yorumcusunun, teorisyenlerin ve bilumum hırsız dalkavuklarının durumunu burada görebiliriz. Bu hal maalesef ateistlerin değil, dindar görünen ve Allah’a iftira edenlerin şerli halleridir. Yani ikiyüzlülerin, münafıkların halini bize anlatır. Çünkü zulmü meşrulaştırmak için dinden referans uyduranlar ve liberalist oldukları halde kendilerini dindar olarak takdim edip göz boyayanlar hak dininin en tehlikeli düşmanlarıdır. Çünkü sebile (İşlerin kamu eliyle yapılması ve bütün nimetlerin iştirak haline kullanılması) ilkesini lağv etmişlerdir. Dikkat edin bu yalancılar ''hem laik hem dindar olunmaz'' diye bağıra bağıra bir yerlerin yırtarlar, hem de liberal-kapitalisttirler.

Oysa hak din özel mülkü ihtiyaç duyulan miktarla sınırlamış: bir mesken, bir binit, bir yardımcı ve onun da ücretle değil, nısıf-eşit pay üzerinden paylaşılarak emeğinin karşılığının verilmesi. İşte feodalizm, aristokrasi, oligarşi ve liberalizm bu sınırlara tecavüz eden batıla inananların yoludur. Kapitalizm verilmesi gerekenin verilmeyip sermayeye katılarak insan hakkının yenmesi, onun üzerinden kâr sağlanmasıdır. Buna izin veren ve üstelik teşvik edenler cennetin kokusunu bile duyamazlar. Zaten Ankebut suresi bunların cehennemlik olduğunu haber vermiştir(Bkz.Ankebut–68). Çünkü liberalizmde hamiyet, merhamet ve adalet yoktur.

Ve Allah’a karşı yalan uyduran yahut kendisine geldiğinde, hakkı yalanlayandan daha yanlış; kendi zararlarına iş yapan kim olabilir? Kâfirler; Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddedenler için cehennemde bir yer mi yok! (Ankebut-68)

Liberalizmin boş sözler ve boş ümitlerle insanları ekâbirlerin peşine takan ve mutlu bir azınlık yaratan ve bunların refahının bedelini geniş halk kitlelerine ödeten, kendisine bakiye ayırarak insanların hakkını vermeyen veya çok az veren sosyo ekonomi sistem olduğunu biliyoruz. Bu hal her Nebinin ölümünden kısa zaman sonra tersine çevrilen din ekonomi politiğidir ki, bu konuda Resulullah’ın deyişi denilen şu atasözünü verelim: ”Her peygamber sonrası çıkan ihtilafta dalalet ehli galip gelmiştir”. İşte herkes üzerinde bulunduğu dinin gerçek ekonomi politiğinin ''Nezr-kendini adama'' üzere olduğunu dalalet ehlinin onu talaka(ferdiyetçiliğe-ayrımcılığa) çevirdiğini bilmelidir. Çünkü feodalizm ve liberalizmin insanları şahıslara bağımlı hale getirerek köleleştirdiğini, onun için kölelik sistemine son vermek için de Muhammed'in elçi seçildiği ve Kur'an'ın indiğini herkes Araf–157. ayetin çok açık anlamından kolayca çıkartır. Sen hala kamuculuğa(Fi sebilullah) son verip, özelleştirmeyi bayrak yapanları mümin zannedersen hüsranı kendin istemiş olursun. Çünkü Hak dinde faaliyet(girişimcilik-serbest meslek) ''Mu'minun:4/Fissulet:7-Nahl:71'' karşılığı ve insanları infak etmek amacına yönelik olursa ancak meşrudur. Kâr ve varsıllaşmak amaç ve sonucuyla yapılan liberalist(ferdiyetçi) sitem ve kapitalist üretim tarzı mübah değildir. Hidayet ehli anlar, dalalet ehli ise inadına devam eder. Bu hep böyle olmuştur. Cehennem boş ve yakıtsız kalacak değil ya.

Müminler özel sektör ve kâr amacı ile meta ve eşya üretmekten vazgeçerler. Aile ekonomisi için olan üretim, meta üretimi değildir. Ticaret malı ve itidalin üzerinde kâr getirenler bu guruba girer. Bunu bireysel olarak yapmazlar. Kamu işletmelerine ise bir yasak ve sınır yoktur

Müminlerin vazgeçip hükümsüz bıraktıkları işleri şöyle özetleyebiliriz. Müminler ganimet için büyük ordular veya metalarını pazarlamak için kamu işletmeleri dışında, ticaret adamı ve şahıslara ait kâr amaçlı şirketler kurmazlar. Donanmalarını göndererek limanlarını onlara açtırıp, mallarına Pazar olmaları için baskı yapmazlar. Müminler mal-mülk hırs ve tamahını içlerinden atmışlardır. Bunun için gereken mekanizmaları kurup mülkü özelleştirmekten vazgeçip tam tersine devletleştirerek halkın sömürülmediği işyerleri açıp buna uygun hükümet edecekleri seçmeleri gerekir..

Bu hastalıklardan kurtulmak(abdest) ise temizlenme gayreti ile o yolda “faaliyet göstermektir”. Onun için Mü’minun 4. ayet hem zekât için hem de temizlenmek için özel çaba sarf ettikleri anlamını verecek şekilde düzenlenmiştir. Daha güzel anlamı ise daha önce de açıkladığımız gibi mümin iyalinin ihtiyacını aşan işlere tek bir amaç için soyunur: insanların infakını üstlenerek sevap kazanmak. Yani fazlayı(zekât) vermek ve “Sizin en hayırlınız insanlara yararlı olanınızdır” deyişindeki amaca ermek için ihtiyaç fazlası maddi şeyleri üretmek; ama asla maddi kazancını kendisi ve iyali için artırmak amaçlı özel girişim türünü sürdürmemek ve ihtiyaçtan artanı topluma iade etmek.

Mü’minun süresinde önem sırasına göre düzenlenen konulardan 5 ve 6. ayette cinsel organlarını korumak özellikleri sayılır. Yani cinsel perhiz dahi mülksel perhizin sonrasındadır. Çünkü başkalarını ekonomik alanda aşmak çoğunluğu mağdur ve mahrum etmek zulmünü beraberinde getirir; zulüm de en büyük cürümdür. Yedinci ayet hem mülk şehvetine, hem de cinsel şehvete getirilen sınırların aşılmasını fuhşuyat olarak ilan eder. Sekizinci ayette o müminlerin emanet ve ahitlerine de sahip çıkanlar olduklarını belirttikten sonra, böylece salatlarını korumaya devam ettiklerini açıklar. Onuncu ayette Melekûta mirasçı olacak olanlar bunlardır denilir.

Şunu belirtelim ki, Mü’minun süresi 4. ayeti analiz etmeden bırakmak büyük eksiklik olur Çünkü her devamında gelen ayet, bir önceki ayeti bir bakıma tamamlarken yeni bir ufuk açacak şekilde düzenlenmiştir. Mü’minun–3. ayet, insanların evrensel hukuktan doğan haklarını vermek için cebinin dolup taşmasını beklemek (para babası olmak) ve ondan sonra fazlayı, hem de çok cüzi bir kısmını vermek işine kâmil mânâda zekât demez. Çünkü bu hal Haşr–9 ayete göre cimriliktir. Cimrilikten ancak Ensariyet ehli gibi ihtiyaç içindeyken yardımlaşamayla arınılır. Cimrilik ve Muhsinliğin kesin ölçüsü bu surenin bu ayetinde net bir şekilde tanımlanmıştır. Bunun dışında tanım ise, hilebazların kendi batıl dinlerine yürürlük kazandırma hilesidir. Hak din karşılıklı yardımlaşmayı(Tenasur) getirmiş ve buna Nasraniyet demiştir. Selam ona İsa bu isimle anılmıştır. Çünkü nezrederek yaşamak mülk tutkusundan arınmaktır. Şu bir gerçek ki, Mü’minun suresi aile ekonomisi dışında ihtiyaç fazlası kazanmayı tek bir halde meşru saymıştır, yani müteşebbisin tek bir amacı olacaktır. Bu amaç ise insanları infak etmek maksadına yönelik olacaktır. Yani; “Sizin en hayırlınız, insanlara hayırlı olanınızdır” hadisinde temel bulan maksad için girişimci olabilir. Vaadini tutmak ve mizanda vezinden artanı/ihtiyaç fazlası kazancını tamamen topluma iade etmek ve toplumun refahını artırmak amacıyla buna izinlidir. Ama lağv ehli olanlar/amacı gizleyenler, ticari amaçlı ve lüks içinde yaşamak, israf etmek ve hülasa cimrilik yapmak maksadıyla müteşebbisliğe tepki göstermemiş ve hatta meşrulaştırmak için vahileri zorlamış, anlamları Lağv ve sair yollarla bozmuştur.

Bunun bilimsel yolu ise manastır, havra, mescid-el-haram kollektivizmi denilen pozitif zühddür. İnsanlar cepleri-kasaları dolmadan ve henüz ihtiyaç içindeyken karşılıklı yardımlaşırlar. Hatta toplumun ve kendilerinin dışındakilerin ihtiyacını o kadar önemserler ki, kendilerine onları tercih ederler. İşte hak dinin insanı bu bakımdan antiliberalist olmak zorundadır. Müminler ferdiyetçilerin dinine katılmadıklarına göre, çok ihsan edenler ve keremkar olanlardır. Öyle ise 4. ayet bize müminlerin niçin zekâtı eksik verip iffet kuralına uymayanlara yüz çevirdiklerini açıklar.

Tamamını infak etmeyip de biriktirmek ve varsıllaşmak, lüks içinde bol dirlikli olmak özel girişim faaliyetlerinin din bozucuları tarafından meşrulaştırılmasıdır. Bireyleşmek ile, bireycilik farklı şeylerdir. Bireycilik kişinin bencillik ve cimriliğine izin vermektir. İzin vermekle de kalmayıp, bu kötü ahlakı teşvik etmektir. Bireyleşmek ise kişilik ve kimlik sahibi olmaktır; “kişiye tabi olmamak”tır. İşte bu, dinin emridir(Bakara-104). Kendisini köleleştirmemek, birilerin bendesi olmamak Kur'an emridir. Bunun yolu ise siyasetin, sosyal alanın ve ekonomik alanın melelerden-para babalarından temizlenmesiyle mümkündür. Yani bireyleşerek şahsiyet bulmanın doğru yolu mülkte fark atanların engellenmesidir. Bunun da en bilimsel yolu mülkü iştirak halinde kullanan toplumculuğu benimsemektir. Ferdiyetçilerin yolu yanlıştır. Çünkü insanın bireyleşip kişilik ve kimlik bulması liberalizmle olmaz. Çünkü liberal sistemde sizden daha güçlü olan kimseler de vardır ve sizi çırak çıkartır, köleleştirir ve kendisine bende yapar. Kişilik ve kimliksiz kalırsınız.

Yine insanı insana kul etmekle sonuçlanacak hakikat dışı söz söyleyenlerin aksine, Müminler bizzat faildirler, lafta kalmazlar. İşleri yüklenicilere değil, doğrudanlığı tercih ederek kendi işlerini kendileri yapar, müteahhide devretmez ve artanı topluma terk ederler. Böylece temizlenirler. İşleri de birlikte yaparak, sömürücü para babası sınıfının bu bahaneyle oluşmasına izin vermezler. Bu sömürücü kişiler olmadığı yani artanı çeşitli bahanelerle sermayesine katan, servet yapan, ihtiyat ayıran olmadığı için daha kısa zamanda insanların tümünün hayat seviyeleri birlikte artar. Toplum olarak daha güçlü olurlar. O toplumda zengin de yoktur, fakir de. Çünkü milli gelir adil ve eşit dağıtılmıştır. Kimse ranttan, faizden değil, amele/emekçi olarak çalışarak nafakasını kazanmakta, itidal üzere maaş almakta, itidal üzerindeki fazla topluma terk edildiği için de fakir kalmamaktadır. Fakir üretmeyen ideal bir sistemdir. Müminle, mümin olmayan (Yalnız Allah’a güvenmekle mutmain olamayan) arasındaki en önemli farklardan birisi ise Mümin, cepleri dolup da taşandan vermesini beklemez ve böyle bir şey dilemez. Kendi ihtiyaç fazlasını, fazla ortaya çıktığı anda, hemen anında infak ederek zayıf bırakılmışları onlara muhtaç etmez. Ya da, işleri kolektifleştirerek-kollektif yönetimi kurarak artanı "Beyte'l mal"da bırakır, "Beyte'l mal" da bunu muhtaçlara dağıtır. Dolmak, yani Meleleşmek artanı biriktirmek demektir. Bu İse Hak indinde hırsızlıktır.

Mümin, dolup da vermeye karşı olan ve Meleleşmeden (cepleri, kasası dolmadan) yardımlaşılmasını benimsemiş, çok cömert ve keremkâr insandır. İffet ilkesine uyduğu için de, temizlenme yolunda fazladan çaba gösterendir. Mümin olmayandan yüzdelik zekât bile zorla alınırken, vermemek için sağa sola kıvrılırken mümin, yüzdelik üzerinden değil, itidal üzerinden fazlanın tümünü vererek temizlenmek için, gerektiğinde düzenin değişmesini isteyebilecek kadar temiz kalplidir.

Halife Ali'ye bir adam gelerek sorar.”Zekâtı hangi orana göre vereceğiz?” Cevabı şöyledir. “ Cimriler için Kırkta birdir. Bizim için, mizanda vezinden artanın tamamıdır” der..
Tabi ki mizanda vezinden artanın tamamı demiştir. İşte bu görüş Nahl-71. ayetinin tefsirinden ibarettir. Bu Mümin’in zekâtıdır. Hak olan budur. Mümin, Nahl SURESİNİN 71. ayetini anlayan ve mülk tutkusundan dolayı korkup kaçan değil, bunu yerine getirmek için faaliyet içinde bulunandır. Fetvalarla kaçamak yollar aramayandır. Bunun zor şekli Helal statüsünde (girişimcilik içersinde), yani işlerin ayrı ayrı olduğu sistemlerde, artanın servet ve sermayeye katılmayıp günlük artanın, günlük olarak komşu sayılan, yurttaş sayılan geniş bir alana, üzerinden bir gece dahi geçmeden infakları için harcamaktır. Bu, yerine getirilmesi zor bir iştir.

Kolayı ise, istisnasız her insanın işi ve itidâl seviyesine ulaştıran maaşı, iş yapamayan ve verilemeyenlerin de istisnasız itidal seviyesinde rahat bir yaşam için infak takviyesi ile ekonomik eşitliğin uygulandığı sosyalist veya kollektivist sistemleri severek kurup işletilmesidir. Aksine davranış üzerine kurulan sistemlerin Aristokrat olmak ve Lat putuna tapmak, ''Beyt ehli'' değil ''bina ehli(maddiyatçı)'' olmaktır

Saygılarımla.
Galip Yetkin.
(Adalet ve Rahmet sitesinden)

Konu galipyetkin tarafından (5. December 2018 Saat 10:35 PM ) değiştirilmiştir.
galipyetkin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
galipyetkin Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 2 Kisi:
dost1 (24. October 2011), hiiic (23. October 2011)
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
cimrilik


Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 05:32 AM.


Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2024, Jelsoft Enterprises Ltd.
Hanifler - Kuran odaklı gerçek din islam