hanifler.com Kuran odaklı dindarlık  

Go Back   hanifler.com Kuran odaklı dindarlık > AHLAK > Görgü Kuralları > Topluluk terbiyesi

Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 12. December 2009, 07:32 AM   #1
hasyetullah
Katılımcı Üye
 
Üyelik tarihi: Jan 2009
Bulunduğu yer: istanbul
Mesajlar: 77
Tesekkür: 13
24 Mesajina 33 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 17
hasyetullah will become famous soon enoughhasyetullah will become famous soon enough
Standart muhtaç olduğumuz terbiye

Muhtaç Olduğumuz Terbiye


23 Eylül 1326-1910

Dün gece pek sevdiğim bir arkadaşımla evlerimize dönüyor*duk. Vapurda karşımıza ellibeş, altmış yaşlarında kadar bir adam geldi. Arkadaşıma aşinalık etti, oturdu.

Ben, bu zat kimdir, bilmiyordum. Ancak arkadaşımın kendi*sine karşı takındığı tavrı hürmetten, hüviyeti öyle “neme lâzım! kim olursa olsun” düsturu ihmaline kurban edilecek alelade adam*lardan olmadığını anladım. Aradan üç beş dakika geçer geçmez, karşımızdakinin kitap mütaleasma dalmasını fırsat bilerek arkada*şıma dedim ki:

“Allahı seversen pek merak ettim, bu adam kim?

“Pek fazıl, pek mehterem bir adamdır. Ulûmu riyaziyede bir çok telif atı, bir çok tetkikatı vardır. Vaktiyle kendisinden bir hayli ders almış idim...

“Ha! Şimdi aklıma geldi. Bir kag kere bu zattan bahsetmiş idin.

“Evet, ta kendisi!

“Hariçte bir vazifesi var mıdır?

“Hayır mütekaittir.

“Evinde ne ile meşgul olur?

“Evvelâ mesleğine ait eserleri okumakla, saniyen milletin adam olmasına dua etmekle...

“ Birinci meşgalesine diyecek yok, lâkin ikincisine aklını er*medi. Çünkü böyle duagûlukta karar verecek olduktan sonra o ka*dar çalışmaya ne lüzum vardı? O şimdi Öğrendiğini Öğretmeli;, okuduğunu okutmalı.

“Doğru söylüyorsun ama okuyacak adam nerede? Yoksa eminim ki; beş on kişi çıkıp bu zata: “Efendim, şurada bir ders*hane açtık, ulûmu riyaziye tedrisini de size bıraktık, lütfediniz.” dese, maalmemnuniye kabul eder. Lâkin ne fayda kî; yaşını başım alanlar okuyacak halde değil; gençler de okumanın lüzumunu an*lamak için galiba ihtiyarlık devrinin kudümünü bekliyorlar!

Yirmi sene kadar oluyor. Doğup büyüdüğüm, bütün yerli sekenesini tanıdığım mahallemizde yeni bir adam görülmeye başla*mıştı. Mahalle kahvesine hiç çıkmayan, “kitapları tamam iki mu*hacir arabası ile taşman” bu yeni kiracı hakkında okadar garip sözler söylenmişti ki, zavallı adam zihinlerde adetâ hırçınlığın, ti*tizliğin, kabalığın bir timsali kesilmişti.

Lâkin doğrusunu söylemek lâzım gelirse, yeni kiracının melekliği temsil eden pak, münevver siması bütün o şayiaları, dinle*yenlerin değil, söyleyenlerin nazarında bile hükümsüz bırakıyordu.

Bir cuma günü üç beş arkadaş bu yeni kiracıyı ziyarete gittik. Adamcağız bizi gayet sevimli bir yüzle kabul etti. Yalnız kahve ikram edemiyeceğini söyledi:

“Af edersiniz, refikam ihtiyar bir kadındır; iş görecek hal*de değil. Hizmetçimiz yok. Ben sizi bırakıp kahve pişirmekle meş*gul olsam tabii onu da siz istemeyeceksiniz...

“Aman efendim. Kahveyi her yerde içebiliriz. Lâkin efendi*mizin meclisini bir yerde bulamayız...

Hakikat hane sahibinin üç çeyrek kadar süren musahebesi okadar lâtif, okadar müfit, okadar yüksekti ki, saatlerce devam etseydi usanmak şöyle dursun, doyamıyac aktık.

Lâkin daha beklemeye imkân yoktu; çünkü adamcağız sözünü bitirir bitirmez artık kendisini yalnız bırakmamız lâzım geleceğini gayet açık bir lisan ile anlatmıştı. Biz bu mübarek zatın elini öpüp çıkarken, arasıra meclisinden istifade edebilir miyiz diye sorduk. Cuma günleri namazdan sonra bir saat kadar bizimle meşgul ola*bileceğini söyledi. Artık yeni kiracının hırçınlığı, kabalığı hakkın*daki rivayetlerin nereden meydan aldığı nazarımızda pek iyan idi:

Hiç şüphe yok, biçarenin hücre-i saiy ve irfanını mahalle kah*vesine çevirmek, taharriyatı hakîmanesine hasredeceği kıymetli za*manını sebze piyasasından bahis ile geçirmek için akın akın gel*diler. İstediklerini bulamayınca adamcağıza hücum ettiler.

Arkadaşlarım demin işittikleri sözlerden okadar mahzun ol*muşlardı ki; evvelce ertesi cuma için tertib etmiş oldukları eğlentiyi bin can ile feda etmişlerdi.

Uzatmayalım, birinci meclisden daha parlak olan ikinci musa*habe üzerine şu adamdan ders okusak, temennisi beşimizi de işga*le başladı. Öbür ziyaretimizde elini öpüp çıkarken, ayrı ayrı rica*da bulunduk.

“Çocuklar! Siz okumak istiyorsunuz... Güzel arzu; lâkin ben*den okuyabilmek için bir çok sıkıntıya katlanmak lâzım ki; ben sizde o tahammülü göremiyorum. Evvelâ ders zamanlarını ben tayin edeceğim. Bir de bu muayyen zamanlarda beşiniz birden ha*zır bulunacaksınız. Sonra, söyleyeceğim sözleri can kulağiyle cünleyeceksiniz. Anlamadığınız mebahisİ anlamış gibi görünmiyeceksiniz, yani tekrar tekrar soracaksınız. Hele ben hangi usulü, hangi kitabı istersem bilâ itiraz kabul edeceksiniz. Bu şeriat dahi*linde okuyabilecekseniz başlayalım. Yoksa, ne kendinizi yorun ne beni!

“Baş üstüne efendim, hepsini kabul ettik. Hatta bir bukadar teklifiniz daha olsaydı onu da kabul ederdik. Hamdolsun ço*cuk değiliz. Aklı başında adamlarız. Hiç efendimiz, o kıymetli za*manınızı bizim menfaatimize feda etmek kadar büyüklük gösterir*siniz de, biz çalışmazlık eder miyiz?

“Pek âlâ! Cuma günleri saat 9 da, salı akşamlan gece saat iki buçukta gelir, bir saat okur, gidersiniz. Erken gelmek, yahut geç gitmek, yahut bir akşam gelmeyip de onun yerine bir başka ak*şam gelmek gibi yolsuzlukları asla hoş göremem. îyi düşünün.

İlk salı akşamı dakikası dakikasına beş arkadaş hocamızın evine gittik. Derse başlamazdan evvel, seviye-i malûmatımızı an*lamak için her birimize bir kaç söz söyletti.

“Çocuklar, anlaşılıyor ki siz bir şeyler okumuşsunuz, lâkin pek iyi görülüyor ki; bîr şeyler anlamamışsınız! Ha! Şimdi o eski okuduklarınızı kamilen unutarak beni dinleyeceksiniz. Sîzinle ev*velâ hesaptan, hem de hesabın ta başından başlayacağız...

Filhakika bizi hesabın başından bağlatan hocamız âdad hak*kında öyle malûmat verdi ki, anlamamak, anladıktan sonra da hayran olmamak kabil değildi.

İkinci dersin tesadüf ettiği cuma günü, hocanın evine beş da*kika geç gitmiştik. Zira arkadaşlarımızın ikisi vaktiyle geleme*mişti. Hoca teehhürün sebebini haşin bir çehre ile sormaktan geri kalmamıştı. Dördüncü derste içimizden biri hiç gelemedi. Beşinci*de ise üç kişi buluşup gidebildik, iki arkadaşımızın biri derse baş*landıktan yarım saat sonra, diğeri ders bitmesine on dakikadan az zaman kala yetişebildi,

“Anlaşıldı çocuklar Siz dersten ziyade nasihat almağa muh*taç imişsiniz! Hani o taahhütleriniz nerede kaldı? Hani sîz hayrını, şerrini tanır adamlar idiniz? Lâkin kabahat sizde değil... Kabahat bende ki, şimdiye kadar ettiğim tecrübelere kanmadım da, halâ bu memlekette adam arıyorum, halâ sizin gibilerinin suret-i haktan görünmesine aldanıyorum! Doğru! Hayrınızı, şerrinizi tanıyorsu*nuz... lâkin sizi hayıra sevk için arkanızdan sopayı, şerden men'için de göğsünüzden dipçiği eksik etmemeli... Çünkü ilk terbiyeyi bu suretle alıyorsunuz...

İçimizden biri ortada bu kadar hiddete mahal görmeiğini söy*lemez mi!. Hocanın sabrı, sekineti büsbütün alt üst oldu:

“Ne demek! Dünyada daha neye kızılır? Ben sırf Allah rizası için size karşı bir taahhütte bulundum; siz de sırf kendi men*faatiniz için bana karşı bir taahhütte bulundunuz. Şimdi siz sö*zünüzde durmuyorsunuz, yalancılık ediyorsunuz, benim olanca in*tizamımı, rahatımı bozuyorsunuz da, halâ meydanda kızacak ne var diyorsunuz! Haydi şuradan cehennem olun i

Hocanın evinden süklüm püklüm çıktık, iki üç gün sonra ben yalnızca giderek derse devam etmek istedimse de, kapıyı açan bile olmadı.

İşte dün gece gördüğüm bu mütekaid riyazi vaktiyle bağı*mızdan geçen şu macerayı aklıma getirdi. Ne yalan söyleyeyim, ötedenberi gayet nikbin olduğum halde, az kaldı bir çokları gibi ben de bedbin kesilecektim.

Bakıyorum, ayrı ayrı pek iyi adamlarız. Bizi medeniyette dün*yalar kadar geride bırakan milletlerin efradında bizdeki büyüklükler yok. Sonra bakıyorum, bir yere gelince, bir heyeti içtimaiye teşkil edemiyoruz. Çünkü o terbiyeden mahrumuz. İşte bizim muhtaç oldu*ğumuz terbiye asıl bu ikinci terbiye olacak.

Kur’an-ı Kerim’den Ayetler, Mehmet Akif Ersoy, Nakışlar Yayınevi: 246-249.
__________________
De ki: "Söyleyin bakalım, o Kur'an Allah katından ise, siz de onun üstünü örttünüzse(inkar), o dönüşü olmayan kopukluğa düşenden daha sapık kim vardır?"( fussilet suresi 52.ayet)
hasyetullah isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
hasyetullah Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
Allah'ın Delisi (12. December 2009)
Alt 12. December 2009, 03:45 PM   #2
Allah'ın Delisi
Yeni Üye
 
Üyelik tarihi: Sep 2008
Mesajlar: 7
Tesekkür: 2
4 Mesajina 6 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 0
Allah'ın Delisi is on a distinguished road
Standart

Bu terbiye muhtaç olduğumuz kudretin temel ve esaslarını da oluşturmaktadır...
Allah'ın Delisi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 12. December 2009, 10:29 PM   #3
mavera
Uzman Üye
 
mavera - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2008
Mesajlar: 126
Tesekkür: 43
65 Mesajina 146 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 16
mavera is on a distinguished road
Standart

bir de şöyle düşünelim, burada yazarın yakındığı eksiklik, 10-15 sene sonra Atatürk'ün önderliğinde toplumda neden görülmedi? kimse kaytarmadı, gelmemezlik etmedi, olanca olumsuzluğa rağmen, canları pahasına neden sonuna kadar aynı azimle gittiler? burada anlatılan çocuklar belki de cephede canlarını verdiler.

anlatılmak istenen şey, azim, kararlılık, tek tek iyiyiz ama bir araya gelince bozuluyoruz, heyeti içtimaiye kuramıyoruz vb. ise, bir yanı ile şeyh - mürit zihniyetini yansıtan bu -bana göre- anlamsız laf salatası yerine başka bir hikaye daha uygun olurmuş gibime geliyor.

Konu mavera tarafından (13. December 2009 Saat 12:01 AM ) değiştirilmiştir.
mavera isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 13. December 2009, 07:00 AM   #4
Ali Rıza Borazan
Uzman Üye
 
Ali Rıza Borazan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Feb 2009
Mesajlar: 399
Tesekkür: 59
244 Mesajina 485 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 17
Ali Rıza Borazan will become famous soon enoughAli Rıza Borazan will become famous soon enough
Standart

Allahın En Büyük düşmanı Şirktir. Peygamberler dahi olsa sevgi ve saygıda allaha denk veya allahın üzerinde sevgi gösterilirse o puttur.
Ali Rıza Borazan isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
muhtaç, olduğumuz, terbiye


Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 03:00 AM.


Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2024, Jelsoft Enterprises Ltd.
Hanifler - Kuran odaklı gerçek din islam