hanifler.com Kuran odaklı dindarlık  

Go Back   hanifler.com Kuran odaklı dindarlık > HUKUK > Hukuk > Helal ve Haram

Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 21. October 2011, 01:32 PM   #1
galipyetkin
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Sep 2011
Mesajlar: 1.458
Tesekkür: 105
574 Mesajina 958 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 24
galipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud of
Standart Haram.

Bu yazıda konuya değişik bir açıdan, sosyo-ekonomik yönden görüş getiriliyor.
Konyu işleyen Av.İlhami Çetin'dir.

HARAM, HAREM, HARİM, MAHREM.

Önce, fıkhın harama verdiği ve tabi ki ıstılahı anlamına bakalım.

HARAM-: Yapılması yasak edilen işlere haram denir.
Sübutu ve delaleti kati olan yasaklar haramdır. Buna Mahrem veya mahzur denilir.
Haramın terkine sevap, işlenmesine azap vardır.
Haramı helal saymak veya mubah saymak küfürdür.

Şimdi uygulama sözlüğünde ki bir tanıma bakalım:

HARAM-: 1-Şeriatça, dince yasak edilen şey.
2-tecavüz edilmesi, dokunulması men edilen kutsal şey. Mübarek.

Kavramın oluşum sebeplerinin özünde hürmet esas alınmıştır. Hürmet kural, hürmetsizlik yasaktır. Temizlik esastır, kirlenmek men'i gerekendir. Temizlik Kuddüslük’tür. Onun için Haram çok enteresan bir kavramdır. Mesela Mescid El Haram denildiğinde, hürmetkâr bir insanın temizlenip temiz kalması üzere çok titiz bir hayat yaşaması kasd edilir. Bu ise, yasaklara tam uymaktır. Tam korunma ve tam temizlenmedir. Kavramın yasak edilen şey niteliğindeki anlamı ise, hürmetsizlik sayılacak, haddin aşılması sayılacak her şeyi yasak bilip o sınırda durmaktır. Onun için böyle bir hayatı tercih edenlerin yaşam alanları farz olarak da sınırlıdır. Çünkü fitne üretip, muttakilerin aklını bozacak ifsad edicilerin bu toplumla karışık bulunmaları yasaklanmıştır. Çünkü o kesim, temizlenmeye riayet etmez. Gereği kadar titizlik göstermezler. Onun için de “Harem” kavramı bu maksatla kavramlaşmıştır.

HAREM-: 1-Herkesin girmesine müsaade edilmeyen saygıdeğer yer.Kutsal yer.
2-Hac zamanında ihrama girilen yerlerden (Mikad mahalli)itibaren, Kabe’ye doğru olan kısım.
3- Evvelce büyük İslam konaklarında bulunan kadınlar dairesi.
4-Nikahlı kadın. Zevce.

Bu sınırlamaya Hicaz denilir. Siyasi, ekonomi, sosyal, kültürel bir yasak bölgedir. Temizlik üzerine Ahid ve misak yapmamış insanlar bu sınırdan öteye geçemez. Bundan başka bu sınır bir gümrük duvarıdır da, serbest ticaret üzere Liberalist yaşam biçimini sürdürenlerin malları ithal edilmez.
Harim diye oluşmuş bir başka kavramlaşma da bunu bildirir.
Bu sınırlar içerisinde yaşayanların ömür boyu birlikte yaşamak için yaptıkları misak, 'sosyo-ekonomi-politik' açıdan bir "Mülkte iştirak üzere yaşam"da anlaşmadır. Anti-liberalisttir. Bunun için ortaklık anlamını içeren Harim kavramı oluşmuştur. Bazı sözlükler, “helalin zıttı” olarak da ilave tanım yapmışlarsa da bu kısmen doğrudur. Çünkü Kavramın iki anlamından birisi için bu tanım doğru olsa da, ”Mescid El haram” gibi takvaya tam uyarak secde(Boyun eğme) helal içinde(Komşular halinde ayrı binalarda kalmak ve ihramsızlık) yaşamaktan daha makbuldür(Tevbe–108). Çoğu insan incelikleri bilmediği için ''Mescid el haram''ın bir isminin de veya oradaki kulluğun isminin niçin haramla anıldığına bir türlü akıl erdiremez. İşte bunun anlamı şudur. Haramlardan titizlikle kaçınarak kulluk yapmak, takva, vera ve pozitif züht üzere secde etmeyi(Boyun eğmeyi) ifade etmek içindir. Onun için helal haram yemenin, haramiliğin(Soygunculuğun) zıttıdır. Ama haramlardan titizlikle kaçınılan yaşam biçiminin helal zıttı değil daha hafif bir derecesidir. Bu hafiflik takvadan uzaklaşma ve menasıkta taviz değil, ancak ayrı konutlar edinme şeklinde bir hafifliktir.

Yani kollektivizme değil, sosyalizme göre yaşamak diye anlaşılır hale getirebiliriz. Yani manastır ve havra binası içinde hep bir avluda veya hep Mikat mahalli içinde değil, herkes özel meskeninde ve dünyanın her tarafında liberalistleşmeden, yine maişet karşılığı çalışarak veya daha ruhsata uygunu ayrı iş yapsa da, "Mu'minun-4 ve Nahl–71" şartlarına uyarak ekonomik eşitliği devamlı koruyarak ve ihtiyaç fazlasını her gün elinden çıkartıp infakı gerekenlere aktararak yaşamasının ismi "helal"dir. Görüldüğü gibi helalin zıttı değil, belki mülkte iştirake geçerek fazlayı vermekte kolay yolu tutmaktır. Ayak kaymaması için vaktiyle önlem almaktır. Bunun için sözlükler buna kolaylık(Yüsr-Yesir) demişlerdir. İtidal üzere semirmemiş birey ve toplumun gününü ve geleceğini garanti altına alan zengin ve güçlü kamu ekonomisi. Bunun için biz, “helalin zıttı” tanımından uzak duruyoruz. Helal kavramı açıklandığında niçin bu tanımı ilave etmediğimizi bize kavramlar anlatacaktır. Öyle ise ''Hürmet'' kavramını da Osmanlıca sözlükten verelim ki, Harem kavramı da, harim kavramı da açıklık kazansın. Çünkü Harim’den de söze edeceğiz.

HÜRMET-:1-Riayet. İhtiram.
2-haysiyet, şeref.
3-Haram olma. Haramlık.
4-Irz, namus gibi başkalarına helal olmayan husus.

Burada açıklık getirilmesi gereken husus “bir başkasına helâl olmayan şeye saygılı olmak” manasıdır.

Zaten mânâ bunlardan ikisini saymış ve ''gibi'' diyerek örnek kabilinden olduğunu da belirtmiştir. Biz biliriz ki, “gibi” kavramına dâhil olacak iki önemli şey, “Başkasının canı ve malıdır.” Kişi dokunulmazlığı, mesken masuniyeti gibi örnekleri de vardır.

Yine Haram üzere secdede en önemli ilke, başkasının mal ve menfaatine zarar vermemektir. Zaten bunun en bilimsel yolu Harîm statüsünde bulunmak olduğu için manastır-havra iştirak halindeki mülkiyet biçimi de Haram üzere secde etmenin unsurları haline gelmiştir. Başkasının malı derken unutmamamız gereken şey, tâğutun malı değildir her halde. Hırsızlıkla, artık değerlere el koyarak kazanılmış ve ihtiyaç fazlası uhdeden çıkartılıp infak edilmeyerek servet ve sermayeye eklenmiş olanı değil her halde. Çünkü yan çiziciler bu anlamı yükleyerek ilkeyi tersine çevirdikleri için bunu özellikle açıklamak gerekir. Biz buna mülk dersek daha doğru olur. Mülk kavramını dar anlamıyla değil geniş anlamıyla almak gerekir.

Yani onu zimmetindeki ve halen elindeki mevcut ile değil, hem bunu ve hem de beklenen menfaat ve mahrum bırakılan menfaat olarak ele almak, Mecid El Haram üzere ubudiyetin vazgeçilmezleri ve kurumun tesis nedenleri arasındadır. Mal, hak ve menfaatlere saygılı olmanın en doğru yolu mülkte iştirak olduğu için manastır ve havralar(Hacc-40) tesis olunmuştur. Bunu herkes bilemez. Çünkü insanların çoğu ve serbest yer insanının bakış açısı çarpıktır. Bir insanın güç, imkân ve vasıtalarıyla hız yapmasını meşru sayarlar da ondan. “Ne yapalım adam becerdi, erken davrandı fazla iktisap etti, sende bunu yapaydın da edineydin” derler. Bu evrensel ve ilahi hukuka aykırı bir sözdür. Buna “sosyal Darwinizm” diyebiliriz ki, Aristokrasinin derebeyliğin, oligarşinin Plutokrasinin, liberalizmin, kapitalizmin ve emperyalizmin adaletten anladıkları güçlüysen haklısın anlayışıdır. Hak din gerçek şeraiti bunu ret etmek için gelmiştir(Hadid-25). Ne yazık ki, hak dini din edinmemiş çok sayıda dindar kapitalizmi ve serbest rekabeti onaylar da ''mescid el haram''a hürmetsizlik yapar. Çünkü mescid el haram'ın kuruluşu ve manastır hayatının mülkte iştirak yoluyla kimsenin menfaatten mahrum bırakılmaması endişesi taşıma endişesi duyanların dostluk yurdu olduğu için hürmeti hak eden toprak değil muttaki kollektivistlerin adalette titizliğidir. Biz burada sadece Haram üzere ve harim statüsünde kulluk dışında kalan ve helalde de kalmayıp, serbest rekabeti(Icl ittihazı veya yaban sığırının buzağısını kutsamak) ve böylece liberalistleşmenin niçin kerih ve “başkasının mülk ve menfaatine saygısızlık” olduğunu örneklendireceğiz ki, Haram üzere secdenin(Mescit el haram’ın) hurmetle ilişkili olduğu ve kullukta Birru takvaya sadakatın iştirak halinde mülkiyette olduğu idrak edilsin.

Başkasının malına ve emeğine hürmetsizlik zimmet, ihtilas, irtikâp, rüşvet ve gasp yollarına sapmaktır. Başkasının elindeki malı çalmak zimmet ve gasp suretiyledir. Diğer şekillerinden bir bölümü ise “beklenen menfaate” mani olmaktır. Liberalizm ve kazanmanın rekabete bağlı olduğu sistemler başkalarının malına saygılı sayılsalar da, “Beklenen menfaatine” hiç saygıları yoktur. O menfaate mani olunmasa o kimse mal sahibi olacaktı. Onu, yani ihtiyacı olanı almasına fırsat vermeden çabukluk ve elverişli vasıta kullanmak suretiyle bunu alması başkasının malı olacak ve şiddetle ihtiyacı olana hürmet etmemektir. Güçlüler bunu yaparlar ve insanlar zayıfken, mağdur, mahrum edilerek, yoksun bırakılırlar. Oysa Allah bunu istemez, zayıfların daha da zayıflatılıp muztazaaf durumuna getiren Mısır Liberalizmini ikaz etmek için Kulu Musa(a.s)’ı Mısri'ye göndermiştir.(Kasas-5)

Buna bir de canlandırılabilen misal verelim.
İki yüz metre ilerde iki havuç bulunsun. Burada da, iki tavşan olsun. Birisi gayet sağlıklı ve “dolgun incikli” olsun. Diğeri ise yola yürüyemeyecek kadar yaşlı ve zayıf olsun. Merhametsizler bu havucun kapanın elinde kalacağı ilkesini getirmiş olsunlar. Zayıf, yaşlı ve yoluna yürümekte güçlük çeken tavşan oraya belki varmayacaktır, varsa da saatlerce sonra varacaktır. Dolgun incikli tavşan ikisini de yiyecektir ve böylece diğerinin beklenen menfaati ve çok ihtiyacı olan şeyi erken davranarak yemiş ve diğerini açlığa, mağdur ve mahrum olmaya mahkûm ederek mağdur etmiştir. Bunun aksi iddia edilebilir mi?

İşte başkasının gerek bir insan olarak saygı duymak, gerekse mal ve beklenen menfaatine saygı duymak anlamı "Mescid el Haram"a bunun için dahil edilmiştir. Peki, kaç Müslüman güçsüz tavşanın tarafındadır. Bırakınız tarafında olmayı, tarafında olanlarla, Mekke’yi savunanlarla soğuk harp ahmaklaştırmasından bu yana mücadeleyi bırakmış mıdır? “Ve vellün musallin” (Yazık olsun o dua anlamındaki namazı kılanlara)demek geliyor insanın içinden. Peki mescid el haram'ın başkalarına ait olması gerekene hürmet edin anlamını kabul edip mülkte iştirake ilişkin delilleri(Ayetleri) inkâr etti. İhramı çıkarttı ve komşuluk(Helal) statüsüne geçti. Zenginleşenin el ve ayak çabukluğuyla o hale geldiği görmüştü. Yavaş veya teenni ile hareket eden tavşanın beklenen menfaatinin diğerine haksız olarak geçtiğini gözleriyle gördü. İman sahibi veya ahlak sahibi veya adil bir insanın yapacağı şey, iki havucun birisini hızlı ve güçlü tavşana bırakıp, diğerinin haram olduğunu, mahrum kalana iade etmesi gerektiğini istiyor mu, yoksa firavun gibi kapanın elinde kalmasını adil mi buluyor. Yani nimete nankörlük yapanların yanında mı, yoksa şükredenlerin yanında mı? Ayne’l Yakîn bilgimize göre böyle bir adil çabası görülmemiştir.

Peki, gerektiğinde şeriat arayan bu kardeşimiz, Arı toplumları için(Mescid el haram karınca toplumu misalidir) nısfet(yarı yarıya bölüşme) getiren Kuran’ı hiç düşünmez misin de, infakı terk ettiği gibi zekâtı yarı yarıya paylaşma olarak anlamazsın(Nahl-71). İşte bu ayetin sosyo ekonomik nedeni, koşan tavşan olmasaydı, havuçlardan birisi de 'ağır ayak' tavşanın olacağı, onun hakkına hızlı tavşan mani olduğu için havucun birisini iade edin demek istiyor Nahl-71 ayet. Yani kim ne kazanırsa kazansın, toplumun geri kalan üyelerinin beklenen menfaatine el koymuştur. Haramdan kurtulması için de, insanlar kendisiyle eşitlenene kadar kendi kabından onlara aktarmayı şeriat yapmıştır. Ey gelenekçi kardeşim, kılık kıyafet peşine düştüğünün yarısı kadar gerçek şeriat olan eşitliğin ihyasına da koşsan ne olur. Oysa ben seni eşitsizlik uğruna mücadele ediyor ve İslam şeraiti için büyük tehlike sergilediğini üzülerek gözlemliyorum…

HARİM-: 1-Biri için kutsal olan şeyler.
2-harem dairesi. Harem.
3-Evin içi gibi başkasına kapalı yer.
4-bir evin civarı.
5-avlu.
6-ORTAK. ŞERİK.
7-Hacıların hac zamanı büründükleri örtü.

Bu konunun derinliklerine inmek, “evin avlusu” kavramını iyice özümsemek için “Isr” kavramını ve “Fenaü” kavramını oluşum koordinatları içersinde detaylı bir analiz gerekir. Yanlış yollar öğrenildikten sonra, kavram bizi doğru öğretiye götürür. O ise, Fenaü kavramının olumlu ve olumsuz kavramlarla devam eden oluşum koordinatları içerisinde “Fâvaza” kavramıdır ki,”İştirak halinde mülkiyette yardımlaşmaktır”

HARİME-: Kişinin üzerinde dilediği gibi kullanabileceği hakka malik olduğu malı. (Yani Harim'in zıttı. Ortaklığın zıttı olan ferdiyetçilik)

Şimdi bu kavramların birlikte ihtiva ettikleri unsurların hepsine birlikte bakalım.

"mescid el haram" inanç ve yaşam biçimi niçin buradan ismini almıştır. Onun künhüne/esasına varalım. Niçin "mescid el haram" yerine "mescid el helal" denilmemiştir. İşin iç yüzüne vâkıf olmayan birisinin ilk aklına gelen soru bu olabilir. Öyle ya, "haram üzerine secde" niçin denilmiş. Madem "haram" olan şey yasak şeydir. Yasakları işleyerek Allah’a secde mi kasd edilmiştir. Yoksa bunun tersi mi?
Yukarıda bir nebze değindik, onu biraz daha açalım.

Bunun bilinçli cevabı ise tam bir oruç (takva ve vera üzerine yaşamak) haramlara ve mubah alandaki boşluklara da haram gibi uzak durmayı ifade ettiği içindir.

Peki dinin şâri’i Allah, Haram (yasaklamak) onun tekelinde ise, bu insanlar bu inanç ve yaşam biçimleri ile Allah tarafından haram edilmeyen şeyleri mi haram yapmış günaha girmişlerdir. Çünkü helali haram, haramı helal (mubah sahaya çıkarmak) yetkisi Resul ve Nebiler dahil kimseye verilmemiştir. Öyle ise, Haramlar alanını genişleten bu insanlar hayır kazanacağız diye günah mı işlemişlerdir? Peki "mescid-el-haram şeriatı" üzere yaşamak Kuran’ın tövbe süresi 108. ayette muttakilerin öteden beri yaşadıkları sıkı bir haramdan korunma yaşam biçimi olarak niçin övülmüştür? Tek tip yaşam biçimi olarak insanlara Şeriatça dayatılmamış da bir “Helal” alan ihdas edilerek/oluşturularak ikilem yaratılmıştır. "mescid-el-vücüb" veya "mescid-el -farz" ismi daha uygun olmaz mı idi diye bir soru sorulabilir. Yukarı da belirtilen dört kavram aynı anda kuş bakışı tetkik edilmezse sorunun net cevabı verilemez. Şunu peşinen belirtmek gerekir ki, dinde birinci öncelikli konu, haramlardan kaçınmadır. Daha sonra ise artı duruma geçip, hayırlı amellerle dereceyi yükseltmek ve sevap hanesini çoğaltmaktır. Çünkü haramdan kaçınmadan veya kısmen kaçınarak yapılan iyi amelleri haramlara bulaşarak yapılan günahlar siler götürür. Ahiret hesabı eksinin artıyı götürdüğü bir sistem içermektedir. Çünkü hem emrin sahibi olan Alemlerin Rabbine “Hürmetsizlik” hem de onun emirlerine hürmetsizliktir.

Dikkat çekici bir kavram da “Araf” kavramıdır. Haramlardan kaçınan bir insan, hayırlı amelleri yoksa veya hayır ve şerri denkse, Cehennemden kurtulmuş ama cenneti de hak etmemiştir. İkisi arasında bir hayata layık olmuştur. Onun için Haramlardan sakınma dinde cehennemden kurtulmanın şartıdır. Bunun için, haram ve yasaklara tam bir riayetle yaşamak, secdenin (boyun eğmenin) öncelikli şeklidir. Günahın sevabı götürmemesinin teminatı ise, günah işlememek ve günah işlemeye, ayak kaydırmaya sebep olmayan hal ve mekân içinde secdeyi ( Allah’a boyun eğmeyi ) tercih etmektir.

İki önemli unsur tespit etmiş olduk:
Birincisi Günahlardan kaçınan bir ahlak yapısı edinmek.
İkincisi ise, buna uygun ortamda bulunmak.
Yani hem kendini tutmada, hem de zamanla bozulmadan emin olmak için çevre faktörünü de nazara alıp, güzel ahlakı, dış ifsattan korumak şartı.
"mescid-el-haram" bu iki amacın bir arada bulunması şartının yerine getirildiği ideal bir yaşam biçimidir. Helalin birinci sıradaki anlam ve özelliği ise, haramların hafifletilmesi değil mekânın değişmesidir. Ama maalesef bu böyle algılanmamış ve ayaklar durmadan kaymıştır. Ortaklaşa mülkün kullanılmasından vazgeçilerek veya eşitliğin korunması ihmal edilerek, “Isr” üzere bilvekale işlerin yürütülmesi tercih edilmiş, böylece istismarın, fitnenin ifsadın kapıları açılmıştır. Bir başka anlatımla gerçek olan helal kavramının kapsamı, takva ve veranın "mescid el haram", "Beytullah", "manastır" isimleri ile anılan sıkı bir oruç kültürü dışında sürdürmektir. İkinci özelliği ise, samimi dostluk ve iştirak halindeki mülkiyetten bazı alanlarda komşuluk hukuku statüsüne geçmektir. Bu çok hassas izah ve dikkatle yoğunlaşmaya bağlı bir ince ayırımdır. Komşuluk statüsüne geçmek, takva ve vera üzere yaşamayı bırakmayı gerektirmemelidir. Sadece ubudiyet için dünyanın her tarafının serbest edilmesi anlamına yorumlanmalıdır. Yani Mekke'ye bütün inananlar sığamayacağı için burada örnek alınacak birkaç bin kişilik pozitif zühd ehli mülkte iştirak üzere hakiki dostluk yaşam biçimini komşuluk statüsüne geçmeden ve ayrı konut edinmeden sürdürecek. Dünyanın diğer yerindeki müminlerin her birinin ülkesi manastır gibi ekonomik eşitlik ve mülkün her üç unsurunun iştirak halinde kullanıldığı muttakiler yurdu sosyo ekonomi politiği üzere olacaktır. Haram üzere secde ile helal üzere secde arasında bu küçük fark vardır. Yani biri kolektivizm ise, diğeri sosyalizmdir.

Allah, insanların hem kalabalıklaşıp, hem de gazâ ve ticaret bahanesi ile manastır sahasını terk edeceklerini ezeli ilmi ile bildiği için, kurtuluş projesinde Mescid el Haram ve benzeri sınırlı saha içinde homojen bir toplum şartında ısrar etmeyip işi kolaylaştırdı. Yani milyarlarca insanın kurulmuş Mescid el Haram veya Kudüs komünlerine ve benzerlerinin kurulması ile oluşacak sınırlı sahaya balık istifi sıkıştırmak istemedi. Yine yeryüzünde rızık aramayı ihmal edip, emri yanlış değerlendirmelerine de sebep olmamak için “Helal” yaşam biçimini getirmiştir.

Helal yaşam biçimi Takva, vera ve onun kardeşçe dayanışma unsurlarından muafiyet getirmedi. Sadece mekânda kollektivizmin bu mekan şartlarında genişleme yaparak yeryüzünde komşuluk hukukuna tabi olarak bütün yeryüzünü ubudiyet için açtı. Bu bir zaruretti. Ama yine tekrar edelim ki bu insana soygun düzenleri kurarak aşiretçilik, şovenizm, kapitalizm, emperyalizm oyunları oynama, ne de misaksız yaşama hakkı vermektir. Ne de yemin-i Bânus(Kodamanların teşebbüsünü teşvik etme bahanesiyle artırılan vergiyi fakirden veya tüketiciden almak) üzere yaşama serbestîsi vermiştir. Bu şey şarta bağlıdır. Bu şart ise Mu'minun suresinin 4. ayetinde açıklanmıştır. Mülkte iştirak terk edilecekse, bu kez her günkü kazancın günlük ihtiyaç kadarı ayrılıp, artan servet ve sermaye yapılmadan anında muhtaçlara olduğu gibi verilmelidir. Yani Helal kavramı kapsamında yaşamak hiçbir zaman Liberalist bir hayat yaşamak ve kapitalist üretim tarzına geçmek değildir. Bunun şartları ise Vücüb ve farz kavramlarının koordinatları içersinde sözlüklerde anlatılmıştır. Selam ona İsa’nın “komşunu kendin gibi seveceksin/eşitleneceksin” şartı takva ve verayı uygula, bunu misaklaştır hatırlatmasıdır. Çünkü toplum manastır “Yoldaş” statüsünde yaşayan homojen toplum düzeninden, Hetorejen olan “Komşu” statüsüne geçti. Sözlük de “Helal” kavramına verilen anlamda zaten “Komşu ve ihramın çıkartılması”dır.

Selam ona Resulullah’ımız da, Başkasını kendin gibi sevmezsen iman etmiş sayılmazsın, iman etmedikçe de cennete gidemezsin mealinde ki hadisleri ile durumu açıklamıştır. Yine Resulullah beklenen Mehdi gününü ehli Kitabın beklediği Allah şeraitinin hakikatinin yeryüzünde de geçerli olacağı o günün sosyo ekonomi politiğini Dabbetü’l Arz ayeti vesilesi ile anlatırken, komşuluk misakının nasıl olması gerektiğini çok iyi anlatır.” O gün insanlar Mülkte ortak, arazide sınırdaş ve yoldaştırlar” açıklaması ile Mescid El haram dışında komşuluk hukukunun bihakkın riayetin mülkte kollektivizm olduğunu açıkça anlatmış olur. Yani ideal olanı budur. Yani takva ve onun kurumsal yaşanmasında, haram üzere secdenin mekânı terk edilmekle bir değişiklik olmaz. Yalnız arazi ve yaşayanlarda değişiklik olur. Artık onlar dindaş ve yoldaş değil, komşudur. Toplum ise homojen değil heterojendir. Çünkü 21. asır yatırımla güçlenmek çağıdır. Bakara: 278-279. ayetlerle kârın sermayeye eklenmesi yasaklandığına göre, Müslümanlar Enfal suresinin 60. ayetindeki düşmanla başa çıkma gücüne ulaşabilmesi için Beyt El mal eliyle bunu yapmak zorundadırlar. En azından sıkı bir karma ekonomi uygulayıp devlet eliyle yatırım yapmalıdırlar

İşte gerek dindaşına, gerek komşuna, vatandaşına zorlayacağın farz budur. Yoksa İnsan kelimeyi tevhit getirdi Müslüman oldu, öyle ise camiye gelmezse “ben onu zorla getiririm” yanlışını, işlemek için zor kullanmak değil. Eğer bunu da yapmak istemiyorsan, o zaman takva üzere yaşayanların ekmek kapıları olan kamu sektörlerini çok güçlü ve ekonominin ağırlığını çekecek şekilde kurar, özel alana geçimlik üzere yaşamak için serbest bırakır, geçimlik üzerindeki her kuruşu bunu tamamen alacak şekilde vergilendirir, böylece bihakkın karma ekonomiyi uygularsın. İşte o zaman kendisine edindiği her şeyi öncelikle komşusuna edindirmeden vicdanen rahat edemeyen insan ve sistem ortaya çıkar. Hak dinin olması gereken şeraiti(Sosyo ekonomi politiği) budur. İşte o zaman hakkıyla mescid el haramı kıble edinmiş, orada kurulan ilk manastır-havra ehli havarilerinin vera, takva ve pozitif zühtü üzere kulluk yaparak Tahir ve Tayyib olursun.

Çünkü insandaki Hased ve kıskançlık ve içindeki yarın paniklemesi sona ereceği için, komşusunu kendisine tercih ahlakı oluşur. Her iki Peygamberin imanın şartı yaptıkları hal fiilen gerçekleşmiş olur da, Ahirette iflas edenlerden olmazsın. Öncelikle sureti haktan görünüp, ilk işleri resullerin söylediği komşuluk misakının oluşmaması için, kamuya ait her şeyi satıp savan Deccal mizaçlı, tüccar zihniyetli insanları iyi tanımak ve onlardan kurtulmak gerekir. Yoksa bu durumda değil cenneti, Araf’ı bile hak etmek mümkün olmaz. Bu ön açıklamalardan sonra şimdi rahatlıkla yukarıda ki dört kavramın birlikte ki mesajını aktaralım. Kavramlarla tanımlanan yaşam biçimi, ihramlı olmaktır. İhramı çıkarmak Helal(Komşuluk statüsüne geçmek) olduğuna göre, İhramla yaşamak ve onun simgelediği sadelik, eşitlik ve kumaşın terzi elinde aldığı çekicilik olmadan sade bir giyim, gösterişsiz, ünsüz şansız yaşamaktır. Giyimde sadelik ve elbiseyle ve onun dikişle kazanacağı cazibeyi ret etmekle de ilgilidir. Buradan başlayarak, mevki, makam ve zenginlikle dikkat çekmekten feragattir mesajın bir kısmı.

Eski çağlardaki köpeksilerin, pis ve yırtık giymeleri ile verdikleri mesaj değil, Allah’ın nimetini insanın üzerinde görmesi ama terzilerin biçimlendirmesi ile çekici ve albeni mesajını vermemesi de burada simgelenir. Mülk şehvetinin her türü omuzdan geriye atılmıştır. Mescid el haram, Beyt veya manastır, komün-Karye yaşamında iki şey için içeriye her ifsad edici ve fitne sergileyen insanın girmesi yasaklanmıştır.

1-Takva üzere yaşamı benimsememiş insanlar bu hayata uymayacaklarından, hem onlar için içerisi sıkıcı, hem de içeridekilere fitne öğretecekleri için girmeleri uygun değildir. Buna hicaz sınırı demiştik.

2-Haram üzere secde edenler, toplumun homojen yapısının bozulmamasına dikkat ederler. Bunun için çok eskiden “Hicaz” sınırları oluşturulmuş ve toplum heterojenlik tehlikesinden korunmuştur.

Kavramda geçen “ Dokunulması, tecavüz edilmesi men edilen kutsal şey” bizatihi arazinin kutsiyeti değil, o toprağa ayak basacak vera sahibi olmayanın hem heterojen toplum oluşturmaması, hem de bu yaşam biçimini bozmaması içindir. Yani korunan öncelikle kurumdur. Kurumun korunması için de homojen yapının korunması gerektiği için bozucu unsurlar girmekten men edilir. Mesela oraya bir kral ne saray yapabilir, ne de ayak basabilir. Meleler de öyle. Orası Fakr üzere yaşamı tercih edenlerin yoldaşlar, yedikleri ayrı gitmeyen iştirak halinde mülke sahip birlerce erdemli insanın dostluk yurdudur. Kadınlar dairesi anlamı ise, putperest mizaçlıların saraylarına doldurdukları seks köleleri değil, aksine kadın muttakilerin aynı manastırı anlamına gelir. Dikkat edin aynı kavramın içinde zevce anlamı da vardır. Çünkü kuruma münafık ve mülkperest liberalistlerin, çok eskiden iftira edilip töhmet ve baskıya başlamadan önce ailece ve komşular halinde yaşanırdı komünlerde. Yani yerleşim akaretler şeklindeki birbirine bitişik sıra evlerdi(Semûd kavmini tanımlayan ayetlere bak…). Ama Firavn ve onun gibilerin iftirasından sonra, bekar erkekler(Evlenmeyen rahipler) ayrı ve bekar kadınlar ayrı yerlerde takva üzere yaşamak zorunda kaldılar. Bakire Meryem imside buradan gelir. Selam ona Zekeriya’yı da bu münafıklar Meryem’i havraya dahil etti diye öldürdüler. Yine Rahiplerin evlenmemeleri hem bu iftiranın yoğunluğundan kadınlarla erkeklerin Kollektif hayatı birlikte yaşamalarından atılacak iftiradan korktukları, hem de mülk, eş ve evlat sevgisinin fitne derecesine varıp insanlarla eşit paylaşımın önünde engel olacağı korkusundandır. Onun için kavram her iki bakış açısını da yansıtacak şekilde oluşmuştur. Ama bu tür bir bekarlık hayatını tercih etmek iyi değildir. Çünkü bir kuşak sonra muttakilerin nesli kesilir.

Yine avlu kavramı açık-kapalı yerde yapılan dua ve ayin dışında ki ubudiyetin kapsamı ile ilintilidir. Mikat mahallinin tamamı avludur. Yine akaretlerin kapıları aynı alana açılır. Geçen “Şerik” anlamı ise, eşler hariç her şeyin iştirak halinde mülkiyet durumunda bulunduğunu anlatmak içindir. Her işin elbirliğiyle yönetimidir.

En son not ettiğimiz “Hareme” kavramı ise, yukarıda ki inanç ve yaşam biçimine ters olan Liberalist hayat algılamasıdır. Mülkte özelleşmeyi simgeler. İnsan kendine güç veren her şeyi mülkleştirmiştir. Bu arada kadınları da mülkleştirmiştir. Kadının manastırdaki Allah’tan başka efendiye kul olmaması konumu değişmiş, manastırda üreten ve ibadeti veraya dayalı olan kadın, kadın manastırı anlamında ki haremden alınıp efendilerin saraylarındaki bilinen görevlerini ifa etmek için kapatıldılar. Bu ise, her iki yönüyle Ba’al inancıdır. Köleci toplum modeline geçilmiştir. Son kavramdaki özel mülkün titizlikle korunması manasından çıkan bu iki sonuçtur. Yani Kimseye emek ve çalışması ile fayda vermeyen adama tahsisli kadınlar. Kimseye doğru dürüst bir hayrı olmayan adama tahsisli mallar. Selam ona Meryem ve Fatıma'nın takvası zıttına, bir topluma toplumculuk açısından yararsız kadın tipi. Topluma hiçbir faydası yok, tahsisli efendisinin özel ihtiyacına tahsisli haremde kapatılmış, beze sarılarak kaslarının hareketi ile toplum adına Allah rızası için değer üretmesi felç edilmiş kadınlar.

Haram, Hürmet, Harem, Hariym ve Hareme kavramları böylece açıklandıktan sonra, Alim ve Rahim olan Allah ezeli bilgisi ile takva üzere yaşamın sulandırılacağını bildiği için, ihramı çıkartıp iffet üzere(Artanın hepsinin toplumun infakı için iadesi Muminun:4-5) yaşamak koşulu ile kollektivizmin evrensel alanda ve evrensel mekânda uygulanmasına yarar sağlayacak şekilde misak yapılarak Mescit el haram dışında yaşayacak daha düşük dereceli ubudiyet için izin çıkartı. Ama yukarıda izah ettiğimiz gibi, bunun bir azimetin terki ile ruhsat üzere yaşam olduğunu kimse zannetmesin. Bu isim, komşuluk statüsünde ve eşit ve denklik üzere yaşam koşullarına uymak şartı ile karışık toplumlarda ve mescid el haram ve Kudüs dışında da yaşama ve siyasi, sosyal, ekonomik ilişkide bulunmaya izin verdi. İşte Helalin geniş anlamı budur. Yani gerek Nahl suresi 71. ayete göre her gün ekonomik eşitliği sağlayacak miktarda vermek ve Mu'minun-5. ayette tanımlanan iffetli olmayı muhafaza etmektir.

Onu sadece “zevce” edinmeye izin olarak alıp ta, Ruhbanlığa son, artık muttakilerin evlenmesinde bir mahsur yoktur gibi kısır anlamda değerlendirmemek gerekir. Tabii ki içinde bu da var. Çünkü Allah takvanın devam etmesi için muttakilerin nesillerinin olmasını ve bu kültürün devamını ister. Ama kadının bir yere kapatılarak topluma hizmetten mahrum edilmesi anlamında, kıskançlık bahanesi ile haremde sadece efendisinin ihtiyacı için hazırdan beslenmesini istemez. Çünkü bunu bahane eden aç gözlü erkeklerin mülkleşmek için bu bahaneyi öne sürüp, geçimlik dışındaki artı değeri servet ve sermaye yapma yoluna sapmak için bahane yapacakları bilinir.

Saygılarımla.
Galip Yetkin.

Konu galipyetkin tarafından (27. February 2019 Saat 06:49 AM ) değiştirilmiştir.
galipyetkin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
galipyetkin Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 3 Kisi:
dost1 (21. October 2011), hiiic (21. October 2011), Miralay (29. October 2011)
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
haram


Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 05:05 AM.


Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2024, Jelsoft Enterprises Ltd.
Hanifler - Kuran odaklı gerçek din islam