hanifler.com Kuran odaklı dindarlık  

Go Back   hanifler.com Kuran odaklı dindarlık > İMAN > Peygamberlere İman > Kuran'da adı geçen Peygamberler > Yunus Peygamber

Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 10. March 2011, 12:54 AM   #11
dost1
Site Yöneticisi
 
dost1 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2008
Mesajlar: 3.017
Tesekkür: 3.567
1.083 Mesajina 2.384 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 100000
dost1 is on a distinguished road
Standart

Selamun Aleykum! Değerli Derin Düşünce Kardeşim!

Alıntı:
Derin Düşünce Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Eyvallah Azizim;

Oyleyse su soylemimiz dogru olur mu? Kissalar ve mucizeler gercekten vuku bulmus mudur yada bizzat anlatıldıgı gibi mi vaki olmustur, sorusuna verilecek cevap soyle olabilir mi? Evet! Bu mumkundur, ancak vuku bulmus mudur, buldu ise ne sekilde vuku bulmusdur, biz bunu her halukarda Rabbimize havale ederiz. Biz tefekkur etmeli, akletmeli, anlama gayreti icinde olmalıyız. Bizce aslolan, kuranda anlatilan bu kissalardan ve mucizelerden cikarilacak mesaj ve gayelerdir. Bizim uzerimize bizzat taalluk eden, bizi ilgilendiren asil is budur. Vakilik bizi bizzat ilgilendirmez. Bu kissalar ve mucizelerde anlatilan meseler nasil olursa olsun, nihayetinde cikaracagimiz mesaj ve gaye asla degismeyecektir. Kurandan; her asir ve millet kendi mesajini kendisi cikaracaktir.

Bunu saglayabilmek icinde, Kurani anlamaya calismali ve mukayeseli okumalar yapmaliyiz. Tek alimin soylemlerine takilip taasuba kapilmadan, kim ne söylüyor, kim hangi veriyi ortaya koyuyor kulak kesilmeliyiz. Ne dersiniz?


Selam ve dua
Kur’an’da mucize sözcüğü geçmez. Kur’an’da “ayet (alamet/gösterge)” sözcüğü yer alır.

Mü’m in; 78: 78 – Ve ant olsun ki, Biz senin önünden nice elçiler gönderdik. Onlardan kimini sana anlattık onlardan kimini de anlatmadık. Hiçbir elçi, Allah'ın izni olmaksızın bir alamet/gösterge getiremez. Artık Allah'ın emri gelince de hak ile gerçekleştirilir. Batılcılar, işte burada hüsrana uğradılar.

Ra’d; 38: 38- Ant olsun ki, Biz senden önce de peygamberler gönderdik. Onlara da eşler ve zürriyet (nesil; oğlan- kız çocuklar) verdik. Hiç bir peygamber için Allah’ın izni olmadan herhangi bir alamet/gösterge getirmek de yoktur. Her ecel için bir yazı vardır.

Rabbimiz kendi varlığına, birliğine alamet/ işaret olan her varlığı ve olayı ayet diye ifade buyurmuştur.

Muhammed as.a verilen ayet (alamet/ gösterge)

İslam öncesi toplumlarda mitolojik olayların nakli yaygındı. Mitolojide yarı tanrı birçok insan konu edilir. Rasülüllah geldiği zamanda da toplum ondan mitolojideki gibi, altından evinin olması, göğe çıkması, gökten bütünce bir kitap alıp gelmesi, beraberinde kendi inançlarındaki gibi bir melek olması, yememesi- içmemesi, altından ırmaklar fışkıran bağlarının- bahçelerinin olması, göğü tepelerine düşürmesi vs. gibi hünerler göstermesini beklediler ve istediler. Fakat bunlara Allah tarafından, Muhammed’in elçiliğine kanıt olarak sadece vahyin; Kur’an’ın yeteceği bildirildi. Ve her zaman Rasülüllah’ın elçiliğine kanıt olarak, sadece vahiy; Kur’an gösterildi.

Necm; 1-4: Parça parça inmiş ayetlerin her bir inişini kanıt gösteririm ki, arkadaşınız sapmamıştır, azmamıştır. O, hevasından da konuşmuyor. O, kendisine vahyedilen vahiyden başka bir şey değildir.

Ya Sin; 1-6: Ya (10), Sin (60)- Babaları uyarılmamış bu yüzden de kendileri duyarsız bir kavmi kendisiyle uyarasın diye Aziz [çok güçlü], Rahîm’in [çok merhametlinin] indirdiği çok hikmetli Kur’an’a ant olsun ki sen, o elçilerdensin, hiç şüphesiz sen dosdoğru bir yol üzerinesin.

Ankebut; 50, 51: 50- Ve onlar, “Ona Rabbinden alametler; göstergeler indirilmeli değil miydi?” dediler. De ki: “Alametler; göstergeler ancak Allah’ın katındadır. Ben ise ancak apaçık bir uyarıcıyım.” 51- Kendilerine okunan Kitap’ı şüphesiz Bizim sana indirmiş olmamız onlara yetmedi mi? Bunda, inanan bir toplum için elbette ki bir rahmet ve bir öğüt vardır.’

Rabbimiz “İndirilen yetmedi mi” buyrulurken, Allah’ın peygamberlere vahiy dışında bir gösterge vermediği yaratmadığı gerçeği de açıklanmaktadır.

Aslında Musa Firavunun karşısına çıktığında da Firavun Musa’da kanıt istemiş, Allah’ da Musa’ya kanıt olarak birikimini ortaya koydurmuştur:

A’raf; 103-108:

103. Sonra onların [o elçilerin/o toplumların] arkasından Mûsâ'yı alametlerimizle; göstergelerimizle Firavun'a ve ileri gelenlerine gönderdik de onlar, onlara (alametlere; göstergelere) zâlimlik ettiler. Hele bir bak, o bozguncuların âkıbetleri nasıl oldu!

104, 105. Ve Mûsâ, “Ey Firavun! Ben kesinlikle âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir elçiyim. Allah hakkında hakta n başkasını söylememek bana bir yükümlülüktür. Gerçekten ben size Rabbinizden apaçık bir delil ile geldim. Bu nedenle İsrâil oğullarını gönder benimle” dedi.

106. O (Firavun,) “Eğer bir alamet; gösterge ile geldiysen, getir hemen onu, tabii eğer doğrulardan isen” dedi.

107-108. Bunun üzerine o (Mûsâ), birikimini ortaya attı, o da birdenbire apaçık bir “SİLİP SÜPÜREN” kesiliverdi. Gücünü de sıyırıp açığa koydu; artık gücü, izleyenler için mükemmel, tam kusursuzca idi.

Şuara; 31- 33:

30- O [Musa]: “Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?” dedi.

31- O [Firavun]: “Haydi hemen getir onu, eğer doğrulardan isen” dedi.

32- Bunun üzerine o [Musa], birikimini ortaya koyuverdi; bir de bakmışsın ki o [Musa’nın birikimi], apaçık bir silip süpürendir.

33- Gücünü de çekti çıkardı; bir de bakmışsın ki o [güç], izleyenlere çok mükemmel, hiç kusursuzdur.

Kur’an’ın birçok ayetinde vahyin “kendisine özgü” olduğu, vahyi kendisinden başka kimsenin yapamadığı- yapamayacağı gerçeğini ifade ediyor.

Allah elçi seçer

Hacc; 75, 76:
75, 76- Allah meleklerden, elçiler seçer, insanlardan da.. Şüphesiz Allah en iyi işiten, en iyi görendir, ellerinin arasında olanı ve arkalarında olanı bilir. Ve işler yalnızca Allah’a döndürülür.

Ruh ilkası (vahyetmek), Allah’a özgü bir iştir ve Allah ruhu dilediği kuluna ilka eder.



Mü’min; 15:

O, dereceleri yükseltendir, Arş’ın sahibidir: O, buluşma günü hakkında uyarmak için kendi emrinden/ kendi işinden olan ruhu [vahyi] kullarından dilediğine ilka eder [bırakır].

İsra; 85:

Ve sana ruhtan soruyorlar. De ki: “Ruh Rabbimin emrindendir/ işindendir. Size ise az bilgiden başka, bir şey verilmemiştir.”

Şura; 52, 53:

İşte böylece Biz sana da kendi emrimizden/ kendi işimizden olan ruhu vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat Biz onu, kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle kılavuzladığımız bir nur/ışık yaptık. Hiç kuşkusuz sen de dosdoğru bir yola, göklerde ve yerde bulunanlar kendisi için olan O Allah’ın yoluna kılavuzluk etmektesin. Gözünüzü açın bütün işler yalnız Allah'a döner.

Duhan; 2- 7:
Apaçık/açıklayan Kitap’a yemin olsun ki, şüphesiz Biz, Kendi katımızdan bir iş olarak, onu, hikmetle dolu/sağlam her işin/oluşun kendisinde ayırt edildiği, mübarek [bolluklu] bir gecede indirdik. Şüphesiz Biz uyarıcılarız. Şüphesiz Biz, Rabbinden; göklerin, yeryüzünün ve ikisi arasındakilerin Rabbinden -eğer kesin inanan kimseler iseniz- bir rahmet olarak elçi gönderenleriz. Şüphesiz O, en iyi duyanın, en iyi görenin ta kendisidir.

Bu ayetlere göre vahiy de ilk yaratma gibi Allah’a özgü bir hadisedir. Vahyin en büyük alamet; gösterge oluşu işte buradan gelir. Vahyin alametliğinin; göstergeliğinin nasıllığını, evrendeki kuramlarla anlamaya çalışmak havanda su dövmekten başka bir şey değildir. Allah’ın “bana özgü bir iştir” demediği her olayı ise bilimsel ilkelerle değerlendirmek gerekmektedir.

İşte bu noktada durup düşünülmesi gerekiyor.

Durum böyle olmasına rağmen, geçmiş ilahi kitapların tahrif edilmesi, Kur’an’ın yanlış anlaşılması sonucu, insanlar peygamberlere birçok olağanüstü nitelikleri izafe etmişlerdir. Öyle ki diğer peygamberlere izafe edilen mucizeler(!) bine katlanarak son nebi Muhammed as.a adapte edilmiştir. Böylece son nebi ilahlar ilahı haline getirilmiştir.

Uzun olduğu için asmadım bütünü ile görmek isterseniz buraya bakar mısınız?

Değerli Kardeşim!
"Bunu saglayabilmek icinde, Kurani anlamaya calismali ve mukayeseli okumalar yapmaliyiz. Tek alimin soylemlerine takilip taasuba kapilmadan, kim ne söylüyor, kim hangi veriyi ortaya koyuyor kulak kesilmeliyiz. Ne dersiniz?"

Bu konudaki saptamalarınıza aynen katılıyorum.

Bizim Kur'an ile ilgili değerlendirmemizde dikkat etmemiz gereken şey Allah'ın vahyinde asla çelişki ve tutarsızlık olmadığını bilmemiz gerektiğidir.

Nisa;82:Hâlâ Kur’ân'ı gereği gibi düşünmezler mi? Eğer ki o, Allah'tan başkası tarafından olsaydı, kesinlikle onun içinde birçok karışıklıklar bulurlardı.

Bu âyette, Hâlâ Kur’ân'ı gereği gibi düşünmezler mi? Eğer ki o, Allah'tan başkası tarafından olsaydı, kesinlikle onun içinde birçok karışıklıklar bulurlardı ifadesiyle, ikiyüzlülerin Kur’ân'ı tetkik etmeleri, Kur’ân'dan yola çıkarak gerçeği görmeleri istenmektedir. Zira Kur’ân'da fizik, kimya, biyoloji ve astroloji gibi bilim dallarına ait bilgiler verilmesine rağmen onda bir kusur ve çelişki yoktur, bulunmamıştır, bulunamamıştır ve bulunamayacaktır. Eğer bu kitap Allah'tan başkası tarafından oluşturulsaydı, içinde mutlaka bir kusur ve çelişki olurdu. Bu hacimdeki bir kitabın, kusursuz ve çelişkiden âri olarak meydana getirilmesi beşer gücünün üstündedir:

Peki, onlar, Kur’ân'ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri üzerinde kilitleri mi var? (Muhammed/24)
(Bu,) temiz akıl sahipleri onun âyetlerini düşünsünler ve öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz bereketli bir kitaptır. (Sâd/29)

Kur’ân'ın mucize olduğu hususu, birçok yerde zikredilmiştir:

İşte bu kitap; kendisinde hiç kuşku yoktur, ğaybda iman eden, salâtı ikâme eden, kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden infak eden, sana indirilene ve senden önce indirilene iman eden muttakiler –ki bunlar, âhirete de kesinlikle inanırlar– için bir kılavuzdur. (Bakara/2-4)

Kendisinde şüphe olmayan bu kitabın indirilişi, âlemlerin Rabbindendir.(Secde/2)

Ve andolsun ki Biz, düşünüp öğüt alsınlar diye pürüzsüz Arapça bir Kur’ân [okuma] olarak; takvâlı davransınlar diye bu Kur’ân'da insanlar için her türlüsünden örnek verdik. (Zümer/27-28)

Hamd [tüm övgüler], katından şiddetli azaba karşı uyarmak, sâlihâtı işleyen mü’minlere, şüphesiz kendileri için, içinde sürekli kalıcılar olarak güzel bir mükâfât bulunduğunu müjdelemek ve, “Allah çocuk edindi” diyenleri uyarmak için kuluna, gözetici olarak, kendisi için hiç bir pürüz kılmadığı Kitab'ı indiren Allah içindir. (Kehf/1-4)

Kusursuzluk sadece Allah'a mahsusdur.
Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
Sevgi,saygı ve muhabbetle.
Allah'a emanet olunuz.
__________________
Halil Ay
dost1 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
dost1 Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 3 Kisi:
Anonymous (11. March 2011), Derin Düşünce (10. March 2011), Miralay (10. March 2011)
Alt 10. March 2011, 06:50 AM   #12
Derin Düşünce
Uzman Üye
 
Derin Düşünce - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Feb 2011
Bulunduğu yer: Bursa
Mesajlar: 120
Tesekkür: 413
79 Mesajina 268 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 24
Derin Düşünce has much to be proud ofDerin Düşünce has much to be proud ofDerin Düşünce has much to be proud ofDerin Düşünce has much to be proud ofDerin Düşünce has much to be proud ofDerin Düşünce has much to be proud ofDerin Düşünce has much to be proud ofDerin Düşünce has much to be proud of
Standart

Selam dost1. Dogrudur Kuranda mucize kelimesi gecmemektedir. Velakin bizim mucizeden kastımız, tevil edilmeksizin anlasılan Musanın asayı yılana çevirmesi, Ashab-ı Kehfin üç yüz yıl uyuması, Yunusun balıgın karnına girmesi, Süleymanın kuslarla, karıncalarla veya hüdhüdle konuşması gibi misallerdir. Mucizeden kastımız umumun anladıgı kavramı kasıttır.

Bilakis mucize Aciz bırakan demektir. olagan olduğu halde görkem veya ihtişamı karşısında aciz kalışı ifade eder. Bu baglamda dusundugumuzde misalen güneşin doguşu ve batışı bize gore olagandir, her gün aynı yerden dakik bir şekilde doar ve ve dakik bir şekilde batar, gercektende bu insanı aciz bırakan bir şeydir. Teslimiyetten baska care yoktur. Normal olan tabiatın işi mucize olan Allah'ın işi diye görülemez. Kuranda ayet/alamet anlamlarında kullanılmıstır. Ancak mealcilerimiz bu kelimeyi ısrarla mucize diye ceviregelmislerdir.

Dedigim gibi, yukarıdaki yazımdaki mucize kavramı ile kastım; Kissalar ve mucizeler gercekten vuku bulmus mudur yada bizzat anlatıldıgı gibi mi vaki olmustur? sorusuna verilmis/verilebilecek bir cevap olarak dusununuz...

Muhabbetle
__________________
Rabbim! ilmimizi, anlayışımızı, imanımızi ve sıdk üzere yakinimizi çoğalt! Rabbim! gerçeğe erdirdikten sonra kalplerimizi o gerçekten saptırma; bize indinden rahmet bağışla; kesinlikle sen sonsuz bağışlarda bulunansın. Rabbim! Dünyada ve ahirette sen bizim velimizsin. Bizim canımızi müslüman olarak al ve bizi iyilere kat. Rabbim! Ayrılığa düştükleri şeyler konusunda kulların arasında en iyi sen hükmedersin. Rabbimiz bizi, suan üzerinde bulundugumuzdan daha doğru olana ulaştır.

Konu Derin Düşünce tarafından (10. March 2011 Saat 06:57 AM ) değiştirilmiştir.
Derin Düşünce isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Derin Düşünce Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 2 Kisi:
Anonymous (11. March 2011), Miralay (10. March 2011)
Alt 10. March 2011, 02:44 PM   #13
dost1
Site Yöneticisi
 
dost1 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2008
Mesajlar: 3.017
Tesekkür: 3.567
1.083 Mesajina 2.384 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 100000
dost1 is on a distinguished road
Standart

Selamun Aleykum! Değerli Derin Düşünce Kardeşim!

Alıntı:
Derin Düşünce Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Selam dost1. Dogrudur Kuranda mucize kelimesi gecmemektedir. Velakin bizim mucizeden kastımız, tevil edilmeksizin anlasılan Musanın asayı yılana çevirmesi, Ashab-ı Kehfin üç yüz yıl uyuması, Yunusun balıgın karnına girmesi, Süleymanın kuslarla, karıncalarla veya hüdhüdle konuşması gibi misallerdir. Mucizeden kastımız umumun anladıgı kavramı kasıttır.

Bilakis mucize Aciz bırakan demektir. olagan olduğu halde görkem veya ihtişamı karşısında aciz kalışı ifade eder. Bu baglamda dusundugumuzde misalen güneşin doguşu ve batışı bize gore olagandir, her gün aynı yerden dakik bir şekilde doar ve ve dakik bir şekilde batar, gercektende bu insanı aciz bırakan bir şeydir. Teslimiyetten baska care yoktur. Normal olan tabiatın işi mucize olan Allah'ın işi diye görülemez. Kuranda ayet/alamet anlamlarında kullanılmıstır. Ancak mealcilerimiz bu kelimeyi ısrarla mucize diye ceviregelmislerdir.

Dedigim gibi, yukarıdaki yazımdaki mucize kavramı ile kastım; Kissalar ve mucizeler gercekten vuku bulmus mudur yada bizzat anlatıldıgı gibi mi vaki olmustur? sorusuna verilmis/verilebilecek bir cevap olarak dusununuz...

Muhabbetle
Eğitim ve öğretimde önemli role sahip olan kıssalar, uyarı konusunda da çok etkili olduğu için, Kur’an’da birçok kıssaya yer verilmiş ve bu kıssalar birçok kez tekrar edilmiştir.

Kur’an’da yer alan kıssaların üslûbundan açıkça anlaşılmaktadır ki; Kur’an’daki kıssalar tarih bilgisi vermek amacıyla değil, öğüt verme amacıyla anlatılmıştır.

Kur’an’daki kıssalar, öğüdün kendisine fayda vereceği insanlara, şu yararları sağlamaktadır:

Kur’an’daki kıssalar, eskiden de peygamberlerin gelip geçtiği bilgisini vermek suretiyle peygamberlerin türedi olmadığını gösterir.

Kur’an’daki kıssalar, gelmiş geçmiş bütün peygamberlerin görevlerinin, “tebliğ etmek” ve “öğütte bulunmak”tan ibaret olduğunu öğretir.

Kur’an’daki kıssalar, Allah’ın elçilerine daima gönderildikleri toplumun ileri gelenleri tarafından (mele’) karşı çıkıldığı bilgisini verir.

Kur’an’daki kıssalar, peygamberimizin tebliğine karşı çıkıp onu engellemek isteyenlere, bu tavırlarının bedelini nasıl ödeyecekleri konusunda geçmişten (bazılarını kendilerinin de bildikleri) örnekler vermek suretiyle hatırlatma yapar, uyarıda bulunur.

Kur’an’daki kıssalar, peygamberimize ve onun yandaşlarına, karşı karşıya bulundukları durumun, daha önceki peygamberler ve toplumları arasında meydana gelenlere benzediğini, hatta büyük ölçüde aynı olduğunu bildirmek suretiyle onlara güven telkin eder, ayrıca Allah’ın elçilerinin daima galip geldiklerini bildirmek suretiyle de onlara azim kazandırır ve onların maneviyatını kuvvetlendirir.

Kur’an’dan öğrendiğimize göre bütün peygamberler; bir tek Allah’a kul olmaya Allah’tan başka ilah edinmemeğe, din gününe inanmağa davet etmişlerdir. Ama onlara, özellikle de mal mülk, mevki sahibi olanlar karşı çıkmışlar ve onların tebliğ ettiği mesajları kabul etmemişlerdir. Elçilerin uyarıları fayda sağlamayınca, bu inatçı yalanlayıcılara cezalarını Yüce Allah vermiştir:

Kaf; 36: Biz onlardan önce kendilerinden daha çetin güce sahip nice nesilleri helâk ettik. Öyle ki onlar beldeleri delik deşik ediyorlardı. Hiç kaçıp kurtulacak yer var mı?

Mümin; 82: Daha yeryüzünde gezip de kendilerinden öncekilerin sonu nasıl olmuş bir bakmazlar mı? Onlar kendilerinden hem daha çok, hem de kuvvetçe ve yeryüzündeki eserlerinin sağlamlığı bakımından daha çetin idiler. Öyle iken o kazandıkları şeyler, kendilerine fayda vermedi.

Değerli Kardeşim!

Ateş yakar, bıçak keser, su yüzme bilmeyeni boğar. İnsanların doğa yasaları(Fizik ,kimya yasaları) dedikleri olaylarda asla bir değişme olmaz.

Nisa;82:Hâlâ Kur’ân'ı gereği gibi düşünmezler mi? Eğer ki o, Allah'tan başkası tarafından olsaydı, kesinlikle onun içinde birçok karışıklıklar bulurlardı.

Bunların istisnası ancak Kıyametin kopuşunda olacaktır.

(Hâkkah; 14) Arz ve dağlar yerlerinden kaldırılıp şiddetle birbirine çarpılarak darmadağın edildiği zaman,
(Nebe; 20) Ve dağlar yürütülmüş ve serap oluvermiştir.
(Tâ-Hâ; 105) Ve sana dağlardan sorarlar. Hemen de ki: "Rabbim, onları ufalayıp savuracak."
(Müzzemmil; 14) O günde ki, yer ve dağlar sarsılır ve dağlar eriyip akan bir kum yığınına dönüşür.
(Vâkıa; 5-6) Ve dağların ufalandıkça ufalandığı, toza dumana dönüşüverdiği, [zaman]

Değerli Kardeşim!
Kur'an'da belirtilen "Kıssalardaki mucize diye belirtilen olaylar ne yazık ki İsrailiyat kaynaklı verilere uygun olarak meallendirilmiştir. Metne ve dilin özelliklerine dikkat edilmemiştir. Kur'an'da hiç geçmeyen "mucize" kelimesi ne yazık ki meallerde çokça kullanılmıştır. Allah hidayet versin demekten başka söylenecek birşeyim yok.

Musa Peygamberin elindeki asa yılana dönüşmemiştir. Cansız olan asanın canlı olan yılana dönüşmesi demek Allah'ın ayetlerinin değişime uğraması demektir ki, bunu söylemekten Allah'a sığınırım.
İnsan balığın karnında uzun süre yaşayarak canlı kalamaz. İnsanın balığın karnında uzun süre canlı olarak kalıp yaşaması Allah'ın ayetlerinin değişime uğraması demektir ki, bunu söylemekten Allah'a sığınırım.
Bir insan 300 yıl bir mağarada aç susuz,soğuk sıcak demeden uyuyarak kalamaz. İnsanın 300 yıl bir mağarada aç susuz, sıcak soğuk demeden yaşaması demek Allah'ın ayetlerininin değişime uğraması demektir ki, bunu söylemekten Allah'a sığınırım.

Alemlerin Rabbi olan Yüce Allah'ım, meal yazan tüm yazarlara mealini yapacakları ayetlerin metnine ve dilinin özelliklerine sadakat göstermeyi nasip eylesin.

Kusursuzluk sadece Allah'a mahsusdur.
Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
Sevgi,saygı ve muhabbetle.
Allah' a emanet olunuz.
__________________
Halil Ay
dost1 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
dost1 Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 3 Kisi:
Anonymous (11. March 2011), Derin Düşünce (14. March 2011), Miralay (10. March 2011)
Alt 13. March 2011, 10:50 AM   #14
gerçek hanif
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Mar 2011
Mesajlar: 117
Tesekkür: 145
77 Mesajina 151 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 24
gerçek hanif has much to be proud ofgerçek hanif has much to be proud ofgerçek hanif has much to be proud ofgerçek hanif has much to be proud ofgerçek hanif has much to be proud ofgerçek hanif has much to be proud ofgerçek hanif has much to be proud ofgerçek hanif has much to be proud of
Standart

Kur'anın ilk muhatabı olan sahabenin , Yunus kıssasını nasıl anladığını çok merak ediyorum. Peygamber (a.s) kur'an dışında acaba sahabesine ;Yunus peygamberi yutan balıktan muradın Ninova ülkesinin başkenti Asur zindanına atılmak olduğunu , Yada Batacak olan geminin zindanına mı atılmak mı olduğunu ? Muhtemelen sahabe sormuştur:- Ya rasulallah Yunus peygamber Asur zindanında yada geminin zindanında ne kadar kaldı ?Nasıl salıverildi ?
Muhtemel odur ki Allah rasulü Sahabesine modern arkeolojiden ,tarihten,Kronojiden,coğrafyadan ,mitolojiden bahsetmemiş olmasın.Rasul sahabeye Tevrattaki yunus kıssasını anlatmamış olsaydı bugün biz bunları konuşuyor olmazdık.
sahabe şunuda sormalıydı : Peki ya Rasulallah Tevratta bu kadar Yunus kıssasının tefarruatı varken ,olay senin getirdiğin kur'anda anlatıldığı gibi değilken bu bir çelişki değil midir ?
gerçek hanif isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
gerçek hanif Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 2 Kisi:
Anonymous (19. March 2011), Derin Düşünce (14. March 2011)
Alt 23. March 2011, 05:44 PM   #15
Anonymous
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Dec 2010
Mesajlar: 176
Tesekkür: 627
164 Mesajina 386 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 24
Anonymous has much to be proud ofAnonymous has much to be proud ofAnonymous has much to be proud ofAnonymous has much to be proud ofAnonymous has much to be proud ofAnonymous has much to be proud ofAnonymous has much to be proud ofAnonymous has much to be proud of
Standart

Alıntı:
dost1 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Yûnus peygamberin Tevrât'ta anlatılan hikâyesindeki bir başka mantıksız olay da, bir insanı bir bütün olarak yutabilecek bir balığın mevcudiyeti ve o insanın bu balığın karnında üç gün süreyle kalmasıdır. Bir insanı parçalamadan yutabilecek bir balık hayal edilse bile sindirim sistemi çalışmayan bir balık düşünülemez.

Selam;

Bana da mantıksız gelen bir kaç şey nedeniyle kısa bir araştırma yaptım da bir kaç şey öğrendim. Not: Öğrendiklerimin bazıları yanlış olabilir çünkü sadece hızlıca bir göz gezdirdim.


1) İnsanın komple ağzına sığabileceği balık olmayabilir ama balina var imiş.



Sudaki balinalarınlistesi olan şu resimde ise sağ alt köşedeki dalgıca dikkat ediniz ve boyutları ona göre kıyaslayınız.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Dosya:Cetaceans.svg
Ayrıca bir balinanın dilinde 50 insan ayakta dikilebilirmiş.



2) Balinaların bir çok türünde DİŞ yok. Hatta "dişsizler" veya ağzılarındaki diş yerine yer alan çubuklar nedeniyle "çubuklular" diye bir sınıflandırılmaları dahi var. Bu çubuklar sadece suyu süzme işine yarıyorlar. suyu süzüp içindeki milimetrik organizmaları yakalamak için kullanıyorlar.

3) Balinalar akciğer solunumu yapıyorlar. Yani suyun altında yaşamıyorlar. Gerektiğinde (beslenme alanlarına geldiklerinde) dalıyorlar ama nefes almak için tekrar yüzeye çıkıyorlar. Yaşayabilmek için bizim kadar sık olmasa da NEFES almak zorundalar.

4) Oluklu balinagiller denen balina türlerinin çenesi çok fazla genişleyebiliyor. Çenelerinden başlayıp göbeklerine (karınlarına) kadar inen dik şeritler bu yüzden imiş.

5) Bu tip balinaların çeneleri geniş olmasına rağmen zooplankton denen minik organizmalarla beslendikleri için boğaz delikleri insan yutacak kadar büyük değil imiş.


Doğru mu yanlış mı hepsini teyid edecek vaktim olmadı ama ben şahsen bu bilgilerden sonra "olur mu öyle mantıksız şey, mecazdır mecaz" diyemem. Ayrıca derin dusunce'nin mecaz meselesi hakkındaki tespitlerine katılıyorum. Arapçanın dil yapısında mecaz anlatım var da tevratta ibranicede de mi aynı mecazi anlatım var? Tevratta bir sürü eklemeler çarpıtmalar vb. olabilir ama balık meselesi vb. neden birebir örtüşüyor? "Balık meselesi örtüşüyor" diyince Tevrattaki öykünün geri kalanındaki çarpıtmalardan(doğrusunu Allah bilir), mekan isimlerinden vb. bahsetmek biraz manasız duruyor.

Bana bu konuda da "en doğrusunu Allah bilir" demek ve herhangi bir iddiada bulunmamak düşer.

Selamlar.

Konu Anonymous tarafından (23. March 2011 Saat 06:11 PM ) değiştirilmiştir.
Anonymous isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Anonymous Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 2 Kisi:
Derin Düşünce (24. March 2011), Miralay (24. March 2011)
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
balık sahibi, hz.lut, ninova, yunus, yunus a.s., zünnün


Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 11:43 PM.


Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2024, Jelsoft Enterprises Ltd.
Hanifler - Kuran odaklı gerçek din islam