hanifler.com Kuran odaklı dindarlık  

Go Back   hanifler.com Kuran odaklı dindarlık > İMAN > Allah'a İman > Allahın sıfatları

Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 1. January 2023, 11:20 PM   #11
dost1
Site Yöneticisi
 
dost1 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2008
Mesajlar: 2.996
Tesekkür: 3.550
1.080 Mesajina 2.380 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 100000
dost1 is on a distinguished road
Standart

Selamun aleyküm,

Alıntı:
bartsimpson Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Bazı ayetlerde geçen Allah’ın kelimelerinden maksat nedir?
Kuran Allah'ın kelimeleridir söylemi doğru bir söylem midir?
Değerli bartsimpson kardeşim,

Âl-i İmrân: 94/45'nci âyette ve Nisa: 98/171'nci âyette Hz. îsâ, Allah'tan bir kelime olarak nitelenir. Müfessirlere göre babasız, sırf Allah'ın "Ol!" emriyle yaratıldığı için Hz. îsâ'ya Allah'ın kelimesi denmiştir.

Kelime: kelm kökünden gelir. Kelm, çoğulu külüm ve kilâm, yara, yaralamak demektir. Bu kökten kelâm ve kelime tam anlamı olan söz demektir. Kavi de söz demektir. Bunlar, birbiri yerinde kullanılmakla beraber kavi ile kelâm arasında bir fark vardır.

"KELM" kulak veya göz duyularından biriyle algılanan etkidir.

Bu kökten "KELAM", kulak duyusuyla algılanan söz, "KELM" ise göz duyusuyla algılanan yaradır. Söz kalıpları dizisine ve bunların taşıdığı anlamlara kelâm denilir. Dilcilere göre isim olsun, fiil olsun, edat olsun sözün her parçasına kelâm (kelime) denilir. Kelâmcılara göre kelâm, sadece anlamlı cümlelerin adıdır. Bu bakımdan (kelâm), (kavl)den daha özel bir anlam taşır. Çünkü kavi, cümlenin öğelerine denilmektedir. Ama kelime, hem cümlenin ayrı ayrı öğeleri olan isim, fiil ve edatlara, hem de bunların dizilişinden oluşan cümlelere denilmektedir.
Kelâm, başlı başına bir anlam ifade eden söz, yani cümledir. Kavi ise kendi kendine tam bir anlam ifade edemeyen söz, yani cümlenin bir parçasıdır. Aradaki farktan dolayı bilginlerin hepsi Kur'ân'ın Allah'ın kelâmı olduğunu söylerler ama Kur'ân'ın, Allah'ın kavli/sözü olduğunu söylemezler.
Kelâm, harflerinden biri değiştirilemeyen, tahrif ve tebdil edilemeyen sözdür. Ancak tam anlamı olan seslere kelâm derler.

Kelâm, birkaç kelimeden oluşur. Tek bir kelime, dinleyeni etkilemez, fakat uzayan sözün inceliği dinleyeni etkiler. Onun için atıf bağlaç harfleri gibi, tek harften oluşan kelimeler de vardır, bunlara kelime dendiği gibi harfler grupundan oluşan sözcüğe, başlı başına bir kasideye veya konuş*maya da kelime denilir.
"Şâir kelimesinde, yani kasidesinde; yahut hatib kelimesinde /konuşmasında şöyle dedi" denilir,

Zuhruf28de: Düşünüp gerçeğe dönmeleri, ibret almaları için bunu ardın*dan, kalıcı bir kelime olarak bıraktı" âyetinde Allah'ın, tevhîd sözünü, İbrahim'in ardından kalıcı bir prensip olarak bıraktığı belirtilmektedir. Yani İbrahim'in yayıp yerleştirdiği bu tevhîd inancı, ardından gelen nesil*lerde yaşayıp sürmüştür. Bu durumda kelime veya kelâmı, basit sözden ziyade sözlerin dayandığı düşünce, mantık olarak düşünmek gerekir.
İmâm-ı A'zam da kelâmı mânâ olarak düşündüğü ve Kur'ân'ı Allah'ın soyut düşüncesi (nefsî kelâm) kabul ettiği için mânâ olarak (tercüme ile) okumayı caiz görmüştür. Ona göre Kur'ân'ın temel taşı mânâdır. Lafız ise temel öge değil, mânâyı taşıyan zâid (aracı) bir öğedir. İşte bundan dolayıdır ki Kur'ân kelâmullah /Allah'ın kelâmı, fakat kavl-i resûldür .

Değerli kardeşim,
genelde okumak olarak çevrilen ikra aslında Türkçedeki okuma anlamını karşılamaz.
`إقرأ İkra` sözcüğü, “قرأ qaree” fiilinin emir kipidir. Bu sözcük İbranice`de ve Süryanice`de de mevcuttur. Meselâ şu anda bile Süryanice`de “okumak” sözcüğü için “kıryono” kullanılır. “ikri” sözcüğü de “adımla, oku” anlamındadır. Araştırmacılar “ikra`” sözcüğünün, hangi dilden diğerine geçmiş olduğu konusunda tam bir kanaat sahibi değildirler. (Dr. Subhi es Salih, Mebahis Fi ulum-il Kur`an; Aziz Günel, Türk Süryaniler Tarihi; Dr. Semih Ebu Muğulî, Fil-l Kur`ân Min Külli Lisan adlı eserler.)
Kur`an`daki terimler üzerinde büyük uzman Ragıb el İsfehânî`nin, Müfredat; Arap dili ve kökeni üzerinde büyük otorite olan İbn-i Menzur`un, Lisan-ül Arab ve Zebidi`nin, Tac-ül Arus adlı eserlerinde beyan ettiklerine göre; henüz defter-kitap ortada yok iken “qaree” sözcüğü, “hayız kanının rahimde toplanması ve dışarı atılması” anlamına üretilmiş (vazedilmiş) ve bu anlamda kullanılmıştır. Zaman içerisinde bu sözcük, kadınların hayızlı (kanamalı) geçen günleri ile takip eden kanamasız günlerini kapsayan dönemlerinin adı olarak kullanılmıştır. Nitekim sözcüğün Bakara suresinin 228. ayetindeki gibi kullanımı bu anlamdadır.
Daha sonra bu sözcük, “istiare (ödünç alma) yoluyla bir şeyleri biriktirip onu dağıtmak; başka yerlere nakletmek” anlamında kullanılmaya başlamıştır. Lisan-ül Arab`da yer aldığına göre “develerin, hamile kalıp yavruyu rahimde taşıyıp sonra da doğurmasına قرأت النّاقة qareetinnagatü” denilirdi.
Yukarıdakilere ek olarak bu sözcük bir de, “harfleri, kelimeleri, cümleleri ya da bilgileri bir araya getirip bir başkasına nakletme” eylemi için kullanılmaktadır. İşte bu sözcüğün “okumak” anlamında kullanılma nedeni budur.
Ne var ki bu sözcüğü kısaca “okumak” diye çevirmek, maalesef yeterli olmamaktadır. Kur`an`da bu sözcüğün neden kullanıldığını anlamak bakımından da yanlış sonuç vermektedir. Çünkü, Türkçe`de kullanılan “okumak” sözcüğünün karşılığı, Arapça`da “tilâvet” sözcüğüdür. Buna, hazır olan bir metni okumak diyebiliriz. Ancak Kur`an`ın “ikra`” sözcüğü ile bu anlamda bir okumayı kastetmediği açıktır. A`lâ suresinde geçen “Biz sana biriktireceğiz ve dağıttıracağız, sen de unutmayacaksın” ifadesi ile Kıyamet suresinin 17-19. ayetlerinde de tekrarlanan buna benzer ifadeler bize göstermektedir ki; “Kıraat, önce bir şeyleri (bilgileri) zihinde, kitapta vs. toparlayıp, hazırlayıp ondan sonra başkalarına sözlü ya da yazılı olarak aktarmaktır.” Ele bir gazete, dergi, kitap alıp sessizce okuyup bir şeyler öğrenmek “kıraat” sözcüğünün ifade ettiği okumak olmayıp “tilavet” sözcüğünün ifade ettiği okumaktır. Görüldüğü üzere “ikra” sözcüğünün esas anlamını tek bir sözcükle ifade edemiyoruz. Meal ve tahlilde “ikra’” sözcüğüne “oku!” diye anlam vermiş olsak da doğrusu açıkladığımız gibidir. Bu dikkatten kaçırılmamalıdır.
Şu halde konumuz olan “ikra`” emrinden, peygamberimizde bir şeylerin biriktirileceğini ve sonra da bu biriktirilenlerin yine ona dağıttırılacağını anlamamız gerekir. Diğer bir ifadeyle peygamberimiz, Allah`tan bir şeyler öğrenecek ve öğrendiklerini insanlara öğretecektir. Bu öğretmeyi ister sesli isterse yazılı yapacaktır. Kendisine “ikra`” emir sözcüğü ile emredilen; verilen görev işte budur. Bu konuda şu ayetlere bakılabilir: İsra; 14, 45, 93, 106, Nahl; 98, Şuara; 199, A`râf; 204, İnşikak; 21, A`lâ; 6 ve Müzzemmil; 20.
Ancak unutulmamalıdır ki bu ayetler kendisine vahyolduğu zaman neyi okuyacağını, neyi zihninde toparlayacağını, neyi depolayacağını, neyi taşıyacağını ve neyi dağıtacağını peygamberimiz henüz bilmemektedir.

kusursuzluk sadece Allaha mahsusdur.
Doğrusunu en iyi bilen Allahtır.
sevgi saygı ve muhabbetle
Allaha emanet olunuz.
__________________
Halil Ay
dost1 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
allah’ın, kelimeleri


Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 01:02 AM.


Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2023, Jelsoft Enterprises Ltd.
Hanifler - Kuran odaklı gerçek din islam