hanifler.com Kuran odaklı dindarlık  

Go Back   hanifler.com Kuran odaklı dindarlık > İMAN > Şirk ve Müşrikler

Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 12. October 2010, 11:01 AM   #1
pramid
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Sep 2010
Mesajlar: 764
Tesekkür: 191
507 Mesajina 1.128 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 24
pramid has much to be proud ofpramid has much to be proud ofpramid has much to be proud ofpramid has much to be proud ofpramid has much to be proud ofpramid has much to be proud ofpramid has much to be proud ofpramid has much to be proud of
Standart arabiya dinin tarihsel bozulmaları 2

BUGÜN Kİ İSLAMİYET’İN KAYNAKLARI

Arapçada birçok Sanskritçe kelime bulunmakta ve Hindu inancının etkileri Müslüman ibadet ve ritüellerinde görülmektedir.

Yahudi inanç sistemi, Eski Mısırdan gelen Yahudilerin Eski Mısır’dan öğrendikleri tek tanrılı din inancı ile birlikte daha sonra Babilonya sürgününde öğrendikleri Zerdüşt inancının karışımını oluşturmaktadır. Kral Tanrı’nın karşısına Kral Şeytan’ı koyan Zerdüştlük dinidir. Bu inanç daha sonra Hıristiyanlığa ve İslamiyet’e bozulmalar sonrası geçmiştir. Melek, Şeytan inancı Zerdüştlükten üç büyük dine girmiştir.

İslamın bozukmasına neden olan temel nedenleri sayacak olursak şöyle sıralayabiliriz.

1- Tevrat
2- Eski Babilonya inançları(sabilik-güneşe tapımcılık)
3- Hint kültürü ve ibadetleri.
4- Hıristiyan inançları (İsa’nın yeniden Dünya’ya döneceğine inanmak ve Saint (evliya) inancı gibi.

Zerdüştlük dinin kurucusu Zertüşt adında yaşayıp yaşamadığı bile tam bilinmeyen bir kişidir ve Tanrısının ismi Ahura Mazda’dır kitabının ismi Avesta’dır.

Namaz:Namaste: Sanskritçede(Eski Hint dili) Anlamı ‘’selam’’ Namaskara:’Güneşe selam’’demektir. Namaz kelimesi Arapça bir kelime değildir. Kurana göre bizim namaz olarak adlandırdığımız ibadetin adı tesbih ve salatttır. Namaz ve secdeli ibadetler Güneşe tapanlarda, Budistlerde ve Müslümanlarda görülen ibadet türüdür. Bu ibadet türü ibrahimi dinin bozulması ile tarihsel süreçte bir takım değişiklikler ile yapıla gelmektedir. Aslında ibadet şekil ve yerini Allah ibrahime öğretmiştir.(Bakara-128) İslam ibadetlerinde Hint, sabii(güneşe gök cisimlerine tapanlarda) ki ibadetlerin yansımaları görülmektedir. Bu çok doğaldır zira İbrahimin sayfalarını hint Brahma(İbrahim) Vedalarında görebilmekteyiz. Kısacası Namaza benzer ibadetleri yapan kişilerin diğer hak dinlerin ibrahimi dinin dejenere olmuş dinlerin uzantısı olduğudur.Mekke Müşrikleri de belli vakitlerde namaz kılar, cünüplükten gusül abdesti alırlardı. Veli ve şahitlerin huzurunda evlenir, yemek yedirirler.

Kabe: Hz.İbrahim tarafından inşa edilmiştir. Bu topraklar da zaman içinde meydana gelen göçler ile bu toprakların kutsallığı inancı nedeni ile her yıl yapıla gelen Hac ibadetinin etkisi, insanların bu coğrafyaya diğer kültürler ve dinlerin sahip olduğu inançları, İbrahimi dinin bozulmasına neden olmuşlardır. Bu etkileşim sadece Mekke ve çevresinde değil orta asya ve orta doğu halkları üzerinde de olmuştur. Bu nedenle gerek Tek tanrılı din gerekse de çok tanrılı dinlerde benzerliklerin bulunması çok doğal bir sonuçtur.

Kabenin kare (tam kare değil) şeklindeki yapısını, Hindistanda ki Güneş mabedlerinde de görülmesi, yine bu güneş mabetlerinde yapılan ibadet esnasında giyilen elbiselerin benzerlerini Kabedeki hacıların günümüzde giymeleri ve bu iki mabettede tavaf gibi benzer bir ibadetin olması İbrahimi dinden kaynaklanmaktadır. Hac sırasında kurban kesmek İbrahimi inancından İslamiyete geçmiştir:

İslam Öncesinde Arabistan’ın bir çok bölgesinde Kabe’ye benzer tapınaklar bulunuyordu. Bunlardan biride yürüme mesafesi olarak uzak olan Mekkeye yaklaşık 16km. uzaklıkta Cirane vadisinde bulunan ve uzak mescit olarak adlandırılan Mescid-i Aksa(Arapça uzak demek)’dır.

PUTÇULUK
Putperest Arapların taptıkları belli başlı putlar şunlardı: Vedd, Suvâ, Yağûs, Ya'ûk, Nesr. Vedd, Kelb kabilesinin putuydu ve Dûmetü'I-Cendel'''de bulunuyordu. Suvâ Hüzeyl kabilesinin putuydu. Kabile mensupları onu hacceder ve önünde kurban keserlerdi. Yağûs Müzhic ve bazı Yemen kabilelerinin putuydu. Ya'ûk Hemcdan''da bulunan bir puttu. Ncsr Zü''1-Kilâ' kabilesinin putuydu ve Himyerde bulunurdu. Lât, Sakîf kabilesinin putu olarak Taifte bulunurdu. Uzzâ, Kureyş, Benî Kinâne ve Benî Süleym'den bazı aşiretlerin putuydu. Menât Evs, Hazrec ve Gassân kabilelerinin putuydu. Hübel ise bütün Araplar için en yüce put olarak bilinir ve Kabe'de dururdu. İsaf ve Naile putları, Amr b. Luhay tarafından konuldukları Safa ve Merve tepelerinde dururdu. Kurbanlar, bu iki putun önünde Kabe'ye dönük olarak kesilirdi. Bu İkisinin Cürhüm'den İsaf b. Amr ve Naile b. Sehl oldukları, birbirlerine aşık olan bu ikilinin Kabe'de işledikleri günah sebebiyle taş kesildikleri söylenirdi. Bir diğer rivayet ise, böyle olmayıp Amr b. Luhay tarafından getirilip Safa'ya yerleştirildikleri yönündedir.
Bahanelerden Benî Milkan kabilesinin Sa'''d isimli bir putu vardı. Biri-sİ bu put hakkında şöyle demiştir:
Sa''d''e vardık, işimizi düzeltsin diye Dağıttı bizi Sad.
Nuh-23 : Şöyle dediler: ‘Sakın ilâhlarınızı bırakmayın. Hele hele Vedd’i, Süvâ’ı, Yeğus’u, Ye’ûk’u ve Nesr’i hiç bırakmayın.”

İbrahimi dinin devamı olarak gelen peygamberlerden olan Hz. Musa’dan sonra Yalnız Allah’a tapma inancı sekteye uğramıştır. Babil (Babilonya)Kültürünün hegemonyasında bu din değişime uğrayarak Babillilerin putuna tapma ve bu putu Allah ile özleştirme inancı doğmuştur.

Saffat Suresi -124-125-126 :Hani kavmine şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” Yaratıcıların en güzelini, sizin ve geçmiş atalarınızın Rabbi olan Allah’ı bırakarak “Ba’l’e mi tapıyorsunuz?”

Dinin inanç değişimlerinde baskın kültürün rolü, etkilenmeler eski inanç kalıntıları çok önemli rol oynamıştır.

AY TANRISI KÜLTÜRÜ

“ALLAH” kelimesinin ilk kez Kur’anda geçmediğinin bulunması size şaşırtıcı gelmesin.Ortadoğu İlk İslam araştırmacılarından Colombia Unv.Orta Doğu ve İslam Profesörü ve Çağdaş zamanların Batı İslam Alimlerinden olan Arthur Jeffery’den bir alıntı:
“Allah” adı,Kur’an’ın da şahitlik ettiği islam öncesi Arabistan’ında bilinmektedir.Aslında, kelime olarak “Allat” dişi formunda Kuzey Afrika yazıtlarında bulunmaktadır. (Islam,Muhammed,ve Dini N.Y.Liberal Arts 1958-s:85)

“Allah” kelimesi bileşik Arapça bir kelimedir.”El İlah”veya “El Ellah”tır.“EL” belirteçtir.Türkçe’de olmayan bu özellik İngilizce’de “THE” yerine kullanılır.Yani bir ismi diğerleriyle karıştırmamak için konulan bir belirteçtir.

“İlah” ise “Tanrı” anlamındadır.Arapça’ya girmiş yabancı,tanrısal özelliği olan bir kelime değildir.Saf Arapça’dır.


“Allah islam öncesi bir kelimedir ve Babil inanışında “Bel” e karşılık gelir. (Encyclopedıa of Relıgıon 1:117 Washıngton D.C.Corpus Pub.1979)

”Allah” kelimesini islam öncesi putperest Arap inanışları zamanına ait özel bir Arap Tanrısı “ ismi olduğuna inanılmaktadır. Aşağıdaki alıntı bu konuda yardımcı olabilecektir.;“Allah” İslam öncesi Arap kitabelerinde bulunmaktadır.”(Encyclopedıa Brıtanıca 1643)

“Araplar Muhammed öncesi yaygın olarak “Allah” adlı üstün bir tanrıya ibadet etmişlerdir.(Encyclopedıa of İslam1:302 Leıden E.J.Brill.1913 Houtsma)

“İlah” sıklıkla islam öncesi Arap şiirlerinde “Allah” yerine kullanılmıştır.” (Encyclopedıa off Islam III.1093-1971)


YILDIZ DİNLERİ

Eski Arabistan’da Güneş dişi bir Tanrıça ,Ay da erkek bir Tanrı olarak görülmüştür.Bu alanda araştırma yapan bir çok alimden biri olan Alfred Guılluame tarafından öngörüldüğü gibi “Ay Tanrı”sının bir çok çağırılış biçiminden biri de “Allah”tır.(İslam:S:7)

Allah ismi Ay Tanrısına verilen muhtelif isimler içinde şahsi özel ismidir. Allah, Ay Tanrısı Güneş Tanrıçası ile evlenir. Birlikte üç tanrıça(dişi) üretirler.Bunların isimleri,”El Lat”,”El Uzza”, ve “Menat” tır.

Necm Suresi – 19-20-21: Lât ve Uzza’ya ve diğer üçüncüsü Menat’a ne dersiniz? Erkek size de, dişi O’na mı?

“Allah’la beraber daha küçük tanrıçalar olarak ve Allah’ın Kızları adlarıyla tapınıldılar.”(Encyclopedıa of world mitology and legend 1:61)

Eski yakın doğuda “Ay” genellikle kadın –dişi olarak temsil edilirken Araplar onu Erkek olarak görmüşlerdir.

Mekke’de bulunan Kabe’deki 360 putun orada barındırılmaları nedeniyle bütün pagan yani çok tanrılı Araplar ibadetlerini “Mekke” ye dönerek yaparlardı.
Diğer adı “Hubel” olan en büyük putları “El Ellah” veya “Türkçe söylenişiyle Allah’ın “yani “Ay Tanrısının” heykeli de burada bulunmaktaydı.
Ay tanrısına tapınmak Arabistan ve bereket hilali boyunca yani Mısır-Mezopotamya arasında da yaygın bir inanıştır.
Bu Araplar arasındaki inanç birliği de İslam inancının bu bölge boyunca yaygınlaşmasını kolaylaştırmıştır.”Hilal Ay”ın Müslümanlarca sembol kabul edilmesinin ve Müslüman ülkelerin bayraklarında “Hilal” bulundurmalarının sebebi Mekke’deki “Ay Tanrısı”na tapınma kültüne bir atıf olarak yorumlanmaktadır.

KUREYŞ TANRILARI

Muhammed’in doğduğu Kureyş Kabilesi Ay Tanrısı Allah’a (El Ellah veya HUBEL) ve onunla insanlar arasında iletişim kurduğuna inanılan üç kızına taparlardı. Mekke’deki Kabe’de El Lat,El Uzza,Menat adlı bu üç tanrıça başlıca rolü oynamaktaydı.Allah’ın ilk iki kızının isimleri “Allah”ın dişi formuydu.

Babil Enuma Eliş Destanında olduğu gibi Tiamat (Dünya) ve Kingu (Ay) güneşten koparak oluşan ilk iki gezegendir.
Marduk Tiamat'a savaş ilan ettiğinde onun bir kadın olduğunu söyler.Destanın sonunda da insanı "Ay-Kingu"nun kanından yaratır.Buna göre de El Lat-Merkür,El Uzza Venüs ve Menat-Dünya olarak anlaşılmalıdır.Hristiyanlıktaki "Üçleme -Teslis'in de Güneş,Ay ve Dünya ile ilişkilendirilmesi yanlış olmaz. İsa ve Havarilerinin ve de meleklerin başlarındaki hale Mitra-Zerdüşt inancı, Mısır ve Sümer İnançlarının sembolü olan "Güneş" i temsil etmektedir.)
Hz. Muhammed’in babasının adı kelimesi kelimesine “Abd-Allah” tır.Türkçe’ye “Abdullah olarak geçer. Yani “Allah’ın Kölesi” anlamındadır. Allah kavramı İslamiyetten öncede bulunmakta idi.

Şimdi Vehhabiliğin öğreticisi İngiliz ajanı Hemper ‘ın 250 yıl sonraki ardılı olan E.Siraceddin veya namı diğer Martin Lings’e hazırlattıkları kendi kitaplarından Arapların Allah’ının ne olduğunu görelim;

“İsmail peygamberin ikinci karısının kendi kabilelerinden olması nedeniyle Yemen’den gelerek Mekke’ye yerleşen Cürmühi kabilesinden uzun yıllar sonra Kabe’nin korunması görevini üstlenen Huzaa kabilesinin şeflerinden biri Suriye ziyaretinden dönerken orada bulunan putperest Moabi’lerden Kabe’ye koymak için bir put ister.Onlar da Hubel adlı putu verir.Daha sonra Kabe’nin baş putu olacak olan bu puta sonradan konulan ad ise “El Ellah” tır.Yani “Allah.”
İsa’dan 400 yıl sonra İsmail soyundan gelen Arap Kureyş kabilesinden Kussay,Huzza Kabilesinin lideri Huleyl’in kızı ile evlenir.Damat Huleyl’in kendi evlatlarına baskın çıkar ve Araplar arasında olan saygınlığı nedeniyle de sivrilmiş kişiliği onun tercih edilmesini sağlamıştı.
Sonunda iki kabile arasında çıkan büyük bir savaş sonunda Kabe’nin korunması Kureyş kabilesine geçer.Mekke ve çevresinde de tepelere yerleşmiş olarak yaşayan “civar Kureyşlileri de vardır.Zaman Hz.Muhammed’in dedesi Abdülmuttalip dönemini göstermeye başladığında Kureyş kabilesinin “Kabe’nin koruyuculuğu” diğer adıyla “Allah’ın Bekçileri” sıfatı ile de bilinen görevi devam etmektedir.
Kureyş’lilerin görevi “Kabeyi korumaktır ve bu yüzden bu kabile “Allah’ın bekçileri” adı ile anılır.
Kabe’nin baş putu yine El Ellah (“Allah” Türkçe söylenişidir.Arap alfabesi “Elif” harfi ile yani “E” ile başlar.) gerçek adıyla Moabi putu Hubel’dir.Yüzyıllardır tapınağın en büyük en saygı gören,maneviyat telkin eden “bereketin timsali” olarak sayılmaktadır.
Arap yarımadasında Kabe dışında da büyük tapınaklar vardır ve bunların en önemlileri de Hicaz bölgesindeki “Allah’ın kızları” olarak bilinen Lat,Menat ve Uzza’dır.
Hz.Muhammet’in dedesi Abdülmutallip de diğer Yesrip (Medine) Arapları gibi Kızıldeniz’deki Kudayd’da bulunan Menat’ın tapınağına götürülmüştü.Kureyş için bunlardan en önemlisi Mekke’nin deve yolu ile bir günlük güneyindeki Nahle ovasında bulunan Uzza putu idi.Bir günlük daha güneye yol gidilirse,Havazin kabilesinden Sakif tarafından yönetilen ve “Yeşil Cennet” denilen Taif’e varılır.Ki burada da Lat’ın gösterişli bir putu tapınağa konmuştu.Lat,Taif’li bir kadını simgeliyordu.Havazin kabilesi bu puta verilen değer nedeniyle kendilerini Mekkelilerle bir tutuyorlardı.Kureyşliler de bunu “İki Şehir” diye niteleyerek Mekke ve Taif’i eş gösteriyorlardı.Hicaz’ın bostanı olarak adlandırılan Taif,bereketinin kaynağını bu puta bağlıyordu.Ayrıca iki kabile de İsmail soyundan geliyorlardı.”

Her yıl Mekke’de Kabe’nin önünde yapılan bir şiir yarışmasıyla sonuçlanır.En iyi seçilen şiir Kabe duvarına gelecek yılki hac görevine kadar asılı kalır ve şaire de Mekke esnafınca konulan en büyük para ödülü Kureyş Kabile Reisi yani “Allah’ın Bekçileri”nin reisi tarafından verilir. Seçilen bu şiir “İlahi” yani “Tanrısal” bir şarkı şeklinde de aşıklarca en az bir yıl boyunca söylenilirdi.
Kur'anın belli bir ses düzeni içinde okunması da bu geleneklerden gelmektedir.Süleyman Paşanın Mevlid'i de böyle bir içerikle yazılmıştır. Bütün dinlerde tanrıyı öven şiirler vardır.Aleviler sazla ve semahla bu işi yaparlar vs. vs.

HİLAL AY SEMBOLÜ

Arap kültüründe ve bütün orta doğu boyunca başka yerlerde de Ay Tanrısına ibadetin sembolü “Hilal”dir.Arkeologlar,Ay Tanrısına tapınmanın bir işareti olarak başlarının üstünde hilal bulunan bir çok tanrı ve tanrıça heykeli ortaya çıkardılar.Aynı anlamda da Mısır Tanrılarının başında da güneş resmedilmişti.
Hz.İsa ve Havarilerinin ,Hz.Meryemin, Meleklerin ve de azizlerin resimlerinde de “Mısır-Sümer veya Mitra’nın sembolü olan güneşe atfen “Yuvarlak Haleler” bulunmaktadır.Hepsi aynı kültüre dayanmaktadır.

Hz.Muhammed ile birlikte başının üstünde onu koruyan bir bulut olduğu vakası da aynı içerikten gelir(Hadis Kitaplarına bakın).Önceki inanca bağlı olanları cezb etmede kullanılmıştır. Malesef bu iyi niyetli inanç sevdirme hareketleri günümüze bozulmuş bir din olarak gelmektedir.

İSLAMA SOKULAN SÜMER-TEVRAT-İNCİL EFSANELERİ

Ala Suresi-18-19: Şüphesiz bu hükümler ilk sayfalarda, İbrahim ve Mûsâ’nın sayfalarında da vardır.

İbrahimden önce Peygamberlere bir takım suhuflar(sayfalar) verilmişti. (İbrahim peygamber ise Sümerlere yakın yada aynı zamanda yaşamış olabilir). Eskiden iletişim imkanları ve kitabet çok zayıf olduğu için aynı zaman diliminde birbirine yakın bölgelerde küçük topluluklara bile peygamber gönderilirdi. Bu peygamberlerin kimisine inanan hayli çok olduğu halde kimisine hiç inanan olmamıştı. Bunların birçoğu kendisinden önce o topluluğa gelen peygamberin dinini devam ettiriyordu.
Fakat kendilerine peygamber gönderilen insanların çoğu peygamberlerin kendilerine bildirdikleri vahiyleri kendi uydurmaları ile karıştırıyor ve dejenere ediyorlardı. Kuran'da eski kavimlerin yaptıkları bu hareketler ve peygamberlerini ilah edindikleri yer yer bildirilmektedir. Tabiki aslı vahye dayanan fakat dejenere olmuş bu inançlarının yansımasına bu milletlerin yazıtlarında ve kültürlerinde rastlamak doğaldır

Sümerliler bundan hemen hemen 6000 yıl önce Mezopotamya’ya gelip yerleşmişler ve orada izleri zamanımıza kadar ulaşan büyük bir uygarlık geliştirmişlerdir. Bu uygarlığın en önemli buluşu tekerlek ve dillerine göre bir yazıdır. Yazı ilk olarak resim şeklinde taşlar üzerine yazılmış. Daha sonra Dicle ve Fırat nehirlerinin getirdiği bol kil üzerine yazılmaya başlanmış. Bu yüzden yazı şekil değiştirerek işaretleri oluşturan çizgiler çiviye benzemiş, (Bunun için şimdi “ çiviyazısı ” deniyor) kelimeler de kısmen hece olmuş. Böylece hem kendileri istediklerini yazabilmişler, hem de Ortadoğu milletleri olan Babilliler, Asurlular, Hurriler, Hititler, Urartuların da kendi dillerini yazmalarını sağlamışlardır. Ugarit ve Persler de bu yazıdan harf yazısı yaparak yararlanmışlardır.

Geçen yüzyıldan beri gerek Mezopotamya’da gerek Anadolu ve Suriye’de yapılan kazılarda on binlerce çiviyazılı tablet bulunmuş, yazılar okunmuş, diller çözülmüş ve tamamıyla unutulmuş, en az üçbin yıllık Ortadoğu milletlerinin tarihleri, dinleri, efsaneleri, günlük yaşantıları ortaya çıkmıştır. (1)

Bu yazılı belgelerin en önemlileri Sümer Edebiyatı ve dinine ait olanlardır.

Sümer Dini çok Tanrılı bir dindi. İbrahimden önceki peygamberler Allah’tan başkasına tapmama ve Tek Allah inancı üzerine tebliğlerini yapmakta idiler. Sümer inanç sisteminde hac, namaz oruç gibi ibadetleri görememekteyiz. Fakat inanç ve dini işlemlerde tek Tanrılı dinlere büyük etkileri olduğu anlaşılıyor.

Tanrı’nın yaratıcı ve yok edici gücü, Tanrı korkusu, insanların Tanrı tarafından yargılanması, törenler, dualar, tütsüler, ilahiler, çalgılarla Tanrı’yı sevindirmek, iyi ahlaklı, saygılı olmak ve temizlik, Sümer inanışlarının temeli idi. Bunlar tek Tanrılı dinlere geçmiş. Tanrılara yaranmak için kurbanlar verilmesi ise Adem’in iki oğlu arasında geçen bir yaranma olarak Kuranda da geçer.

Mâide Sûresi - 27 : Onlara, Adem’in iki oğlunun haberini gerçek olarak oku. Hani ikisi de birer kurban sunmuşlardı da, birinden kabul edilmiş, ötekinden kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen, “Andolsun seni mutlaka öldüreceğim” demişti. Öteki, “Allah ancak kendisine karşı gelmekten sakınanlardan kabul eder” demişti.)

*Sümerlilere göre Tanrılar şehirleri ve bütün kültür varlıklarını meydana getirip insanlara vermişlerdir. Bu akedeyi Kuran’da da buluyoruz. Araf -26: Allah’ın insanlara elbiseler yaptığı, Nahl- 81:dağlara barınaklar, sıcaktan koruyacak elbiseler, savaştan koruyacak zırhlar yaptığı yazar.

*Sümer’de Tanrılar “ol” deyince o şey olur. Yasin: 82’de “Allah’ın yaratmak istediğine ‘ol’ demesi yeterlidir.” denmektedir.

*Sümer’de Tanrılar istediklerini yok ederler. Ordular Tanrılarındır. Aynı düşünceyi Kuran’da da Enfal-17 savaşta insanların değil, Allah’ın öldürdüğü, atılan silahların Allah tarafından atıldığı yazılıdır.

*Sümer Tanrıları kızarsa kendi ülkelerini bile yakıp yıkarlar. Tevrat’da, Yahve’ (Yehova) nın insanlara kızarak onlara yok edici felaketler verdiği, komşu devletleri İsrail’in üzerine saldırttığı bildirilmektedir.

Kuran’daki birçok sure içinde Allah’ın çeşitli milletleri nasıl yok ettiği sayılmaktadır. (Ankebut: 38, Furkan: 38, Hace: 44, Akkaf: 27, Muhammet: 13, Fussilet: 13.. bunlardan birkaçı).

*Sümer’de Krallar yeryüzünde Tanrıların vekili sayılıyor. İslam’da da halife Allah’ın vekili idi. Papa da öyle.

*Sümerliler dünyadaki olayların ve Tanrı isteklerinin yıldızlarda yazılı olduğuna inanırlardı. Bu bozuk inanç bir kitapta yazılı olan her şeyin yıldızlara atfı ile başlamıştır. Burç: 17-18, Neml: 75 ayetlerinde Kuran’ın ve diğer olayların bir kitapta yazılı olduğu bildirilir.

*Sümer’de sosyal adaleti koruyan Tanrıça senede bir kez insanları, o yıl içindeki davranışlarını göre yargılar. Bu inanış İslam’a Şaban ayının on beşindeki Beraat Kandili olarak girmiş. (Kuranda yer almayan bu günler maalesef hadisler vasıtası ile dine geçmiştir. Bozulmanın asıl kaynağı hadislerdir.)

*Sümer’de her şahsın ve ailesinin kendilerine özgü bir Tanrısı vardı. Onun görevi onları korumak isteklerini büyük Tanrılara iletmekti. Bu adet Mekke ve çevresindeki kabilelere her kabilenin bir putu olması olarak geçmiştir.

Tevrat ve Kuran’da bulunan, evrenin, insanın yaradılışı, , Habil’in Kabili öldürmesi, Cennet’ten Kovulma, Tufan, Tek Dil ve Irk, konuları Sümer yazıtlarında da bulunmakta idi.

Kuran’da her konu ayrı ayrı çok yüzeysel çeşitli surelerdeki ayetlere dağılmış ve birbirlerine bağlantısız olarak yazılmış. Ve hiçbir tutarsızlık yoktur.

Yaratılış:. İlk yaratıldığına inanılan “ Adam “ ın anlamı da “ Kırmızı Toprak.” Havva’nın Adem’in kaburgasından yaratılması ve Cennet’ten kovulmaları da bir Sümer efsanelerinde de geçmektedir. (Ademin eşinin kaburgadan yarattığı uydurması sadece hadislerde görmekteyiz.)
Nisâ(*) Sûresi-1 :Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da1 eşini yaratan; ikisinden birçok erkek ve kadın (meydana getirip) yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Şüphesiz Allah üzerinizde bir gözetleyicidir.

Son olarak Sümerlerde geçen Tanrı’nın kaburgasını iyi edecek bir Tanrıça’dır. Adı da “ Kaburganın Hanımı ‘ anlamına gelen “ Ninti “ dir. Burada Nin - Hanım, Ti ise Kaburga demektir, 'Ti ’ nin bir anlamı da “ Yaşam “ dır. Eğer isme buna göre anlam verirsek “ Yaşamın Hanımı “ olur.

Bu efsane Tevrat’a geçerken Tanrıça kaburgadan yaratılan kadın olmuş, Kaburganın Hanımı anlamına gelen ad yerine de Yaşamın Hanımı anlamına gelen Havva adı konmuştur. Burada Tanrıların Bahçesi, yani Cennet, yasak meyve, meyveyi yiyen erkek Tanrı, kaburga ile ilgili kadın (Tanrıça) ve Tanrı’nın yasak meyve yiyip lanetlenmesi Tevrat hikayesine tamamıyla uymaktadır.

Kuran’da ne Havva’nın adı, ne de kaburgadan yaratıldığı yazılı. Yani Havva tabiri önce Sümer ordan Yahudi sonrada uydurulmuş hadisler ile bu islama geçmiştir.

Adem’in çocukları Habil Kain (İslam’da Kabil) Hikayesi: Tevrat’a göre Habil koyun çobanı, Kain çiftçi. İkisi üzümlerinden Tanrı’ya sunuyor. Tanrı Habil’in getirdiğini beğendiği için kardeşi Kain onu öldürüyor. Konu Kuran’da Maide 27-31’de, ne çocuklarının adları, ne getirdikleri yazılıyor. Uydurulmuş Hadislerde de bol bol ve çeşitli şekillerde anlatılmış.

Sümer’de hikaye şöyle: Çoban Tanrısı ile Çiftçi Tanrısı, Aşk Tanrıçası ile evlenmek isterler. Tanrıça, Çoban Tanrısı’nı ve onun getirdiği ürünleri yeğler. Çiftçi de aradan çıkar. Buna paralel bir başkasında “ Yaz “ kendi ürünü olan tahılı, “ Kış “ da hayvanlarından Tanrı Enlil’e sunarlar. Tanrı “ Kış “ ın ürünü hayvanı kabul eder. Ya da buna razı olur.

Tufan ise

İnsanlar bozulmuş olduğundan Rab hepsini yok etmeye karar veriyor. Yalnız Rab’a iman eden Nuh’a Tufan yapacağını, tarif ettiği gibi bir gemi yapmasını, içine neler alacağını bildiriyor. Nuh söyleneni yapıyor. Tufan başlıyor, 40 gün sürüyor. Sular 150 günde çekiliyor. Gemi Ararat dağına oturuyor. Sular tamamiyle çekildikten sonra Nuh gemiden çıkarak Rab’a kurbanlar kesiyor, Nuh’a 950 yıl ömür veriliyor. Rab’da yaptığına pişman oluyor. (Tevrat - Tekvin Bab - 8:9)

Kuran’da bu olay 7 Sure içinde 20 kadar Ayette değişik şekillerde çok yüzeysel olarak yazılmış. Tufan adı bir kez geçiyor, geminin nasıl yapılacağı, Tufan’ın ne kadar sürdüğü gemiden nasıl çıktıkları, Nuh’un neden 950 yıl yaşadığı bildirilmemiş.

Buna karşın Allah’ın insanlara kızması, olayın Nuh’a bildirilmesi, gökten, yerden suların taşması, gemimin bir dağa yanaşması, bir kısım insanların kurtulması.. Tevrat ile paralel.

1872 yılına kadar Tufan hikayesinin yalnız Tevrat’ta olduğu biliniyordu. Fakat Ninive’de çıkarılan Asurbanipal Kitaplığı içindeki bir çiviyazılı tablet okununca büyük bir şaşkınlık olmuştur. Gilgamış Destanı’nın son kısmını oluşturan bu hikayeyi, ölümsüzlüğü arayan Gilgamış’a Nuh’un Babilce karşılığı olan Utnapiştim anlatmış. Buna göre çoğalan insanların gürültüsünden rahatsız olan Tanrılar bir tufan yapmaya karar veriyorlar. Fakat Bilgelik Tanrısı gizlice bir duvar arkasından Utnapiştim’e durumu bildiriyor. Gemi 7 günde yapılıyor. İçine Utnapiştim akrabalarını, sanatçıları çeşitli hayvanları dolduruyor. Tufan başlıyor. 6 gün 6 gece sürüyor. 7’inci gün gemi Nizir Dağı’na oturuyor. Suların çekildiği kuşlar gönderilerek anlaşılıyor. Gemiden dışarı çıkınca Utnapiştim kurbanlar kesiyor. Onların kokusunu duyan Tanrılar üşüşüyor. Tanrılar Utnapiştim’e ölümsüzlük vererek Tanrıların bulunduğu yerde oturtuluyor.

Bu hikaye geç çağda Sami olan Akat dilinde yazılmıştır.

Bu yüz yılın daha erken çağına ait bu hikayenin Sümercesi bulundu. Tablet çok kırık olmasına rağmen, Tanrıların bir tufan yapmaya karar verdiği, bu kararı Bilgelik Tanrısı Enki’nin duvar arkasından Utnapiştim’in Sümerce karşılığı Zinusudra’ya bildirdiği, Tufan’ın 7 gün 7 gece sürdüğü, bittiğinde Zinusudra’nın kurbanlar yaptığı yazılı.

Görüldüğü gibi Tufan hikayesinin Sümerlilerde yazıya geçtiği, onlardan Akad’ların aldığı onlardan da Tevrat’a, arkadan Kuran’a geçtiği anlaşılmaktadır.

Sümer’de vaktiyle insanların tek dilde konuştuğu, fakat Bilgelik Tanrısı’nın kızarak onu bozduğu ve insanların dillerini karıştırdığı yazılı. Bu konu Tevrat’da olduğu gibi Kuran’da da var. Bunun izini 2 ayette buluyoruz.

Birincisi: Hud: 118-119

Rab’ın dileseydi bütün insanları bir tek millet yapardı, onlar ihtilafa düşmeye devam edecekler. Zaten Rab onları bunun için (dalaşsınlar diye) yarattı. Rab’ın “ Andolsun ki cehennemi tüm insanlar ve cinlerle dolduracağım ” sözü yerini buldu.

İkincisi: Maide 5: 48

(Ey Ümmetler!) Her birinize bir yol ve şeriat verdik. Allah dileseydi sizleri bir tek ümmet yapardı. Fakat size verdiğinde (yol ve şeriatta) sizi denemek için (böyle yaptı). Öyle ise birbirinizle yarışın, hepinizin dönüşü Allah’adır. Üzerinde ayrılığa düştüklerinizi o haber verecektir.

Eyüp Peygamberin sabrı ve ödüllendirilmesi konusu Tevrat’ta 1040 satırlık şiir halinde yazılmış, Sümer’de de “İnsan ve onun Tanrısı” adlı şiir aynı konuyu kapsıyor, çeşitli felaketlere uğrayan bir adam sabır ederek Tanrılara yaptığı dualar ve yakarışlarla bunlardan kurtuluyor, eski sağlık ve zenginliğine kavuşuyor. (4) İlginç olanı 1846’da bir Amerikalı tarafından yazılan bir kitapta, Tevrat’taki bu şiirin Musevilere ait olamayacağı, başka bir dilden aktarmış olduklarını yazması. En az yüzyıl sonra bunun Sümerlilerden alındığı kanıtlandı. (5)

Kuran’da bu konu 2 sure içinde 15 ayette (Enbiya: 81-94, Sad: 41-44) kısa olarak yazılmasına rağmen, dert ve üzüntülerin sabır ve Allah’a dua ile giderileceği, eski varlığa kavuşulacağı bildiriliyor.

Suların kan olması: Tevrat çıkış- Bab 7: 14-25’de Musa suları kana çeviriyor.

Bu Kuran’da – Araf, 132-133 ayetlerinde “ ..Su baskınını, çekirgeyi, kurbağayı, ve kanı her birini ayrı mucizeler olarak onlara musallat ettik.” deniyor. Bu da Sümer’in aşk Tanrıçası İnanna’nın, kendisine tecavüz eden bahçıvana kızarak ülkesinin sularını kana çevirmesine paralel. (6)

Kuran – Bakara, 102: Adı geçen Harut Marut meleklerine ait hadislerde yazılan hikayelere göre bunlar, Sümer’lilerin Venüs yıldızını simgeleyen Aşk Tanrısı’nın aşıkları çoban Tanrısı Dumuzi ile çiftçi Tanrısı Enkidu’nun bir devamıdır. (7)

Tevrat’taki Süleyman’ın Şarkılar Şarkısı bölümündeki şiirlerin Sümer’de yeni yıl bayramlarını oluşturan kutsal evlenme törenindeki şarkılara paralel olduğu hatta birçok satırların aynı olduğu saptandı. (8)

Tevrat – Tekvin, 12’de anlatıldığına göre İbrahim Peygamber karısı ile Mısır’a gidiyor. Karısı güzel olduğu için onu alıp kendisini öldürecekler korkusu ile İbrahim, karısını kız kardeşi olarak tanıtıyor. Firavun onu karılığa alıyor, fakat saraya gelen felaketlerin kadının yüzünden olduğunu öğrenen Firavun kadını bir cariye ile geri veriyor. Ayrıca sığırlar, altın ve gümüşlerle İbrahim’i zengin olarak ülkesine gönderiyor.

Bu hikayede İbrahim neden karısının kız kardeşi olduğunu söylüyor? Neden onu krala veriyor? Neden bunun için İbrahim cezalandırılacağı yerde Firavun cezalanıyor? Neden Firavun İbrahim’i zengin yapıyor? .. sorularına yüz yıllar boyunca Tevrat araştırıcıları cevap bulmaya çalışmışlardır.

1946 yılında İsrail’de Kumran mağaralarında İsa zamanına yakın tarihlenebilen tomar halinde İbranice ve Aramica yazılı metinler bulundu. Deri üzerine yazılmış, fakat samanla çok yıpranmış metinlerin çevirilerini bilim adamları zorlukla da olsa yapmaya çalışmaktadırlar. İşte bu belgelerden birinde bu hikayenin daha ayrıntılı olarak yazılmış olduğunu gördüm.(9) Buna göre aslında böyle bir olay olmamış. İsraillilerin, Sümer’in Kutsal Evlenme Efsanesi’nden çeşitli motifleri alarak bu hikayeyi meydana getirmiş oldukları anlaşılıyor.(10)


Araplar İslamiyet öncesi dönemde Kabe'deki 360 tane put arasından en yükseği, en güçlüsü olarak ay tanrısını görüyor ve buna Al-ilah (en güçlü ilah) diyor, ellerini iki yana açarak ona dua ediyorlardı. İngilteredeki British Museumun Babil Bölümü B kısmında bulunan aşağıdaki heykeller arap paganlarının bu inancını gösteren önemli bulgulardandır:


Arapçada "ilah" olan tanrı kelimesi İslamiyetle beraber "Allah" a dönüştürüldü.(Southern Arabia, Carleton S. Coon, Washington, D.C. Smithsonian, 1944, p.399) Ay tanrısı Al-ilah erkek kabul ediliyordu ve dişi güneş tanrıçası ile evliydi. Üç kızı vardı. Bunların adları Al-lat, Al-Uzzat ve Al-Menat idi:



Yukarıdaki resim British Museum'dan. İslam öncesi arap inanışlarını çok güzel özetliyor. Solda Allahın kızları Lat, Uzza ve Menat, sağdaki erkek figürü ise Allahı simgeliyor. Muhammed, şeytan ayetleri diye bilinen olayda önce bu Lat, Uzza, Menat adlı tanrıçaları gaf yaparak övmüş ancak daha sonra pişman olmuş ve o sözleri kendisine şeytanın söylettiğini ileri sürmüştü. Çeşitli Arap kabileleri aslında bu ay tanrısına değişik adlar veriyordu bunlardan bazıları Sin, Hubal ve Kureyşte Al-ilah. Dilbilimciler "Allah" kelimesinin "Al-ilah" tan türediğini söylerler.(İslam Muhammed and His Religion, Arthur Jeffery, 1958, p 85, Muhammad at Mecca, W. Montgomery Watt, 1953, p 23-29) Muhammedin babasının adı Abdullah, arapçada "Allahın kulu" anlamına geliyordu ( abd= kul, ullah=allah) Muhammed, Kabedeki 360 puttan en güçlüsü kabul edilen ay tanrısının ismini alıp tek olduğunu söylüyordu. "Al-ilah tan başka ilah yoktur" (The hajj, F. E. Peters, p 3-41, 1994) Muhammed böylece Al-İlah' ı tek tanrı olarak ilan etti ve diğer putlara tapınmayı yasakladı. İslamiyet öncesi arap paganlarının (müşriklerin) ilginç gelenekleri vardı. Bunlar Ramazan dedikleri ayda bir ay oruç tutarlar, Mekke'ye Hacca gidip Kabe'nin etrafında yedi kez dönerler, "Kara Taş" ı ( Hacerül Esved) kutsal sayar onu öper ve günde dört veya beş vakit namaz (salat) kılarlar, şeytan taşlarlardı. ( Is Allah the Same God as The God of Bible?, M. J. Afshari, p 6, 8-9, İslam, Beliefs And Observances, Caesar E. Farah)

Siyasiler ve din adamları tarafından desteklenen mitler. İnsanlar tarafından kutsal olarak algılanır.

Eğer o zamanki insanlar bir ilahî kaynaktan esinlenmeden o anda yada belli bir süre önce yaşanmış bir olay olarak bunu anlatıyorlarsa bu yine ilahi kitapların anlattıkları olayların gerçekten yaşanmış olaylar olduğunu; hayali hikayeler olmadığını gösterir.
"Benziyorlar öyleyse birbirinden türemişler" şeklinde tarihsel gerçeklerle uyuşmayan yargılar edinmek ise araştırma kaynaklı fikir üretmek yerine felsefik önyargılarla fikir edinmektir.

İnanç Etkileşiminin Bugünki İslamiyette etkileri

Hadis:Kur'anda yazmayan ancak,din peygamberinin kendi aklı ile çözüm bulduğu bazı önemli konular hakkındaki sözlerine Hadis denir.Hadisler,Hz.Muhammet'in zamanında yaşamış yakınında bulunmuş kimselerden derlenmiş sözlerdir.İslam bilginlerinin (6) Altı tane hadis yazarının kitaplarına değer verdiği bilinmektedir.Aşağıdaki hadisler de bu altı yazarın içinden olanların kitaplarından seçilmişlerdir.Hadisler bu yüzden ayetler kadar önem arzetmektedir. Sünnilik,Şafiilik,Şiilik,Malikilik gibi İslam mezhepleri de bu ayet ve hadislerin yorum farklılıklarından doğmuştur.Hadislere en çok önem veren de Sünni mezhebidir.İslamı yaşamada Hz.Muhammed'in Kur'anda emredilen üzerine fazladan yaptığı ibadetleri de uygulamaktadır.Bu fazlacılık bu gün 600 civarında "Tarikat-Yol" ayırımına kadar işi götürmüş,çığırından da çıkarmıştır.Mezhep kavgaları da bundan kaynaklanır.

Konu pramid tarafından (12. October 2010 Saat 05:13 PM ) değiştirilmiştir.
pramid isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
pramid Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
Miralay (12. October 2010)
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
arabiya, bozulmaları, dinin, tarihsel


Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 03:29 AM.


Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2024, Jelsoft Enterprises Ltd.
Hanifler - Kuran odaklı gerçek din islam