hanifler.com Kuran odaklı dindarlık  

Go Back   hanifler.com Kuran odaklı dindarlık > İMAN > Şirk ve Müşrikler

Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 7. October 2010, 10:11 AM   #1
pramid
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Sep 2010
Mesajlar: 764
Tesekkür: 191
507 Mesajina 1.128 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 24
pramid has much to be proud ofpramid has much to be proud ofpramid has much to be proud ofpramid has much to be proud ofpramid has much to be proud ofpramid has much to be proud ofpramid has much to be proud ofpramid has much to be proud of
Standart Günümüzde mekkedeki putlar

Öncelikle hinduizm ile mekke putperestlerinin ortak yönlerini alalım. zira bu iki kavim arasında ticare kültürel ve sosyal etkinlikler mevcut idi.

İbadet ve Ayinler

Hinduizmde ayin ve ibadetler 3 temele dayanır. Bunlar ;
Güzel ameller
Bilgi sahibi olmak
Tanrı ile beraber olmak

Bu gayelere ulaşmak için sırayla şu hususlar yerine getirilmelidir.

Ölenler için kurbanlar kesmek
Güneşe saygı göstermek
Doğumda ve ölümde ibadet etmek (düzenlemek)
Mukaddes metinleri devamlı okumak
Hakikat bilgisini elde etmeye çalışmak
Her an Tanrı 'nın varlığını düşünerek O 'na kullukta bulunmak



Hinduizmde ayin esnasında bir takım kutsal sözler telaffuz edilir Om en etkili kelimedir. Hemen her yerde ibadet etmek mümkündür. Tapınaklar olmak la beraber ibadet ve ayinler ferdilik tercih edilir. Tanrı her yerde yapılan ibadeti gördüğü için, ibadetin belirli bir şekli ve düzeni yoktur. İbadetin ortak sembolü kabul edilen Om, her ibadet ve yemekten önce,Veda 'ları okumaya ve her tür işe başlarken söylenir. İlk ibadete sabah şafaktan önce başlanır;doğuya doğru dönülerek oturulur. Evlerde de genellikle tapınılan puta ayrılmış bir oda bulunur.

İnekler ,tüm kainatın anası olan Devi'nin yani Tanrıça'nın sembolü sayıldığı için,inek ve öküzler caddelerde,alış veri merkezlerinde veya diledikleri her yerde serbestçe dolaşılabilir. Etinin yenilmesi yasaktır.(Hinduizmde inek Tanrı değldir ona tapılmaz)

Tapınaklarda yapılan ibadet evdeki ibadetten biraz farklıdır. İbadete boru çalınarak başlanır. Her köyde tapınak vardır. Büyük mabetlerin hemen yakınında kutsal yıkanmayı sağlayan havuzlar bulunur.

Hinduların günlük vacip ibadetleri ise ; 1-Japa=zikir çekmek,2-Puja=Tanrı'ya saygı sunmak

Mabetlerdeki yıllık ayinler dışında ilkbahar , sonbahar ve yeni yılda özel şenlikler yapılır. Bazı mezheplerde kabile başkanlarına bir nevi kutsallık vererek onlara saygı gösterildiği,ölmüş kahraman ve azizlere de yardım için dua edildiği görülmektedir. Kurban, Hinduizmde çok önemli bir yer tutar ve dini hayatın eksenini teşkil eder. Tanrıların kudretlerini kurban sayesinde gösterdikleri inancı tartışılamaz. Bu insanlar ancak kurban sayesinde tanrılarla ilgi kurabilirler. Tanrılara sunulan her şey kurban edilir.

Kutsal sayılan 7 ziyaret yeri vardır. Hinduların hayatında önemli rol oynayan bu kutsal yerlere ziyaret ve Hac seferlerinin en bilineni Benares 'e (Bu şehrin ismi değiştirilmiş ve eski kutsal ismi Varanasi olmuştur) yapılan ziyarettir.
Hinduların bunların dışındaki günlük olmayan ibadetleri ise ;homa=ateş ayini,yajna=büyük kurban töreni,vrata=kutsal günlerde oruç tutmak, yatra=hacca gitmek, seva=karşılıksız hizmet etmek tir.

Hacer'ül Esved... Müslümanların kutsal kabul ettiği meşhur “kara taş”.
Sahih kabul edilen hadis kitaplarında, Ömer'in "Hacerül Esved" için şöyle dediği söylenir:

"Allah'a yemin olsun ki sen ne zarar ne de kar verirsin, Şayet Allah'ın Resûlünü seni öperken görmeseydim, seni opmezdim." Buhârî, hac 50; Müslim, hac 248-251

Bu anda Ömer’in yanında bulunan Ali şöyle der:

“Ya Ömer Onda saklı sırları bilseydin şimdi ona böyle seslenmezdin!” ez-Zeylaî, Nasbu'r-râye, 3/38; el-Kazvînî, et-Tedvin fî ahbari Kazvîn, 3/150
Hacerül Esved’in kökeni hakkında çeşitli teoriler vardır, bunlardan biri bu karataşın islam öncesi Arap paganizminde Ay Tanrısı Al-ilah’ın kızlarından Al-lat’ın sembolü olması ile ilgilidir. Al-lat’ın diğer ismi Kaab’ın sembolü karataştır ve islam öncesi Arap paganları, Kaab’ın simgesi olan karataşa tapınırdı.
Bu yazımda ise bu karataşın olası Hindu kökenine ve Hinduizm’den islama giren çeşitli geleneklere değinmek istiyorum.
Biliyoruz ki o "taş" hem Muhammed'den önceki "putperest" inanırlar tarafından kutsal kabul ediliyordu hem de onlardan sonra Muhammed tarafından kutsal kabul edilmeye devam etmişti, kara taşın o gümüş muhafazanın içine koyulmadan önce de benzeri bir şeklinin var olup olmadığı kesin olarak kanıtlayamayız ancak o yapının daha sonra duvara yerleştirilmesine karar veriliyor.
Kutsal" denilen bu taş olgusunun, binlerce yıldır Hindular tarafından da "kutsal taş" ya da "kutsal Linga" olarak adlandırıldığını biliyoruz:

Bu şekilde siyah "linga" taşları yaparak, bunu Yoni muhafazısın içine koyduklarını hatta bazı şivacı tapınaklarda bunu başka maddelerle sembolik olarak ayin şeklinde yaptıklarını da biliyoruz. Şekil itibariyle Linga'ya çok benzeyen Hacer'ül Esved'te de Linga siyah olan taştır, yoni ise o taşın durmasını sağlayan etrafındaki altın ya da gümüş çerçeve. "linga" nın aslı içindeki o siyah taş, yoni ise o taşı çevreleyen muhafaza gümüş ya da altın. Bazı Hindu tapınaklarında sembolik bir ayin olarak ilk önce Linga alınır ondan sonra ona muhafaza olacak yoni ye batırılır. Hacer'ül Esved'in kırılmadan önceki durmu Linga'nın çıkıntılı hali şeklinde de olabilir.



Ancak şekil olgusunu da bir kanara bırakalım, durum basitçe "şekil" ile de ilgili değil.

Kabe/Kabaa'nın Sanskritçe "tapınak" anlamlarına da gelebilen Gabba/Gabbha/Garbha kelimelerinden türetildiğini söyleyen araştırmacılar olduğu gibi, konu bu kadarla kalmıyor yine Hindistan kökenli Dravid Tamil dilinde Kabaalişvaran tapınağı isminde Mekke'ye yapı itibariyle çok benzer Şİva tapınakları var. Çeşitli Hindu Şiva tapınaklarında Hinduların Garbha/Gabbha lara giderken saç ve sakalların traş edilmesi geleneği, dikiş olmayan bembeyaz ehram elbisesi, 7 kere tavaf olgusu hepsi de Kabe uygulamalarıyla tamamen aynı...

Mekke'de bulunan Kral Vikrama yazıtı, islamdan önce Arabistan'ın çeşitli tarihi dönemlerinde, Hintli bilgeler ve din adamlarıyla çeşitli bilgi alışverişleri olduğunu ispatlar nitelikte...

Kabe ve HAcerül Esved'in Hindu tapınakları ve Linga ile çeşitli kuvvetli bağlantıları olduğu çok açık görünüyor.

Bütün Şiva tapınaklarında bu Linga, dışarda girişte doğuya bakar pozisyonda yerleştirilmiştir, Kabe'deki kara taş da Kabe’ye aynı şekilde yerleştirilmiştir.
Peki Nedir bu Şiva Linga?




Linga kelimesi hindu din lisanı olan Sanskritçede işaret ve penis olarak iki anlama gelir. İşlemesiz düz bir sütun veya oval bir taş ile temsil edilir. İşlemesiz olması Tanrı'nın cisimsiz ve gerçeğin yalın olduğunu bildirir. Sütun olarak ise Tanrı'nın en derini de en yüceyi de ihata ettiğini bildirir. Penis olarak ise Tanrı'nın yokedici, dönüştürücü, yaratıcı güçlerini , ayrıca her insanda uyandırılmadıkça atil durumda bulunan tanrısallığı simgeler.

Hinduizm derin sırları halka , halkın tanıdığı, bildiği objeleri araç olarak kullanarak sembollerle anlatır ve Hinduizm sembollere oldukça fazla yer veren bir dindir. Bu sembolizm anlaşılmadan Hinduizm de anlaşılamaz.

Şimdi Hinduizm'deki fallik sembolizmi inceleyelim.

Diyebiliriz ki penis bir vajinaya girdiğinde bir kızın cinsel cehaletini ve ataletini yokeder. Onu üretken bir kadına dönüştürür. Spermlerin vajinaya girip rahimdeki yumurtanın döllenmesiyle de o kadını bir anaya dönüştürür ve o anneden yeni bir hayat çıkmasına sebep olur. Yani yokeder, dönüştürür, yaratır. Bu sebeple penis Tanrı Şiva'nin simgelerinden biri olmuştur.

Penis her erkekte bulunmasına rağmen ve daima bedende durup ayrılmamasına rağmen normalde uykudadır. Harekete geçmesi ve işlev görebilmesi için uyarılması gerekir. Uyarıldığında ise tum duyguları etkisi altına alır ve kişiye hayatının içinden yeni bir hayat çıkarabilme gücü sağlar. Her insanın ruhu tanrısaldır yani iyi biri de olsa kötü biri de olsa her insanın içinde tanrısal bir öz vardır ve asla ondan ayrılmaz. Fakat normalde uykudadır. Bu tanrısal özun harekete geçebilmesi için uyarılması gerekir. Bu tanrısalliı irfan, hikmet ve ilahi aşk sayesinde bir kez uyandırılırsa bu tanrısal öz kişinin tüm duygularını etkisi altına alır ve ona cuzi varlığını Külli ve Mutlak Varlık ile birleştirme gücü sağlar. Bu sebeple penis Tanrı Şiva'nın simgelerinden biri olmuştur.
Bazı insanlarda ise bu tanrısal özün bu ömürde uyandırılması mümkün değildir. Tıpkı iktidarsız insanların penisleri olduğu halde uyarılmalarının mümkün olmaması gibi.

Tüm kadim (antik) dinlerde ilahi gücün ve bereketin simgesi sayılan penis , sembol olarak ortadoğu dinlerine de girmiştir. Yunan’da Priapus, Roma’da Mutinus Titinus gibi fallik öğelerle betimlenen mitolojik figürlerin, çeşitli mimari tarzların oluşturulmasında çeşitli şekillerde esin kaynağı olduğu düşünülebilir, islam mimarisindeki minareler gibi. Ayrıca pagan Ana tanrıça inancında başka bir bereket sembolü olan kadın memesi de once Bizans mimarisine oradan da İslam mimarisine kubbe olarak girmiş olabilir. Bunun farkında olunmaması ve mukaddes olan "hayat"ın başladığı iki organın 2000 yıldır ayıp ve tabu sayılması ise ironiktir.

Yoni kelimesi ise sanskritçede vajina anlamına gelir. Vajina her şeyin başlangıcı olan karanlıktır. Hayat vajinayla başlar, tüm potansiyeli içinde bulunduran rahim ağzıyla. Yaratılış meydana gelmeden önce yaratılacak ve yaratılmayacak her şeyin potansiyel varlığını (ayan-ı sabitesini) içeren , dıştan sakin göründüğü halde içinde kaotik bir düzen olan ilksel okyanus gibidir. Vajina yani rahim, yumurtalarla yani potansiyel varoluştan fenomenal varoluşa geçmeyi bekleyen ayan-ı sabitelerle d oludur. Tek bir penis tek bir orgazmda vajinaya milyonlarca sperm bırakır. Bu spermlerden biri hariç hepsi ölür. O tek sperm ise seçtiği tek bir yumurtayı döller ve bir canlı oluşturur. Hayat vajinada başlar oysa milyonlarca sperm de vajinada ölür. Döllenmemiş yumurtalar ise adet kanı yoluyla atılır. Yaratılacak olan yaratılmış, yaratılmayacak olanın ise potansiyel varlığını fenomenal varlığa döndürebilme imkanı yok edilmiştir. Bu haliyle vajina yaratılışın ve yok edilişin belli olduğu ve vuku bulduğu yerdir. Diğer bir deyişle neyin dünyaya geleceğinin neyin ise hiçbir zaman dünyaya gelmemek uzere yok edileceğinin belli olduğu yerdir. Tıpkı kainat gibi. Bu sebeple vajina, hem kainat olan hem de kainatın Şahsı manevisi olan Tanrıça Kali'nin simgelerinden biri olmuştur.

Hinduizm'de "can" kutsaldır ve hayata zarar vermek kesinlikle yasaktır. Bu sebeple "hayatın ve canlanmanın" başladığı yer olan vajina ve penis de dinsel sembolizmde yerini alır. İnsani olan hiçbir duygu tabulaştırılmaz, derinlemesine içine dalmak ve tefekkür öğretilir.

(Ayan-ı sabiteler aslında Tanrı’nın isimlerinin ve sıfatlarının suretleridir. Bu bağlamda kainatı oluşturan her bir varlığın Tanrı'nın ilmindeki suretleridir, yaratılmadan önce de sonra da. Fiziksel boyutta varlık kazanmaları ancak Yaratıcı Brahma'nın tecellisi ile ve birbirinden farklı sayısız varoluş aşamalarından geçerek mümkün olmuştur. Fiziksel boyutta varlık kazanmamış olanları ise henüz yaratılmamış olan, ancak İlahi Zihin'de potansiyel olarak var olanlardır.)
 
Kısaca Hindu mitolojisinde vajina karanlığı ; penis ise ışığı simgeler.
Bir başka deyişle vajina uzayı, penis ise zamanı sembolize etmektedir.

Karanlık ile ışığın, uzay ile zamanın, madde ile ruhun veya sembolik olarak Tanrıça ile Tanrı'nın birleşmesinden ise 'hayat' doğar.

Linga sembolizmi eski Mısır'da da Tanrı Ausar(Osiris)' in sütunu ve obeliskler (dikilitaşlar) olarak kendini gösterir.

Mısır ve Hindistan arasında bulunan ve her iki kültürden de etkilenen antik (eski) Arabistan'daki Kabe'de bulunan kara oval Hacer'ül Esved (Karataş) de yoni içinde bulunan bir Şiva linga'dır. Arap paganların bir idolü olan bu taşa tazim İslam'da da aynen devam etmiştir.
Hinduizmin, MÖ 2500-1500 yılları arasında kuzeybatıdan gelerek tüm Kuzey Hindistan'ı işgal eden Aryanlar tarafından kurulduğunu belirtmiştik. Hinduizmdeki acımasız kast sistemini kuran, kendilerini bu sistemin tepesine yerleştiren, putperestliği bu dinin özü haline getirenler, yine Aryanlardır. Kısacası Hinduizm, bir Aryan yapımıdır. Nitekim tarihçiler "Hint-Aryan" (Indo-Aryan) dilinden ve kültüründen söz ederler. Dünya tarihinin önemli parçalarından biridir bu kültür. Diğer bir önemli kültür ise Ortadoğu'da gelişmiş olan "Sami" veya diğer bir ifadeyle "Semitik" kültürdür. İki farklı kültür arasındaki çok temel bir fark, Hint-Aryan kültürünün putperest inançlara sahip olması, Sami kültürünün ise vahye dayalı İlahi dinlere bağlı olması ve Tevhid (Tek Allah) inancını benimsemesidir. Sami halkların en önemlileri, kuşkusuz Araplar ve Yahudiler'dir.
Doğu dinlerinin Batılı toplumların düşünce yapısı üzerindeki etkisini ilk bakışta anlamak biraz zordur. Ancak 18. yüzyıldaki Aydınlanma felsefesi, ardından gelen 19. yüzyıl materyalizmi, Avrupa toplumlarını ilahi dinlerden uzaklaştırmış, oluşan manevi boşluk ise 20. yüzyılda başta Hinduizm ve Budizm olmak üzere sahte Doğu dinlerini Batı düşünce dünyasına taşımıştır. Din ahlakının toplum üzerindeki köklü etkisini ortadan kaldırmak, materyalist dünya görüşünün benimsenmesini kolaylaştırmak ve manevi arayış içinde olan insanları "Allah inancına karşı çıkan sahte bir din" ile yanıltmak girişiminde bu batıl dinler önemli rol oynamışlardır.
Hindistan birçok kez istila edilmiştir. Bilinen en eski istilacılar ise Aryanlardır. Aryanlar, MÖ 2000-4000 yılları arasında kuzeybatıdan gelerek tüm Kuzey Hindistan'ı işgal etmişlerdir. Hindistan topraklarını sadece askeri anlamda işgal etmekle kalmamış, yeni bir Hindu uygarlığı oluşturmuşlardır. Bunu yaparken de bu topraklardaki yerleşik kültürün bazı geleneklerini koruyup, bazılarını değişitirip, Aryan kültürünü temel alarak yeni bir inanç meydana getirmişlerdir. Yerli Hindu halkı siyah tenli iken Aryanlar beyaz tenli, uzun boylu bir ırktır, bu nedenle de oluşturulan yeni kültür ırkçı temeller üzerine kurulmuş, beyaz olanlar kayırılmış, yerli halk ise aşağılanmıştır.
Aryanların Sanskritçe dilindeki Vedalar ise, Hinduizmin ilk metinleri olarak kabul edilmiştir. Vedaların ardından zaman içinde farklı kişiler tarafından yeni metinler oluşturulmuş ve bunların hepsi biraraya getirilip Hindu dininin inançlarını anlatan kutsal metinleri olarak kabul edilmiştir.
Hinduların sözde kutsal kitap olarak kabul ettikleri metinler çeşitli zamanlarda, Hindistan'ı işgal eden Aryanlar ve çeşitli Hindu liderler tarafından kaleme alınmış efsanelerden, hikayelerden, hezeyanlardan ibarettir. Ancak Hindular bu gerçeği kabul etmek istemez, başta Vedalar olmak üzere tüm Hindu metinlerini ilahi bir rehber olarak görürler.
Müşrikler gibi Hindular da tapındıkları putların Allah'tan bağımsız, müstakil güçlere sahip oldukları yanılgısına düşerler. Önünde secde ettikleri taştan, tahtadan heykellerin kendilerini duyduklarını, işledikleri günahların farkında olduklarını zannederler. Bu heykellerin insanlara zarar verebileceğine, onları lanetleyebileceğine inanırlar. Oysa bu düşünceleriyle hem Allah'a şirk koşarak çok büyük bir günah işlemekte, hem de akıl ve mantıkla çelişen çok büyük bir çıkmaza girmektedirler.
Kast, Hindistan topraklarını işgal eden Aryanlardan kalan, vahşi bir sosyal ayrım sistemidir. Aryanlar Hindu medeniyetini oluştururken, Hindular arasında yerleşik olan kölelik sisteminin devamını sağlamak için bu sosyal hiyerarşi sistemini kurdular. Böylece beyaz tenli, uzun boylu ve kalkık burunlu olan kendi topluluklarını yerli siyah halktan (Munda, Dasyu ve Dravidler) ayırıp Hindistan'da asırlardır devam eden ırkçı düzenin temelini attılar. Kast sistemi tarih boyunca Hindistan topraklarında yaşanan katliamların, cinayetlerin, kundaklamaların, tecavüzlerin, adaletsizliklerin, çatışmaların, sosyal çarpıklıkların temel nedenidir. Üstelik bu sistem Aryanlarca kaleme alınan ve tüm Hindular tarafından kutsal görülen sözde kutsal metinlerle insanlara dayatılmakta, halk tarafından bir dini zorunluluk olarak görülmektedir. Bu nedenle de kast sistemi Hindistan toplumunda çok köklü bir şekilde yerleşmiştir ve şimdiye kadar hiçbir sosyal ya da hukuki girişim, yerel ya da uluslararası baskı, kast sistemini ortadan kaldıramamıştır.
Hurafelerle dolu Hindu yazılı metinlerinde bu ırkçı düzenin ortaya çıkışı son derece saçma, gerçek dışı bir efsaneye dayandırılmaktadır. Efsaneye göre ilk insan Manu'dur. Manu'nun kafasından din adamları, kollarından krallar ve savaşçılar, kalçalarından çiftçiler ve zanaatçılar, ayaklarından da alt sınıflar meydana getirilmiştir. Yani eşitsizlikler, bu meydana gelişin bir sonucu olarak oluşmuştur. Kendi içinde yüzlerce sınıfa ayrılan dört adet kast bulunmaktadır:
1- Brahmanlar (rahipler ve alimler)
2- Kşatriya (prensler ve askerler)
3- Vaikya (tüccar, esnaf ve çiftçiler)
4- Sudra (işçiler, sanatkarlar)
Aryanlar kendi ırklarını toplumun en üst kesimi olarak gösterirken halkın en alt kesimine Sudra (köle) ismini verdiler ve böylece zayıf, ezilmiş ve çeşitli derecelerden oluşan bir toplum meydana getirdiler. Sudraların öğrenme, gelişme ve ilerleme haklarını ellerinden alıp, onları sefil bir hayat yaşamaya zorladılar. Kastların doğumla oluştuğu ve daha sonradan kast değiştirilemeyeceği kuralı da yine Brahmanlar tarafından ortaya atıldı. Bu kurallar nedeniyle insanlar hayatları boyunca hep bu şekilde yaşayacakları, asla daha iyi bir yaşam standartına ulaşamayacakları dayatmasıyla yüzyüze bırakıldılar. Kast dışı sayılan gruplara ise "dokunulmazlar" (dalit-temiz olmayan ve üst sınıfları kirlettiği kabul edilen insanlar) adı verildi. Dokunulmazlar kent ve köy dışında, yüksek kastlardaki insanlardan uzakta yaşamaya zorlandılar. Dokunulmazların, kast sisteminin üst sınıflarına ait olan tapınaklara, okullara veya halka açık alanlara girmeleri yasaklandı. Üst sınıfların içtikleri bir kuyudan su içmeye kalkmaları büyük bir suç sayıldı. Hindu kaynaklarında, dokunulmazlardan herhangi birine fiziki olarak temas etmenin üst sınıfları kirlettiği ve bunun ardından oldukça kapsamlı bir "temizlenme" ritüeli gerektiği yazılıydı.
Eski rahipler, kendi kendilerine takındıkları bir üstünlük tavrı olarak kendileri için Brahmanlar seçkin kastını oluşturduklarında, tüm diğer Hindular (örneğin yerli Hintliler) üzerinde aşağılama uygulamak ve onları farklı ikinci derecede önemlilik katmanlarına baskılamak zorundaydılar. İnsanları ayrı, bölünmüş, zayıf ve aşağılanmış tutmak, öğrenmelerini, gelişmelerini ve ilerleme olanaklarını engellemek, ve onları kalıcı ve değiştirilemeyecek şekilde toplum içinde daha düşük bir statüye bağlamak zorundaydılar.
Hindu dinindeki insanı hayvandan aşağı gören kast sistemi, bu dinin mensuplarının büyük bölümü için tarih boyunca hep büyük bir zulüm kaynağı olmuştur. Bu nedenle de İslam dininin hoşgörülü, adaletli, sosyal dayanışmaya önem veren ahlak modeli Hindular için çok büyük bir umut kaynağı olmuştur.
İslam'ı kabul etmeyen bu insanlar farklı bir yol izlemişler, Hindu dinini tam olarak terk edemeyip, Hinduizm ile İslam dinini birleştirerek farklı akımlar oluşturmaya çalışmışlardır. Bu akımlardan biri ise Sihizm'dir ve Sri Guru Nanak Dev Ji (1469-1539) tarafından kurulmuştur.
Guru Nanak yıllar boyunca Müslüman yöneticilerin yanında çalışmış ve İslam dinini çok yakından tanıma fırsatı edinmiştir. Birçok İslam alimi ile tanışıp, fikirlerinden istifade eden Nanak, zamanla Hindu dininin bazı gelenekleri ile İslam dininin temel inanışlarını biraraya getirerek yeni bir dini kültür oluşturma yoluna gitmiştir. Zaman içinde çevresinde çeşitli insanlar toplanmış ve Sihizm meydana gelmiştir.
Sihizm Allah'ın birliği, tüm kainatı Allah'ın yoktan var ettiği, insanlığın kardeşliği ve eşitliği gibi doğru İslami inançları kabul eder. Bunun yanında, kast sisteminin ve puta tapıcılığın reddi de Sihizm'in olumlu yönlerindendir. Ancak Sihizm batıl Hindu dininden reenkarnasyon, karma, nirvana gibi çeşitli sapkın inanışlar içermektedir. Birçok Hindu geleneği, bayramı ve töreni Sihlerce de tatbik edilmektedir.

- Kast ayırmaksızın, tüm kadınların eğitim için kullanılan temel kitapların büyük bir bölümünü okumaları yasaktır. Kadınlar aynı zamanda Hindu yazılı metinlerini, özellikle de Vedaları, okuyamaz, öğrenemezler.
- Drahoma, yani erkeklerin aldığı başlık parası, Hindu geleneklerinden kaynaklanan bir diğer zulümdür. 1961 yasasıyla yasaklanan drahoma hala Hindistan'da yaygın olarak devam etmektedir. Drahomayı bu kadar önemli kılan şey, bunun kadınlara karşı baskı, işkence ve zulüm amaçlı olarak kullanılmasıdır. Evlilik sırasında kızın ailesi erkeğin ailesine çok büyük bir para verir. Evlilikten sonra da erkeğin ailesi sık sık para ve mal taleplerinde bulunur, ve kimi zaman bunu elde etmek için şiddete başvurur. Bazı erkekler başka bir drahoma daha elde etmek için tekrar evlenmek isterler. Bunun için de genelde genç eşlerini yakarak katlederler. Bu katliamlara intihar ya da ev kazası süsü verilmektedir. Dolayısıyla Hindistan'da "ev kazası" ile ölen kadınların oranı oldukça yüksektir.
-Yeni doğan kız çocuklarının öldürülmesi Hindu dininin en eski kitaplarındaki kadınlara yönelik acımasız emirlerden kaynaklanmaktadır. Örneğin Aryan metinlerinde bu vahşi gelenek "Bu andan itibaren yeni doğan bir kız çocuğunu reddet ve bir erkek çocuğunu sahiplen" sözleriyle onaylanmaktadır.46 Atharva Veda'da ise "Bırak kız çocuğu başka bir yerde doğsun, burada erkek çocuğun doğmasına izin ver"47 şeklinde bir emir bulunur. Bir kız çocuğu doğuran kadın suçluluk duymaktadır. Bu yüzden yeni doğan kız çocuklarını öldürme, yükten kurtulmanın kolay bir yolu olarak görülmektedir.48
Kız çocuklarına yönelik bu insanlık dışı uygulama tarih boyunca din ahlakının yaşanmadığı birçok toplumda da görülmüştür. Aryanların bir adeti olan bu vahşet, aslında Aryanlar gibi diğer pek çok putperest kültürde de görülebilir. Bu putperest kültürlerden biri de, İslam öncesindeki Arap toplumudur. Allah Kuran'da putperest Arapların kız çocuklarını değersiz görerek doğar doğmaz, diri diri toprağa gömdüklerini haber vermekte ve kıyamet günü bu günahın hesabının sorulacağını bildirmektedir
Aryan metinlerinde bu vahşi gelenek "Bu andan itibaren yeni doğan bir kız çocuğunu reddet ve bir erkek çocuğunu sahiplen" sözleriyle onaylanmaktadır.
Atharva Veda'da ise "Bırak kız çocuğu başka bir yerde doğsun, burada erkek çocuğun doğmasına izin ver" şeklinde bir emir bulunur.

Ve 'diri diri toprağa gömülen kızcağıza' sorulduğu zaman: "Hangi suçtan dolayı öldürüldü?" (Tekvir Suresi, 8-9)

Başka ayetlerde ise Allah, "Onlardan birine kız (çocuk) müjdelendiği zaman içi öfkeyle-taşarak yüzü simsiyah kesilir. Kendisine verilen müjdenin kötülüğünden dolayı topluluktan gizlenir; onu aşağılanarak tutacak mı, yoksa toprağa gömecek mi? Bak, verdikleri hüküm ne kötüdür?" (Nahl Suresi, 58-59) ifadesiyle, kız çocuğu olduğu için utanan putperestlerin ne kadar büyük bir yanılgı içinde olduklarını açıklamaktadır. Bu putperest adetin sapkınlığını vurgulayan bir diğer ayet şu şekildedir:

Oysa onlardan biri, O, Rahman (olan Allah) için verdiği örnek ile (kız çocuğunun doğumuyla) müjdelendiği zaman, yüzü simsiyah kesilmiş olarak kahrından yutkundukça yutkunur. (Zuhruf Suresi, 17)

Oysa Allah "Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Dilediğini yaratır. Dilediğine dişiler armağan eder, dilediğine de erkek armağan eder. Veya erkekler ve dişiler olarak çift (ikiz) verir. Dilediğini kısır bırakır. Gerçekten O, bilendir, güç yetirendir." (Şura Suresi, 49-50)
Korkunç sati geleneği Aryanlar'ın Hindistan'ı istilaları döneminde başlamıştı. Tek bir kişi için uygulandığında sati olarak adlandırılan bu uygulama, kitleler halinde, bir kasabadaki tüm kadınların ve kızların dul kalmasının beklendiği durumlarda (örneğin erkekler bir savaşa gittiklerinde) uygulandığında Jauhar olarak bilinir. Kadınların eşlerinin ardından kendilerini yakmalarının nedeni ise "kocalarından önce ölmemelerinin" cezalandırılmasıdır. Jauhar sırasında, kadınlar hiçbir suçları olmaksızın canlı canlı haşlanır, bazıları iki parçaya kesilir ve diğerleri de köpeklere yem edilir. Hindu gelenekleri bu vahşi uygulamayı meşrulaştırmak için bazı açıklamalar da getirmektedir. Örneğin bazı Hindu metinlerinde "Jauhar'ın kadınların savaşılan düşmanların ellerine düşmesini engellemek için yapıldığı" anlatılır.
Başta Manu olmak üzere Hindular tarafından ilahi birer vahiy olarak kabul edilen kitaplarda yer alan sati emirlerinden birkaçı şu şekildedir.
Bu eşlerin, üzerinde ölülerin yakıldığı odun yığınına doğru ilk adımı atmalarına izin verin, hiçbir keder olmaksızın gözyaşı dökmeden ve güzelce süslenmiş olarak.
Kocasının cenaze ateşinde ölen bir sati, cennette sonsuz saadetin tadını çıkartacaktır.
Kocanın ardından kendisini kurban etmek, bir kadın için yapılabilecek en üstün görevdir.
Eşe bağlılık gibi doğru bir değeri korkunç bir vahşete dönüştüren sati inancı nedeniyle sayısız kadın asırlardır yanarak hayatını yitirmişlerdir. Hintli kadınlar bu vahşi geleneği kimi zaman kendi talepleriyle, çoğu kez de toplumun baskısıyla uygulamışlardır. Günümüzde sati, Hindistan'da resmi olarak yasaktır, ancak hala yaygın biçimde uygulanmaktadır. Sati vakaları kayıtlara genelde ev kazası, mutfak yangını gibi tanımlarla geçirilmektedir. Bazen de halka açık bir ritüel şeklinde...
Ararwal'a göre Brahmanların özellikle diğer kastlardaki dulların katledilmesini teşvik etmelerinin iki temel amacı bulunmaktadır.:
1- Kadınlarını ortadan kaldırarak Brahman olmayan ırkların sayısını azaltmak,
2- Öldürülen kadının mallarının Brahmanlarca kamulaştırılması.
Brahmanlar sati yapacak olan kadına eşlik ederek güç ve kararlılık telkin ederler. Avrupalıların bir bölümü, ölüm korkusunun ortadan kalkması ve yaşanacak acıların yok olması için kadına hislerini yok eden bir çeşit içki verildiğine inanmaktadır. Bu kadınların ölmesi Brahmanların çıkarınadır. Çünkü kadının üzerindeki tüm mücevherler, yüzükler, bilezikler yakılmanın ardından ritüeli gerçekleştiren Brahmanın mülkiyetine geçer. Brahmanlar kadın öldükten sonra küllerinin arasından bu ziynetleri bulmaya çalışırlar.
Diğer dinler
MÖ 6. yüzyılda Siddharta Gautama'nın kurduğu Budizm, Hinduizmin içinden doğdu, ancak Hinduizmden birçok konularda farklılıklar gösterdi. Gautama kurduğu bu batıl dini şekillendirirken kast sistemini reddetmiş, ama çilecilik (münzevilik) şeklinde tanımlanan yeni bir baskı sistemi öngörmüştü. Ayrıca Hinduizmin temelini oluşturan batıl karma ve reenkarnasyon inanışlarını da muhafaza etmişti.
Caynizm toplumu sınıflara ayıran kast düzenine, Hindu kutsal metinlerinin bazı bölümlerine ve Hindu ritüellerinin büyük bölümüne karşı çıkan, ancak başka türde batıl ve sapkın inanışlar taşıyan dini bir harekettir. Caynacı geleneklerin tam olarak hangi dönemde çıktığı bilinmemektedir. Ancak araştırmalardan bu anlayışın Hindistan toplumunda asırlardır uygulanmakta olduğu anlaşılmaktadır. Caynizmin en önemli özelliği tüm kainatı yoktan var eden bir Yaratıcı'nın varlığını inkar eden, ateist bir din olmasıdır. Caynalar (Caynistler) evrenin sonsuz olduğuna, varlıkların bir başlangıcı ya da sonu olmadığına inanırlar. Allah'ın varlığını inkar eden Caynalar başka türlü bir tanrı inancına sahiptirler: Mükemmel insan. Ancak bu mükemmelliğe ulaşmak için insanın dünya hayatında uzun bir eğitimden geçmesi, tüm batıl ritüelleri eksiksizce uygulaması, yıllarca sefil bir hayat sürmesi, kendine zulmetmesi, gerekirse intihar etmesi gerekmektedir. Sapkın Caynist inanışlara göre böyle bir insan - gerçekte hiçbir dayanağı olmayan, saçma - karma zincirinden kurtulacak, üstün bir makama ulaşıp ruhunu kurtaracaktır. (Cayna kelimesi fatih anlamına gelen Cina kelimesinden gelmektedir. Cina ruhsal dünyayı fethetmiş anlamında kullanılmaktadır.) Caynistler bu hayali makama ulaştığına inandıkları kişiye Tirthankara adını verir ve onu sözde bir tanrı olarak kabul ederler. Tüm batıl Uzak Doğu dinleri gibi Caynalar de reenkarnasyon ve karma sistemlerine inanırlar.
Şamanizm Çin'in en eski dini olarak kabul edilir. Bu batıl din, "Kam" adı verilen Şaman rahiplerinin ruhlarla bağlantı kurdukları ve bu ruhlardan aldıkları sözde güçle geleceği bildirme, kötülükleri savma, hastalıkları iyileştirme, kötü ruhları çıkarma, ölümsüzlüğün yolunu bulma, yaşamı uzatma gibi kabiliyetlere sahip oldukları yönünde çarpık bir temel üzerine kuruludur.
Şamanizm, Konfüçyüsçülüğün ilk ortaya çıkışına kadar Çin toplumu üzerindeki en etkili inanıştı. Ancak Konfüçyüsçülüğün halk arasında kabul görmesi ve dönemin yönetimleri tarafından destek görmesi Şamanizmin toplum üzerindeki etkisini azalttı.
Konfüçyüs hakkında yazılan eserlerde onun Allah inancına sahip olduğu, "Gök Tanrısı" olarak isimlendirdiği yaratıcı bir varlığa inandığı yönünde açıklamalara rastlamak mümkündür. Ancak Konfüçyüs'e ait olduğu iddia edilen kitaplarda, özdeyişlerde Allah inancından hemen hiç bahsedilmemektedir. Konfüçyüs insanlara erdemli birer birey olmayı öğütlemekte, toplum düzenini bozan davranışları tarif etmekte, insanlar arasındaki ilişkileri düzenleyen kurallar getirmektedir. Bunun dışında bir açıklamada bulunmaz, sorulan sorulara cevap vermez, hatta ölüm, kader gibi konulardaki soruları gözardı eder. Bu anlayışı da "her insanın doğuştan iyi olduğu, bu nedenle de ilahi bir yol göstericiye gerek olmadığı" yönündeki sapkın bir inanışa dayandırır.
Konfüçyüs aile içindeki ilişkileri geleneksel Çin dinlerinden yola çıkarak yeni bir sisteme oturtmuştur. Ancak eski Çin dinlerinden kaynaklanan atalara saygı konusundaki batıl uygulamaları da bu sistemin içine dahil etmiş, törenler ve kurban ayinleri yeni kurulan sistemin önemli bir parçası haline gelmiştir
pramid isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
günümüzde, mekkedeki, putlar


Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 01:39 AM.


Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2024, Jelsoft Enterprises Ltd.
Hanifler - Kuran odaklı gerçek din islam