hanifler.com Kuran odaklı dindarlık  

Go Back   hanifler.com Kuran odaklı dindarlık > TEMİZLİK VE İBADET > İbadet > Hac ve Kurban

Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 24. February 2012, 05:04 PM   #1
galipyetkin
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Sep 2011
Mesajlar: 1.443
Tesekkür: 104
566 Mesajina 948 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 21
galipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud of
Standart Safa, Merve, Say

Bu yazı uzun bir yazı olup üç ana başlıkta sunulacaktır:
A-Al'i Imran-97, İbrahim Makamı, Sebil.
B-Hacc ve Umre.
C-Safa, Merve, Say-1, -2, -3.
*******************

A-Al-i Imran-97, İbrahim Makamı, Sebil.

İbrahim makamı nerede ve nasıldır?
Ayete “yola gücü yeten ziyaret haccı yapsın” diye anlam vermek doğru mudur?
Hacc ziyaret midir? Ziyaretten mi ibarettir?

Ali İmran 97. ayetin yüzeysel yorumu şöyledir:
Orada apaçık deliller/nişaneler, İbrahim in Makamı vardır. Oraya giren emniyette olur. Yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi, Allah ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse bilmelidir ki, Allah bütün alemlerden müstağnidir.(Ali İmran–97)

(Ama önce Ali İmran-96. ayeti görelim: Gerçek şu ki, kutlu ve bütün insanlar için hidayet kaynağı olan ve ilk kurulan ev/beyt/yaşam sistemi bekkededir..
Bekke asla Mekke demek değildir. Çoraklık, çorak arazi, ekin bitmeyen arazi olup, üzerinde yetişenlerin toplanarak, hasat edilerek geçimin sağlanma olanaklarının bulunmadığı demektir. Müteşabih olan bu ifadenin karşıt anlamı da çevreden edinme olanaği olmadığından kendi emeğinle üretmek demektir. (Şimdi 97. ayete geçelim.)

97. ayetin bu yüzeysel yorumu yukarıda sorulmuş sorulara yeterli cevap değildir. Bu ayetin asıl anlam ve amacı Âl-i İmran–99 ve 100. ayetlerinde verilmiştir. Öyle ise Âli İmran–97. ayete bu ayetlere uygun mânâ vermek gerekir. O nedenle şu tetkiki yapalım.

Âl-i İmran–99. ayet ehli kitaba hitap ediyor ve “sizler Sebilullah’ı biliyorsunuz. Havralar ve manastırlara gözlerinizle şahit oldunuz. Niçin İslam’ın içine sızarak, bu kurumu(mescidil haramı/ekonomik ve sosyal kollektivizmi yaşayan toplumu) bir ziyaret yeri olarak onlara öğretiyor ve amaç çarpıtıyorsunuz” anlamında mıdır bu ayetin onlara ihtarı? Çünkü İslam âleminin hiç havrası, manastırı olmadı. Oysa kıble edindiği Mescid el haram(kollektivist toplum) eskiden beri islâm alemine bir -açık hava havra-manastırı- ve -yaşamı- işlevi görmekteydi.

İnsanlar ekonomik hayatını/geçimini bir yere bağlı olmadan yani serbest meslek erbabı olarak yaşayarak kazanırken ekonomik yönden kapılıp götürüldüğü ve yağmalandığı halde, buraya(kollektivist yaşam sürdürülen) mescid-el harama/ekonomik ve sosyal kollektivizmi yaşayan topluma teveccüh edenler/yönelenler ayrımcılığa düşmemişler, hiziplere ayrılarak rekabet içinde yaşamamışlardı. Burada, işlerin birleştirilmesiyle rekabetten kurtularak emniyet içinde oldular. Çünkü kardeş olmaları gereken İslam milletini rekabet ve ferdiyetçiliğe sevk ettiğinizde, hem İslam üzere teslim olmak sona erer, hem de kardeşlik yerine düşmanlık yürürlüğe girer.

Nasıl ki İsrail oğullarından bir kısmı Havra ekonomik sistemini terkedip “Buzağı ittihaz ettiler (rekabet ve yarış sistemini/liberalizm ve kapitalizmi tercih ettiler; işte o anda lanetlendiler. İşte bu gurubun İslam’ın ubudiyetinin sebil üzere Allah rızası için ve maişet(geçimlik) karşılığında kulluk yapmak olduğunu bilmesine rağmen, yeni Müslüman olmuş ümmileri hem salât-salavat, hem hacc ve hem de zekât verme hususunda kendilerine benzeteceklerini bize Âl-i İmran–100. ayet haber vermektedir. Öyle ise 97. ayette geçen kavramları titizlikle inceleyelim. Bakalım -ziyaret edin ve dönün/turlayın mı diyor, yoksa haccı idrak edin ve oradan İbrahim Makamı nı sahiplenin mi diyor? Bu üç ayetin verilegelen meallerini biz de vererek 97. ayeti daha sonra incelemeye alalım.

Âli İmran–99:
De ki, ey ehli kitab! Niçin Allah ın doğru yolundan iman edenleri men ediyorsunuz? Görüp durduğunuz halde niçin onun çarpıklığını istiyorsunuz? Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.

Şunu belirtelim ki, burada doğru yol diye anlam verilen Sebildir. İnkâr ve ikrar da buna ilişkindir. Öyle ise Osmanlıca uygulama lügatinden bunun anlamlarını vererek gidelim ki, doğru yol anlamına gelen başka kelimeler olduğu halde Kur an bu kavramı birçok yerde ne maksatla kullanmış bilelim. Çünkü bu aradaki ayetlerin anlaşılması için Sebil, sebili onaylamak ve onu inkâr etmek ve ona mani olmak, anlamını çarpıtmak ne anlama gelir bilelim. Çünkü ayet sadece engel oluyorsunuz demekle kalmamış, çarpıtmayı da açıkça saymıştır. Bu nedenle:

1- Mani olmak işi, Maun suresinde de açıklandığı gibi, liberalizmi ve kapitalizmi meşrulaştırır, mülkte iştirakı(Harimi) sona erdirir ve ferdiyetçiliği devreye koyup da bu yolla mülkleşme fitne haline getirilince, tevazuya rağbet zorlaşır.

2- Kavramların etimolojik anlamlarını(kökenini) örter, ıstılah anlamlarını öne çıkartırsanız yolu çarpıtmış olursunuz.


Istılah nedir?....: Bir şeyin kavramsal değil terimsel ve deyimsel anlamını kullanmaktır.

ISTILAH: 1-Tabir. Deyim. Belirli bir topluluğun bir lafzı lügat manasından çıkartarak, başka bir manada kullanmaları. 2-Bir ilim veya mesleğe ait kelime. TERİM. İlim erbabı arasındaki ve herkesin anlamadığı kelime.3- Muvafakat. Uygunluk. İttifak.

Mesela Sebil kavramının yol olarak isimlendirmesi onun lügat mânâsından kopartılmasıdır. Yol un çarpıtılması hep böyle yapılmıştır. Öyle ise Sebil kavramının sözlük anlamını lügatten verelim.

SEBİL: 1-Yol. Büyük cadde. 2-su dağıtılan yer.3-hayrat olarak, parasız dağıtılan su.

Sebil-hane: hayrat olarak gelip geçenlerin su içmesine mahsus yer.

Demek ki, sebil bir mülkün kamu hizmeti olarak, bir hak veya menfaatin kamunun/toplumun yararlanmasına sunulmasıdır. Malın kamulaştırılması yani özel mülkiyetten çıkartılmasıdır. Özelleştirme ise bunun zıttıdır.

Arapçada su rızık kaynaklarını teşbih ettiği ve bedelsiz dağıtıldığı için buna kısaca kamuculuk deriz. Bu da (kamuculuk da) teşbih olarak Büyük cadde/geniş yol demektir. Yani insanların saf halinde dizilip kol kola girebileceği ve ileri çıkanı, geri kalanı olmayan, uygun adımla yürünmesine uygun enli yol demektir. Bunun zıttı patika yoldur ki, sınıflı toplum insanının yolu böyledir. Kodamanlar önde ve insanlar peş peşe giderler. Tıpkı katarlar gibi/zahire taşıyan merkepler gibi. Bu anlam zaten Fatiha suresindeki sırat kavramında vardır. Onu Kuran kullanabilirdi. Ama sırat kavramında Allah rızası için topluma emek ve say ını sunmak anlamı yoktur. Onun için sebil kullanılmıştır. Yani Beyt insanı/ehl-i Beyt maişete razıdır ve bunu Allah rızasını kazanmak için yapar. Özel girişimci ise kâr ve özendirme için/fitne olmak için, fitne olsun diye yapar. İşte yolun çarpıtılmasının anlamı budur.

Hacc’ül Beyt, Beyt ehli gibi sebili severek işlemek ve bu yola teveccüh etmek/yönelmek iken,
içeriğinde teveccüh olmayan ziyaret için Mekke’ye gitmenin hiçbir alâkası-önemi yoktur bu ayetlerde.
Hacc kavramının anlamı -delille ispat- etmekti, bir şeye teveccüh etmekti/yönelmek, fedakârlık yapmaktı;
ziyaret etmek değil.

Mescid el haram/ekonomik kollektivizmi yaşayan toplum ziyaret de edilir, ama önce orada yaşayan vera(din bakımından yasaklanmış şeyleri yapmaktan aklını kullanarak sakınma, haramlardan kaçınma, para ve mülk şehvetini taşımama, şehvetleri denetim altına alma) sahiplerinin kurduğu ve o yönde yaşayan bir toplum olacak ki, ziyaret şuurlanmak için o topluma yani mascidi-l haram denilen topluma yapılsın, o toplumun kollektif yaşamına şahit olunsun ve gönüllü olarak o mescidi-l haram toplumunun kollektif yaşam tarzı arzu edilsin ve istensin. Ayetin anlamından bu mânâ çıkartılıp atıldığında, iş sebile sahip çıkmayıp, biçimsel bir işe dönüşmüş olur ki, yolun çarpıtılması da bundan başkası değildir. En büyük çarpıtma da oradaki yamuk/çarpık kara küpü -beyt- ve -mescidi-l haram- diye yutturmaya çalışmaktır.
İncelediğimiz ayetlerde
Allah hakkı olan
ziyaret değil, mescidi-l haramda yaşanılan
toplumculuk üzere hayat sürmeyi/umreyi
öğrenmektir.

Âli İmran–100:
Ey iman edenler! Kendilerine kitap verilenlerden bir gruba uyarsanız imanınızdan sonra sizi yeniden inkârcılığa sevk ederler.

Âli İmran–101:Size Allah ın ayetleri okunurken, üstelik Allah ın Resulü de içinizde/aklınızda/düşüncenizde iken(bu gün için Kurân elinizdeyken, Peygamberi kalbinizde yaşatıyorken de) nasıl inkâra saparsınız? Her kim Allah a bağlanırsa kesin doğru yola iletilmiştir.

Âli İmran–102Ey iman edenler! Allah tan, O na yaraşır şekilde korkun ve ancak Müslümanlar olarak can verin.


İnsanlar için iki yol vardır:

a)Takva üzere din edinmek ile onun Kur an la tanımlanan salih amellerini işlemek ve

b)fetva üzere din edinip ayak kaydıran yerde dolaşıp durmak/sömürülmek.

Konunun özü takva üzere din edinmenin örnek alacağı uygulama yeri Mekke/Mescidi-l Haram yani Beyt üzere/ekonomik ve sosyal yönden kollektivist hayat yaşayan toplumun yaşamı yönünde amel işlemektir. Ali İmran suresinin 96 ve 97. ayetleri bunu belirtir. Allah ın Dini, Allah’a bağlanmak olarak tanımlanır(Âli İmran–101). İslam üzere yaşamak da, bütün korkulardan emin olmak için sadece Allah’tan korkmaktır. Daha doğrusu illa bir şeyden korkulması gerekiyorsa korkmaya en layık olan Allah olduğunu bilmektir. İnsanın her türlü endişesinden kurtulmasının doğru yolu, kendisini korkutan şeylere değil, Allah’a sığınmaktır. Mesela, açlık korkusundan kurtulmak için malı yığmak değil, Allah’ın gösterdiği dayanışmalı sistemi kurmak ve gerisini Allah’a bırakmaktır, sığınmaktır(şehit, şahit olmaktır). Bunun için “şehid ve şahid olmak” takva olarak tanımlanmıştır. Zaten âli İmran–99. Ayette “Şehid-şahid” kavramı geçtiğine göre, bu ayette Allah ehli kitaba hangi konuda hatırlatma yapıyor?

-Ey ehli kitap, Kudüs’ü ziyaret yeri haline getirdiğiniz gibi mescid-el haramı da o duruma getirmek için Müslümanların aklını Kabe ile çeliyorsunuz. Takva(korunmak, kendisini sapmalardan korumak) için yalnızca Allah a güvenerek sığınmak üzere yaşamın örnek yeri Kolektivist bir yaşam sürdürülen Mescid-el Haram, fityanlar(puttan ve şirkten dönenler) toplumudur. Orada takva üzere yaşanır. Allah İslam üzere teslim olmak üzere din göndermiştir. Sizlerin orijinal dininiz de İslam’dı. Nasıl havra ve manastırları takva üzere yaşamak için kurduysanız, Mekke de Mescid-el haram da o amaçlıdır. Siz, Ey Ehli Kitap, bunu biliyorsunuz ama kendiniz terk ettiğiniz için sizin gibi adalete ilişkin ayetleri inkâr etsinler diye insanları yanlış yola sevk ediyorsunuz.... deniliyor.

Gerçekten de 97. ayette asıl gaye ziyaret olsaydı Kuran buna ilişkin kavramı kullanırdı. Nasıl ki Tekasür suresinde “ziyaret” kavramını kullanmıştır. …Hatta zürtümü’l Mekabir : Kabirleri ziyaret ettiniz... diyorsa, ayette Hacc kavramı yerine “Zürtümü’l Beyt” derdi. Asıl amacı ziyaret olsaydı Hacc kavramını kullanmazdı. Çünkü Hacc kavramının hiçbir manası ziyaret anlamına gelmez. Bir şeye teveccüh etmek anlamıyla dahi ziyaret manasına gelmez. Ziyaret etme anlamına gelebilecek başka ayetler olsa da, bu ayet asla ziyaret anlamı taşımaz Karşılık, ücret alarak iş görme yerine, severek ve isteyerek “fi Sebilullah” ammeye çalışmaktır anlamı. Eğer ayette -Allah’ın insanlar üzerinde hakkı veya farzı- mânâsı ayetten çıkabiliyorsa, farz olan şeyin severek muttakiler kollektivizmine teveccüh etmek olduğu aşikârdır. Zaten orada temizlenmesini seven fityanın ömür boyu yaşadığını aynı amaçla ömür süren “fityan” ehlinin beldesi olduğuna şahittir Tevbe–108. ayet. Özde İslam olmak da budur zaten. Burada İslam takvayla, takva haram(dışarıya, dış etkilere kapalı ortaklık) üzere secdeyle, bu da bütün ümmetlere öteden beri emir edilmesiyle sözde-laf olsun diye değil, özde İslam olmaktır.

Demek ki, ehli kitap kendi dalalet yolları olan Icl ittihazına(liberalizme) Kur an ehli de sapsın diye, Burayı ziyaret edin yeter, işleri birleştirerek yaşamanız gereksizdir, size emredilen toprağı ve kutsal emanetleri ziyaret ve kutsamadır, fetva üzere kulluk kâfidir, serbest yer ve serbest rekabet yapabilirsiniz yalanlarıyla yolu çarpıtıyorlar.
Yola mani olmak ise, Liberalizm’i ilgi odağı ve cazibe alanı yaparak Hicaz(liberalizmden korunmak için konmuş gümrük) sınırının yıkılmasına ve insanların takvayı terk etmelerine sebep olmuşlar. Allah, Âli İmran–99 ayette işin aslının ne olduğunu, İslam üzere teslim olmayı ehli kitap bildiği(Havra ve manastır üzere yaşayanlar hala mevcuttu) halde, Mescidi-l haram dan ve Mekke nin içinden akarak gelen, teslim olanların örnek toplumu kurarak yaşayan ve ziyaret edeceklerin idrak etmesini kolaylaştıracak züht ehlinin (mülkiyetten uzak olanların) şart olduğu vurgulanır. Hal böyle iken Müslümanların akıllarını çelecekleri haber verildikten sonra aynı surenin 100. ayetinde bütün iman edenlere bir uyarıda bulunuluyor: Siz de aklınızı başınıza alın ve özde İslam’a dönün; zira hayat tarzınız havra/manastır/mescid-el haram sosyo ekonomi politiği üzerinde olmazsa, asla İslam üzere teslim olmuş olamazsınız deniliyor.

Münafıklar infak bile etseler hayır olarak kabul edilmez. Çünkü Beyt(mescidi-l haram/kollektif yaşam) ehli olmaya bir teveccühleri yoktur. Ancak yasalarla zorlandıklarında infak ederler. Hele -fi Sebilullah- iş yapmayı kötü-iğrenç bulurlar. Yani Al-i İmran–97. ayetin hakiki anlamına uygun iş yapmazlar; “sözde Müslüman” olmuşlardır. Beyt’e teveccüh etmezler, belki ziyaret edip tekrar geri geldiklerinde benimsedikleri ferdiyetçiliği yaşamaya devam ederler. Zaten Al-i İmran–97 de anlatılan muttakiler böyle yapmayanlardır. Ama ne yazık ki birçok dönme İslam’a sızarak, ayetin anlamını ziyaretçiliğin kafi olduğuna getirip kilitlemiştir. Böylece kendilerine benzetip, Kur an İslam’ını engellemişlerdir. Bunların Mülk perest münafıklar olduğunu bize Tevbe-55 açıklar ve bunlara itibar edilmemesini ve onların din anlayışının benimsenmemesini emreder. Çünkü onlar kapitalistlerdir; icl(buzağı) ittihaz edenlerdir(liberal-kapitalistlerdir). Allah’a sığınma(İttika) yerine zenginliğe sığınmışlardır; sırf görünüşte Müslüman olmuşlardır ki, Ehli kitabın, takva dinini ve manastır-havra-mescid el haram ın pozitif zühdünü(üretip de mülkten uzak/ihtiyaçla yetinen) eşitlik ve mülkte iştirak, işlerde elbirliği ilkesini anlatan Beyte teveccüh(Haccü’l Beyt) kavram ve kurumunu yozlaştırdıklarını ve yeni Müslüman olmuş ümmilere de liberalistleşmeyi tavsiye ederek Beyt-i ziyaret yerine çevirmelerini önererek sebile engel olduklarını bilmiş olalım.

Bu konuyu Al-i İmran–100 ayete adapte ettiğimizde iki şeyden uyarılırız.

1- Dikkat edin Beyt’e teveccühü(Hacc-ül Beyt i)/Mescid-el haram kollektif yaşamını size kıble yapan, salih amel sahiplerinin (Beyt ehli nin) yaşam biçimidir. Sakın takva dininden fetva dinine geçen ve bütün ümmetlerin de kendileri gibi mücrim(ağır suç işleyen) olmasını isteyen azgın taife/müşrikler sizi yoldan çıkartmasın ikazıdır. Yani, bu azgın taifenin: Beyt ehliyle, Bena-i Ahrar (Mülkperest farmason) arasında bir zıddıyyet yoktur; aynı zamanda kapitalist bir ekonomi politik üzerinde yaşabilirsiniz; çok eski ve ilk Havra-Manastır olarak işlev görmüş Beytullah’ı da ziyaret ile yâd etmek kâfidir, yalan öğüdünü vermelerine inanmayın deniliyor.

2- Dikkat edin bu fâsık ve mücrim taifeden bir bölümü sözde İslam dinine girerek size fakih olacaklar. Sakın Ziyaret haccına itibar etmeyin. Onlar çok iyi bilirler ki, Allah indinde Beyt, manastır ve havralar samimi dostlar dayanışmalı yaşam biçimidir. Bunu görüp bildikleri halde onu kerih gördükleri için serbest yerci(Liberal-kapitalist) oldular. Sizin de öyle olmanızı istedikleri için size Kur an’ı bu anlama gelecek şekilde yorumlayacaklar. Sakın onlara inanmayın. Mekke nin (Mescid-el haram ın) fityanları çok eskiden beri takva üzere yaşar ve böylece mülk ve sair şehvet kirlerinden temizlenirlerdi. Siz manastır/havra/mescid-el haram-a uygun yaşamınızı kurun, bunları örnek alan yaşamınızı sürdürün. İslam üzere sosyo ekonomi politiği öğrenmek isteyenler bunun bir laboratuvarı olan mascid-el-haram kollektif yaşamını ziyarete gelip/tetkik edip bilinçlensinler, emri vardır.

Bunun dışındaki sosyo ekonomi politik İslam değildir. Ancak o, tefrikadır(ayrımcılıktır).

Önce harimden(Dış etkilere kapalı mülkte iştirakten) ayrılmak, sonra ferdiyetçi olmak: İşte Sebili terk etmek ve sebile mani olmak budur.
Yolu çarpıtmak ise, örnek alınacak yaşam biçimi olan Beyt yaşamını yani Mekke mescid-el haram kollektif sosyo ekonomi politiğini/yaşamını terk ederek orasını ziyaret yeri haline getirmektir; işleri ayırmak ferdî teşebbüse çevirmektir.
Bu hal kıble değiştirmek anlamınadır. Yani eşitlik üzere olan hak şeriatı bozarak hız ve yarış(liberal-kapitalist) sistemlerine geçmektir. Bunun için “Hacc-ül Beyt”in anlamı, Beyt yaşam biçimine “teveccüh/yöneliş” anlamına gelmesine rağmen, insan yapısı kara kutu Kabe ye “Beyt, denilerek, Beyt yanıltmacasıyla, Kâbe yi ziyaret anlamına çevrilmiştir ve insanlar aldatılmıştır.

Allah, bütün inananların İslam üzere teslim olmasını emreder. Bunun örnek sosyo ekonomi politiği Beyt yaşamı olup, kâr için değil Allah rızası için iş yaparak maişete/geçimliğe razı ve şahit olarak idrak etmek ve severek uygulamaktır. Bunun dışındaki hayat ise Buzağı veya Icl ittihaz etmektir(liberalizm-kapitalizmi seçmektir). Yani liberalistleşerek kârın infak edilmeyip çok az zekât(vergi) vererek büyük bir kısmını servet ve sermaye yaparak, kat kat riba yiyerek, kapitalist üretim tarzını seçmek.

Demek ki, âli İmran–97. ayete bu açıdan bakıp anlam vermemiz gerekecektir. Şimdi bu açıdan bakarak bir değerlendirme yapalım.

“Orada apaçık deliller/nişaneler, İbrahim'in makamı vardır. Oraya giren emniyette olur. Buna gücü yetenlerin o evi/beyti/mescidi-l haramı, kollektivist yaşam sürülen toplumu haccetmesi/Kuran delillerine dayanarak irdelemesi, Allah ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse bilmelidir ki, Allah bütün âlemlerden müstağnidir.(Ali İmran–97)

1-Ayette geçen İbrahim makamı ne anlama gelir?

MAKAM: 1-Durulacak yer.2- Rütbeli yer.3-(Cahiliye döneminde) Mesned. Mansab.4-Musikide usul. Tempo.

Şu kesin ki, İbrahim makamı tavaf yeri yakınında iki rekât namaz kılıp işin bitirildiği yer değildir.
İkamet edilecek yer ve havra-manastır-mescid-el haram yaşamının sürdürüldüğü her yerdir. İbrahim makamının hakikatine varmak için yukarıdaki tanımdan iki atıf kavramın anlamını vermek yeterlidir.

Birincisi: MESNED: Dayanak.

Bunun önde gelen anlamı buradaki makamın hakikat nezdinde bir dayanağı vardır. Bu makam halka hizmet içindir. Yani ilke “Mahkeme kadıya mülk değildir” sözünde olduğu gibidir. Yani Kadı orada halka hizmet ettiği müddetçe vardır. Babasının çiftliği zannedip, havalara girdiğinde o makamdan azledilir. Halka hizmet edip kamu görevini bir “müstahdem” anlayışıyla sürdürdüğü müddetçe orada bulunur. Bu ölçülerin dışına çıkan kimse orada bulunma sebebinin meşruluğunu kaybeder. Bir sultan oraya hükmetmek ve kendisi efendi, halkı hizmetçi gibi gören anlayışı taşıdığından orada yeri yoktur. Onun için Mahkeme kadıya mülk değildir, kadı orada hizmet erbabıdır.

Mesned anlamı şunu da ifade eder. Beyti(Mescid-el haram yaşamını sürdüren toplumu) hacc etmenin manası Kabe denilen yapının etrafında gidip dönme değildir. Kollektivist bir yaşam/islam yaşamı süren Mescid-el haram toplumundaki makam/vazife/görev anlayışını idrak etmek ve rahmet babalığını(İbrahim) idrak etmek içindir. Halka hizmetin değerini bilmek içindir. Resulullah bunun için şöyle demiştir.”Sizin en hayırlınız halka hayırlı olanınızdır”. Yine İsa şöyle demiştir. Sizde, diğer milletlerde olduğu gibi reislik/efendilik yoktur. Manen ilerde olmak isteyenler toplumun hademeliğine soyunsun. Açıklama olgunlaştığı için diğer bir atıf kavram olan “MANSIB” kavramının anlamını da verelim.

İkincisi: MANSIB: Devlet hizmeti memuriyet.

İşte hacc, Beyt, makam, sebil kavramının türevleriyle birlikte değerlendirildiğinde karşımıza çıkan manzara şudur. Âli İmran-97 ayette Allah farzı veya Allah hakkı diye açıklanan olgu, ferdileşmeyip Allah rızası için kamuya maişet karşılığında kamu görevi yapmaya rıza göstermek, hem Kureyş suresinde bize açıklanan açlık v.s korkulardan emin olmaktır. Hem de Ankebut–67. ayette açıklanan kapitalist emperyalistler tarafından kapılıp götürülmekten, mallarımızın yağmalanmasından emin olunacak yerdir. Yeter ki sureti haktan görünen ve özelleştirmelere hız vererek bu ayetleri bir anlamda inkâr eden münafıklardan kurtulmanın yolunu bulmaya çalışalım. Çünkü onların din dedikleri ekonomi politik yukarıdaki ayetlerde açıklanan ehli kitabın dönmeleri tarafından sebilden döndürme ve sebil(Rızık kaynaklarının kamuya tahsisi) yolunun çarpıtılmasıyla oluşmuş dini anlayıştır. Onlardan kurtulmadan ne dünyamızı hüsrandan ve ne de ahiret beklentimizi iflastan kurtaramayız.

Nihayeten: İbrahim Makamı Dış etkilere kapalı kollektivist bir sosyal ve ekonomik düzenin ifadesi olup, İbrahim Makamın dan yer edinmek de dış etkilere kapalı kollektivist bir sosyal ve ekonomik düzende görev alıp bilfiil çalışmaktır; devletçilik ve devletçilik düzeninde gerek idareci/memur, gerek işçi, gerek hademe olarak görev yapmaktır..
Saygılarımla.

Konu galipyetkin tarafından (23. September 2020 Saat 11:40 AM ) değiştirilmiştir.
galipyetkin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
galipyetkin Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 4 Kisi:
Asin (31. August 2017), dost1 (24. February 2012), hiiic (25. February 2012), pramid (29. February 2012)
Alt 24. February 2012, 05:11 PM   #2
galipyetkin
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Sep 2011
Mesajlar: 1.443
Tesekkür: 104
566 Mesajina 948 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 21
galipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud of
Standart

B_''HACC ve UMRE

Kur'an tarafından düzenlenen Hacc ve Umre kavram ve kurumları muhakkak en ince teferruatına kadar açıklanmalıdır.

Bakara-158:
''Safa ve Merve, Allah işaretlerindendir. Kim hac 'veya umre' niyetiyle El Beyt'i ziyaret ederse, onları da tavaf etmesinde bir sakınca yoktur. Kim hayır olması için daha fazlasını yaparsa, Allah, Şakir'dir, Alim'dir.''



Görülüyor ki bu ayette Safa ve Merve arasında bir ''say'' emredilmemiştir(Safa,Merve ve say hakkında ileride yazılacaktır). Aksine tavaf yapılıp yapılmamasında bir sakınca olmadığı açıklanmış,yeter ki dinin prensiplerinden sapılmasın. Bu ayetin peşinden gelen ayette de, açık olan ayetleri karartanlara, mânâlarını gizleyenlere lânet okunmuştur.

Bakara-159:
''Kitapta apaçık bildirdiklerimizden sonra kim ki o işaret ve hidayet vesilelerini gizlerse, işte Allah onlara lânet eder, lânet edebilecek herkes dahi lânet eder.''


İşte, ayette de belirtildiği gibi hidayet yolu olan hac ve dolayısı ile umre de acaba karartılmış, gizlenmiş midir?

Bu amacı anlamak için Hacc-26. ayetten 51. ayete kadar ve yine Al'i İmran-84. ayetten 115. ayete kadar olan ayetlerin etraflı tetkikinden haccın, yapılacak bir ziyaretle insanın kirlerinden temizlenmesi veya sevap kazanmak için, kabir ziyareti yapar gibi, öylesine bir ziyaret/seyahat olmadığı ve bunun yanında hidayet ve sebil kavramlarına işaret edildiği görülür.
Ayetler eksen/merkez alınarak yapılacak bir değerlendirmede
''ziyaret haccı'' diye nitelenenin, Mekke'ye gidip orada turlama ve
kişinin kendi kendisini tatmin ve bundan bir mutluluk duyması olmadığı,
"Sana gelsinler" emri dolayısı ile "Muhammed Peygambere gitmek ve
bu eylemle ondaki Kollektif yaşam süren toplumun/mescid'il haram'ın "örnek yaşamını" da görüp içselleştirerek,
bu yaşam tarzını
kendisine ve kendi toplumuna uygulaması olduğunu tesbit ederiz. Bu gün de Hacc "sana gelsinler " dendiğinden Muhammed'e yapılır
İlk hacc ilanı ile de bu ziyaret Mekke'de "mescid'il haram" denen toplumun kollektif yaşam tarzının öğrenilmesi için o toplumca yapılan yerinde bilgilendirilme idi; çünkü yazılı bir Kİtap yoktu.
Yoksa "hacc" delille ispatlama olup ziyaret-miyaret anlamı yoktur.

Umre kelimesine baktığımızda, ''El Umru'' kıraatı ile=mescid/havra/manastır'ı buluruz. Bu ifadeler binayı-yapıyı değil, o toplumları, ümranı, yani ekonomik ve sosyolojik/toplumsal yaşamı ifade eder ki, bu da bir tür yaşam tarzını gösterir. Yani bir yere bağlı olarak/ikâmet ederek yaşam boyu tam dayanışmalı, mülk ve mülk kavramının ''servet-şeref-tahakküm'' unsurlarının da kollektif kullanılması, kollektif üretim ve tüketim tarzı.
Bu günkü Hac ziyareti diye nitelenen eylem kâbe etrafında turlamaktır.
Halbuki dikkat edilmesi gereken ise şudur:
"Bil hacci/hac ile"
"umre/ömür boyu Müslümanca yaşama"nın eğitimi alınır.

İbrahim ve İsmail Peygamber'lerin Beytini örnek alarak kurulmuş beytler, yani "mescidler, havralar, manastırlar/kollektif yaşam tarzları daha sonra Putperestler tarafından ele geçirildi ve öz görevleri saptırıldı veya ortadan kaldırıldı. Bu gün Mekke, Mekke Kariyesi ve Mescid-el haram işgal altındadır. Bu nedenle de hac ayı dışında çok kısacık, turistik gidilmenin adı Umre, Hac da hac mevsimindeki üç günlük tavaf, say, hayvan katliamı ve şeytan taşlamanın ismi oluverdi.

Neticeten;
Hacc kavramı karşılıklı konuşmada veya münazarada bize savımızı delille ispat edip onunla galip gelmemizi/ikna etmemizi veya ikna olmamızı anlatan bir kavramdır..
Karşımızdakinden de delille ispat etmesini isteyeceğiz..
Lafı, söyleyene yüklediğimiz hacı, hoca, şeyh, şıh,pir gibi izafi zanni değerlere itibar ederek değil, sözün akla ve yaşama, hak ve adalete uygun, rahmet içerir, yani ayet olup-olmadığına bakacağız. İşte "hacc ile/bil hacci" kişinin de kendisinin doğru bilinçlenme ve "İslâm üzere yaşama" teslim olmasının Birru-takva olduğunu, murdarlıktan kaçınma olduğunu bizzat eğitimden geçerek, yaşayarak hayatının/yaşamının düzenlemesini aklı yatarak/ikna olarak öğrenmesidir. Hacc budur.

Umre ise güzel ahlâk ile yaşamı ve yaşamayı, yaşatmayı mamur etmektir ki gören:''Hah..! İşte İslâm budur.Mutlaka bu toplum Allah'a teslim olan ve en güzel ahlak üzere olandır'' sözünü söyletecek şekilde yaşamaktır.

Öyle ise:

Hacc doğru şuurlanma,
Umre ise ideal yaşamdır.

Hacc güzel ahlâkın, doğru yaşamın ilmi,
Umre ise "hacc ile" alınan "doğru yaşamın ilmi" ile hayatın doğru planlanıp,doğru yaşanması için sistemleştirilmesidir.

Şimdi sorumuzu tekrarlayalım: Hidayet yolu olan Hacc ve Umre acaba meallerde vs... gizlenmiş ve, ya da karartılmış mı?

Saygılarımla.

Konu galipyetkin tarafından (28. January 2019 Saat 11:37 AM ) değiştirilmiştir.
galipyetkin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
galipyetkin Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 3 Kisi:
dost1 (24. February 2012), hiiic (25. February 2012), pramid (29. February 2012)
Alt 24. February 2012, 05:12 PM   #3
galipyetkin
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Sep 2011
Mesajlar: 1.443
Tesekkür: 104
566 Mesajina 948 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 21
galipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud of
Standart

C-''SAFA, MERVE, SAY.-1

Say, Mekke'de ''Safa ve Merve'' adlı iki tepe arasında 7 kere koşuşturma diye anlatılır.

İnsanlar deli mi? bir o tepe yönünde hurraa..., bir bu tepe yönünde hurraa... koşuştursunlar!

Efendim; Peygamber yapmıştı da..... Hadi canım sende... Ayet ''hayır yapmaktan'', ''iyilik etmekten'' bahsetmekte... İki tepe arasında bir o tarafa, bir bu tarafa koşuşturmakla kimseye iyilik edilemez. Hidayet yolundan saptıran bir putperest örfü.

Say emek vererek çalışma, emek harcama, üretme ve bundan kazanç sağlama demektir. Bu çalışma bedenen olabileceği gibi, düşünce yönünden, beyinsel de olabilir.

Kur'an'ın kendini, mesajını tebliğ edildiği insanlara kabul ettirebilmesi ve insanlarca anlaşılabilmesi ve kavranabilmesi için o zamanki toplum fertlerinin aralarında anlaşma vasıtaları olan sembolleri kullanması kaçınılmazdır. Safa ve Merve de, Kur'an'da Bakara-158. ayette geçen Mekke'deki iki ayrı tepenin ismi olup, ayetler bunların o topluma bir şeyleri işaret eden, o topluma sembol olan şuurlanma vesileleri olduğunu söyler.

Bu nedenle Safa'nın ve Merve'nin neyi işaret ettiğini, neyin sembolü olduğunu araştırmak gerekir. Yani bunları analiz edip ''arka planını'' araştırıp, burada ne anlatılmak isteniyor ona bakılmak gerekir. Eğer bu yapılmazsa, Allah'ın muradına ulaşılamaz; yüzeysel kalınır, ve o yerler kutsal ilan edilir ve putperestliğe kayılır. Çünkü Allah'tan başka hiçbir şey Kutsal değildir. Böylece ''kutsal topraklar'' düşüncesinde kilitlenen insanın müslümanlığı da göstermelik, kimlik müslümanlığı olur ve sapışlar ve saptırmalar başlar, zanlara uyularak dine karşı din yaratılır. İşte künhüne/aslına varmak da bu arka plana geçmektir, özünü anlamaktır. Çünkü Bakara-158. ayette kullanılmış ''işaret'' aynı zamanda şuurlanma anlamınadır. Bu nedenle Safa ve Merve'yi lügatlardan araştırmakla işe başlanmalıdır.
(Her şeyden önce müşrikler bu tepelerde kendi hacları için gelenlere süt ikram edip et pişiriyor, onları doyurup iyilik yapıyorlardı.Her ne kadar bunun altında başka maksatlar bulunuyor idi ise de İslam bu eylemi yalnızca iyilik yönünden almış ve bu hatırlanarak, bu maksatla yapılacak iyiliği teşvik etmiştir. Tavaftan maksat gidip o tepeleri dolaşmak değil, müşrikleri taklit değil de oralar hatırlanarak müşriklere de insan olduklarından dolayı iyilik yapmaktır.)

Safa ve Merve, Mekke'deki karşılıklı iki tepedir. İki tepe de taş olup iki tepenin oluşumu da değişiklik gösterir.

1- Safa tepesi yekpare- tek parça, kara renkte ve su geçirmaz, su tutmaz bir yapıda olup homojen, gözeneksiz ve masif/sıkı ve sert bir yapıdadır. Bu özellikleri nedeniyle üzerinde ve çevresinde bitki bitmez. Burada yaşayan, buradan ve çevreden bir fayda sağlayamaz. Her ihtiyacını kendi üretmek mecburiyetindedir. Su(rızık kaynakları) bulunmadığından ot(değersiz dünyevilikler) yetişmez, tarım yapılmaz; bekkedir/çoraktır. İbrahim Peygamberin beyt'i kurmak için konakladığı yer gibidir. Burada üretmek gereklidir. Yukaruıda verdiğimiz Ali İmran-96. ayetinin açıklaması da burasıdır.

Safa tepesi, idealistlerin saf halinde, tek sıra yani ne geride kalanı ne öne geçeni olmayan ve yek vücut olmalarını, dışarıdan değil içeriden bereketli olan yani üretime dayanan ekonomik ve ona bağlı sosyal yaşamı, beyt yaşamını sembolize eder. Burada çevre bereketli olmadığı, ''bekkede-çorakta'' olunduğu için her şey içeride, toplumsal birlik olarak/elbirliği ile üretilir. Böylece işler ve amaçlar birleşir, herkesin kendisine faydası, toplumun faydası ile örtüşür ve rekabet kalkar; kardeşlik ve dostluk kurulur; hepimiz birimiz-birimiz hepimiz için ideali içinde eşit ve benzer bireyler ile ideal sağlanır. Bu nedenle de bu tür ekonomik ve sosyal yaşama ''içeriden bereketli(kendi kendine yeterli)'' denilir, dışarıdan bereketlenmeyen/bekkede/kendi ihtiyacını kendi üreten(Ali İmran-96) denilir. Safa üzere say budur.
Dünyada ve ahırette de hayra ulaşmanın tek ve müstakil yolu budur. Onun için ''beyt'' (mescid, havra, manastır) dışarıdan gelecek etkilere kapalı, dışarıdan gelecek müdahelelere karşı korunmuş anlamında ''Harem''; ve mülkte iştirak üzere birleşmenin dışında başka hiçbir yöntem de adalet ve rahmet sağlayamayacağından ''Harim''dir(ortaklıktır). Şu halde yukarıda belirtilen usuller dahilinde kurulmuş bu ekonomik ve sosyal yaşam ''Haram Usulü'' yaşamdır; ''Salât-ı ikâmedir''. Karşılıklı yardımlaşmaya dayalı, örgütlü, dış etkilere kapalı bir toplum yaşamıdır.

Hacc'ın ikinci günü müslüman adayları, kadınlı erkekli, burada, Safa tepesinde toplanır; erkekler hiçbir gizli ve saklıları olmadığını sembolleştirmek için bir tek örtü ile ferclerini gizlerler; kadınlar da iki ayrı örtü ile ferclerini ve ziynet diye de ifade edilen göğüslerini örterler. Burada ''harem ve selamlık'' saçmalığı, saçlardan ayak tırnağına kadar kendini bohçalamak yoktur. Çünkü bu kişiler namuslu olmayı; ırzlarını korumayı, başkalarınkine saygılı olmayı burada öğrenmekte, bilseler bile pekiştirmeyi öğrenmektedirler. İnsanlar burada gündüz ve geceyi (yani zaman mevhumu olmadan) birbirlerine yardımı/kurban kesmeyi yani hem topluma hem Allah yoluna kurban/nezr olmayı öğrenir ve uygular(dikkat edin hayvan katliamı ve etrafı kan gölüne çevirmeyi değil) ve fikrî say yaparlar/birbirlerini aydınlatırlar. Dostluklar kurulur, insanlar aynı ideal yönünde kollektivist yaşam üzerinde anlaşır ve alıştırma yaparlar.

Bu iki günlük evre sonunda mescid-el haram'ı ziyaret etmek istemeyen yani yaşamını zaten Mekke'nin fethinden evvel de mescidi haram ailesi/toplumu içinde yaşıyor idi ise(yanlış olarak ailesi mascidi haramda yaşıyan olarak çevrilmiştir) yani o yaşamı zaten yaşıyor ise yani mescid'il haram istikametinde zaten yaşayıp da kendileriyle anlaşma yapılanlardan/himaye altına alınanlardan ise hac ziyareti onun için bitmiş olur ve isterse ayrılabilir. Diğer kesım, birlikte geçirilen gecenin ertesinde ''Beyt-el Atiyk''e, yani İbrahim Peygamber'in işaret ettiği beytinin/beyt yaşamının aynısı olan Mescid-el haram ekonomik ve sosyal kollektivist yaşamını ziyaret eder ve orada yaşanan "yaşamı" da, görerek de öğrenir(Mescid-el Haram yazımıza bakınız). İşte ziyaret denilen olgu buraya yapılır, başka yere değil.

Allah ayları 12, hafteyı 7 gün olarak bildirmiştir.. Safa tepesi üzere say(çabalayıp, çalışma) ise kişinin kendisine değil, iştirak halinde ortak olunan ''Beyt-ül mal''a 7 gün müddetince çalışılıp üretilip, ihtiyaçlar da bu ''Beyt-ül mal''dan günlük karşılanır. İhtiyac karşılandıktan sonra çalışıp ürettiği değerden arta kalan da istenmesine imkan bırakılmadan Beyt-ül Mal yetkililerince derhal muhtaca eşit olunabilecek miktarda verilir.
Eğer kişi kendine çalışıyorsa, yani kendi müstakil işi ise buradan kazandığını da eğer kazancı günlükse o gün, haftalık veya aylıksa kazancının eline geçtiği gün kendisinin ve iyalinin ihtiyacını/geçimliğini ayırıp arta kalanı derhal "beyt-ül mal'a" verecektir (Mu'minun:4,5-Nahl:71).

İşte ''Safa işareti'' ve bu işaret üzere ''şuurlanma''dan benim anladığım.
(Merve ile devam edecek)

Saygılarımla.

Konu galipyetkin tarafından (28. January 2019 Saat 11:44 AM ) değiştirilmiştir.
galipyetkin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
galipyetkin Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 3 Kisi:
Asin (30. September 2017), dost1 (24. February 2012), pramid (29. February 2012)
Alt 24. February 2012, 05:13 PM   #4
galipyetkin
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Sep 2011
Mesajlar: 1.443
Tesekkür: 104
566 Mesajina 948 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 21
galipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud of
Standart

SAFA, MERVE, SAY. 2

2-Merve, a)bir cins çakmaktaşı, b)koca yarpuz bitkisi.

Çakmaktaşı sert, ince tanelerden oluşmuş(kripyokristalli) bir yapı ve çeşitli renkler sunan, kırıkları kaygan, kavkımsı, camsı bir parlaklık gösteren, genellikle beyazımsı bir ayrışma rengiyle çevrili bir kayaçtır. Karbonatlı bir çökel içinde silisli bir oluşum olarak ortaya çıkar. Silis taşlaşmanın başlangıcında henüz sertleşmemiş tortul kayaç içerisinde genellikle biyolojik kökenli bir çekirdek çevresinde çökelir. Çakmaktaşı yatakları biçiminde seyrek görülür. Çakmaktaşı demir veya çeliğe vurulduğunda, barut veya kav tutuşturacak ölçüde sıcak parçacıklar kopması nedeniyle eskiden silah ve çakmaklarda kullanılıyordu.

Yarpuz sulak çayırlarda ve dere kenarlarında yetişen, az ya da çok tüylü yapraklı, leylak renkli çiçekli 10-40 cm. boyunda çok yıllıklı bir bitki. O tepe yavaş yavaş su sızdırdığından, bu sızıntı sularında yetişen bir bitkidir.

Görülüyor ki bu tepe, yapısı itibariyle hem içinde su tutmakta, hem de yekpare olmayıp tabakalar, yataklar halinde bulunmaktadır. Her tabaka bir ayırımı ve her ayrımın da ayrı ayrı su tuttuğu ve bu suyu az az altına sızdırdığı, bu sızıntının da etrafını nemlendirdiği anlaşılıyor. Tabakalar arasındaki toprağa sızan, nemli toprakta çeşitli otları bitmesine sebep olduğu anlaşılıyor. Bu da kendisi taştan oduğundan üzerinde bitmemesine rağmen çevresinin bereketli olduğunu anlatıyor. Bu tesbit, liberalist yaşamı seçmiş olan ferdiyetçi, liberalist-kapitalistlerin yaşamıyla birebir örtüştüğünü gösteriyor. Bu da neden bu tepenin bir işaret ve şuurlanmaya vesile olduğunu götermektedir.

Katmanlar sınıflı bir toplumu, çevrenin bereketli olması emeğe dayalı değil toplamaya dayalı bir ekonomi olduğunu, suyu(rızık kaynaklarını) kendinde tutup etrafa ancak nemlendirecek kadar sızdırması kenz/sömürü düzenini gösterir. Çakmak taşının ateşleme özelliği de fitne ve fesat ateşinin devamlı tutuşturulduğunu anlatır. Tabakaların,grupların birbirlerine yaklaşıp, hatta birbirlerine üstünlük sağlama istekleri rekabeti, rekabet de hırsızlığı, birinin diğerine çelme takmasını ve birbirlerine yaltaklanmayı ve birilerinin diğerlerine bağımlılığını, bu bağımlılığı devam ettirmek yani ''oğullarını'' diri tutup artırmak için de maddeye bağımlılığı ortaya çıkarır ki. sonuç putperestlik, müşriklik ve münafıklıktır. Bu tür yaşam sembolü Merve tepesidir ve Safa tepesinin karşıtlığıdır.

Merve tepesi sakinleri Safa tepesi kaçkınları veya Safa tepesinden(Adem'in toplumundan kovulduğu gibi) kovulanlardır. Merve tepesinin kaygan kısımlarında bulunanlar da her an aşağıya kayma tehlikesi içerisindedirler, yani Merve tepesi kaygan bir zemin olduğu gibi, benzetilen ekonomik ve sosyal yapı da kaygan olup her an iflaslar olabileceği kap-kaç ekonomisinin işaretidir. Merve tepesi yekpare kayadan değil, aksine öbek öbek çakmak-taşı oluşumunda olduğu için bu yapıda küçük mele'ler(küçük patronlar) etrafında küçük gruplar, feodal ve liberalist yaşamın sembolüdür.

Bunlardan olup da bunların dışinda bir kısım vardır ki bunlar ferdiyetçi olmalarına rağmen kendilerine Mu'minun:4-5 ve Nahl-71'in uygulandığı kısımdır ki, burada yer alanlar Sağlam zemindedir; kendisini garantiye almış demektir. Burası ile Safa tepesine bir çizgi çekildiğinde aynı hizada oldukları ve bunların hizasında başkalarının olmadığı görülür. O hizada olmayan kısımların dışlanmış olduklarını anlatır. Merve tepesi usulü yaşamada, bu yaşamanın ancak "Mu'minun: 4, 5 ve Nahl -71"e uyanları makbul kabul edilirler ve kabul edilen bu tür ekonomik ve sosyal yaşama "Helal usulü" yaşam denilir; bunlar zekatı veren, iffetli yaşayan ve eşit olanlardır. Merve tepesindeki bu işaret edilenler de haftanın 7 günü say/işlerinde, iş yerlerinde çalışma yapanlardır.

''Öyle ise Safa'yı kıble edinmeyip, o inançta olmayan ancak Merve'yi kıble edinip o inançta olan ferdiyetçiliğin ve yalnızca iyali için yararlı olmak, topluma çok az faydalı olmak üzere olan hayat anlayışını da Merve kavramında aramak gerekir. Dolayısı ile şerre yönelişin serbest bırakılması gerekir. Bunun teşbihi ise '' salma deve'' benzetmesidir ki mubah alanda develerin kendi başlarına bırakılıp, ne yaparsan yap, mubahtır denmesidir. Biz buna serbest yer, liberalizm ve rekabetin serbest bırakılması (bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler) deriz. Eşitlik ve benzer olmanın ilkeleşmesinden ve mülkte iştirak içinde yaşanan Safa insaniyetinden vazgeçilmesiyle başlayan bu yönelişe sözlük şiddet ve şerre yöneliş demektedir. Merve kavramı bize eşitlik ve iştirak halinden(mürüvvetli olmaktan) dönüp, kendilerini mürüvvetli gibi gösteren serbest yer suya( rızk kaynaklarına) giden yola kaymak anlamınadır. İşte bu güruh Safa'cı değil, Merve'cidir. Yaşil çayır(Merve çevresindeki dünya malları) düşkünü meraya çobansız kuralsız(Mu'minun:4-5 ve Nahl-71'e tabi olmadan) salınanlardır. Burada ''Harim'' terk edilmiş yani ortaklığa son verilmiş ve farklı olmayı isteme, başkalarına fark atma arzusu öne çıkmıştır. Beyt onların kıblesi değildir, çünkü beyt yaşamında ortaklık vardır. En büyük korkuları da beyt yaşamı, devletçilik, kollektivizm olup en hafifine bile tahammül edemezler ve devamlı iftira atar ve hakaret ederler. Onlar Mescid-el haram'ın harim(ortaklık) niteliğinden nefret ettikleri halde Hacc ziyareti yapanlardır. (hacc delillere dayanarak ispat etmek/karşılıklı konuşma/münazara olmasına rağmen, bunlar için Hacc ''kutsal yer'' ziyaretidir.) Bunlar Saf'tan çıkınca, safı bozunca, rekabet de meşru hale gelir. Ekonomik ve sosyal yönden öne çıkıp hükmetmek için fazla topladığı ve biriktirdiği için çevre zayıflar ve mağdur ve mahrum olmaya sebep olduğu halde kazanç sonrası ihtiyaç fazlasını elinden çıkartarak bu kesimin mağduriyetini gidermek için harcama/infak yapmaz. İşi yüzde iki-buçuk/kırkta-bir gibi çok azla geçiştirir. Böylece ağaların, komprador burjuvazinin palazlanmasının, o nisbette de zayıfa zulüm yapılmasının yolunu açmış olur. Burada amaç herkesin kendi kabını tıka basa doldurmak olunca, insanlar birbirlerinden nefret eder. Merve Hanım bohça edilmiştir, Safiye ve Meryem Hanımlar ise erkeklerle geceli gündüzlü beraber, başı-kolları da açıktır, iki örtü ile avret ve ziynetleri kapalıdır ve devamlı Merve'lerin iftirasına uğramıştır erkeklerle omuz omuza çalışan ve iffetli yaşayan bu Meryem ve Safiye''.

İşte "Safa ve Merve" ve "say", yani çalışıp çabalama bireycilik mi olsun?.. yoksa toplumculuk mu olsun?... tercihinin simgeleridir.
Av.İlhami Çetin'den
(Devam edecek)

Konu galipyetkin tarafından (8. December 2019 Saat 12:34 PM ) değiştirilmiştir.
galipyetkin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
galipyetkin Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 2 Kisi:
dost1 (24. February 2012), pramid (29. February 2012)
Alt 24. February 2012, 05:19 PM   #5
galipyetkin
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Sep 2011
Mesajlar: 1.443
Tesekkür: 104
566 Mesajina 948 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 21
galipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud of
Standart

SAFA; MERVE; SAY. -3

İslâm müstesna bir dindir. Ama şuuruna/bilincine hacc ile varılmış, salât-salavat kurumuyla/Mescid-el haram ile öyledir.

İslâm dini ''kimlik kartı dini'' değil, ''ben müslümanım'' demekle bitmeyen, ''aynası iştir kişinin lafa bakılmaz'' diye ifade edilebilecek ihsan, yani eylem dinidir. İhsan(varlıkla yükseldiğinde, aşağıdakilerin seviyesine eşitleninceye kadar kendi malından veren) 'Muhsinler Yurdunun(Beytin) dışında yerine getirilmesi mümkün olmayan Birru-Takva'dır(Bakara-177).

Orası(Beyt) ''Harem, Harim, Haram"dır (http://www.hanifler.com/showthread.php?t=2584). En belirgin özelliği dış etkilere kapalı olması ve iştirak içinde olmasıdır. Buradaki yaşama ''Haram Usulü'' yaşam denir.
Kur'an bize sosyal ve ekonomik yaşam tarzı olarak iki ana yoldan bahseder. Birincisi yukarıda bahsettiğimiz Haram usulü yaşam tarzı ile ikincisi de yine diğer pasajlarda anlatılan ''Helâl Usulü'' yaşam tarzı

Birincisi ve en makbulü, istisna getirmeden hafta boyu-7 gün- kamunun müşterek menfaati için, maişetle yetinme halis niyetiyle, amelleri ve işleri birleştirerek çalışmak(sa'y); hisse vermek yerine herkesin müşterek ürettiği mal ve mülkün her zerresinde müştereken ortak olmak üzere Beyt-ül mal'a terk edilmesi ve buradan tayin edilen ihtiyaç miktarıyla yetinilmesi ve bakiyenin muhtaçlara dağıtılması ve müşterek sair işlerin giderilmesi için beyt-ül malda bırakılması; ki bu bırakılan sadakadır. Safa tepesi bu yaşamı işaret eder ve Safa tepesini mekân tutanlar da bunlardır. Bu nedenle Haccın ikinci günü bu tepede toplanılır ve bu hayatın alıştırılması yapılır. Bu yaşam tarzı 'namazın dosdoğru kılınması'' olarak tercüme ettikleri ''salat-ı ikâme''dir. Hacca başlarken girilen ihramdan hiç çıkmamak, yani hayat boyu ''haram usulü''nde yaşamaktır.

İkinci yol ise ''Haram ve Harim'' mekânının dışına çıkıp da ekonomik ve sosyal yaşantının Beyt şartlarında fakat Beyt dışında sürdürülmesidir. Bu sahaya ''Helâl sahası'' denilir. Helâl sahası içinde ekonomik ve sosyal yaşantının sürdürüldüğü yaşama ''Helâl Usulü'' yaşam denilir.
"Helal Usulü"ne "Komşuluk Usulü" de denmekte ve "avluların veya bahçelerin ortak olması" benzetmesi yapılmakta, ya da "aynı avluya veya caddeye bakan evler" de denmektedir.

Merve'de yaşamak/Merve'de yerleşmek diye ifade edilen yaşam tarzı ise "kapitalist" yaşamdır. Bu Yahudilerin sonradan edindikleri ekonomi politikleridir ve Yahudiler "Mescidi Aksa" denilen yerde bulundukları için bunların bu Kapitalist yaşam tarzlarına Bakara-144. ayette "uzak toplum/kollektivist yaşam sürenlere uzak toplum" manasında "mescidi aksa" denmiştir.

Helâl usulü yaşam ise fidye/zekat karşılığı serbest kalmadır ki bu da Mu'minun:4,5 ve Nahl-71'e tâbi olmaktır; ama kapitalizme izin vermemek, yani kârı sermayeye eklememek zorunluluğu getirir. Bu yöntem her ne kazanırsa, bakmakla yükümlü olduklarının(iyalinin) zorunlu ihtiyacı dışında kalan her kuruşun anında Kamu'ya iade edilmesi yöntemidir ki buna ''Helâl Statüsü''-''Helal Yaşam'' denilir. (Buna bir nevi kısıtlı girişimcilik, sosyalizm veya sosyal devletçilik-karma ekonomi denilebilir.) Bu yaşam tarzında belirtilen şartlar dahilinde, Beyt/havra/mescit/manastır sahası içinde geceleme/yaşama mükellefiyeti kaldırılmıştır; yani kollektif yaşamdan ayrılıp bazı şartlar altında (zekât vermek ile) ferdi çalışma hayatına atılınmıştır. Bu yaşam tarzı ''zekatı ita''dır.

Haram usulü ile helal usulü arasını bir çizgi ile birleştirirsek bunun dışında kalanlar ise işleri tamamen girişimcilere-kapitalistlere bırakarak ,düşük vergiler toplayarak infak zorunluluğuna son vererek tam sömürü düzenini kurmuşlardır. Hak dinin has şeraiti terk edilerek dinin içerisi boşaltılmış ve mülkperest paganların din anlayışları topluma yerleştirilmiştir. Rekabet serbest bırakılıp ''develer istedikleri gibi otlasınlar'' diye salınarak(bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler) kazancın ihtiyaçtan artanının infak edilmesi sona ermiş ve ''lüks'' ve ''refah'' içinde bir azınlık sevinçli/mutlu/memnun olarak(Bakara-219/1) ve devede kulak misali bağışlar yaparak, gıda paketleri dağıtarak, işi geçiştirme devreye girmiştir. Dinini bilmeyen kimlik müslümanları da bunları müslüman zanneder ve bu liberilizasyonu hızlandıranların(kamu mallarını babalar gibi satanların) ölenlerine rahmet, sağ olanlarını da iki paket makarna-mercimek-fasulye dağıttıkları için selametle anarlar, başımızdan eksik etmezler. Günaha batmış ve kaygan zemindeki 6 gün kendilerine say yapan bu Merve sakinleri içinde, inkar edenler, müşrikler,münafıklar vs. her türlüsü barınır.

Bunların içinde işin hilesini iyi bilen ve insanlık tarihinde ilk kez başka bir hileli yolu icat etmiş olan ve yine Merve ehlinden olan ama ''sa'y''ı 7'de değil de 6'da tutup, 7.yi kendilerinin istirahatine ayıran ''cumartesi ashabı'' var ki bunlar kazançlarını üleşmeye kıyamadıklarından, ''üretim yerlarini 6 işgünü kendi nam ve hesabımıza çalıştıralım, bir gün de infak etmemiz gerekenlere bırakalım onlar çalışıp kazansın da bizim infak mükellefiyetimiz kalksın'' diyen bencil cimrilerin 6 gün mesai yapanları da var.

Dikkat edilmesi gereken bir özellik vardır. Hacc ayetleri ''Kâbe'' diye bir şeyden hiç bahsetmez, ima dahi etmez. Hap din bozucuları onu ayetler arasına parantezli parantezsiz hep sokuşturmuştur. Bu yönde tarihi bir bilgi olarak Prof. Yaşar Nuri Öztürk'ün bir eserinden bir bilgi şöyledir:
''Resulullah namaz kılarken kendisi ile Kâbe cihetine gelen yüksek dağ arasındaki iki tepeyi karşısına aldı. (O iki tepeyi karşısına almakla) o yerde bina olunan mescidi(Kâbe'yi), taş tepenin(Safa) kenarındaki mescidin(kabenin) sol tarafına almış olurdu. Resulullah'ın namazgahı (taş tepe kenarindak) bu mescidin(Kabe'nin) alt başında ''kara taş'',Safa üstündedir. (Taş) tepe kenarındaki mescidden(Kabeden) on arşın yahut ona yakın ayrılır, sonra seninle (konuşulan kişiyle) Kabe arasına düşen uzun dağın o iki tepesini karşısına alarak namaz kılardı''. (Sahih-i Müslim'deki hadis no:2209).
Bu tarihi bilgide de Peygamber'in kâbe denilen yapıyı hep hariç tutmuş olduğu kaale bile almadığı, din dışı tuttuğu görülür, aynı, Allah'ın da kendisini tanımayan Allahsızlar ve koyduğu şerait dışında kalanlarla hiç ilgilenmediği gibi.

Bu da, Kur'an'ın koyduğu hacc'da ''Al-Lat'' sembolü olan Kâbe'nin tavafının bulunmadığı, Kâbe'nin putperestliği sembolize ettiği ve bu sembolün-işaretin de bir şuurlanmaya sebep olduğu, bu nedenle yıktırılmadığını açıklar.

Ayette bahsedilen ve bunlarla şuurlu bir dine kavuşmamız istenen açık işaretler ise dinin tam içini sembolize eden Safa ile dinin kenerını işaret eden Merve ve islam'ın fiilen yaşandığı ''Beyt-il Atiyk''-''Eski Ev''i(İbrahim Peygamber'in Beyt'ini) sembolize-işaret eden ''Mescid-el haram''dır. Açıkça bildirilmeyen ise din dışılığı sembolize eden Kâbe olup, hepsi de şuurluca, künhüne varılarak algılanmalıdır.
(Saygı ve teşekkürlerimi sunduğum Av.İlhami Çetin'den alıntılarla ve esintilerle hazırlanmış bu yazı kendi şahsi görüşümdür.)

Saygılarımla.
Galip Yetkin.

Konu galipyetkin tarafından (8. December 2019 Saat 01:25 PM ) değiştirilmiştir.
galipyetkin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 24. February 2012, 07:36 PM   #6
dost1
Site Yöneticisi
 
dost1 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2008
Mesajlar: 2.939
Tesekkür: 3.501
1.077 Mesajina 2.376 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 100000
dost1 is on a distinguished road
Standart

Selamun Aleykum! Değerli Galip Yetkin Kardeşim!
Allah razı olsun. Hacc ve Umre Konusunu bütünü ile değerlendirmişsiniz. Ne yazık ki, günümüzde HACC ve UMRE amacından çıkarıltılıp birtakım ritüeller haline sokulmuştur.
Rabbimiz tüm kullarına gerçek anlamıyla HACCI ve UMREYİ idrak etmeyi nasip eylesin. Özellikle de İslam alemindeki tüm ilahiyat eğitimi alanlar; Kur'an'daki Hacc ve Umrenin ÜZERİNE ÖRTÜLMÜŞ ÖRTÜLERİN KALDIRILMASI İÇİN çabalayanlardan olurlar. İnşaAllah.

Kusursuzluk sadece Allah'a mahsusdur.
Doğrusunu en iyi bilen sadece Allah'tır.
Sevgi,saygı ve muhabbetle.
Allah'a emanet olunuz.
__________________
Halil Ay
dost1 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
dost1 Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 2 Kisi:
galipyetkin (6. March 2012), yeşil (1. March 2012)
Alt 24. February 2012, 09:30 PM   #7
galipyetkin
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Sep 2011
Mesajlar: 1.443
Tesekkür: 104
566 Mesajina 948 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 21
galipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud of
Standart

Yukarıdaki seriye şu yazıyı da eklemek gerekli:

MESCİD-EL HARAM.

Mescid-el Haram-1.

Bütün insanlar iman etseler, Allah'ta bir artma olmaz. Bütün kâinat inkâr etse Allah'tan bir şey eksilmez. Ama, zulüm edilmesi Allah için gazaba maruz kalınacak bir sebeptir. İnkârdan kıyamet kopmaz, zulümden kopar. Müşriklerin cezası Ahret'tedir ve davacısı da Allah'tır. Allah Hiçbir müşrikle ahit yapmaz.

Kur'an'ca tanımlanan ''şomluk(solculuk)''-( bu gün anladığımız sağcılık)-,yani Allah ve resulünün düşmanları, daha ziyade nimete nankörlük edenlerdir(bu günkü siyasal sağcılık- Kur'an'da sağ ve sol yazılarına bakınız-). Allah ve Resulü'ne düşmanlığın ölçüsü olarak Allah ve Resul'ünü inkâr etmek değil ama insanlara adil davranmayanlar, kazançlarından artanı eksiltmeyen,büyüme ve 'artık değeri' zimmetine geçirerek ihtilas ve irtikap üzere kazanmayı dayatmakta ısrar eden ve kazançlarını cimrilikle ellerinde tutup servet ve sermayelerine ekleyerek kapitalist tarzına devam eden, çok az vergi/zekât verenler ''Allah ve Resul'üne düşmanlar'' olarak ölçü verilmiştir. Hak Din böylelerine ''Şomlar, meymenetsizler ve solcular/ki bu günkü ifade ile sağcılar/kapitalistler'' der. Bu tanımla verilen ise Aristokrasi'yi, Liberal Kapitalizmi şeriat/yol yapanlardır. Sosyal demokratlığı bile toplumsal adaleti savunmadığı, gelir dağılımına önem vermediği için ret etmemenin, Liberalizmi şeriat yapmaktan başka, nasıl bir benzetmesi olur ki? Çünkü, Allah ve Resul'ü savaş açmış olarak Kur'an'da tanımlananlar nimete nankörlük edenlerdir(Bakara-279). Müminin anlaşma yapmayacağı ve uzak duracağı bunlardır.

Tövbe Suresi'nin 7. ayeti, müşriklerin hiçbir türünün Allah indinde ve onunla ahdi'nin mümkün olmadığını vurguladıktan sonra, müminlerin şirk alemi ile yapacağı sulh anlaşmaları, sadece nimete nankörlük etmeyenleri, ''ihtiyaca yeteri kadar'' prensibi üzere yaşayanları, o istikâmette olanları istisna tutmuştur. Bunu da şöyle açıklamıştır:

''İnd el Mescid el Harami Fema İstikamu''

('Mescid el Haram yanında anlaşma yaptıklarınız müstesna', olarak tercüme etmişler, fakat müstesna tutulanların kimler olduğunu açıklayamamışlardır, çünkü mescid el haram'ı Kâbe olarak anlamışlardır ve Kâbe'nin yanında demişlerdir. Peki tamam da Allah ve Resulü müşriklerden uzaktır, o halde Kâbe yanında anlaşma yaptırdıklarınız kimlerdir?)

Burada bir incelik vardır. Mekke denilmiyor, Mescid el haram'a(dışa kapalı ortaklığa, kollektivist yaşamaya, iştirak halinde yaşamaya) özellikle vurgu yapılıyor, ve FEMA İSTİKAMU denilerek ''istikamet üzere olanlar' yani ''ihtiyaca yeteri kadar'' ile yetinenler ayrık tutuluyor. Şu halde orada iki türlü müşrik var. Birincisi liberal-kapitalist, sömürücü, insan haklarına riayet etmeyip, nimete nankörlük yapan müşrikler; diğeri de kavam üzere yani ihtiyaca yeteri kadarla geçinip artanıyla infak eden müşrikler. Tarihten de biliyoruz ki, islam öncesinde müşrikler arasında ''kavam'' üzere yaşayanlar vardı. Bunlara ''fityan''(ki çoğu yerde ''genç'' diye tercüme edilmiştir) hatta ''Erdemliler toplumu'' da denilirdi. İşte Mescid-i Haram vurgulaması ve ''istikamu'' kavramının yer alması tesadüfi değildir. Burada vurgulanan şey, şirk alemiyle mümin arasında bir anlaşma yapılacaksa, ehveni şer olanların tercih edilmesidir. Hem uluhiyet(tanrı açısından), hem nimet açısından nankör olanlar değil(Allah resulüne, onları bana bırak diyor), uluhiyette şirkleri olsa dahi nimete nankörlük etmeyen kesim tercih edilecek. Yani kapitalist müşrikler değil, kollektivist veya sosyalist müşrikler tercih edilecektir.
Çünkü Liberal-kapitalist, nimete karşı nankördür, fakat mümin gibi davranır ve bunu kendi ekonomik menfaati için yapar. Kolektivizm'in baş düşmanı ve hilekar ve düzenbazdır. Şu halde kapitalist dünyanın ve sistemin koruyucusu olan NATO ile yapılan ittifak hatadır.

İşte Mekke'de anlaşma yapılanlar bu nimete nankör olmayan müşriklerdir ve Hacc-ı Ekber esnasında ziyaret edilip kollektivist yaşam tarzları tetkik edilecek olanlar da bunlardır.

Bizim mümin diye geçinen ve kendisine mütedeyyin müslüman, inançlı diyen sakallı-sakalsız sünni bezirganlarımız da, kendi ekonomik düzenlerini korumasına rağmen adında "sosyal" kelimesi olduğundan dolayı sosyal demokratları bile düşman ve din karşıtı ilân eder ve bizim zavallı cahil halkımız da bunlara inanır, bunlar beş vakit namaz olmasa bile ''cuma''yı kaçırmazlar ya. Ama Amarikalı ve Avrupalı, müslümanlığı yok etmeye yeminli kapitalistlerle lüks otellerde alem ve kapitalizmi din yapar, onların soyguncu şirketleriyle entegre olurlar ve sermayelerini artırmak için elektrik bedellerine ''kayıp kaçak bedeli'' adı altında eklemelerle hırsızlık, dolandırıcılık yaparlar, tasarruflu ampul diye zavallı fakir halkın sırtından yüzmilyonlarca ampul satarak kapital sağlarlar.

Görülüyor ki ''kâbe'' dedikleri kara ve kare prizmanın ''mescid el haram''la ne uzaktan ne de yakından bir ilgisi yoktur.Kendi uydurduklarını, hevalarını kendilerine din yaptıkları bir sistemin sembolüdür.

Konu galipyetkin tarafından (17. April 2017 Saat 04:53 AM ) değiştirilmiştir.
galipyetkin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
galipyetkin Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
dost1 (25. February 2012)
Alt 24. February 2012, 09:34 PM   #8
galipyetkin
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Sep 2011
Mesajlar: 1.443
Tesekkür: 104
566 Mesajina 948 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 21
galipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud ofgalipyetkin has much to be proud of
Standart

Mescid-el Haram-2

Allah taştan, topraktan, tahtadan,demirden ve insan eliyle yapılmış bina, yapı mânâsına gelen mescit, cami, havra, sinagog, kilise, manastır, katedrallerle, firavunların piramitleriyle, putperest kafirlerin zuggurratlarıyla, müşriklerin kâbesiyle hiç ilgilenmemiştir. Belki bunlardan bazılarını telaffuz ile onlara tabi olan insan topluluklarını kastetmiştir. Kâbe kelimesi, o kara kare prizmayı ifade için hiç kullanılmamıştır Kur'an'da; hep birileri tarafından sokuşturulmuştur.

Her ne kadar bir kesim kâbe'yi, o kara kare taştan kübü işaret ettiğini söyleseler de, ısrarla ''Mescid-i Haram'' yerine meallerinde ''Kâbe'' diye yazsalar da, Kur'an'da "mescid el haram" ifadesiyle kast edilen Mekke'deki başkanları ve yöneticileri(kodamanları), yani Nedve Meclisi idarecileri haricindeki henüz müslüman olamamış fakat kavam üzere-ihtiyaç kadarıyla- yaşayan insancıl kişiler ile baskı altında tutulan ve ''Nisa-98''de ifadesini bulan ''yurtlarından hicret için bir yol, bir imkân bulamayan yaşlı erkeklerle-kadınlar ve çocuklardan oluşan'' halk-avam kastedilmiştir.

Yani ''Mescit'' kelimesiyle bina, yapı kasdedilmemiş, kavam üzere üzere yaşayan ve birbirlerine secde eden toplumu meydana getiren insan unsuru kastedilmiştir. Bunlar ''Enfal -72. ayet''te yerini bulur.

Bunlar inanan ve hicret edenler, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla savaşanlar ve barındırıp yardım edenler, yani yakın olanlar(evliyaullah) dışında kalıp, hicret edemeyenlerdir. Bunlara hicret edene kadar ''yakınlık'' söz konusu değildir. Eğer bunlar din uğrunda yardım isterlerse, diğer gruplarla yapılmış anlaşmalara zarar gelmeksizin, onlara yardım etmek gerekir.

İşte ''Mescid-i Haram'' ifadesi hicret etmemiş bu kavam üzere yaşayan iffetliler ile henüz müslüman olamamış, kalpleri müslümanlığa ısınmış, müslümanlığa yatkın ve her an müslüman olabilecek kişileri tanımlar. Enfal -34, Hacc-25, Bakara-144-150, Isra-1, Fetih-25 ve diğer ayetlerdeki ''mescid el haram'' ile hep ve daima bu kollektif yaşayan halk ve yaşam biçimleri ifade edilmiştir. Yani bu ifade "sosyo-ekonomik" bir ifadedir

Al-Lât'a tahsis edilmiş, kare küp yapıtla Allah'ın ne işi olabilir, insanlara faydası ne ki? O'na Al-Lat'ın evi yerine Allah'ın evi ifadesi yakıştırılsa/yapıştırılsa bile.

Adamlara göre Allah tutturmuş ''evim de evim, benim kutsal evim'' diye!

Bu kadardı da, niye Peygamber Mekke'yi fethettikten, Hacc-ı Ekber sonrası hemen Medine'ye dönmüş, orada yaşamış ve orada ölmüştür?

Saygılarımla
Galip Yetkin.
(Adalet ve Rahmet Sitesinden)

Konu galipyetkin tarafından (17. April 2017 Saat 04:58 AM ) değiştirilmiştir.
galipyetkin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
galipyetkin Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
dost1 (25. February 2012)
Alt 25. February 2012, 12:32 PM   #9
dost1
Site Yöneticisi
 
dost1 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2008
Mesajlar: 2.939
Tesekkür: 3.501
1.077 Mesajina 2.376 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 100000
dost1 is on a distinguished road
Standart

Selamun Aleykum! Değerli Galip yetkin Kardeşim!

Allah razı olsun. Değişik düşünceleri bizlerle paylaşıma açıyorsunuz.

Yazınızda belirtilen:"Al-Lât'a tahsis edilmiş, kare küp yapıtla Allah'ın ne işi olabilir, insanlara faydası ne ki? O'na Al-Lat'ın evi yerine Allah'ın evi ifadesi yakıştırılsa-yapıştırılsa bile." Sözü
ne yazık ki değişik ateist sitelerde -özellikle de "İlhan Arsel"e ait olan- yayınlanan sunuların etkisinde kalınarak -yeterli inceleme yapılmadan- "KA'BE" ile ilgili bu tür olumsuz düşüncelerin oluşup gelişmesine yol açmıştır.

Buradaki videoda belirtilen resimdeki karakterin el-ilah olduğu söylenmiş.
Oysa ki, buradaki resim "El İlah" değil herkesin de bildiği gibi Akad kralı ünlü "Büyük Sargon"dur.

Değerli Kardeşim. Günümüzde Ka'be ile ilgili olarak yapılan bu yapıyı "putlaştırmaya kadar varan yanlış uygulamalar" bu yapı ile ilgili olumsuz düşüncelerin gelişmesine yol açmamalı. Bu yapıyı "putlaştırmaya kadar varan yanlış uygulamalar" açıkça belirtilerek; "Hacc,Umre, Mescidil Haram, Ka'be, Makamı İbrahim" kavramları ve işlevleri Kur'an'da belirtilen şekliyle doğru olarak ortaya konulmalıdır.
Dileğimiz; İslam Aleminin HACC VE UMREYİ şuanki "turistik gezi" yapısından kurtarıp gerçek işlevine ulaştırmasıdır.

Kusursuzluk sadece Allah'a mahasusdur.
Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
Sevgi,saygı ve muhabbetle.
Allah'a emanet olunuz.
__________________
Halil Ay
dost1 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
dost1 Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 2 Kisi:
hiiic (26. February 2012), yeşil (1. March 2012)
Alt 26. February 2012, 12:22 AM   #10
hiiic
Uzman Üye
 
hiiic - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Mar 2010
Mesajlar: 1.979
Tesekkür: 1.908
1.298 Mesajina 2.732 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 22
hiiic has much to be proud ofhiiic has much to be proud ofhiiic has much to be proud ofhiiic has much to be proud ofhiiic has much to be proud ofhiiic has much to be proud ofhiiic has much to be proud ofhiiic has much to be proud of
Standart

İnsanlar internetten bile resulun getirdikleriyle (dolayısısyla resulle) karşılaşıp hac yapabilirler diye düşünüyorum. Keza onların arasında yaşayan Nuh değil , Nuhun getirdikleriydi ve Allah nuhun getirdiklerine Nuh 950 sene kaldı diye hitap etmiştir.

Resulun getirdikleri (Kuran ayetleri) resulun bizzat kendisidir. Hac bilgisi ve ibrani eğitimim online olarak hiçbir yere fiziken hareket etmeden bir aracıyla da yapılamaz mı? Gerek yaya gerek binekle... teknoloji bir binektir ve uzakları yakın eder...

Ayrıca gelişen toplumsal ve teknolojik bilgiyle beraber haccın yapısının yanı sıra içeriğinin de değişmiş olması gerekiyor. Kenarlarını kesin çizgilerle çizmediği bir emri bu kadar basmakalıba sokmak bence vebal gerektirir.

Zaten böyle boş kısır tartışma yaratacak söylemlere de gerek yok, Haccın hicaz kıralından başka kimseye yaramadığı apaçık ortada. Kulların işine yaramayan boş batıl davranışlar Yasaklanmıştır...

***

Ulu Önder Muhammet Mustafa bizler gibi bir insandır ve aynı cinsimiz olan o insanın merhameti, şefkati, dürüstlüğü, erdemi hepimizin içerisinde var. Allah kendi içimizdeki Muhammed'e yönelip içsel haccını yapanlardan eylesin cümlemizi.
hiiic isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
hiiic Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 3 Kisi:
Asin (31. August 2017), dost1 (26. February 2012), yeşil (26. February 2012)
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
merve, safa


Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 02:00 AM.


Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.
Hanifler - Kuran odaklı gerçek din islam