hanifler.com Kuran odaklı dindarlık  

Go Back   hanifler.com Kuran odaklı dindarlık > İMAN > Allah'a İman > Allahın sıfatları

Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 13. January 2009, 02:03 PM   #1
hasyetullah
Katılımcı Üye
 
Üyelik tarihi: Jan 2009
Bulunduğu yer: istanbul
Mesajlar: 77
Tesekkür: 13
24 Mesajina 33 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 17
hasyetullah will become famous soon enoughhasyetullah will become famous soon enough
Standart Ilah ve ilah edinmek

İlâh:

Sözlük anlamı; “örtünmek, gizlenmek, alışmak ve kulluk” demek olan “ilâh” sözcüğü genelde, “ibadet edilen, tapınılan, ululanan” nesnelerin ortak adı olmuştur. “İlâh” sözcüğünün mabuda bağlanmasının, yani “ibadet edilen” anlamında kullanılmasının sebepleri şöyle sıralanabilir: İlâhın; “ihtiyaçları gideren, işlenen amelin karşılığını veren, sükûnet bahşeden (huzur, rahatlık veren), yücelik hükmü altına alıp koruyan, musibet anında koruyan” anlamında kabul edilişidir.
İslâmiyet`in saf tevhit akidesi; tapılacak, ibadet edilecek, ululanacak olanın; kâinatı ve eşyayı yaratan, yoktan var eden, sadece Allah olduğunu kabul eder.
Görüldüğü gibi İslâmiyet`teki “Allah” kavramı ile diğer dinlerdeki “ilâh” kavramı arasında tartışmaya yer bırakmayacak nitelikte büyük farklar vardır. Diğer dinlerdeki ilâhlar, bu dinlere mensup olan insanların korkularının, ihtiyaçlarının ürünü olup, insanların isteklerine göre şekillenmişlerdir. Hüküm koyma özellikleri olmayan ve insanların korkularının, ihtiyaçlarının ortadan kalkması hâlinde fonksiyonlarını kaybedecek olan bu ilâhlar, insanlarla birlikte var olup, insanlarla birlikte yok olurlar.
Oysa İslâm`da kişi, ilâhını kendi ihtiyaçları doğrultusunda edinemez. Zira İslâm, ibadet edilecek ilâhın tek, mutlak yaratıcı (her şeyi yaratan) ve tek hüküm koyucu olduğu esası üzerine oturtulmuştur. İslâm, insanları, işte bu ilâha, yani Allah`a iman ve ibadet etmeye çağırmaktadır. İslâm`daki ilâh olan Allah, mutlak yaratıcı olduğundan her şeyden önce de vardır, yani zatı ile kaimdir. Yani Allah, varlığını ayakta tutmak için kendisinden başka hiçbir desteğe ihtiyaç duymaz ve ebedî olduğu için de insanla birlikte yok olmaz.
“İlâh” sözcüğü Kur`an`da; hem “Hak olsun batıl olsun, ayırım yapılmaksızın, insanların tapındığı şey” anlamında, hem de “Gerçekten ibadete lâyık olan varlık, Hakk mabud” anlamında kullanılmıştır.

İlâh edinmek:

Yeryüzünde bilgilendirilen ilk insan ve ilk peygamber olan Âdem`le başlayan tevhit inancı, gönderilen her peygamberle birlikte devam etmiş ve peygamberimiz ile kemale ermiştir.
Bütün peygamberler, kendilerinden önceki peygamberleri tasdik edici özellikte tevhit yolunda mücadelelerini sürdürmüşler, gönderildikleri kavimleri, Allah`tan başka ilâhlar edinmemeleri hususunda uyararak, onları Allah`a kulluk etmeye çağırmışlardır. Ancak peygamberler bu mücadeleleri sırasında kendilerinin yanında yer alan pek az mümin bulabilmişlerdir. Hatta bazıları içinde bulundukları toplumun sürekli hakaret ve alaylarına maruz kalmışlar, yaşadıkları yerden uzaklaştırılmışlar ve öldürülmüşlerdir.
Peygamberlerin uyarılarını dikkate almayan insanlar, kendi inançlarında ısrar etmişler, kendileri için ilâh olabileceğine inandıkları şeylerin, korkulu ve sıkıntılı anlarında kendilerini koruyabileceğini zannederek Allah`tan başka ilâhlar edinmişler ve onlara tapınmaya devam etmişlerdir. Kur`an, bu insanları bize şu şekilde tanıtmaktadır:

Meryem; 81: Onlar, kendileri için bir izzet ve kuvvet kaynağı olsunlar
diye, Allah`ın astlarından ilâhlar edindiler.

Ya Sin; 74: Onlar, Allah`ın astlarından kendileri yardım olunurlar
ümidi ile ilâhlar (tanrılar) edindiler.

Hud; 101: …… Allah`ın astalarından yalvardıkları yalancı ilâhlar,
Rabbinin emri geldiği zaman onlara hiçbir fayda sağlamadı,
ziyanlarını arttırmaktan başka bir işe yaramadı.

Nahl; 20, 22: Ve Allah`ın astlarından çağırdıkları şeyler, hiçbir şeyi
yaratamazlar. Onların kendileri yaratılıp duruyorlar. Onlar
diriler değil ölülerdir. Ne zaman dirileceklerine de şuurları /
bilinçleri yoktur. Sizin ilâhınız bir tek ilâhtır. ………”
Yunus; 66: … Allah`ın astlarından Allah`a eş tuttukları
ortaklara tabi olmuyorlar. Onlar sadece zanna uyuyorlar,
onlar ancak yalandan başkasını söylemiyorlar.

Kasas; 88: Allah ile birlikte başka bir ilâha tapma. Ondan başka hiçbir
ilâh yok. …..”

Bu ayetlerden şu neticeleri çıkarmak mümkündür:
- Cahiliye devri insanları kendilerine, korkulu ve sıkıntılı anlarında dua edip yardıma çağırdıkları ilâhlar ediniyorlardı.
- Bu ilâhlar sadece cinler, melekler ve putlardan ibaret değildi. Daha önce yaşayıp ölmüş olan şahıslar da tapınılan ilâhlar arasında idi. Nitekim “Onlar diriler değil, ölülerdir. Ne zaman dirileceklerini de bilmezler (Nahl 21)” ayeti, bunu ispatlamaktadır.
- Müşrikler, ilâh edindikleri putların, kendilerinin dua ve yakarışlarını işittiklerini ve kendilerine yardım edebilecek güçlere sahip olduklarına inanıyorlardı.

Bu neticelerden hareketle ilâh edinmenin, dua ve yakarışları işitebilecek ve gereğini yapabilecek bir gücün varlığına inanmak ve o gücü benimsemek olduğu söylenebilir. Bu tarife göre de, insan bu gücün sadece Allah`ta olduğuna inanıyor ve buna göre davranıyorsa Allah`ı ilâh edinmiş olmakta, bu güce sahip başka “şey”lerin de varlığına inanıyor ve buna göre davranıyorsa Allah`tan başka “şey”leri de ilâh edinmiş olmaktadır.
Ancak, hayatın içindeki sebep-sonuç kanunlarının gerekleri dolayısıyla, insanların birbirlerinden aldıkları yardımların bu anlama gelmeyeceği tabiîdir. Meselâ bir insanın aç karnını doyurmak üzere başka birinden talepte bulunması ya da hastalığını iyileştireceğini umduğu bir doktordan yardım istemesi, yardım istediği kişileri ilâh edindiği anlamına gelmez. Çünkü bu şartlarda istenen yardımlar, hayatın doğal akışı içinde, bazı insanların sahip oldukları imkânlar ve bilgiler sayesinde başkalarına yapabilecekleri yardımlardır. Zaten Yüce Allah bu durumu, işlerini birbirlerine gördürmek için insanları farklı yarattığını söylemek suretiyle, Kur`an`da açıkça belirtmiştir. Ama yukarıdaki örneğe göre, karnı acıkan veya hasta olan insan, ihtiyaçlarını gidermek üzere bir ölüden, bir nesneden (puttan) veya bu ihtiyaçları karşılayacak imkân ve bilgisi bulunmayan herhangi birisinden, doğa üstü yollarla yardım umarsa, o “şey”i ilâh edinmiş olur.
Günümüzde pek sık rastlanan şekli ile; bir ölüden veya bir diriden, ihtiyaçlarının karşılanması (para, ev, araba, iş…), bozuk sağlığının iyileştirilmesi veya iyi olan sağlığının bozulmaması gibi konularda talepte bulunmak, talepte bulunulanın ilâh edinilmesinden başka bir şey değildir. Keza, yeni evlenen çiftlerin kendilerine mutluluk getireceğine inanarak, çeşitli şahısların mezarlarını ziyaret etmeleri ve adaklar adamaları da, Allah`tan başka ilâhlar edinmenin ve Allah`a ortak koşmanın en belirgin örneklerindendir.
Aslında insanın ilâh edindiği nesnelere dua etmesine, ondan yardım dilemesine sebep olan düşünce, şüphesiz ki o nesnelerin tabiat kanunları üzerinde hükmünü geçirmeye ve tabiat kanunlarının nüfuzu dışında bir kuvvete sahip olduğunu kabul etmeye götüren düşüncedir.
Yüce Allah, kendisinden başka ilâh edinenlerin durumlarını Kur`an`da şu şekilde açıklamaktadır:

Ahkâf; 27, 28: Kesinlikle, Biz kendi çevrenizde bulunan memleketleri
helâk ettik. Ayetleri, belki onlar küfürden imana dönerler diye tekrar tekrar açıkladık. Öyleyse Allah`ın astlarından güya O`na yakınlığa vesile edindikleri düzme tanrılar, onların azabını savmaya yardım etmeli değil miydi? Tersine o düzme tanrılar kendilerinden ayrılıp kayboldular. Bu onların yalanlarıdır,
uydurmakta oldukları şeydir.

İnsanların gerçek yaratıcıyı bırakıp, kendi elleriyle yaptıkları putları ilâh edinmelerinin başlangıcı ise Kur`an`da şöyle bildirilmiştir:

Nuh; 21-23: Nuh, “Rabbim! Kavmim bana isyan etti. Malı ve
evlâdı kendisine zarardan başka bir şey vermeyen kimseye
uydular. Onlar büyük tuzaklar kurdular. Ve “Sakın ilâhlarınızı bırakmayın. Ved, Suvâ`, Yagûs, Yeûk ve Nesr gibi putlarınızdan
vazgeçmeyin” dediler.” dedi.

Ayette bahsi geçen bu putlar, tarihî belgelerden öğrendiğimize göre daha sonra Arabistan yarımadasının değişik yerlerinde yeniden dikilmiştir.

Eski çağlarda yaşamış, tevhit inancından habersiz kavimler de insan davranışları gösteren pek çok ilâh edinmişlerdir. Meselâ; Eski Mısır`ın mitolojik dinlerinde, bir kaynağa göre zaman, bir başka kaynağa göre yeryüzü ilâhı Keb (veya Geb) ile gökyüzü tanrıçası Nut`un (Neuth, Nuit) evlenmesinden meydana gelen Osiris, kıskançlık yüzünden Seth (Set) tarafından öldürülerek on iki (ya da on dört) parçaya bölünmüştü. Eski Çin dini olan Sinizm`e göre tanrı Çang-Ti`nin soyundan gelen Çin hükümdarları, göğün oğulları idi. Hint dinlerindeki ilâhlar da, her türlü beşerî eksikliklerden uzak değillerdi. Meselâ, gök gürültüsü, yağmur, fırtına gibi olayların ilâhı olan ve yıldırım ile şimşeği silâh olarak kullanan İndra, çok zalim ve gaddar bir ilâhtı. Keza Sümerlerin ilâhı olan Madruk, ulûhiyyeti, diğer tanrılarla savaşarak tıpkı insanlar arasındaki krallar gibi elde etmişti. İran dini Mecuslik`te ise bir kaynağa göre iyilik tanrısı olan Hürmüz ile kötülük tanrısı Ehrimen, başka bir kaynağa göre Bilge Tanrı Ahura Mazda`nın kendi iradesi ile yarattığı ve sonradan iyilik ve kötülük ilkelerine dönüşen iki ruh Ormazd (Hürmüz) ile Ehrimen, devamlı savaşırlardı. Hangisi galip gelirse ona bağlı olarak yeryüzünde iyilik veya kötülük galip gelmekte idi. Bugünkü Avrupalıların ataları olan Keltlerin dininde, insanlar vahşîce ilâhlara kurban edilirdi. Azteklerin, bir kaynağa göre harp tanrısı olarak kabul ettikleri Çiçli-Puçli, başka bir kaynağa göre ise Savaş ve Güneş Tanrısı Huitzilopochtli, insan yüreği yemekten hoşlanan zâlim ve savaşçı bir ilâhtı. Yahudilerin millî ilâhı olan Yehova (YHVH, YAHVE, YeHoVah), kendi kavmi olan İsrailoğullarının dışında kalan kavimlere karşı son derece zalim ve gaddardır. Bunların yanında Eski Yunan`ın mitolojik Olimpos tanrılarını da unutmamak gerekir. Ayrıca orta Asya Türklerinin çeşitli nesneleri, özellikle kendilerini kurtardığına inandıkları bir kurdu nasıl ilâhlaştırdıkları bilinmektedir. (İslâm Ansiklopedisi ve Ana Britannica)
Bugünkü Batı dünyası, Yunan ve Roma çoktanrıcılığını, ismi dışında her şeyi ile aynen almıştır. Batı dillerinde ilâh karşılığı olarak kullanılan kelimeler (İngilizce “God”, Almanca “Gott”, Fransızca “Dieu”, İtalyanca “Dio”), temelde Yunanca Theos ve Lâtince Deivo kelimelerine, bu kelimeler de Yunan mitolojisinin insan şeklindeki tanrı anlayışına dayanmaktadır. Eski Yunan`dan kaynaklanan ve genellikle beşerî zaaf ve eksiklik taşıyan bu ilâh anlayışı, önce Roma`ya, oradan da Hıristiyanlığa geçmiş ve İsa ile Meryem heykelleri, mabetlerin vazgeçilmez putları hâline getirilmiştir.
Görüldüğü gibi İslâm ile diğer dinlerin ilâh anlayışı birbirinden çok farklı olup, İslâm dışındaki dinler, saf tevhide ve tevhitte var olan her şeyden arındırılmış Allah anlayışına bir türlü yaklaşamamışlardır. Bu dinler, İslâmiyet`in ilâh anlayışına kavram olarak yaklaşamadıkları gibi, isim olarak da yaklaşamamışlar, ilâhlarına, “Tanrı”, “Rab”, “İlâh”, “Huda”, “Çalap” gibi isimler vermişler ama “Allah” ismini hiç vermemişler, belki de verememişlerdir.
İslâmiyet`teki ilâh inancı, 3. ayetin bildirdiği gibi, O`nun sadece Müslümanların değil, tüm insanların ilâhı olduğu gerçeğine dayanmaktadır.

HAKKI YILMAZ
hasyetullah isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
hasyetullah Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 2 Kisi:
dost1 (28. June 2013), REHA (23. March 2017)
Alt 28. June 2013, 02:48 AM   #2
merdem
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Nov 2012
Mesajlar: 1.606
Tesekkür: 667
710 Mesajina 1.305 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 23
merdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud ofmerdem has much to be proud of
Standart

Bu dinler, İslâmiyet`in ilâh anlayışına kavram olarak yaklaşamadıkları gibi, isim olarak da yaklaşamamışlar, ilâhlarına, “Tanrı”, “Rab”, “İlâh”, “Huda”, “Çalap” gibi isimler vermişler ama “Allah” ismini hiç vermemişler, belki de verememişlerdir.

Mümin; 64: Yeri sizin için yerleşim alanı, göğü çadır kılan ve sizi biçimlendiren -ve O sizi ne güzel biçimlendirdi- ve sizi temiz şeylerle besleyen Allah'tır. İşte Rabbiniz Allah budur. Dünyaların Rabbi Allah ne kutludur!


Kur'an da, Yüce Allah'in yapilacak dualarda "Rabb" sifatinin kullanilmasinin emrettigi görülür. Bütün peygamberler buna uygun davranmis ve dualarini daima Allah'in "RABB" sifatina yöneltmislerdir.


Kur'an da tam 903 kez yer alan "rab" sifati, Allah'in Kendisi hakkinda en cok kullandigi sifatidir. Kur'an da bu sifat kullanilarak yapilan bazi dualardan örnekler:

Felâk/ 1-5
Nâs/ 1-6
Tâ-Hâ/ 114
Isrâ/ 24
Mü'minûn/ 29
Mü'minûn/ 118

Islâm Dininin Temel Direkleri namaz/dua, salât, kible ve hac
Hakki Yilmaz

Sayfa/32

Konu merdem tarafından (28. June 2013 Saat 03:41 AM ) değiştirilmiştir. Sebep: Ayet ilave edildi
merdem isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
merdem Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 2 Kisi:
dost1 (28. June 2013), Miralay (1. July 2013)
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
edinmek, ilah


Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 09:06 AM.


Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2024, Jelsoft Enterprises Ltd.
Hanifler - Kuran odaklı gerçek din islam